13-11-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)





































 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
Anasayfa
HAYAL TACİRLERİ
Kullanıcı Oylama: / 22
Yazar Mehmet Nuri YILMAZ   
06-06-2006

  
BİR okuyucumdan şöyle bir mektup aldım: "Zaman zaman televizyonlarda kendini medyum olarak tanıtan kişilere rastlıyoruz. Bunlar, toplum içinde açıkça icra-i faaliyette bulunduklarını söylemekten çekinmiyorlar. Üzerinde ’medyum’ levhası bulunan işyerlerinde insanlara hizmet ettiklerini ileri sürüyorlar. Fal bakıyorlar, cin çıkarıyorlar, geleceğe ait öngörülerde bulunuyorlar.  
  
Kısacası hayal satıyorlar insanlara. Müşteri portföyleri arasında sanatçılar, siyasetçiler, ev kadınları vs. toplumun her kesiminden insanlara rastlamak mümkün. Bunlardan birisi, iki eski başbakanımızın (isimlerini de vererek) gelip kendisine fal baktırdıklarını övünerek söylüyordu."  Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 06-06-2006 )
Devamı...
KÖTÜ KALPLİ KRALİÇE NE KADAR KÖTÜ KALPLİ?
Kullanıcı Oylama: / 15
Yazar Sebahattin Özden   
31-05-2006
ImageSebahattin Özden* 
 

İnsanlar özgürlüğün devredilemez bir değer olduğuna inanmakta şüphesiz çok haklılar ve ben de bu noktada aynı kanaatteyim ancak “hiçbir zaman için devredilemez olarak” kabul edilen özgürlüğün, bazı durumlarda devredilip devredilemeyeceği hala belirsizliğini korumaya devam ediyor. Mesela henüz reşit olmamış bir çocuğun tüm hakları velisine bırakılmalı mıdır, bırakılmamalı mıdır? Birçok kişi yapılabilecek başka hiçbir çözüm olmadığını düşünerek, bu konuda tüm kanaatin veliye bırakılması gerektiğine inanır. Bugün burada bunun doğru olup olmadığını tartışmak istemiyorum. Belirtmek istediğim husus sadece velinin tasarrufuna terkedilmiş hakları kullanması nedeni ile velinin suçlanıp suçlanamayacağıdır ve şüphesiz ki suç, velilerin kendilerine izin verilen sınırları aşmasıyla oluşur. Peki ya bahsi geçen sınırların doğru olup olmadığını yeniden sorgulamak gerekmez mi?

Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
PARİS'TE BEŞ PARASIZ
Kullanıcı Oylama: / 20
Yazar Raci Durcan   
31-05-2006
Image                                    Raci Durcan 
 
   Bu tuhaf bir şekilde oldu.

   Fransa’da bir fuara katılmak önce bana cazip göründü. Böylece, gerekli uçak ve otel rezervasyonunu onaylamakta mütereddit davranmadım. Fakat gitme zamanı yaklaştıkça doğru yapıp yapmadığım hakkındaki şüphelerim arttı. Gönülsüz hazırladığım vize evraklarının yerine ulaşmasında bir gecikme oldu. Bunu pek hararetle takip etmedim. Vize dilekçesini usulüne uygun yazmadığımı söylediklerinde canım iyice sıkıldı. Küçük formalitelere büyük önem atfetmişlerdi. Doğrunu yazmak için teşebbüste bulunmadım. Düzeltmeleri meğer turizm şirketi kendisi yapmış. Seyahat tarihinden üç gün önce tüm işlemlerin tamamlanmış olduğunu öğrendim. Hazırlanmak için fazla vakit yoktu.

    Son iş gününde bankaya gelen havaleyi çekip dövize dönüştürmek mümkün olmadı. Yanımdaki cüzi parayla ve kredi kartıyla idare edecektim. Grup olarak gittiğimiz için sıkıştığımda başkalarından da para istemek mümkün diye düşündüğümden bu önemli bir konu gibi görünmedi bana.

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 01-06-2006 )
Devamı...
AĞUSTOS BÖCEĞİNDEN ÖZÜR DİLEMEK
Kullanıcı Oylama: / 26
Yazar Sebahattin Özden   
24-05-2006
Sebahattin Özden*


Eğer çocuksanız insanlar size nasihat etmeye bayılırlar ve bu nasihatlerin belki en başında kitap okumanın teşviki gelir. Kitap okumanın öğrenme yolunda yürümek için bir şart olduğu iddia edilir. Ben insanların kitap okumalarının şart olduğunu düşünmüyorum. Kitap okumak bir ilgi meselesidir, ve kitap okumaktan maksat öğrenmekse, öğrenmenin tek bir yolu olduğunu iddia etmek büyük bir yanılgı olur. Tecrübe gibi acı bir öğrenme yolunu bir kenara ayırırsak, insanlar izledikleri filmlerden, girdikleri tartışmalardan, dinlediklerinden, gördüklerinden ya da daha kısa ifadeyle yaşadıkları hemen her şeyden bir şeyler öğrenir. Kitaplar ise size hazır bilgi sunarak, teorik dünyaya giriş yapmanıza yardımcı olur. Henüz okula gitmeden önce bile sürekli okuyan biri olarak söylemeliyim ki, kitap okumak bir alışkanlıkta olabilir. Pekala kitaplar size yanlış bilgi de öğretebilir; işte bugün değineceğim asıl konu…

Yorum yazınız (1 Yorum)
Devamı...
ÇÖZÜM NÜKLEER SİLAHLANMA MI?
Kullanıcı Oylama: / 17
Yazar Raci Durcan   
24-05-2006
Image                                                                                                      Raci Durcan
   İran’ın, nükleer enerji yolunda önemli bir adım olan Uranyumu zenginleştirmeyi başardığını açıklaması bazı çevrelerde heyacanla karşılandı; sanırım ileride ve istenildiğinde bunun nükleer silaha da dönüştürülerek Batı karşısında bir denge unsuru olacağı düşünüldüğünden... Böylece, bir elinde silah olan Batı medeniyetiyeti bitecek, yahut en azından durum eşitlenerek yeni medeniyet için umut belirecektir. 

    İran’ın bu çabası, Dünya’nın Batı medeniyetinin tahakkümünden nasıl kurtulacakları konusunu da yeniden gündeme getirdi. Nükleer bir silaha sahip olmak gerçekten bir denge unsuru olabilir mi?

    Her ne kadar uygarlıklar sadece silaha dayanarak ayakta duramasalar da, her uygarlığın, yerini aldığı uygarlıktan daha üstün silahları olduğu da bir gerçektir. Burada sorulması gereken soru; yeni uygarlık daha üstün silahlar geliştirebilen bir uygarlık olduğu için mi oradadır? Yoksa daha üstün silahlarından dolayı mı eski uygarlığın yerini devralma başarısını göstermiştir? Galiba bu sorunun cevabı ‘her ikisi de’dir. Bir medeniyet sadece kültürel temeller üzerinde duramaz. Kimse onun daha insancıl, daha barışçıl ve hoşgörülü olduğu için orada durmasına müsaade etmez. Bu medeniyet göstergesi sair vasıflarının yanında, ne kadar dirençli ve yaşama arzusu taşıdığını da ispatlayabilmelidir. 

Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
MEZARIN ETRAFINDA DİRİLER
Kullanıcı Oylama: / 14
Yazar Bahattin Bilhan   
24-05-2006
Hele bak şu insanların haline,
Bir bak insanların izmihlaline:

Taştan ağaçlardan bekliyorlar meded,
Unutmuşlar:  "Kul huvellahu ehad"…

Şu katı karanlığa  ne demeli:
İnayet beklediği kişi ölü.

Cansız eşyaya tapınmak da neden,
Ölülermi dirilere egemen?...

Şu gerçeği asla unutmayınız:
Taş,ağaç,toprak,dağ ve deniz:

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 30-10-2007 )
Devamı...
BAŞER DOSTUM
Kullanıcı Oylama: / 17
Yazar M. Selami Çekmegil   
16-05-2006
            BAŞER DOSTUM                               

                                                 M. Selami Çekmegil 

      Çok efendiydi. Yalvaç’lıydı ama bazı İspartalıları sevmezdi. Malatyalılara daha çok hayrandı. Bir Malatyalı için:
      “…
      “Malatya ilimizin soylu asil çocuğu, 
      “Said bey’in oğludur, Sanih’in de torunu
      “Sanihi bilen bilir o bir üstadı azam,
      Şiirde dürü yekta şairlikte muazzam” diye yazmıştı.

      Divan edebiyatına hakimdi. Sohbetlerinde fikirlerini ve katkılarını Divan edebiyatından şiirler okuyarak yapardı. İslam’ı ideal edinmişti. Ama ondan taviz verenlerden ve delilsiz konuşanlardan hoşlanmazdı. Bir dostunu:

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 22-01-2008 )
Devamı...
ROBİN HOOD'U YENİDEN YARGILAMAK
Kullanıcı Oylama: / 20
Yazar Sebahattin Özden   
16-05-2006
Sebahattin Özden* 

İnsanlar yaygın olarak sermaye sahiplerine düşmanlık güderler. Sermayeye “muhakkak haksız kazanç” gözüyle baktıkları gibi, neredeyse bütün sermayedarları da bu mesele de aynı kefeye koyarlar. Zenginin daima zenginleşirken, fakirin daima fakirleştiğine ya da zenginin fakirin sırtından zengin olduğuna inanan insanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Şahsen ben bu konuda çoğunluk gibi düşünmeyi tercih etmiyorum. Sermaye sahibi insanların, sermayelerini artırmalarının yegane yolunun, fakirlerin zenginleşmesinden geçtiğini düşünüyorum. Çünkü eğer fakirler zenginleşirse, zenginlerin ürettiği ürünleri daha rahat satın alırlar ve bu sayede zenginler, daha çok kişiye ürünlerini satarak, daha fazla para kazanma fırsatı bulurlar. Bahsettiğim bu unsurların, bu bakış açısıyla değerlendirilmesi neticesinde görürüz ki, aslında zenginin, fakirin fakir kalmasını istediği iddiası asılsızdır ama kimse bu açıdan bakmayı tercih etmediği için de sermaye sahipleri ‘kötü adam’ ya da ‘emek sömürücü’ ilan edilir.

Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
DARALAN MEKÂNLAR ve ERİYEN BİLİNÇ
Kullanıcı Oylama: / 18
Yazar Necmettin EVCİ   
11-05-2006
ImageZaman ve mekân mukayyet varlıkların ana var oluş unsurlarıdır. Zaman ve hareket unsurunu ayrı tuttuğunuzda tek başına mekân kavramının anlamı kalmaz. Mekânlar içlerinde, üzerlerinde süren yaşamlarla mahiyet kazanır. Yani mekânlar ayrıntılı anlamıyla düşünsel, kültürel, ekonomik, psikolojik, dinsel hâsılı tüm yönleriyle yaşamsal alanlardır. Kültürel çeşitlilikler büyük ölçüde mekânsal ilişkilerle oluşur. Genellikle mimarlık kavramı olarak bilinmesine karşın fizik’ten coğrafyaya, sanata, antropolojiden tarihe, siyasete, edebiyata kadar farklı disiplinlerin ilgi alanı içindedir.(1) Bir coğrafyacı için farklı lokasyonlardır,(2) bir romancı için kahramanın dünyasını, beşeri ilişkilerini belirleyen önemli bir unsur. Bizde Yakup Kadri’nin Kiralık Konak’ında yoğun bir mekân betimlemesi söz konusudur mesela. Kafka’nın Şato romanında insan mekân ilişkisi daha az yoğun değildir.(3) Ama mekân; hacim yaratma, çevre düzenleme gibi amacıyla dolaysız olarak mimarinin konusudur öncelikle.  
İnsan gerçeğiyle örtüşmeyen yavan anlamıyla mekânı, ‘barınma ihtiyacını karşılayan yerler’ olarak tek boyutlu işlevselliğe indirgemek doğru bir yaklaşım değildir. Böyle bir algı kısır yaşam ve insan anlayışının yansımasıdır. Bu anlayış var oluş amacını, derinliğini; düşünsel, kültürel, estetik değerini gereği gibi, gereği kadar önemsemeyen mekanik anlayıştır. Fonksiyonellik dar ve sınırlı ihtiyacı karşılayan önemsiz bir öğe değildir, yaşamı tüm niceliği ve niteliğiyle karşılamayı amaçlamalıdır. Dört duvar bir tavanla mekân kurulmaz. Yaşam ve insanla köklü, sarıcı ilişkileri, etkileşimleri sebebiyle mekân sanılandan çok önemli bir kavramdır. Her kültürün, her uygarlığın özgün mekân tasavvurları olmuşsa, özgü(n) yaşam ve insan tasavvurları sebebiyledir. İnsanı ait olduğu mekândan, mekânı içinde yaşayan insandan ayrı düşünmenin imkânı yoktur.  


Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
<< İlk < Önceki 201 202 203 204 205 206 207 Sonraki > Son >>

Sonuç 2001 - 2010 Toplam: 2069


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 71 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
36634334 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net