25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
ÇÖZÜM NÜKLEER SİLAHLANMA MI? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
24-05-2006
Image                                                                                                      Raci Durcan
   İran’ın, nükleer enerji yolunda önemli bir adım olan Uranyumu zenginleştirmeyi başardığını açıklaması bazı çevrelerde heyacanla karşılandı; sanırım ileride ve istenildiğinde bunun nükleer silaha da dönüştürülerek Batı karşısında bir denge unsuru olacağı düşünüldüğünden... Böylece, bir elinde silah olan Batı medeniyetiyeti bitecek, yahut en azından durum eşitlenerek yeni medeniyet için umut belirecektir. 

    İran’ın bu çabası, Dünya’nın Batı medeniyetinin tahakkümünden nasıl kurtulacakları konusunu da yeniden gündeme getirdi. Nükleer bir silaha sahip olmak gerçekten bir denge unsuru olabilir mi?

    Her ne kadar uygarlıklar sadece silaha dayanarak ayakta duramasalar da, her uygarlığın, yerini aldığı uygarlıktan daha üstün silahları olduğu da bir gerçektir. Burada sorulması gereken soru; yeni uygarlık daha üstün silahlar geliştirebilen bir uygarlık olduğu için mi oradadır? Yoksa daha üstün silahlarından dolayı mı eski uygarlığın yerini devralma başarısını göstermiştir? Galiba bu sorunun cevabı ‘her ikisi de’dir. Bir medeniyet sadece kültürel temeller üzerinde duramaz. Kimse onun daha insancıl, daha barışçıl ve hoşgörülü olduğu için orada durmasına müsaade etmez. Bu medeniyet göstergesi sair vasıflarının yanında, ne kadar dirençli ve yaşama arzusu taşıdığını da ispatlayabilmelidir. 

Her yeni uygarlığın kendine özgü bir silahı vardır. Bir uygarlık elbette, var olana karşıt bir kültürel zemin bulup onun üzerinde yükselir. Var olana eleştirisini böyle sağlam bir zemine oturtamazsa kendi geleceğini kuramaz. Fakat doğmuş ve halihazırdaki medeniyetle çatışacak noktaya gelmişse, en azında onun kadar silahlı olması gerekir. İlkçağın yerleşik ve şehirli halklarını avcılık peşindeki kabilelerden yüksek sütunlu kaleler koruyordu. Moğolları Roma sınırına kadar götüren şey, kaleleri fetihte çok etkili olan mancınıklardı. Diğer milletler bu silaha aşina olana kadar onlar zaten ulaşabilecekleri yerlere varmışlardı. Mancınık hücum silahıyken kale savunmalarında da kullanılmaya başladı. Üstelik yukarıdan aşağıya atmak, kaleyi kuşatanların yaptığına nazaran daha kolaydı. Bu nedenle Ortaçağ’ın güçlü kale kurma esasına dayanan feodalizmi bir süre daha devam etmiştir. Ancak Fatih, en güçlü surları bile delebilen toplar dökünce feodalizm, yani küçük derebeylikler dönemi sona erdi. Şimdi güçlü imparatorluk orduları önünde kimse kaleye sığınıp direnemiyordu. Topların deldiği surları hemen onaracak, tekrar muhkem hale getirebilecek bir istihkam tekniği yoktu. Osmanlı, etkili toplarıyla uzun süre Dünya’ya hükmetti. Ta ki Avrupalılar Amerika’yı keşfedip oradan da Uzak Doğuya ulaşıp ticaret yollarını ellerine geçirene kadar. Bundan sonra Dünya ticaretinden onlar yüksek pay alıp zenginleştiler. Servetleriyle daha büyük yatırımlar gerçekleştirdiler. Ayrıca Japonya’da karşılaştıkları tüfek ustalarından bu yeni silahı da öğrenmişlerdi. İngiliz ordusu ilk defa savaşlarda kılıç yerine tüfek kullanmaya başlamıştı. Bu silahla büyük bir Dünya imparatorluğunun sahibi oldular. Amerikalılar zamanla onu daha geliştirerek tam bir ölüm makinesi haline getirdiler. Şimdi klasik savaş yöntemleri devre dışı kalmıştı. Bundan sonra İslam’ın kazandığı bir savaş olmadı. Bir anda birçok kişiyi öldürebilen tüfek benzeri silahların Osmanlı ülkesinde icad edilip yaygınlaşmamış olması tesadüf olamaz. Osmanlı savaşları zaten kazanıyordu. Avrupa’da Osmanlı ordusunun yenileyemeceğine dair bir inanç vardı. Osmanlı orduları savaşlarda topu, insan öldürmek maksadıyla değil önlerine çıkan kaleleri yıkmak amacıyla kullanıyordu. Top gibi silahı kullanmayı beceren İslam Medeniyetinin bunu geliştirerek kitlesel imha silahlarına dönüştürmemiş olması, teknik geriliğinden değil, insani duyarlılığındandı...
    Avrupalılardan çok önce Uzak Doğuyla teması bulunan Osmanlının Tüfek’le karşılaşmamış olması düşünülemez. Tüfeğin ilk görüldüğü yer olarak bilinen  Japonya’da dahi  savaş aracı olarak kullanılması bir süre sonra terkedilmiş, tekrar kılıçla savaşa dönülmüştür. Çok daha insani öğeler barındıran İslam Medeniyetinin ortaya çıkışından uzun bir süre sonra dahi namertlik unsuru olarak görülen bu silahı benimsemesi düşünülemezdi. Avrupa ve Amerika yaygın olarak kullanmaya başlayınca, Dünya üzerinde etkin ve vazgeçilmez hale geldi. Avrupa’yı Dünya hakimi yapan; savaşlarda kılıcın karşısına tüfeği koymuş olmasıdır. Şimdiyse uzun menzilli uçaklarına yerleştirdikleri bombaları, istedikleri an insanlığın başına yağdırabilecek donanımdadırlar.

     Anlattıklarımdan sonra konuyu nereye getireceğimi tahmin etmişsinizdir. Yeni bir uygarlık ortaya çıkacaksa eğer, bunu kendine has yeni bir silahı geliştirebilenler yapabilecektir. Batı nükleer silah sahibi olmayı bu nedenle önemsemektedir. Benden yukarıda aktardıklarıma istinaden  ‘biz de nükleer silahlara sahip olmalıyız’ diye bir hüküm cümlesi bekliyor olabilirsiniz. Fakat konunun bu şekilde çözüleceğini sanmıyorum. Bu şekilde konuya yaklaşanların yanlış istikamette olduğuna inanıyorum. Yeni medeniyetin adı eğer İslam olacaksa, onun bulduğu çözüm, daha ölümcül, daha kıyıcı silahlar icat etmek olamaz. Daha fazla sayıda atom bombası üreterek bu meseleyi çözemeyiz.

    Konuyu açmak için Tarihten bir örnek vermek yerinde olacaktır. Bildiğiniz gibi, Hz. Peygamber Mekke’de yaşayamaz hale gelince kendine kucak açan Medine’ye sığınmış ve orada bir devlet şeklinde örgütlenmeye başlamıştı. Bedir savaşını da kaybeden müşrikler işin ciddiyetini fark ederek birleşik, güçlü bir orduyu, bu yeni devleti yok etmek üzere seferber etmişlerdi. Bu bir ölüm- kalım savaşıydı. Müslümanlar bu savaşta o zamana kadar Arabistan’da pek bilinmeyen, yeni bir yöntem kullanarak düşmanı bertaraf ettiler. Şehrin etrafını hendekle çevirdiler. Develi düşman süvarileri hendeği geçemediler. Kuşatma birkaç gün sürdüyse de bundan bir sonuç alamayacaklarını anlayarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Gelecek bin yıla hükmeden İslam uygarlığını kurtaran şey; bu savunma sistemi oldu. Saldıran değil, savunan taraf olduklarından buldukları çözüm işe yaramıştı.

    Günümüzde Batı Dünyasının ilk kalemde sayılabilecek birkaç önemli üstünlüğü vardır. Başta geleni, kitlesel ölümlere yol açan nükleer bombalarıdır. Müslümanların aynı silahlara sahip olmakla bundan korunabileceğini düşünmek yanlış olur. Buna müsaade etmeyecekleri ve bunun için yüksek bedeller ödenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Onlardan daha öldürücü silahlar yapmak yerine bu silahları tesirsiz, devre dışı bırakacak bir çözüm aranmalıdır. Nükleer silahlar insanlara karşı kullanıldığına göre, bundan etkilenmeyi minumuma indirecek bir şey olabilir bu. Gaz maskeleri v.s gibi araçların şimdiye kadar nihai bir çözüm sunmadığı biliniyor. İnsanın vicdanına seslenen söylemlerle, silahların kumanda masasında oturanları caydırmak ta mümkün görünmüyor. Tehdit anında o bölgeden hızla uzaklaşabilmek, etkin bir korunma yöntemi olabilir. Böyle bir şey mümkün olduğunda, herhangi bir bölgenin nükleer silahla tehdidi anlamını yitirecektir. Pratik, hızlı ve uzun mesafe uçuşlu, herkesin sahip olabildiği araçlarla yapılabilir bu. Şimdilik fantezi gibi görünüyor ama büyük enerjiler küçük hacimlere sıkıştırılabilir hale geldiğinde uygulama alanı bulmakta zorlanmayacaktır. Enerjinin hep böyle pahalı ve petrole bağımlı olmayacağı artık anlaşılmaktadır. Bu projeyi hızlandırabilir, zamanı çabuklaştırabiliriz. Bunlar bir düşünce sonuçta... Daha ölümcül silahlara sahip olarak bir medeniyet inşaa etmekten daha mantıklı ve Peygamberin yöntemine de daha yakın bir düşünce tarzı olduğunu sanıyorum.

     Batı’nın diğer önemli bir silahı, sahip olduğu siyasal güçtür. Her ülkenin idari sistemini kolaylıkla etkileyebilmekte, kendileriyle çalışabilecek olanları orada tutabilmekte yahut getirebilmekteler. Bu noktada sivil toplum örgütlerinden yararlanabilmektedirler. Partiler, dernekler, sendikalar v.s kuruluşlar, uluslararası kampanyalarına ve propagandalarına açıktırlar ve istenildiği şekilde manüple edilebilmekteler. Bunun birinci nedeni, aydınların vatanseverlik, milliyetçilik v.s gibi kavramları önemsememesidir. Zihinler adeta işgal edilmiştir. Medyayla istedikleri gibi kitleleri yönlendirebilmektedirler. Bunun çözümü fikir üretmek ve onlarla başa çıkabilecek bir propaganda aracı bulmak olabilir.

     Batı, ne zaman bir talepte bulunup dirençle karşılaşsa, orayı emniyetsiz bir yer haline getirmekte zorlanmamaktadır. İnancını, yani en önemli silahını kaybeden batı; diğerlerinde bulduğu bu unsuru bile kendi lehine kullanmayı becerebilmektedir. Yaşadıklarına isyan eden, tepkisini canlı bomba olmak gibi uç noktaya götüren bir eylemecinin yaptığı hareket bile ona yaramaktadır sonuçta.. Bilgiyle donanmamış bir inancın çözüm sunamayacağı kitlelere anlatılmalı ve bu önemli vasfımız kendi amacımıza hizmet eder hale getirilmelidir. Diyalektik, sorgulayarak düşünme, önemsenen bir eğitim hedefi olmalıdır.

        Siyasi mekanizmaları kullanmayı biz de öğrenmeliyiz. Daha güvenli bir Dünya için çalışacak kadroları uluslararası platformda bulup, onlarla yardımlaşmalıyız. Şimdi İstanbul’un güvenliği sadece İstanbul’u emniyet altına almakla bitmemektedir. Bu eskiden de böyleydi. Şam’da huzur içinde yaşamak İstanbul’un güvenli ellerde olmasına bağlıydı. Fakat bu durum hiç Transatlantiğe kadar uzanmamıştı.

       Osmanlı-İslam medeniyetinin sadece teknolojik olarak geri kaldığı için yıkıldığını söyleyenler yanılıyor yahut kasten yanlış söylüyorlar. Osmanlı, savaşları kaybettiği için yenildi ve yıkıldı. Savaşları kaybetmesinin sebebi, Batının geliştirdiği yeni bir konseptdir. Bu konseptte vahşilik, kıyıcılık, gözü dönmüş bir kar ve sahip olma hırsı vardır. Osmanlı son savaşlarını yaparken dahi, karşısında bir insan olduğunu düşünüyor ve eskilerin iyi bildiği ‘şövalye ruhuyla’ savaşıyordu. Bunu, Son Padişah’ın, dönemin süper gücü olarak Dünya’yı yöneten İngiltere Krallığına yazdığı ve O’nun vicdanına hitap eden yürek sızlatıcı mektuplarında görmek mümkündür.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60266816 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net