13-11-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)





































 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
Anasayfa
Atlantisi Aramak
Kullanıcı Oylama: / 2
Yazar Raci Durcan   
18-12-2005
        
                      ATLANTİS’İ ARAMAK

                           Raci Durcan


Onca engeli aşıp, milyonlar arasından sıyrılarak Üniversite imtihanını kazanmak ve bitirdikten sonra bunun karşılığını görmek için iş aramak aşina olduğumuz bir süreçtir. Önemli bir evreyi geride bırakarak şimdi çalışmalarının sonucunu devşireceğini düşünen genç beyinler, yeni ve daha aşılmaz engellerle karşılaşacaklarını ummadıklarından şaşırırlar.
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 21-12-2005 )
Devamı...
A SHI'ITE-SUNNI STRATEGY FOR SURVIVING THE WAR ON TERROR
Kullanıcı Oylama: / 23
Yazar James Kurth   
11-12-2005
Splitting Islam
 
September 26, 2005 Issue
Copyright © 2005 The American Conservative
 
 
A SHI’ITE-SUNNI STRATEGY FOR SURVIVING THE WAR ON TERROR

by James Kurth


The United States now faces a widespread, long-term, and potentially
catastrophic threat from Islamism, and the terrorist bombings since
9/11 indicate that this threat is becoming global in scope. Moreover,
as the earlier U.S. struggle with communism, another hostile global
ideology, suggests, the threat may persist for several generations. And
as the accelerating spread of nuclear technology portends, the stakes
of this threat may involve the nuclear destruction of one or more of
America’s great cities and perhaps even the very functioning of
American society itself.
Image
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 08-11-2007 )
Devamı...
ORTAÇAĞLARDA BİLİM NEDEN GERİ KALMIŞTI?
Kullanıcı Oylama: / 15
Yazar M. Postan   
28-11-2005
Image
(www.kimyaokulları.com adlı siteden alınmıştır.)

M. Postan
Cambridge Üniversitesi, Ekonomi Tarihi Profesörü
Ortaçağların, klasik dönemin bilimsel birikimini daha sonraki dönemlerin kullanımı için koruduğu genellikle kabul edilir. Bu yargı Ortaçağ uygarlığının, bilim yönünden hem başarısını hem de başarısızlığını dile getirir. Başarısı, dolaylı olması nedeniyle daha da büyüktür. Ortaçağ insanları yaşadıkları Batı imparatorluğunda, Arapların doğu kesiminde buldukları ölçüde zengin bir bilim geleneğine sahip değillerdi. Batı kesiminde bilim daha sonra. 12'nci ve 13'üncü yüzyıllarda Arap ve Yahudilerin etkisiyle başladı. O dönemde kendilerine o denli uzak ve yabancı insanlardan bilimsel bir kültürü almak ve özümsemek gerçekten küçümsenebilecek bir basarı değildir. Ama, sadece bu kadar, daha fazla değil. Bir kez aldıkları bilimi pek zenginleştirdikleri söylenemez. Nitekim bilime katkıları o denli azdı ki. bilim tarihçileri ortaçağları bir duraklama dönemi saymakta birleşirler.
Gerçi bu duraklamada hiçbir kıpırdama yoktu denemez. Ortaçağ insanları yüzyıllar boyunca bir ölçüde pratik el sanatlarını, biraz da doğa bilgilerini geliştirmekten geri kalmadılar. Hatta 12'nci ve 13'ûncü yüzyıllardaki başarıları, bilimsel bir uyanma ya da rönesanstan söz etmemize olanak verecek derecede önemliydi. Bu uyanışın sonucu olarak bilimsel alanda daha önceki düzeyi çok aşan bir bilgi birikimi oluştu. On birinci yüzyılın başlarında bile matematik bilgisi basit hesaplamalardan, Pythagoras öncesi geometriye ait birkaç önermeden, "abaküs" denen sayma çerçevesi ile ondalık kesirler bilgisinden ileri geçmiyordu.
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 28-11-2005 )
Devamı...
SANAT ADINA DURUŞ ORTAYA KOYMAK
Kullanıcı Oylama: / 11
Yazar Necmettin EVCİ   
28-11-2005
Image

Bir şiir akşamındayız.
Şair dostları şiirlerini okuyacaklar.
Hoşluğun boşluğunu yaşamaya bırakacağım kendimi. Ne yalan söyleyeyim
burada oluşumun en sahici, en kayda değer gerekçesi bu. Nicedir
göremediğim bu türden vesileler de olmazsa bir araya gelemeyeceğimiz üç
beş nezih dostla soğuk pınarın çağıltılı serinliğinde buluşup hoş zamanlar
paylaşmak. Önceleri şiir denizinin boyumu aşan dalgalarıyla
sürükleniyordum buraya. Şiir, daha da önemlisi sanat deyince derin mi
derin bir döngü içinde ruhum ürperiyordu. Nasıl ürpermezsin içinin iniş
çıkışlarında kendi cevherine yekinmekten bunaldığın eşikte kapılar
birdenbire varoluşun, hakikatin sırlarına açılacaktır. Ölçülemezlik, izah
edilemezlik anlamında vahye yakın bir düzlemdesindir. Kendine kopuşun,
kendini kopuşun; kendine akışın, kendini akışın; kendini aşmanın, kendine
aşmanın, kendine boşalmanın rahatlığını yaşayacaksın.  Kendimi aşkın ve
aşkınlığın serin sarmalında kaybediş rüzgârına hazırlarken, toplantının
sunuculuğu üstüne yıkılan şair dostun kısacık bir cümlesi zihnimde evrilip
çevrilmeye başladı bile:

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 28-11-2005 )
Devamı...
KARLSRUHE MÜZESINE GIDIN
Kullanıcı Oylama: / 19
Yazar ?   
28-11-2005
Image

(turkyar@yahoogroups'tan alıntıdır.)


19.yüzyilda Almanya nin Mülhaym Sehrindeki Ren nehrinin bir yakasinda
Almanlar, öbür yakasinda da Fransizlar oturuyordu. Fransizlar, her sene
nehrin Almanlar'daki kismina geçip mahsulün tümünü toplayip
götürüyorlardi.

O siralar, birligini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses
çikaramiyorlardi tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanli Sultanina
durumu yazip, imdat istemekte bulurlar. Mektupta Söyle denmektedir:
"Fransizlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden aliyorlar.
Siz
ki, dünyaya adalet dagitan bir imparatorlugun sultani, Islamiyet'inde
halifesisiniz. Bizi Su zulümden kurtarin. Asker gönderin.

Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkani saglayin." Çöküs faslina
girildigi bir zamana denk gelen yardim istegini inceleyen padisah asker
göndermeyi mümkün ve gerekli görmez; yalnizca asker elbisesi göndermeyi
kâfi bulur ve cevabi bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç
çuval
yollanir.

SaSkina dönen Almanlar, çuvali alip mektubu okurlar: "Fransizlar korkak
ademlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur.
Yeniçerimizin kiyafetini görmeleri kâfidir." Çuval içindeki Osmanli
askerinin elbiselerini adamlariniza giydirin.
Mahsul zamani, nehrin görülecek yerlerinde dolaStirin. KarSidan
görenFransizlariçin bu kâfidir."

Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
VİKAYE - TAKVA
Kullanıcı Oylama: / 16
Yazar Bayram Karaçor   
17-11-2005
Image

Bayram KARAÇOR


   İttika, vikaye ve takva aynı anlamları taşıyan kelimelerdir. İttika, vikayeyi kabul etmektedir. Bu kabûlün muhatabı ise, mutekkidir. Vikaye ise, kişinin elem ve ızdırap verecek şeylerden kendini koruması ve sakındırmasıdır. Bu korumaya yönelik her türlü emniyet tedbirlerini almasıdır. Takva, kuvvetli birinin koruması altına girmektir. Bu herhangi bir malın yed-i emine verilmesi gibi basit bir olay değildir. Kişiyi mümin yapan ve onu cennete götürecek olan imanın koruma altına alınmasıdır. Bunu koruyacak kuvvetli varlık ise, ancak Allah'tır. İmanın başka bir koruyucusu yoktur. Mümin olan kişinin nefsi emniyet altındadır. Nefsi, her türlü zararlı fiil ve sözlerden koruyacak imandır. Bu dört kavramın anlamları tamamen olumludur. Müslümanın malıdırlar. İttika, vikaye, takva, iman, müslümana özgüdür. Bir kafire takvalıdır, imanlıdır denilemez. Çünkü emniyeti yoktur, kendisini cehenneme götürecek yollar üzerindedir. Oysa mümin kendisini Allah'ın korumasına bırakmıştır.

Yorum yazınız (0 Yorum)
Devamı...
BATININ IŞIKLARI
Kullanıcı Oylama: / 9
Yazar ?   
07-11-2005
Image


Hamburglu Wolfgang Dircks, on sekiz katlı bir apartmanın bir dairesinde yalnız yaşayan 43 yaşında bir Alman vatandaşı idi. 1993 yılının sonlarında bir akşam evinde televizyon seyrederken öldüğünde, komşularının bundan haberi olmadı. Ertesi gün de kimse fark etmedi Wolfgang'ın öldüğünü.
  Ertesi hafta, ertesi ay, ertesi yıl da... "Niçin fark etsinler?" de diyebilirsiniz; Wolfgang'ın borçlarını, otomatik ödeme talimatlı banka hesabı gün geçirmeden ödüyordu. Nihayet beş sene sonra banka hesabı suyunu çekince Wolfgang'ı arayan birisi çıktı. Ev sahibi kirayı almak için gelmiş,ancak zile cevap veren olmamıştı. Kapıyı zorla açıp içeri girdiğinde, televizyon karşısında oturmuş Wolfgang'ın iskeletiyle karşılaştı.


Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 08-11-2005 )
Devamı...
TARİHİ NASIL OKUYALIM?
Kullanıcı Oylama: / 15
Yazar Raci Durcan   
24-10-2005
Image


(Nida Dergisi Ekim sayısından alıntıdır.)
Benim o çok çarpıcı bulduğum söz meğer ünlü Alman Tarihçisi Ranke’ye aitmiş. Hani şu halkın sadece güçlü olanlara boyun eğdiğini kaba tabirle anlatan ve Sn. Selami Çekmegil’in Tilki Tuzağı adlı eserinde yer verdiği söz... Ranke Tarih konusuna ‘Tanrı’nın müdahelelerini’ araştırmak üzere  girmiş. Her hangi bir eserini okumadığımdan bu girift konuyu ne şekilde sonuçlandırmış bilemiyorum. Ancak ilgilendiği şey, her kesimden insanın dikkatini çekecek nitelikte. Bir entellektüel açısından göz ardı edilebilecek bir mevzu olmadığı kadar, kesin kanaatlere ulaşmanın çok zor olduğu bir alan...
Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 24-10-2005 )
Devamı...
MORE BONES SUPPORT MINI HUMAN CASE
Kullanıcı Oylama: / 11
Yazar Tracy Staedter   
21-10-2005
Science Image
The discovery of additional bones in an Indonesian cave supports a stunning claim made last year that a new species of a very small hominid existed at the same time as modern humans.
When Michael Morwood and Peter Brown of the University of New England in Armidale, New South Wales, and their team announced last October that they had found the partial skeleton of a meter-tall human in the cave of Liang Bua on the island of Flores, they raised a few eyebrows. Although the bones were tiny--particularly the skull, which had the brain volume of a chimpanzee--the teeth, jaw and cranium were described as similar to those of members of our own genus, Homo. The evidence, including stone tools, signs of fire and the bones of a dwarfed elephantlike beast, dated to about 18,000 years ago and prompted the scientists to assign the human remains to a new species, Homo floresiensis. Rebuttals ensued. Some proposed that the mini-human was a pygmy; others suggested that the skull came from a modern human who had suffered from microcephaly, a birth defect that results in a very small head.

Yorum yazınız (0 Yorum)
Son Güncelleme ( 15-04-2008 )
Devamı...
<< İlk < Önceki 201 202 203 204 205 206 207 Sonraki > Son >>

Sonuç 2041 - 2050 Toplam: 2069


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 117 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
36634684 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net