24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Sıra dışı Bir Yargılama Tasavvuru
Sıra dışı Bir Yargılama Tasavvuru PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Av.Cüneyt Toraman   
23-04-2011
Kamu Hizmetinin ayıplı ifasına karşı,

Sıra dışı Bir Yargılama Tasavvuru            

                                                                       Av. Cüneyt TORAMAN

Yargılama, (bölge ve zaman itibariyle büyük farklılıklar gösterse de) insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe dayanmaktadır. İnsanlar, aralarındaki uyuşmazlıkları giderecek, “yansız” “objektif” ve “adil” bir şekilde karara bağlayacak ve bu kararın uygulanmasını sağlayacak,  “etkin bir güce” daime ihtiyaç duymuşlardır. Gücün egemen olduğu çağlarda -sadece- “iç düzenin” sağlanması amacıyla yürütülen “yargılama” faaliyeti, günümüzde,  uluslararası  ilişkileri  de  içine alarak,   

dünya barışına da hizmet etmeyi amaçlamaktadır. Yargı, özü itibariyle, herkesin -önceden belirlenen- kurallara uymasını, dolayısıyla, “eşitliği” ve “düzeni” sağlamaya çalışmaktadır. Yargı, hukuka bağlılığı denetleyen ve hukukun üstünlüğünü tesis eden “son kapı”[1] olduğundan, yanlış uygulamaları (kararları), olası bir eşitsizliğin de temel kaynağını oluşturmaktadır. Bu ise, adalete güvenin sarsılmasına, anarşiye, insanların adaleti kendi eliyle gerçekleştirmeye çalışmasına zemin hazırlamaktadır. Adaletin önemi dolayısıyla, tarih boyunca, “adil bir yargılama” üzerine çeşitli projeler geliştirilmiş, tüm insanlık, bu ortak miras üzerine sistemler kurmuşlardır.

Bu açıdan bakıldığında, ülkemizdeki yargılama sistemi, “bize özgü” nitelikler taşısa da, biçimsel açıdan, dünyada mevcut uygulamaların benzerini oluşturmaktadır. Esasen, birbiriyle çatışan değerleri uzlaştırmaya çalışan yargılama sisteminin, hemen her ülkede farklılıklar göstermesi doğal olup, bu sistem, siyasi karar mekanizmaları tarafından, yerel tercihler veya özelliklerine uygun temeller üzerine inşa edilmeye çalışılmaktadır. Bu tercihin doğu olup-olmadığını ise, sistemin işleyişi ve sonuçları belirlemektedir.  Yargılama sistemi, toplumun beklentileriyle örtüşüyor ve toplumun mutluluğunu sağlıyor ise, “iyi bir yargılama sistemi”nden söz etmek mümkündür. Ancak, yargılama sistemi, sayısız şikayetlere neden oluyor ve hatta “bizatihi bu sistemin kendisi” mutsuzluğun kaynağı oluyor ise, bu durum, yargılama sisteminde “sorunlar” bulunduğu anlamına gelmektedir. Hastalıklı her uzuv gibi, yargılama sisteminin de masaya yatırılmak suretiyle, hastalıklı uzvun -en uygun yöntemle- tedavi edilmesi gerekmektedir.

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, -kural olarak- o ülkedeki hemen her kurum için aynıdır. Ülkemizin, eğitim, sağlık, sosyal, siyasal, hukuki, ekonomik, sayısız sorunlarla karşı karşıya olduğu, “sistemin iyi işlemediği”, tartışılmaz bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında, ülkemizde diğer kurumlar gibi, yargı da (kurallar, personel, fizik mekanlar, çabukluk vs.) iyi işlememektedir. Hukuk adamları da aynı kanıyı paylaşmakta olup, birikmiş yargı sorunlarının, ancak “kapsamlı bir reform” ile çözülebileceğini düşünmektedir. “Yargı birliği” ilkesinden sapmanın bir sonucu olarak, ülkemiz, “usul kuralları çöplüğü” durumundadır. Avukatlar ve yargıçların dahi sık sık hata yaptığı bu sistemi, sadece hukukçuların anlayabileceği bir sistem olmaktan çıkarmak gerekir. Yargılama, -sonucu ne olursa olsun- çok uzun sürmektedir. Bilirkişilerin bir kısmı, yeterli deneyime sahip olmadığı, bir kısmı da, sadece teknik bilgisi tahtında görüş bildirmediğinden, eksik/hatalı raporlar verilmekte, buna bağlı olarak, mahkemeler, hatalı ve yanlış kararlar vermektedir. Haksız veya hatalı kararlar, (uzun yargılama sürecine rağmen) tarafları memnun etmemekte, bir üst mahkemeye –Yargıtay’a- müracaat da, (çoğu kere) sorunu çözmeye yetmemektedir. Bu da, “ihkakı Hak” müessesesinin gelişmesine ve kurumsallaşmasına katkı sağlamaktadır. Hatta, belli bir limitin üzerindeki uyuşmazlıklar, yargı dışında (mafya yöntemleriyle) çözümlenmeye çalışılmaktadır. Dünyada hiçbir devletin, bundan memnuniyet duyacağı söylenemez. Adil bir yargılamanın vazgeçilmez koşullarından biri olan “Yargı bağımsızlığı” ve “Yargının tarafsızlığı”da, ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. 

Yargının bu “genel sorunları” yanında, İdari yargıdan kaynaklanan sorunlar, daha da vahimdir. Bu sorunların başında, idare mahkemelerinde, “hukukçu olmayan” yargıçların görev yapmasıdır. Böyle bir uygulama, görevin niteliğiyle de bağdaşmamaktadır. İdare mahkemeleri, aşırı bir şekilciliğe dalmakta, her mahkemeye göre farklı usuller oluşmaktadır. Davalar, çok uzamakta, bir çok dava yargılama devam ederken “konusuz” kalmaktadır. Yargılama uzun sürmesine rağmen, verilen kararlar, idarenin haksız eylem ve işlemlerine karşı başvuruda bulunanları da tatmin etmemektedir. Bir diğer husus, idare mahkemelerinde, yargılamanın temel ilkelerine uyulmamasıdır. Örneğin, idare mahkemelerinde, “yargılama”nın esaslı unsurlarından olan, “yüz yüze” ilkesi uygulanmamaktadır. Mahkemeler, (çoğu kere) davacı ve davalıyı görmeden, tanıkları dinlemeden, “evrak üzerinde” karar vermektedir. İdare mahkemeleri, idare üzerinde, (psikolojik dahi olsa) “hukuka uygun işlem tesis etmeleri” yönünde bir “baskı” oluşturmamaktadır. İdare, yeterli bir denetime tabi olmadığından, mevcut uygulama, idarenin her türlü keyfiliğine imkan vermektedir.

Öyle ise, hukukçuların, konuyu, “dünyadaki gelişmeler”, “insan hakları” -ve mevcut sistemi de sorgulayan- çok geniş bir düzlemde ele almak suretiyle, “bu sorunların neden kaynaklandığı?” ve “nasıl giderileceği?” konusunda,  -gerek tespiti ve gerekse çözümünde- “düşünceler/çözümler” üretmesi gerekmektedir. (Yargıya ve yargılamaya yönelik eleştirilere bakıldığında) Sorunların tespitinde, geniş bir konsensus bulunmakla birlikte, çözüm önerilerinin -konumuyla bağlantılı olarak- farklılaştığı, bu önerilerden büyük bir çoğunluğunun da, -mevcut uygulamada esaslı değişiklikler içermeyen- maslahatlardan ibaret olduğu görülmektedir. 

Bilindiği gibi, ülkemizde, “yargı birliği” yerine “parçalı yargı sistemi” uygulanmaktadır. Adli yargı dışında, Anayasa yargısı, (yargı niteliği tartışılmakla birlikte) Sayıştay, idari yargı, hatta “Askeri Yargı” sistemi mevcuttur. “Yargı birliği” ilkesinden sapma olarak nitelendirilebilecek bu uygulamalar, başlangıçta aynı noktadan hareket etseler de, zaman içinde (diğerlerinden) ayrışmakta, kendi sistemini ve kurallarını oluşturmaktadır.[6] Adil bir yargılamanın, “yargı birliği” ilkesine uygun bir yapılanma (ve yargı sistemi) ile daha kolay gerçekleşeceğini düşünüyorum.

1982 Anayasasının 125.maddesi, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olduğunu” düzenlemektedir. Anayasa, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı, yargı denetimine tabi olduğunu belirttiğinden, idare, 2577 sayılı “İdari Yargılama Usulü kanunu” ile “yargı denetimine(?)” tabi tutulmuştur.  Anayasanın, 36.maddesiyle de, “hak arama özgürlüğü” güvence altına alınmıştır. Anayasayla güvence altına alınan bu maddeye göre, “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Yani, bu madde bağlamında, “herkes, idare aleyhine de dava açma hakkına” sahip bulunmaktadır.

İdarenin her türlü eylem ve işlemlerinin, yargı denetimi kapsamına alınması ve idare aleyhine dava açma hakkının verilmesinin, idarenin yargı yoluyla denetlenmesi için yeterli olmadığı kanısındayız. İdarenin hukuka aykırı işlem tesis etmelerinin, idare ajanlarının yeterli eğitimlerinin (bilgilerinin) olmaması, hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı yeterli ve caydırıcı müeyyidelerin bulunmaması, ekonomik yetersizlikler vs. gibi pek çok nedeni bulunmaktadır. Bu sorunların her birinin çözümü, kapsamlı çalışmalar gerektirmektedir. Yargının sorunları oldukça fazla olmakla birlikte, biz burada, idare mahkemelerinde, “yargılama giderleriyle hak arama özgürlüğü arasındaki ilişki” ile “yeni bir yargılama modeli” üzerinde duracağız.

İdari Yargıda, Hak Arama Özgürlüğü-Yargı Giderleri ilişkisi:
İdarenin herhangi bir eylem ve işlemine karşı, gerekli harçların yatırmak suretiyle dava açılabilmektedir. Davacı, davasını avukat eliyle açabileceği gibi, bizzat da açabilir. Yargılama giderlerinin, bu hakkın kullanılmasını engelleyici nitelikte olmaması gerekir. Yargılama giderlerinden ilki, açılacak dava için ödenecek masraflardır. İdari yargıya başvuru için istenen, “başvuru harcı ve miktarının” idare aleyhine dava açma hakkının kullanılmasına engel teşkil etmediği varsayılmıştır. Ancak yargılama giderleri, sadece dava açılırken ödenen başvuru harcından ibaret olmayıp, bu giderler arasına, sonradan, bilirkişi ücretleri ile avukatlık ücretleri de katılmaktadır. Yargılama giderlerinin, hak arama özgürlüğü üzerindeki etkisini incelerken, bu giderlerin tümünü birlikte değerlendirmek gerekir.

Bu hakkını kullanmak isteyen “ilgili” tarafından, idare aleyhine, “bizzat” (vekille temsil edilmeksizin) dava açıldığını  varsayalım. İdare, aleyhine açılan bu davada -özellikle iş hacminin fazla olduğu şehirlerde bizzat hazır bulunmasının güçlüğü nedeniyle- hemen, kendisini vekille temsil ettirme yoluna gitmektedir. İdare, (ekonomik açıdan da) kendisini, vekille temsil ettirme  imkanlarına sahip bulunmaktadır. İdarenin, aleyhine açılan davayı “vekil eliyle” takip ettirmesi, dava açan kişi için, Türkiye Barolar Birliği’nin belirlediği “asgari ücret tarifeleri”yle birlikte, “ciddi bir yargılama gideri” kalemi ortaya çıkarmaktadır. Halen yürürlükte bulunan[3] T.B.B. asgari ücret tarifesine göre, bu miktar, 200 milyon TL ila 700 milyon TL arasında değişmektedir. Davacı, dava ve başvuru masraflarını minimuma indirmek suretiyle, davayı “bizzat” açmış olsa bile, idare vekille temsil edildiği için, davasının reddedilmesi halinde, karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık ücret tarifesi gereğince, idareye, (yargılama giderleri dışında) “avukatlık ücreti” de ödemesi gerekmektedir. Bu (ek) mali yükün, idare aleyhine dava açmayı düşünenlerin büyük bir çoğunluğunu, idare aleyhine dava açmaktan vazgeçireceği kanısındayız. Diğer yandan, davacı “kendi adına” dava açarak hukuki yardımdan yararlanamazken,  idarenin (hem de vatandaşın vergisiyle) kendisini “vekille” temsil ettirmesi, adil yargılamanın esaslı unsurlarından biri olan, “silahların eşitliği” ilkesiyle bağdaşmamaktadır. 

Dünyada, “tüketicilerin korunması” kapsamında önemli aşamalar kaydedilmiştir. Ülkemizde de, 1995 yılında, tüketicilerin korunması amacıyla çıkarılan, 4077 sayılı, “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun[1] ile, tüketiciler ayıplı mal ve hizmetlere karşı, korunmaya çalışılmış, bu yasa kapsamında, “Tüketici Mahkemeleri” kurulmuştur. 4077 sayılı yasanın, 23.maddesi uyarınca; “(...) Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır.” Yasa, HUMK.nun 7.bab, dördüncü fasıl hükümlerine atıf yapmakla, yargılama usulü açısından da, basitlik ve çabukluk ilkesini getirmektedir. Münferit olaylar dışında, genel olarak tüketiciyi ilgilendiren konularda, (bakanlık yanında) “tüketici örgütlerine” da dava açma hakkı tanınmıştır. Görüldüğü üzere, bu düzenlemelerin, tüketiciye büyük kolaylıklar sağladığı açıktır.

Günlük hayatta, sivillerin (ticari kuruluşların) mal ve hizmetlerindeki ayıplar nedeniyle, tüketiciler önemli bir koruma altına alınırken, idarenin “ayıplı” hizmetlerinden dolayı, buna benzer kolaylıkların, kamu hizmetindeki ayıplar için düşünülmemesi, “idarenin hizmetlerinden yararlanacak olan vatandaşların, idarenin keyfi tercihlerine bırakılması”, anlamına gelecektir. Daha da önemlisi, hizmetten yararlanan ile idare arasındaki (idare lehine) büyük bir dengesizlik bulunmaktadır. Bu dengesizliğin giderilmesi yönünde gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, idarenin, eylem ve işlemlerinde, “hukuka bağlılığı” “denetlenemez” hale gelecektir. İdarenin örgütlü yapısı ve sahip olduğu imkanlar dikkate alındığında, böyle bir düzenleme daha da gerekli hale gelmektedir. Vatandaşın, ayıplı bir telefon, ayakkabı veya televizyon veya ayıplı bir hizmete karşı korunması, elbette önemlidir. Ancak, ayıplı mal ve hizmetler için tanınan bu imkanın, idarenin ayıplı hizmetlerine karşı daha gerekli olduğunu düşünüyoruz.

İdarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinin denetiminin “idari yargıya” bırakılması, haksızlıklara maruz kalanların sorunlarını çözmemiş, tam aksine, sorunlar yumağını, daha da büyütmüştür. İdare, görevi gereği, düzenleyici tasarruflarda bulunmakta, vatandaşlarla veya başka idari kurumlarla ilgili eylem ve işlemler tesis etmektedir. Bu yetkisini kullanırken, zaman zaman (bazen bilerek) hukukun dışına çıkmaktadır. Anayasanın 125 ve 36.maddesine göre, bu düzenlemeden mağdur olanların, -tüketicilerin yarısından fazlasının bu yola başvurduğu düşünülecek olursa- hiç olmazsa %10 unun, bu düzenlemenin iptali için idare aleyhine dava açması düşünülür. Ancak uygulamada, bu oranın %1’i dahi bulmadığı görülmektedir.[2] Bu sonuç, kağıt üzerindeki hak arama özgürlüğünün, her zaman realiteye uygun olmayabileceğini göstermektedir. Vatandaşların, bu haksızlıklara –büyük bir oranda- niçin boyun eğdiğinin, “niçin hakkını  aramadığının/veya arayamadığının” ciddi bir şekilde sorgulanması gerekir. İdari yargının mevcut yapısı, %1 lik bu yükü dahi kaldıramaz durumdadır. Öyle ise, idarenin eylem ve işlemlerinin, etkili bir denetime tabi olmasını sağlayacak (ucuz-yaygın-hızlı) bir yöntemin “pratiği” üzerinde düşünmek gerekir. Biz de, uygulamadaki aksaklıkları ve uygulama örneklerini de göz önünde tutarak, “uygulanabilir” bir model önerisinde bulanacağız. Bu önerimizin, konunun tartışılmasına ve (yeni) alternatif modellerin sunulmasına zemin oluşturmasını diliyoruz.

Yazının Devamı

Yeni Bir Yargılama modeli (lütfen link'i sağ tıklayın)
:

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-04-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60219127 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net