03-12-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow ALACA KARANLIKTA YOL ARAYAN BİR NESİLİZ
ALACA KARANLIKTA YOL ARAYAN BİR NESİLİZ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 7
KötüÇok iyi 
Yazar (Merhum) M. Said ÇEKMEGİL   
18-10-2008

  Alaca Karanlıkta Yol Arayan Bir Nesiliz

                                                                 (Merhum) M. Said ÇEKMEGİL
    Bir önceki yazımızda, bir devrin geçip, yeni bir döneme açılan “ışık menfezlerinden” kendi kendimize bakıyorduk. Bu vesileyle, Sünnetullah’a uygun hareket edip etmediğimizi söz konusu etmiştik.
    Sünnetullah, yaratıcının, yarattıklarının fıtratında var kıldığı tabii kanunlardır. Öylesine aziz kılınmışlardır ki, bu kanunlarda hiçbir kimse değişiklik – istese de – göremez; değiştiremez. (1) Ancak yaratıcının, yerde, gökte; bütün eşyada görülebilen ve aynı zamanda “Allah’ın ayetlerini” ifade eden bu ilahı kanunları (2) beşer tarafından tefekkür edilebilir ama tağyir edilemez. Fakat
bu kanunlar, bazı beşeri zanların iddia ettiği gibi, daima bir gereklilik (muayyeniyet) göstermez. Çünkü Fatır-ı Samed’in kainata bahşetmiş olduğu bu ayetler, pozitivistlerin determinizm dedikleri, hiçbir varlığın kıramayacağı sebepler zinciri değil, (3) yaratıcının emrinde bulunan tabii kanunlardır. O kanunları koyan ve yaşatan yaratıcıdır; nasıl koydu ise öyle de kaldırır. Çünkü o yaratıcıdır; her şeye gücü yeter. (4) Yaratılanların gücüne sınır koyamayacağı yüce yaratıcının, isterse, değiştiremeyeceği hiçbir kanun, hiçbir madde yoktur. Maddecilerin, metafizik sahaya ittikleri harikalar, bu kanunların değişikliğini meydana getiren büyük gücün tasarrufunu gösterir, ki insan aklını aciz bıraktığı için ona (MUCİZE) denmiştir.
    İnsan, Müslümanlığı idrak etmişse, ilahi ayetleri gösteren ve değiştirilmeyecek olan bu tabii kanunları zorlamaz; onlardan faydalanarak, dünyada şahsiyet bahşeden, ahirette saadet sebebi bulunan, ilmi yola yönelir.


             MES’ELEMİZ VE ÇAĞRIMIZ
     İşte bu ilmi yola talip olurken, onu aydınlatan ışıkları gölgeleyen hurafe bulutlarının dağılmasını beklerken İslam alemi, daha koyu bir materyalizm bulutunun ortalığı karartmasına şahit oluyordu.
   Gerçekten de bugün, Resulullah’ı, 70 huri vadiyle bir yahudinin Müslüman olmasını sağlayan, ölünce de onu kendi eliyle kabre bırakırken bir sürü hurinin tehacümcüyle yakası yırtılan bir kimse olarak tanıtan ve benzer yalanlarla sayfalarını dolduran kitapların (5) hurafelerine inana münevver bir mümin görünmüyor. Ama şimdi de, çoğu dikkatlerden kaçan ve aydın(!) denilen kesimden gelen bir başka bilmezliğin ortalığı kasıp kavurduğu müşahade ediliyor.
   Hazırlamış bulunduğu bir doktora tezinde, yüce Allah’ın kendi velilerini kıskandığından söz açan (6) saçma paragrafları, herhangi bir kritiğe tabi tutmadan verebilen ve Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’i, iki peygamber (Resul, evet Resul) gösteren bir sapığı, bile bile, “şüphesiz Veli” diye gösterecek kadar (7) ölçüsüzler, günümüzün gözükenleridir. Öyle ki mesela bu kritersiz zat, İlahiyat Fakültesi hocalığından diyanet başkanlığına getirilmiştir. Adama politik sataşmalar çok olmuştur ama bu sapık anlayışına dokunan pek görülmemiştir. Ne zaman ikaz edilir, belli de değildir. Ama Merhum Diyanet işleri başkanı Ahmet Hamdi Akseki bir eser tercüme etmiştir, riyaset onu tekrar neşretti diye kıyametler koparılır olmuştu.
    19. yüzyıl materyalizminin, mistik hurafelerle beraber gerçekleri de gölgeleyerek günümüze kadar gelip yerleştiği bir dönemin nesliyiz; alaca karanlıkta yol aramak gibi çetin sanılan bir imtihandan geçiyoruz.
    Kavmine zararlı sandığı için, islamieti –kendi kafasına göre – demokrasi kadar zararlı bulan basit idealistler (8), faydalanamayacağını zannettiği için, Kabe’yi Araplara terk edecek kadar şuursuz “yır”cılar (9) içerisinden geçiyoruz.
     Şu zata bakınız : yayın müdürlüklerinde bulunmuş, şimdilerde tirajlı bir gazetenin başyazarıdır. Yenilerde “TRT Genel Müdürlüğünde sol entelektüeller adına talip” olduğu yazılıyor (10) “Mekke’de, “ihram” denilen beyaz örtülere sarılıp “Ümre’ye başlarken” neler düşünmüş : “Din ile Devlet işlerini birbirine karıştırmadan İslamiyet’e saygılı olabilen bir Türkiye, ortadoğu’da, siyasetin ve ticaretin merkezi haline gelebilir. Örneğin Mekke ve Medine’deki inşaatlarda, iş yerlerinde sadece Müslümanlar çalışabiliyor. Gerek istihdam, gerekse yatırım ve ticaret açısından çok büyük bir imkandır bu.” Diyor, sonra da bir çok büyük Ticaret imkanını kaçırmış olmanın esefiyle; “bu konuda epey geciktiğimiz için, yüzlerce milyar dolarlık bir iş dünyasının trenini, şimdi yakalamaya çalışıyoruz.” Diye hayıflanıyor. Görüyor musunuz, günün üst düzey aydınını (!), “İslam dini, kesinlikle, yoksulluğun ve geri kalmışlığın kaynağı değildir.” Diye “…İslam’dan başka bir din seçmek” şartını ret ediyor. Ebedi saadeti değil de, dünyacı bir çıkarı engellemediği için İslam’a saygı duyuyor, “…bir minyatür haç anlamına” gelen ömre yapıyor. Belki namaz da kılıyor. Hani eskiden evlatlarına : “Oğlum namaz kıl ki işin rasgele, rızkın bol ola” diyen, saf ve bilmeden dünyacı kesilen anneler vardı ya, aynen onlar gibi, bu başyazar da dünyevi çıkarlar için lütfen İslam’a yanaşıyor. (11) Mümyaz Soysal’ın ifadesiyle, bu tahmin edilemeyen bezeri ilgiler “Cumhuriyet’in başlangıç yıllarında, hatta bırakın o yılları, çok kısa bir süre öncesine gelinceye kadar, hayal bile edilemiyordu.” (12) ancak ne var ki bu tür yanaşmalar, Prof. Toktamış Ateş’e göre de “uluslar arası pazarlarda Müslüman olarak değil, iş adamı” olarak yapılmış oluyordu. (13)
    Bir de şu hususu arz edeyim : Marksizm’den İslamiyet’e geçmiş olduğunu, hakkında yazılanlardan öğrenmiş bulunduğumuz bir şairimiz var. Kendisi pragmatizm’e karşı göründüğü halde (belki de öyle sandık), eğer yazılanlar doğru ise, aynı pragmatist kapıya açılan bazı laflar etmiş bulunuyor. Diyor ki: “Benim sosyalist olmamla Müslüman olmam aynı süreç içerisindedir. Ben hangi sebeplerle sosyalist olduysam aynı sebeplerle Müslüman oldum. Yani bunda bir kesinti, bir yön değiştirme olduğunu sanmıyorum.” Hani, bazı İslam esprisine yabancı kalmış müddeilerin, Türkler “ihtida etmekle (yani Müslüman olmakla) din değiştirmiş, fakat iman ve i’tikat değiştirmemiştir.” (14) diyorlardı ya, onları hatırlattı bu ifadeler bize.
     Şimdi bakalım bu şairane laflara : Sanatkarımızın,bir defa, gön değiştirip değiştirmediği bile kesin değil bu ifadede. Çünkü, “bir yön değiştirme olduğunu”  bizzat kendisi de kesin olarak bilmiyor ki, “sanmıyorum” diyebiliyor. İkincisi, “hangi sebeplerle sosyalist olduysam aynı sebeplerle Müslüman oldum” diyor. Burada da, Müslüman olduğu halde, hala Müslümanlığın esasını öğrenememiş kimselerin, kadim heyecanlı bir genç edası sergileniyor. (15)
      Haksızlıklara isyan; refah dağıtımındaki eşitsizliğe başkaldırma psikolojisi bazı gençleri sosyalizme itebilir. Hani Bernard Şov’un, biraz da hınçlı kelimelerle vurgulamak istediği bir tespit var : “Diyelim ki (diyor), bir insanın yirmi yaşında komünizmaya kapılmaması himarlık, fakat kırk yaşında hala komünist kalması” daha da büyük bir ahmaklıktır. (16) Gerçekten de geç duygular umumiyetle zor kontrol edilebilir. Haksız sandığı uygulamalara, imkan bulunca isyan edebilir bir mizaç taşır. Ve haksızlığın karşısına dikilen her fikre koşabilir. Kapitalizme kızan ve aynı duygularla; aynı sebeplerle kurtuluş arayan bir genç, İslam’da ki yüce adaleti görüp dine teveccüh etmiş olabilir. Ancak bu kişi Müslümanlar arasına da girmiş olsa, Müslüman olmakta ki büyük inkılabı fark etmemişse, İslamlığın temeline inememiş olarak görülür. Çünkü, insanın Müslüman olma sebebi, dünyayı cennet yapma sevdası değil; sabrederek, ebediyette cennete ermek, rıza-ı ilahiyle mes’ut olmak gayretidir. Edebiye koşmak ilahi gayretten, faniye bağlı kalmak şeytani vesveseden kaynaklanır. Birinde geçici bir imtihan döneminin refah hayali, diğerinde ebedi saadetin hakikati söz konusudur. Hakikate doğru koşmakla hayale dalınanın; ilahi doğruya yönelmekle, şeytani vesveselerle dünyacılığa dalıp kalmanın sebeplerinin aynı olduğunu sanmak, entelektüel yapının zayıflığını gösterir. Değilse, vazıh bulunmayan bir düşünce sistemi mi oluyor acaba?
    Kısacası, sosyalist, liberalist veya nihilist olmanın temelinde aynı materyalist nedenler yatabilir ama bu nedenlerle yola çıkmak, hedefi İslam olan insanın yolunu uzatır, beklide çıkmaza sokar. 


              GÖRÜLEN ODUR Kİ   
    Elit kesim denilen tabakadan sunduğumuz şu misallerde gördüğümüz gibi; dün hurafe sisleri içinde seçilmez halde bulunan İslam’a teveccüh eden bakışlar, bugün çıkarcı bir saplantının karanlık fantezilerinde daha da buğulanmıştır.
    Durum bu olunca, Müslümanlığın temel müeyyidelerini tespit eden ilmi teveccühlerin dışındaki yönelişlerin ne kadar aldatıcı olduğu daha iyi anlaşılır.
    Onun için ÇAĞRIMIZ : Temelinde Allah Resul’ünün (metlüv ve gayrı metlüv) bizlere kadar mütevatiren ulaşan muhkem tebliğlerinedir. Asırlık kalıntılarla, İslam’a başka başka hüccetler tedarik etmeye çalışanların nasıl yanıldıklarına işaret etmiştik. (17) Kuran’ı Hakim’den başka eserlerde, Furkan’a zıt düşmez bulunan doğrular Vahiylerden kaynaklanmıştır, geri kalanların ise – az veya çok – beşeri yanılgı ve zan’larla meşbu olduğunu göstermeye çalışmıştık. (18)
      Allah taksiratlarını affetsin ; bazı beşeri yorum, hikaye ve çeşitli zanların sanatkarca oldurduğu hacimli kitaplar için “…. Alemlerin Rabbinden inmedir” (19) denilebilmişse ve bazıları da bu iddiayı dile getirip, bir beşerin eserini “elbette bizce ilahidir” (20) felsefesiyle onları büyütmüşse; bazı doğruların hakimane işlenişine bakılarak adına “Hüccetullah-il-Baliğa” denilip, sonra da onların meddahları tarafından – Sanki Kur’anla Allah’ın hücceti tamamlanmamış gibi – o eseri takdim ederken işte “Allah’ın hücceti tamamlandı” gibi şuursuz laflar yazılabilmişse (21) Bazı hocalar da birbirlerine “Hüccetül İslam” unvanları verebilmişse (22) Bazı ademoğullarına, “Kutbul aktab” denilerek, onların Allah’a mahsus sıfatlarla anılıp yazılmasına göz yumuluyorsa (23) yahut da Müslüman’a yakışmayan bu bozuk akıdeler gereği gibi ret edilemiyorsa…. Mümkün ki, Abdulkadir es-Sofi’ler esrar tekkesindeki esintilerle, Reca Garaudy’lar İbni Arabilerle İslam’ı tanıyacaktır. Ve daha kimler kimlerle kim bilir; beşeri saplantıları esasmış gibi aktaran sapıklar yüzünden yolunu yokuşa uğratacaktır? Ve yine mümkün ki, beşerin beşere hayranlığının doğurduğu heyecanlarla 35 yaşın fırtınaları Bora’laşarak ana kaynağına yan bakacaktır…
(1)



1)       Bkz. Fetih Suresi : 23
2)       Bkz. Yusuf Suresi: 105 ve Zariyat Suresi : 20 ve Bkz. İlmu Ususli’l-Fıkıh, A. Hallaf, Çev : Doç. Dr. Hüseyin Atay, Sh : 172 ve Bkz. Bor Konferansı M. Şükrü Sözer
3)       Bkz. Bilginin Gücü, Sh : 84 ve İnsanın Yolu İslam, Sh : 206
4)       Mesela, Bkz. Fetih Suresi : 21 ve diğer ayetler
5)       Bkz., Altı Parmak Peygamber Tarihi, adlı bu gayr-ı ciddi kitap A. Faruk Meyan tarafından sadeleştirildiği iç kapağında yazılı, 1976’da Beraket Yayınevi 4. baskısını neşretmiş, Sh : 810 sayfaya – ona rast gelirseniz – lütfen bakınız da bu acı gülünç hali görünüz.
6)       Bkz. Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri, Dr. Süleyman Ateş, Sh : 144
7)        Bkz. İrfan Sofraları, Niyazi-i Mısri, Çev : Dr. Süleyman Ateş, Sh : 144, 184, 185 Bu kitapta mütercim Dr. Ateş “mühim Bir Not”unda Hz. Hasan ve Hüseyin (R) lere resul denmesine “ tamamen safsatadır” dediği halde, Sh : 148’de bu safsatanın sahibine, “Büyük bir veli” diyebiliyor. Zaten aynı eserin ön sözünde de bu sapık ifadelerin sahibini, sanki Allah’ın yanından gelmiş gibi, “Şüphe yok ki Niyazi büyük bir velidir” diyebiliyor. Heyhat ölçüsüzlük ne acı…
8)       Mart 1968 tarih ve 3 sayılı ÖTÜKEN dergisinde, meşhur (Nihal) Atsız, bu tarz düşüncenin tutarsızlığını verirken : “Tarihimiz boyunca, Müslüman olduğumuz için başımıza bin türlü bela geldiği gibi, bugünkü demokratik rejim yüzünden de 1960 ta geçirdiğimiz tehlike malumdur. Bu kafa ile suçu islamiyete ve demokrasiye yüklemek icap eder ki  ne dereceye kadar doğru olduğu ortadadır” der.
10)  Yeni DÜŞÜNCE, haftalık gazete, 24.2.1984, sayı :123, Sh : 4
11)  Milliyet Gazetesi, 25.2.1984 Mehmet Barlas, Başyazı.
12)  18.1.1984 milliyet Gazetesi, Mümtaz Soysal’ın kendi sütunu
13)  Bkz. Şubat 84 KRİTER dergisi, R. Gürışık yazıyordu.
14)  Bkz. Türk DÜŞÜNCESİ dergisi, Cilt : 9, Sayı : 1, Ocak 1959 Sh : 5. İsmail Hami Danişmend’in makalesinde       
        böyle deniyordu. 
15)  17. Şubat.1984 tarihli Cumhuriyet gazetesi, Kayhan Derişler’in “İsmet Özel ve zor zamanda konuşmak”           
       başlıklı yazısından.
16)    Bkz. İktisat Anlayışımız, Sh: 33
17)    Bu hususu, İnsanın Yolu İslam, adlı kitabımızda kaynaklarıyla vermiştik, Sh : 59-62
18)    Bkz. Tetkiklerde Metot ve Tenkit, 2. baskı, 1. bölüm
19)    Bkz. Mesnevi, Mevlana, Çev. Veled İzbudak, Cilt I Önsöz : “Mesnevi Alemlerin Rabbinden inmedir. : Batıl ne önünden gelebilir ne ardından” deniyor. Metinde de (Cilt : 4, Sh : 151) böylesi iddialar sergileniyor, Sh: 326 da da tartışılıyor.
20)    6.2.1972 tarihli Sabah gazetesinde, Ayten Lermi “ Yirmi Altı bin beyitlik Mesnevi elbette bizce ilahidir” diyebiliyordu.
21)    Bkz. Hüccetullah-il-Baliğa, Şah Veliyullah Dehlevi, Çev : Ali Genceli, Hintli bir zat eseri takdim ederken söylüyor bu cahili lafı, bkz. Cilt :I, Sh: 72
22)    Bkz. İslam Fıkhında Devlet, Ayetullah Humeyni, Çev. Hüseyin Hatemi, Sh : 78
23)    Mesela bakınız, iki yayınevinin ayrı ayrı neşrettikleri, M. Nuri Şemsettin denen birine mal edilerek yayınlanan “MİTAHÜL KULUB” adlı eserlerinde ne fecaatlar sıralanıyor : Sh : 82 “Kutbul Aktab… bütün mahlukların, bütün varlıkların yiyimi, içimi, kareketleri, kaza ve kaderleri, hasılı dünyada olan her şey onun tasarrufu altındadır.” Sh: 48, “Kutbul Aktabın, iki cihanda tasarruf edemeyeceği hiçbir şey olamaz…” Üsteki 82. sayfadaki alıntı Demir Kitabevi, alttaki de Salah Bilici yayınları arasında neşredilen kitaplardandır. Bu kitaplar ilk görüldüğü dönemde yalnız Ahmet Akbay bey tarafından, bir bildiri ile hak ettiği cevabı almıştı. Ama ne çıkar hala pek çok insanın kütüphanesinde görmek mümkün. Hem de elit ve mütteeki görülen kimselerin kitaplığında. Bunlardan birini, bir yük. Mühendisi, ikaz etmiştim de “Hayret ben bu kitabı üç defa okuduğum halde dikkatimi çekmemiş : sen nasıl görüyorsun ? bunları diye biraz da sitemkarane laflar etmişti. Fakat orada bulunan diğer Müslüman münevverler, tevil bile edilemeyecek kadar açık bir sapıklığın artık müdafaa edilecek tarafı olmadığını ev sahibimize anlattılar. Selam ve Rahmet, şirkin açığından ve gizlisinden kaçan Hanif müminleredir.
                                         
                                                                                                                                 M. Said Çekmegil
                                                                                                 Kriter Nisan 84 Sayı : 42 Cilt: 4

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 30-10-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
105892275 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net