18-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

Bülent ECEVİT'e dair


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa
ANADOLUDA TELİF EDİLEN İLK TÜRKÇE ESER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 13
KötüÇok iyi 
Yazar Prof. Dr. Mikâil BAYRAM   
18-04-2008

Anadoluda Telif Edilen

İLK TÜRKÇE ESER MESELESİ

     Prof. Dr. Mikâil BAYRAM         

                                                
 Bilindiği gibi Anadolu Selçukluları zamanında Farsça resmi dil olarak kullanılmıştır. Bunun sonucu olarak, bu dönemde te’lif edilen eserlerin büyük bir kısmı Farsça’dır. Bugüne kadar yaptığım kütüphane taramaları sonucunda, Anadolu Selçukluları zamanında yani 250 senelik zaman zarfında, 230 eser te’lif edilmiştir. Bu eserlerden 14 tanesinin yazarı meçhuldür.
Geriye kalan eserler 80 müellif tarafından te’lif edilmiştir. 145 eserin dili Farsça, 68 eser Arapça, 15 eser de Türkçe olarak kaleme alınmıştır. Birkaç eser de Süryanice ve Ermenice’dir. Bugünkü bilgilerimize göre Anadolu’da te’lif edilen ilk eser de Malazgirt Zaferi’nden 30 sene kadar sonra Danişmendoğulları’nın Kayseri Dizdarı olan İbnü’l Kemal İlyas b. Ahmed’in yazdığı “Keşfül – Akabe” adlı astronomiye dair Farsça eserdir. (1)    

      Türk kültür, edebiyat ve tarihine dair birçok meseleleri ilk olarak ortaya atan ve bu meseleler hakkında fikir serdeden, mütalaalarda bulunan rahmetli hocamız Fuad Köprülü’dür. Onun ortaya attığı meselelerden biri de Anadolu toprağında ilk Türkçe eserin ne zaman ve kim tarafından yazıldığı meselesidir. (2) Kendisinin bu konuda ki görüşü de özet olarak şöyledir:  Fuad Köprülü, eski “Türk Yurdu” mecmualarında yayınladığı “Selçuklular Devrinde Anadolu Şairleri” adlı yazılarından birinde, bu devirde yaşayan Fakih Ahmed adlı bir şairi ve onun Türkçe olarak yazdığı “Çerh-name” adlı mesnevisini tanıtmaktadır. (3) Bu mesnevinin yazarı olan Fakih Ahmed’in, Mevlevi yazar Ahmed Eflaki’nin “Menakibü’l –arifin” adlı eserinde adı geçen ve 618(1221) yılında vefat edip, cenaze namazını Mevlana’nın kıldığı belirtilen zat (4) olduğunu ileri sürmüştür. Ancak bu şairin Eflaki’nin belirttiği tarihte değil de yine Eflaki’nin bu zat hakkında verdiği bazı bilgilere dayanarak XIII. Asır ortalarına kadar yaşamış olduğuna hükmetmektedir. Fuat Köprülü bu tespitlerine dayanarak  Anadolu’da XIII. Asrın ilk yarısından itibaren Türkçe eserler yazılmaya başlandığını savunmuştur. Sayın hocam Hasibe Mazıoğlu’da 1974 (Ankara) yılında Fakih Ahmed’in “Evsafu Masacidi’ş Şerife” adlı bir başka eserini yayınlamıştır.

      Vakıa Konya’daki Fakih Ahmed Türbesi’nin kapı alınlığındaki kitabe de “Seyyidü’l – meczubin” diye yasıflandırılan Fakih Ahmed’in 618(1221) de vefat ettiği kayıtlıdır. (5) Ahi Evren Şeyh Nasirü’d – Din Mahmud, Sadrü’d – Din Konevi’ye yazdığı mektuplardan birinde bu Fakih Ahmed’den bahsettiği gibi(6) XIII: asrın ikinci yarısında kaleme alınan “Menakıb-i Şeyh Evhadü’d – Din-i Kirmani” adlı eserde de Şeyh Evhadü’d –Din el-Kirman’nin (635/1237) Konya’da ki mevzub ve mecnun bir halifesi olarak Fakih Ahmed’den söz edilmiştir. (7)

     1983 yılında İstanbul’da düzenlenen Türkoloji Kongresi’ne sunduğum “ XIII. Asırda Yaşayan Fakih Ahmed’ler” adlı bildirimde yukarıda bahsini ettiğim Fakih Ahmed’in bütün kaynaklarda “Meczub” ve “Mecnun” bir derviş olarak tespit edildiğini, böyle mevzub ve delişmen bir dervişin düzenli ve müretteb bir eser yazmış olamayacağını belirttikten sonra “Çerh-name” ve “Evsafu Mesacid-i Şerife” adlı iki eserin bu Fakih Ahmed’e ait olamayacağını savundum. Daha sonra 651(1253) de düzenlenen Celalü’d-Din karatay Medresesi Vakfiyesi’ne imza koyan ve Konya Sedirler Mahallesindeki Şeyh-i Aliman adına inşa edilen türbe kitabesinde adı geçen (8) başka bir Fakih Ahmed’in yaşadığını, Mevlevi yazar Ahmed Eflaki’nin bu asırda Konya’da iki ayrı Fakih Ahmed’den habersiz olduğu için bu zat hakkında ki bilgileri 618(1221) yılında ölen Hace Fakih Ahmed’e izafe ettiğini (9) ve bu Fakih Ahmed’in 651 (1253) yılından sonra, Mevlana’dan önce öldüğünü ifade ettim. Bu Fakih Ahmed’in, Mevlana’nın babası Baha Veled’in müridlerinden olduğu anlaşılmaktadır. Mevlana’nın cenaze namazını kıldığı zat, işte bu ikinci Fakih Ahmed’dir. Bu bildirimde “Çerh-name” ile “Evsafu Mesacidi’ş Şerife” adlı eserlerin bu ikinci Fakih Ahmed’e ait olabileceğini savundum. Bu arada 746(1345) yılında Karaman’da vefat eden bir üçüncü Fakih Ahmed’den bahsederek (10) adı geçen iki eserin bu zata ait olabileceğini de zayıf bir ihtimal olarak belirttim.

     Bu bildiriyi sunduğum sırada salonda bulunan dilçi hocamız rahmetli Saadettin Buluç söz alarak özet olarak şunları söyledi: Vaktiyle kendisinin de bu iki eseri 618(1221) yılında ölen Fakîh Ahmed’e nispet ettiğini fakat bu tebliğin verdiği bilgiler ışığında bilgilerini yeniden değerlendirip, hafızasını yokladığını ve XIV. Asır dil özelliklerini göz önüne aldığını, sözü edilen iki mesnevi’yi Karamanlı Fakîh Ahmed’e hisbet etmenin daha doğru olacağını ifade ettiler.

     Özet halinde verdiğim bu başlangıç bilgilerden sonra yine rahmetli Fuad Köprülü’nün ortaya attığı meseleyi biraz değiştirerek şöyle ifade ediyorum: Anadolu’da Te’lif edilen bilinen en eski Türkçe eser hangisidir? Ne zaman ve kim tarafından te’lif edilmiştir? İşte bildirim bu soruya cevap teşkil edecektir.

      Bugün Konya İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi, nr: 12049’da Hakim Bereket tarafından kaleme alınmış, tıp ilmine dair “Tuhfe-i Mübarizi” adlı Türkçe bir eser bulunmaktadır. Bu eseri, rahmetli Şehabettin Tekindağ, geniş bir tanıtımını yapmış, tarihi bir belge olarak değerlendirmiştir. (11) hakim Bereket eserinin önsözünde bildirdiğine göre önce bu eseri “Lubabü’n-nuhab” adıyla Arapça olarak yazmış sonra bunu Tuhre-i Mübarizi adıyla Farsça’ya tercüme edip Emir Mübarüzi Din Halifet Gazi’ye sunmuştur. Halifet Gazi’nin eseri çok beğendiğini ve bu eser Türkçe olarak yazılmış olsaydı çok değerli ve bulunmaz bir eser olacağını belirttiğini, bir müddet sonra da onun isteği üzerine bu eserini bu defa Türkçe’ye çevirdiğini belirtmektedir. Hakim Bereket’in bu ifadelerinden bu dönemde Türkçe eserlerin çok nadir olarak mevcud olduğunu, Halifet Gazi’nin de Türkçe eserlerin yazılmasına teşvik ettiği anlaşılmaktadır. Bu teşvikin sonucu olmalı ki, Hakim Bereket “Hülasa der İlm-i Tb” adlı yine Türkçe bir eser yazarak Emir Halifet Gazi’ye sunmuştur. Bu eserde bahsini ettiğim “Tuhfe-i Mübarizi” ile aynı cilt içinde bulunmaktadır. Yine aynı cilt içinde gıda teknolojisine dair “Tabiat-name” adında manzum(Mesnevi) Türkçe küçük bir eser bulunmaktadır. Gerçi bu eserin yazarına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Ama gerek bu eserin Hakim Bereket’in diğer iki eseri gibi tıbba dair ve bir cilt içinde bulunması, dilinin de çok eski olması bu eserin de Hakim Bereket’e ait olduğunu düşündürmektedir.       

    Hakim Bereket’i Türkçe eserler yazamaya teşvik eden Emir Mübarüzi’d-Din Halifet Gazi, tanınan bir kişidir. Sultan I.İzzü’d-Din Keykavus’un 1214 yılındaki Sinop Fethi’ne katılmış, Kuzey Sahilleri komutanı olmuş, I. Alâü’d-Din Keykubad zamanında Amasya Valiliği yapmış, bu sultanın Gürcistan’a sevk ettiği orduda o da bulunmuş ve bu seferde şehit düşmüştür. (1232) Halifer Gazi 606(1209) yılında Amasya’da bir medrese yaptırmıştır. Bu medresenin vakfiyesi 622(1225) tarihli olup yakın zamanda Prof. Dr. Rafet Yınanç Bey, bu vakfiyenin metnini yayınlamıştır. (12)  Muhtemelen Hakim Bereket bu medresinin müderrisi idi. Halifet Gazi’nin Türbesi de bu medresenin yanı başındadır. Bu medrese ve türbe kısmen harap bir durumda günümüze gelmiştir. (13)

    Hakim Bereket’in burada bahsini ettiğim eserlerinin İzzet Koyunoğlu Kütüphanesinde ki nüshalarının kapak sahifesinde Halifet Gazi hakkında tarihi değer çok yüksek bir kayıt bulunmaktadır. (14) Bu kayıttan Halifet Gazi’nin babasının adı Tuli, dedesinin adı Türkanşah olarak geçmektedir. Halifet Gazi’nin baba ve dedesinin adları “Danışmend-nâme”nin kahramanları arasında geçmektedir.  

     Bu açıklamalardan sonra şunu demek istiyorum: Hakim Bereket sözünü ettiğim eserleri Anadolu’da te’lif edilen bilinen en eski Türkçe eserlerdir. Haliyle Hakim Bereket hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Rahmetli Şehabettin Tekindağ, onun Harezmli olduğu ihtimalini öne sürmektedir. (15)

     Yine Konya İzzet Koy unoğlu Kütüphanesi Nr: 2016’da kayıtlı XIII. Asır sonlarında te’lif edilen “Tercüme-i Menakıb-i Şeyh. Evhadü’d  Din-i Kirmanî” adlı bir eser bulunmaktadır. Bu eserin mütercimi Gelibolu Muhyi’d – Din’dir. XV. yy’a ait olan bu tercümede Türkmen sofî Evhadü’d-Din’in “Olusar” redifli Türkçe-Farsça mülemma bir gazeli bulunmaktadır. Evhadî dervişlerin bu şiiri koro halinde ilahî olarak terennüm ettikleri bildirilmektedir. Evhadü’d- Din-i Kirmanî 602(1205) ile 631(1233) yılları arasında Anadolu’da yaşamıştır. (16) Bu takdirde bu Türkçe mülemma şiir de XIII. Asrın başlarına tarihlenmektedir. Görüldüğü gibi bu şiir de Hakim Bereket’in eserleri ile aynı zamana rastlamaktadır.

    Netice olarak: görüyor ki, Anadolu’da Türkçe eserler yazma geleneği rahmetli Fuad Köprülü’nün iddia ettiği gibi XIII. Asrın ikinci yarısından itibaren değil, bu asrın başlarından itibaren başlamıştır. Bu geleneğin Danişmend İlinde başladığı ortaya çıkmaktadır. Danişmendoğulları’nın ülkelerinde Türkmencilik ülküsünü yerleştirme gayretleri bu yörelerde Türkçe eserler yazılmasına vesile teşkil etmiştir. Bu hükmü verdikten sonra bununla bağlantılı olarak iki konuya dikkatleri çekmek istiyorum.

    1. Atatürk Kültür Merkezi’nce 4-7 Eylül 1989 tarihinde düzenlenen Uluslar arası Osmanlı- öncesi Türk Kültürü Kongresi’ne sunduğum bildiride de ifade ettiğim gibi Anadolu Selçukluları zamanında te’lif edilen eserler kronolojik bir sıralamaya tabi tutulduğunda Malazgirt Zaferi’ni takip eden ilk 150 yılda müsbet ilimlere ve felsefeye ilgi duyulduğu, devlet adamlarının da, ilim adamlarını bu yönde teşvik ettiklerini, bunun sonucu olarak bu ilk 150 sene içinde pozitif ilimler alanında eserler yazıldığı görülmektedir. Hakim Bereket’in de bir doktor olarak XIII. Asrın ilk çeyreği içinde tıp ilmine dair eserler vermiş olması bu görüşümüzü kuvvetlendirmektedir. Bir süre önce yayınladığım İbnü’l Kemal İlyas b. Ahmed tarafından te’lif edilip Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi’ye sunulan “Keşfü’l-Akabe”nin yazarı Melik Ahmed Gazi’nin müsbet ilimleme ve felsefeye ilgi duyduğunu, bu alanda çalışan ilim adamlarını himaye ettiğini yazmaktadır. (17)

   2. Bir süre önce yayınladığım bir makalede Anadolu Selçukluları zamanında Anadolu’da  muhtelif kültürel çevrelerin oluştuğunu, bu kültürel çevreler arasında sosyal ve siyasi rekabet ve mücadelelerin bulunduğunu örnek vererek açıkladım. Danişmen İlinde ise Türk kültürüne ve Türkmencilik ülküsüne, Gazilik mefkuresine önem verildiğini belirttim. İşte burada Danişmend İlinde ve Danişmendli Umera soyundan gelen Emir Mübarizü’d-Din Halifet Gazi’nin ülkesinde Türkçe eserler yazılmasına önayak olduğunu görüyoruz. Türk milli kültürüne dair ilk eserler de ilk önce Danişmend ilinde kaleme alınmıştır. Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi’nin kahramanlıklarını destani bir üslupla anlatan “Danişmend-nâme”de XIII. Asır ortalarında yine Danişmend İlinde (Tokat’da) kaleme alınmıştır. (18) Türk milli kültürünün önemli kaynaklarından olan Dede Korkut Hikayeleri de XIV. Asır sonralarında yine Danişmend İlinde yani Amasya’da derlenmiştir. (19) XIV. Asır içinde bu yörede tıp ilmine dair bazı önemli eserler kaleme alınmıştır. (20) Bütün bunlar o bölgede yani Danişmend İlinde, Danişmendoğulları zamanında kökleşen kültürel ve ilmi geleneğin devamıdır. P. Wittek, Danişmend İlindeki bu kültürel geleneğin Osmanlılar zamanında da uzun süre devam ettiğini ifade etmektedir. (21)





(2)     Türk Yurdu, İstanbul,1926,IV, 289-295.

(3)     Bu mesneviyi Mecdud Mansuroğlu, yayınlamış (İstanbul 1956) ve üzerinde dil çalışması yapmıştır.

(4)     Menakibü’l arifin, Nr. Tahsin Yazıcı, Ankara 1959,I,s. 419

(5)     Bu kitabe için Bkz. I. Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, Konya 1964, s. 746 ; H. Mazıoğlu, Evsafu Mesacidi-ş Şerife, Ankara 1974,(Önsöz) s.8.

(6)     Mikail Bayram, Sadru’d-Din Konevi ile Hace Nasirü’d Din-i Tusi’nin Mektuplaştıkları İddiası üzerine, Tarih Dergisi, İstanbul 1979,s.18-22.

(7)     Age.,Nşr. B. Furuzanfer, Tahran 1969,s.189-190. bu eser ve tercümesi hakkında geniş bilgi için Bkz. Mikail Bayram, Şeyh Evhadü’d-Din Hamid el- Kirmani ve Ebhadiyye Tarikatı, Konya 1993,s.121-127.

(8)     Konya Tarihi, s. 743-746

(9)     Eflaki’ye göre Fakih Ahmed, Mevlana’nın babası Bahaü’d-Din Veled’in talebesi ve müridi olup sonradan üzerine gelen bir hal neticesinde dağlara çıkmış ve oralarda uzun müddet yaşamıştır. Ancak hocasının vefatından sonra (628/1231) şehre (Konya) inmiştir. Eflaki, Fakih Ahmed’in cenaze namazının Mevlana tarafından kılındığını da yazmaktadır. Görüldüğü üzere Eflaki, Fakih Ahmed hakkında yazdıklarında tenakuza düşmektedir. Zira eğer Fakih Ahmed’in 1221’de öldüğü doğru ise, -ki doğrudur- Bahaü’d-Din Veled’in ölümünden sonra şehre inmiş olması mümkün olmaz. Kaldı ki, bu tarihte Bahaü’d-Din Veled ve oğlu Mevlana henüz Konya’ya gelmemişlerdir.

İranlı Prof. B. Furuzanfer, -Eflaki’nin bu tutarsızlığını bertaraf etmek için – Fakih Ahmed’in ölüm tarihini 628(1231) olması gerektiğini savunmuştur. (Bkz. Menakıb-i Şeyh Evhadü’d-Din’in Mukaddimesi, s. 16-27.) A. Gölpınarlı, “ Mevlana’dan sonra Mevlevilik” adlı eserinde (İstanbul 1953,s.88) ve “Yunus Emre ve Risaletü’n – Nushiyye ve Divan” (İstanbul 1965,s.35) da Fakih Ahmed’in türbe kitabesinde 618(1221) de öldüğü kayıtlı olduğu bu tarihin, Eflaki’nin öldüğü tarihle mutabıklığını belirtmektedir. Bilahare yayınladığı eserinde bahsi geçen kitabede kırık bulunduğunu, iyi okunmadığını öne sürerek B. Furuzanfer’e uyarak bu tarihin 628(1231) olması gerektiğini belirtmektedir. Halbuki bu kitabedeki kırık çok küçük olduğu gibi yazıya da zarar vermemiştir. Ahmed Eflaki, XIII. Asırda Konya’da Fakih Ahmed adında iki şahsın yaşadığını bilmediği için çelişkili bilgiler verdiği gibi bu iki araştırıcı da yine bu yüzden hatalı bir yoruma sapmışlardır.

(10)  A. Gölpınarlı, Yunus Emre ve Tasavvuf , İstanbul 1961, s.36-37; Sehi tezkeresi, s.65

(11)  Şahabettin Tekindağ, İzzet Koyunoğlu Kütüphasinde Bulunan Türkçe yazmalar, Türkiyat Mecmuası, İstanbul 1971,XVI, 134-139

(12)  Amasya Halifet Gazi Medresesi ve Vakıfları, Vakıflar Dergisi, Ankara 1982,XV,5-22.

(13)  Hüseyin Hüsamettin, “Amasya Tarihi”nde (İstanbul 1327-1330 I, 59-67) Emir Halifet Gazi’nin Türbesi’nde Türk kültüründen gelen bası tezyini unsurlar bulunduğunu yazmaktadır. Bu türbe hakkında ayrıca Bkz. O. Cezmi Tuncer, Anadolu Kümbetleri (Selçuklu Dönemi), Ankara 1986, s.64-68

(14)  Asdfasdfasdfasdfasdfadsfffasdfffffffasdfffffffffffffffasdfffffffsdffffffffffffffsadffffffffffffffffffffffffff

(15)  İzzet Koyunoğlu Kütüphanesinde Bulunan Türkçe yazmalar, Türkiyat Mec., XVI, 134.

(16)  Bu Türkmen Şeyh hakkında geniş bilgi için Bkz. Mikail Bayram, Şeyh Evhadü’d-Din Hamid el-Kirmani ve Evhadiyye Tarikatı, Konya 1993

(17)  Mikail Bayram, Anadolu’da Te’lif Edilen İlk Eser “Keşfü-l Akabe”, Konya 1981, s.19-22

(18)  Fuad Köprülü, Anadolu Selçukluları Tarihinin Yerli Kaynakları, Belleten, Ankara 1943, Cilt:7, s.427-430

(19)  Fahrettin Kırzıoğlu, Milli Destanlarımızdan Dede Korkut, Oğuz namelerinin Tarih belgesi bakımından Değerleri,(Belleten, Ankara 1987, Sayı: 198s.915) adlı makalesinde Dede Korkut Hikayelerinin Timur’un önünden kaçıp, Amasya yöresine yerleşen Türkmenler tarafından kaleme alındığını yazmaktadır. Halbuki bu eser, Danişmendoğulları zamanından beri bu yörede teşekkül edin ve yerleşmiş olan Türk kültürünün mahsulüdür. Hiç şüphe yok ki, Danişmendliler zamanından beri sözlü olarak yaşayan bu hikayeler XIV. Asırda, bu yörede kaleme alınmıştır.

(20)  XIV. Asır ortalarında yaşayan Hakim Hayrü’d-Din’in tıbba dair yazdığı eserleri zikredebiliriz.Bkz. İzze Koyunoğlu  Ktp. Nr: 12030,12031.

(21)  Ankara Buzgunu’rdan İstanbulu’un Fethi’ne, Belleten, Ankara 1943,XII,582
















Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-04-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29404691 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net