09-03-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Şiir arrow M. Said Çekmegil arrow FİKRİ DURGUNLUK
FİKRİ DURGUNLUK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 10
KötüÇok iyi 
Yazar M. Said ÇEKMEGİL   
16-02-2008

   FİKRİ DURGUNLUK

                                                                       (Merhum) M. Said ÇEKMEGİL
      Dünün İslam aleminde görülen fikri durgunluk çok çok söz konusu edile gelmiştir. Bu durgunluğu Müslümanlığa mal edenlerin, İslam bilmezlerden daha çok oryantalistler arasından çıkması dikkat çekicidir.

      Aslında, İslam kelimesi durgunlukla yan yana zikredilemez. Çünkü İslam her şeyden önce hareketle ilgilidir. Ve Müslim kelimesi sürekli bir davranış gösterir; Müslüman, atlayış cesaretini gösteren kimsedir. (1)

      Böyle olduğu halde, uzun vakitlerden beri İslam alemindeki durgunluğu, Müslüman şahıslara, yahut bazı tarih dilimlerine bağlamak meseleye temelden bakmamak olur. Bu da en çok “gayr-ı Müslim” şarkiyatçılara yakışır. Müslüman olmayanların İslamiyet’le neden bu kadar ilgilendiklerini düşünmeyenleri de şaşırtır.

      İslam alemindeki fikir hareketlerini, bir dönemde, birkaç şahıs mı körletmiştir? Mesela L. Gardet ve Hartner gibi batılı kafaların iddia etmiş oldukları gibi, fikri gelişmeler Aşarilikle mi durmuş? Ve İmam Gazali, septik felsefenin küfür olduğunu işlemekle İslam tefekkürüne darbe mi vurmuş? Değilse, “eski İran’dan intikal eden düalist akideler” veya “Moğol istilası”na mı bağlanmış bu durgunluk? (2) Abbasi’ler döneminin bir bölümünde zirveye tırmanan fikir çalkantısı İslam düşüncesini gölgelemeye devam ederken hiçbir ses çıkarılmamalı mıydı?

       İmam Aşariler ve Maturidiler mutezilenin rasyonalizme kayan edalarını tashih etmek için, asla sadık kalmaya çalışarak, bir takım ölçüler tespit edip bazı kritikler getirmişlerse; İmam Gazaliler, sofistik Yunan felsefesinin, İslam aleminde, bir düşünce anarşisi çıkarışına karşı çıkmışlarsa bu, gelişen fikri tekamülü durdurmak için değildir. O büyük insanlar, İslam fikriyatına değil, İslam düşüncesini saptırmak için, İran ve Yunan gibi gayrı Müslim semtlerden körüklenen felsefi yangına karşı çıkmışlardır. Bu yangını söndürmek için olanca gayreti esirgemedikleri görülmektedir. Aynı dönemde, aynı durumda, aynı şartlar ve aynı engellerle karşılaşmayanların, onlar gibi düşünüp hareket etmeleri gerekmezdi elbette. Çünkü bu iş, tahkiki bırakıp taklide düşmek olurdu. Nitekim, uzun zamandan beri, büyük bir ekseriyetle, söz konusu taklit dönemine gidilmiştir de…

     Fikri durgunluğu büyük müminlere bağlayanlar, İslam’ı ve İslam alimlerini gereği gibi tanımadıklarından, bazı nakilleri yüzde yüz doğru sanmışlar ; Müslüman’a yakışmayacak mistik bir uyuşukluğu, ya da katı rasyonalist bir kuruluğu ünlü İslam mütefekkirlerine bağlaya gelmişlerdir. Bazıları da, Müslüman’ları satıp alevleri içerisindeki eritecek felsefe ve mistisizm karması bir yangını söndürmeye koşarken ayakları altında kalarak giriftleşen bazı problemlerin çözümünü, duru bir zamana bırakılan bazı icapların yerine getirilmeyişini bahane ederek gereksiz kritiklere girişmişlerdir.

     Bir meseleye devrinin şartları içerisinde ve güçler nispetinde bakmayanlar, bakamayanlar insaflı olmakta zorluk çekerler. Mesela, İlahi imtihan sorularını kendileri taktir ediyorlarmış gibi, Hz. Osman’a, kendi tozpembe gözlükleriyle bakanlar, onun yaşını, genişleyen ülkesini, harp ve ecel sebebiyle yahut da hudutlar da cihat için uzaklaşmalarla azalan arkadaşlarını hesaba katmadan hüküm yürütenlerin bir takım boşluklara düşmeleri bu tutumlarından dolayıdır.

    Her dönemde fikri gelişmeler de olur, gerilemeler de olur ve olacaktır da. Bu oluş, yaratıcının insana ikram ettiği akıl gibi bir nimetin hakkını vermeye bağlıdır. Bir toplum, elit çoğunluğuyla, bu yüce akıl nimetini müteşekkirane bir halde işletiyorsa, o topluluğu tefekkür sahasındaki ileri hamlelerinden kimse alıkoyamaz. Aralarında tesirsiz halde akledemeyenler bulunsa dahi. Bu millet artık yücedir, bilhassa fikri yönden. Değil de, hakim zümreleriyle bir toplum, rahata düşkünlüğün davet ettiği zihin tembelliğine düşerse, taklit bataklığında çırpınıp durur, ve çırpındıkça batar. Aralarında sözünü dinletemeyen, rağbet görmeyen mütefekkirler olsa dahi. Bu bataklıkta sadece ilmi yol tıkanmaz, teknolojik kesimde de çoraklaşmalar başlar. Nitekim öyle olmuştur. İlmi durgunluğun tabii neticesi olarak fen bölümünde de görülen gerilemeler asırlarca önce başlamıştır. Düşmanlar da fırsatı kaçırmadan bu durumdan faydalanmıştırlar.

     Kur’an-ı Hakim’de Sünnetullah şöyle görülüyor ; Aklını kullanmayanlar pislik içerisinde bırakılır. (3) Ve sade dünyada değil, ebediyette de kullanmadığı aklından dolayı pişmanlığın fayda vermeyeceği acı bir azaba müstahak kılınır. (4)

      O halde, bu kimseler fikri durgunluğun amillerini Gazali, Eşari gibi mümin ve mütefekkir Müslümanlara bağlayacaklarına, Sünnetullah’a dikkat edip etmemekte arasalardı daha isabetli teşhisler koyabilirlerdi.

      Bir dönemden beri “Fikri Cehd” kapılarının zehirli zihniyetlere karşı kapatılmak istenmiş olabileceği düşünülmüş olabilir. Ama burada, sonradan temiz havalar estirerek kapatılan Dar’ın havasızlığından kurtulma çabalarını hıyanet sanacak kadar yozlaşan bir kısırlığın ortalığa tahakküm etmesi söz konusudur.

    Öyle zamanlar olmuştur ki, “..fetva veren kimse dilediği görüşü seçip almakta serbest dahi değildi. Onun bu ihtiyarı” avamî bir kamu oyu ile “kayıt altına” alınmıştı. (5) “.. İslam’ın ilk altı asrından sonra gelen o karanlık cehalet çağlarında (6) fıkıhçı tanınanlar “dahil, bütün cumhur taklitle hareket etmeye koyuldular” Öyle ki, onların “fetvalarına aykırı düşen ayetler (bile) ya mensûhtur veya tevile muhtaçtır.” (7) gibi saplantılarla kısır bir otorite oluşturmuşlardır. İlmi atılımlar böylece yerinde sayar hale gelmiştir. (8)

    Öylesine ters bir döneme girilmiştir ki, “önce kitap, sonra icma, sonra kıyas” diye doğruları sloganlaştıranlar dahi, değil önce kitaba yönelmek kıyasa bile başvurmadan, bilmediğine bilmiyorum diyebilecek kadar insaflı alimleri aramadan, “din adamı” dediklerinin ezberlerine bağlanıp kalmışlardır. Bu hal düşünen beyinleri hayli rahatsız etmiş olacak ki, arayıcı Müslümanlara tercüman olarak bir Müslüman fıkıhçı (hukuk alimi), fikri ceht kapısını kapalı tutmaya çalışanlara işaret ederek şöyle diyor :

    “Hiçbir kimse, Allah’ın akıllara açmış olduğu bu kapıyı kapatmak hakkına sahip değildir… bu kapının kapanması, insanları kitaptan, sünnet ve selefi salihin eserlerinden  uzaklaştırmaktadır. Hatta taklitçilikte ifrata giden bazı kimseler, ilim meclislerinde bile Kur’an ve hadisi incelemeye lüzum yoktur, çünkü içtihat kapısı kapalıdır, diyecek kadar ileri gitmişlerdir. La havle vela kuvete illa billah!” (9) La havle çektirecek bir taklit baskısı altında kalan tefekkür ezginliklerine düşme sebeplerini, şahıslar ve zamanlarda aramak yerine Sünnetullahı aksettiren içtimai kanunlara uymamakta bulmak daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. 

   İlmi geliştiren fikri faaliyetlere doymuş bulunmak kısırlığı, hastalığın başında gelir. Kendini ilim çalışmalardan “müstağni” gören bir zan insanı yolundan azdırır. (10) Bir de refah arkasında koşarken düşünmeye vakit bırakmayan bir dünyacılığın sebep olduğu zihin tembelliği araya girerse, o zaman bu azmayı azgınlığa döndürür. Elbette ki, bu hal, fikri atılımları durdurarak heva ve hevesin sürüklediği gafletin çirkin dünyacılığına yol verir. Böylece heva ve heves dünyaperestliğe, dünyaperestlik heva ve hevese yol veren bir fasit daire meydana gelir ve bu İslami olmayan durum başını alıp gider.

   Maveraünnehirden Endülüs’e kadar, Ebu Hanifelerle, İbni Hazımlarla ve benzeri büyük mütefekkir ilim adamlarıyla izzete yücelen İslam alemi, bugün gerilerde kalmışsa, bunun sebebini, arayıcılık gibi, - ki müslümanın başta gelen vasıfıdır (11) yüce bir ibadetin şuurundan uzaklaşan efkarın, mistik ve kısır yozlaşmalara saplanıp kalmış olmasında görüyoruz.

   Ahirete bir vasıta olmaktan başka kıymetli bir değeri olmayan dünya için değil de, dünyayı ebedi saadeti için yegane vasıta bilerek yücelmenin yollarını aramakla görevli idi Müslümanlar. Bu görevi gücünce yerine getirenler de olmuştur, ihmal edenler de. Herkes işlerinin karşılığını niyetlerine göre görecektir. Bu mesuliyet duygusuyla hayatını değerlendiren müminlere ne mutlu.

    Her neyse, mesuller geldi geçti. İnşallah bizler, ilmi yolda doğru düşünmenin saadetini müdrik oluruz. Bugün İslam aleminde görülen acılı sancılar, Allah’ın izniyle, nur topu gibi Kuran’ı bir efkar doğmasına sebep olacak gibi. Günün İslam alemini bu yolda bekliyor; ızdırapların hayıra vesile olmasını yüce Rabbimizden diliyoruz.  

                                                                                                    M. Said Çekmegil
                                                                                               (Kriter,  cilt: 4, sayı 40)



(2)     Selçuklular Tarih ve Türk-İslam Medeniyeti, Prof. Dr. Osman Turan, Sh. 360 – 365

(3)     Bkz. Yunus Suresi : 100

(4)     Bkz. Mülk Suresi : 10

(5)     İmam Şafii, Muhammed Ebu Zehra, Çev : Osman Keskioğlu, Sh. 354.

(6)     Anglikan Kilisesine Cevap, Abdülaziz Caviş, Çev: Mehmet Akfi, Sadeleştiren Dr. Süleyman Ateş, Sh 188.

(7)     İslam hukuku Tarihi, Prof. Muhammed el-Hudari, Çev: Haydar Hatiboğlu, Sh. 320.

(8)     Bkz. Bilginin Gücü, M. Said Çekmegil, Sh. 31-56

(9)     İslamda Fıkhi Mezhepler Tarihi, Muhammed Ebu Zehra, Çev : Abdulkadir Şener, Sh. 156

(10)  Bkz. Alak suresi: 6, Hasan Basri Çantay Mealine Ve Tetkiklerde Metod ve Tenkid adlı eserimizin 2. baskısının, II. Sahifesine.

(11)  Bkz. A.g.e. İnsanın Yolu İslam, 2. Bölüm, Sh. 83-104

Yorum
problem bu zaten
Yazar semazen açık 2008-02-17 11:34:23
Yazıdaki şu bölüme dikkat çekerim ey okuyucu: 
 
"Bir de refah arkasında koşarken düşünmeye vakit bırakmayan bir dünyacılığın sebep olduğu zihin tembelliği araya girerse..." 
 
esat, mesut, ercan, hikmet, selma, rana, peyami, ilhami, selahattin... listeyi uzatmak mümkün ama ismi zikredilenler sait çekmegilin bu uyarısını daha fazla dikkate almalılar  
Sayın semazen
Yazar kubha açık 2008-02-17 19:00:24
kimliğinizi açıklayarak yazsaydınız memnun olurdum. 
 
kendi payıma bunu sadece bir tavsiye olarak alıyorum. 4 çocuk büyütürken daha fazla kapasite kullanımı şahsım adına mümkün değil. 
 
çocuklarını büyütmüş olanlara düşer bazı şeyler... 
Hangi Selahattin?
Yazar Sanih açık 2008-02-18 09:19:12
Hangi Selahattin; Malatya'daki mi İstanbul'daki mi? Yaman birine benziyorsun semazen kardeşim. Teşhisin müthiş...
listede eğer bensem adımın zikredilmesin
Yazar selahaddin açık 2008-02-20 16:52:51
Demekki bende 1. lig takımları arasındayım desenize.Teşekkürler
Donanım Sorunu
Yazar selahaddin açık 2008-02-20 16:56:02
Müslümanların donanım sorunu var yazılım değil. İşletim sistemi mükemmel ama makina haşat rem yetmiyor çekirdek sayısı az ....
Yazar babacik açık 2008-02-23 19:19:34
Adı zikredilenlerden çok zikredilmeyenler kendilerinden korksun.  
 
Kendi gözündeki çapağı göremeyenler başkasının gözünde mertek ararlar. 
 
Dört çocuklu olan şahsın da yardımlarına Allah'ın şahitliğinin yanında ben de şahitim.  
 
Bu zihni tembelliğinizi bırakınız da hakikati görünüz lütfen. Selamlar küçük işlerle uğraşanlar
İtiraz
Yazar akifbayram açık 2008-02-25 12:03:44
Ben konunun bu şekilde anlaşılmasına karşıyım. Bilindiği gibi müslümanlık hem dünyayı hem ahireti gözeten bir dindir. Ailede ahireti önceleyenlerin sayısı hayli atınca ismi geçenler dengeyi sağlamak istemişlerdir. Niye olaya iyi yönden bakmayı kimse düşünmüyor?
Yani
Yazar akifbayram açık 2008-02-25 12:05:23
Yani herkes uhrevi olsaydı da hristiyanlara benzeseydik daha mı iyi olacaktı vesselam.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-09-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
65101374 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net