17-01-2019
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Muhterem istiklal ?airimiz
Mehmed AKiF merhumu 
"VEFATININ 82. 
DOGUMUNUN 145. 
            YIL dönümünde" 
RAHMET 
       DUALARIMIZLA 
                Yad Ediyoruz...
                               kriter


 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
ÇAĞLAR ÜSTÜ İSLAM PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar M. Said ÇEKMEGİL   
27-01-2008

ÇAĞLAR ÜSTÜ İSLAM(*)

                                                           (Merhum) M. Said ÇEKMEGİL
  Bazı gerçekler vardır ki onları sık sık hatırlamak, unutturmamak gerekir.

  İslam’ın çağlar üstü bir iman manzumesi olduğu hakikatini, hem de İslam alemindekilere tekrar tekrar hatırlatmak yüce bir vazife olur.
   Yenilerde(*), Suudi Arabistan Kral’ına atfen verilen eskimiş bir söz, yılın konusu yapılmak istenmiş bulunuyor. Aslında bu sözü sayın kral nasıl demiş, kime demiş ve niçin demiş, bizce henüz öğrenilmiş değil. Tavzih ve tekzip edilip edilmediğini de bilmiyoruz. Ama ne var ki, bir gazeteci, “Kral Fahd ne demiş?” diye bir soru açtırıyor, sonra da “İslamlığın kuralları çağdaşlaştırılmalı.” Diye cevap verdiriyordu. (1) İşte dikkatlerimizi üzerinde tutmak istediğimiz ve düşüncelerimizi işleyeceğimiz konu bu.
Kim söylerse söylesin, bu ekşimiş teklif tekrar gündeme getirilmiştir işte.

   Önce yukarıdaki cümleyi anlamaya çalışalım : Müslümanlığın kuralı (esası), doğruyu aramak; doğrunun postulatına erişince, ona göre yeni yeni atılımlar yapabilmek için daimi arayıcılık halinde olmaya çalışmaktır. (2) Tebliğ almış mümin için Müslümanlık Hak’ka ; dayalı müeyyidelere dayanır ki, bunun temelini vahye bağlılık prensibi kurar. Kural kelimesi, uydurulmuşların “galat’ı Meşhur”laşmışı. Kural, güya, esas, temel manalarında olan kaide kelimesinin yerine kullanılıyor. Çağdaşlaşmak ise, batılıların “secularizm” dediği, beşeri arzular istikametinde bir yaşantıyı dünyevileştirmek manasında, muasırlaştırmak demek oluyor. Yakın tarihimizde, “İslamlaşmak”, “Muasırlaşmak” şeklinde ortaya atılan bu slogan, günümüzde çağdaşlaşmak olup çıkmıştır.

   İslamlığın kuralını, yani temel kaidesini kim koymuştur? Müslümanlığın kural (kaide)leri çağdaşlaştırılacaksa bunu kim veya kimler yapacaktır?

    Tebliğ almış Müslümanlar için, İslamlığın temel esasını her türlü noksanlardan münezzen olan yaratıcı koymuştur. İslam’da esasları, mütevatiren tebliğ edilen vahiylerin muhkemleri tekevvün ettirir. Bu olgunun türü, beşeri değil İlahidir. O’na tebliğ almış bir müminin – şekil vermesi; kaidesini çağdaşlaştırması bir yana – uymaması dahi söz konusu edilemez. Çünkü, mümin ölçüsüz olamaz. O, ilmi doğuran bir hüküm tebliğ yapılınca, keyfi arzularının arkasına koşmayacak olan, bilgiye yönelik aziz bir şahsiyettir. (3) Aydın bir müminin, noksansız yaratıcıdan gelen bir veriyi, fıtratı gereği noksanlığı tabii olan yaratılmışların keyfi arzularıyla muasırlaştırmaya kalkması gibi bir tutarsızlığa düşmesi olacak şey değil. Böyle bir manasızlık, olsa olsa, kötü bir kastın yada bilmezliğin bir tezahürüdür. Adam yaratıcıyı kabul etmiyor da, dini materyalistler gibi, “sosyal bir zorunluluk” zannederek idare ediciliğin bir unsuru (öğe) olarak görüyorsa arzusunda belki içtendir, ama bu takdirde İslam la ne ilgisi kalır? Ki yegane noksansız, batılsız hak din olan İslam adına ne diye konuşsun? Ne hakla, bilmediği bir yüce yolu diğer batıl dinlere benzeterek, ilimsiz keyfine; kendisine mal ettiği çağına uydursun? Böyle bir davranışa değil teşebbüs etmek, niyet etmek dahi, insanı İslam’ın dışına atar. Buna Allah’ın rızasından uzaklaşmış olmadan, bir müminin göz yumması mümkün olmaz. Gafil kalabalıkların uykuya dalmışlığı konumuz değil.

    Başka bir yönden belki de, İslam’ın ilmi temelini tekevvün ettiren, muhkem ve mütevatiren tebliğ edilen vahiyler söz konusu değil de, mücahit Müslümanların devirlerine ait görüşleri aksettiren galip zanlar kastedilmiş olabilir. Ancak o zaman da böylesi teklif sahiplerine, sizin bütün sıkıntılarınız İslam’ı anlamamışlığınızdandır denilir. Ve hatırlatır ki:

    Müslüman bu imtihan aleminde içtima halinde değilse tavrı başka olur. Toplu halde ise davranışları daha başka dır. Evvela Müslüman hemen yaşamak mecburiyetinde olduğu bir işi var da almış olduğu tebliğlerde ona dair bir hüküm bulamamışsa, orada apışıp kalamaz; doğruya isabet edecek bir çıkış yolu arar. Çünkü o bütün gücünü sarf ederek, ulaşabildiği ilmi kaynaklara dayanarak, meselesini çözmek mükellefiyetini müdriktir. Münevver bir mümin bu mükellefiyetini eda ederek bütün gücünün yön verdiği yüce cehtiyle vardığı kanattan başka hiçbir beşeri görüşle hareket etmeye mecbur değildir. Arz etmek istediğimiz husus, ilmi kaynaklara ulaşacak gücü yitirmiş, üstelik o güce yetişmek cehtinden de uzakta yaşamaya razı olmuş mukallitlerin işi değildir tabii. Tanzimatçılar, jöntürkler ve benzerleri böylesine mukallitlerin, ibadetlikten çıkararak adetleştirdikleri işlerini, gayrı ilmi zanlarını dinden zannettikleri için şaşırmış kalmışlar ya… Islahat fermanları, reform taslakları gibi zorlamaların tümü de herhangi bir hıyanetin eserdir diyemeyiz. Bütün bu çağdaşlaşma ve reform, veya ıslahat fermanları gibi ilim dışı çıkışlar, bilmezliğin sebep olduğu taklit hastalığının tabii neticesi olmadığını söylemek kolay mı?

    Aslında, bizzat kişinin kendini ilgilendiren meselelerde, bütün gücüyle araştırıp ilmi bir temele henüz ulaşamamış da, hayatın zaruri uygulamalarına cevap vermek durumunda ise bir mümin, elbette bütün imkanlarını seferber ederek düşünüp arayacak – zamanının geçirilmesi vebal olan işlerini – galip reyleriyle yerine getirecektir. Müslüman’ın temel şerefi ve aziz kişiliği işte bu arayıcılıktaki yüce cehtindedir. Müslüman yaşantıyı şereflendiren fikri ceht,  (birey) ferde bu kadar keremli olursa, toplu halde kolektif  “fikri ceht”ler sarf ederek meselelerine çareler arayan sosyal yapıların ne kadar güçlü olacağı kolayca anlaşılır.

   Yegane kurtarıcı ve ulaştırıcı yol’un İslam olduğuna inanmış müminler topluluğunu düşününüz; onun bireyleri, namazlarında olduğu gibi, imamlarına bağlı hareket ederken bile imamının yanılmalarını nasıl ısrarla ikaz eder, yeterli ikazları dinlemedikleri takdirde de o imamı terk edebilecek kişiliği gösterince nasıl güçlü bir görüntü arz ederse. İşte böylesine şahsiyetli müminlerin meydana getirdikleri beraberlikler de o kadar izzetli olur. Bu güçlü beraberliklerin kolektif fikri cehtlerine dayalı ilmi görüşler çağının zaruri ilmi müeyyidelerini ortaya kor ve uyulmasını ıstırari kılar. Kendi devirlerinde, ilmin değil de zaruri galip zanların meydana getirdiği tüm müeyyideler, şura’ya dayalı icmai, yani kolektif bir ceht’in ifadesi olur ancak. Bunlara dayalı nizamnameler emirin tasdikiyle itaati gerekli olan tebliğler arasına girer. Ancak bu galip zanların geçerli kılındığı dönemler uzun zamanlara da inhisar etmiş olsalar bile, başka bir devirde, başka ihtiyaçların sebep olduğu problemler çıkarsa; başka bir şuranın ilmi cehtleriyle formüle edilerek, tasdik görmüş müeyyideleriyle yer değiştirir. Elbette, kıyamete kadar, her şart ve çağda geçerliliği esas olan İslam’ı yaşamak isteyen Müslümanlar için, meselelerin karşısında şaşırıp kalmak söz konusu olamaz. Elbette, bir mümin dünyasında vereceği imtihan sorularının değişik olabileceğini unutmamaya çalışır. Yeni yeni durumlarda yeni bir vaziyet alışa ihtiyaç hasıl olmuşsa, beşeri reylerin ilmi bir yöntemle formüle ettiği müeyyidelerin geçerli olduğunu müdriktir. İslam’ın ferdi ve içtimai dünyasına ait uygulamalarda esas böyle iken, hangi Müslüman, ve topluluğu, hangi meselesi karşısında donuk kalır ki çağında İslam’ı yaşayamamış olsun?

    O halde İslamlaşmak yetmezmiş gibi bir de muasırlaşmak ilavesi nereden çıkmıştır? Düalist bir problemi olmayan müminlere her çağda Müslümanlığını yaşamayı hatırlatmak varken, onları dininden; dinin kemalinden şüpheye düşürecek olan “İslamlığın kurallarını çağlaştırmak” tan söz açmak kötü bir kastı düşündürmese bile, bilgisizliğin alameti değil de nedir?

    Luter, Allah Resulü İsa’nın tebliğlerini beşeri zan ve arzularla karışmış bulduğu için reform ihtiyacını duymuşsa bize ne? Müslüman’ın böyle bir şeye ihtiyacı mı var? Mütevatiren gelen muhkem vahiyler – beşeri katıntılardan ari ikram-ı İlahiye – taptaze ayakta duruyor. İlmi tahminlere değil, bizzat ilme sebep olduğu için daimi araştırmacılığa yön verip yürüyor. Bu husus son dönemlerin çoğunluklarında görülüp gösterilmemişse, kusur İslam’da değil, dünya ve ahiretini aziz  kılacak yüce kılacak müeyyidelerinden gafil yaşayan kalabalıklardadır kusur. Hiçbir bilen Müslüman, “benim çalışmalarımın ürününden başka bir şey olmayan görüşlerimi kabule mecbursunuz” dememiştir. Farz-ı muhal, bir bilmez kendine ilim süsü vererek böyle dese bile, kabul görmez. Çünkü : “.. yaratmak da, emretmek de Allah’a mahsustur.” (4) “O hiçbir kimseyi, hiçbir şeyi hükmüne ortak yapmaz.”(5)

    Müslüman’ın bu esasları unutması kendisi için iyi olmaz; unutturması ise ağır vebaldir. Herhalde Müslümanlığın kurallarının çağa uydurulması değil de, çağın İslam kurallarıyla aydınlatılması söz konusu olsa gerek. Sayın Suudi Arabistan kralına atfedilen bu sözler sakın yanlış aktarılmış olmasın.       

(*) kriter,  Kasım 83 sayı 37'den

(2)     Bakınız : İnsanın Yolu İslam, M. Said Çekmegil, Sh : 40-44 ve 85-104

(3)     Ve bkz. Ahzap Suresi : 36. ayet meali ve tefsirine

(4)     Araf suresi : 54 ve Nahl : 9, Yusuf : 40, “Hüküm Allah’tan başkasının değildir”

(5)     Kehf suresi: 26

(*) alıntı: Kriter Kasım 83 Sayı:37 Cilt no: 4


                                                                                                           

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-09-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
38416764 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net