09-12-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İsmail Hakkı Başer
İsmail Hakkı Başer PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 33
KötüÇok iyi 
Yazar Ramazan Topraklı   
25-12-2007


İSMAİL HAKKI BAŞER
                                                    Ramazan TOPRAKLI
Bir buçuk- iki yıl kadar oluyor. Malatya’lı avukat Selami Çekmegil’in yazıhanesinde çerçevelenip, karşılıklı duvara asılmış iki şiir gördüm. Biri özetle:

KADİM DOSTUM                                      
Bir şeyler yazabilsem Selami Çekmegil’e    
Acz İçinde kalırım gayretlerim nafile.
        
Vasfını resmeylemek benim hiç harcım değil
Kağıt kalem yetişmez sıradan biri değil. 
 ...       
Malatya ilimizin soylu asil çocuğu,              
Said beyin oğludur Sanih’in de torunu 
     
Sanih’i bilen bilir, o bir üstadı azam,            
Şiirde dürü yekta, şairlikte muazzam.   
      
Şiirden zevk alanlar Sanih’i bir okusun;        
Divanına bir benzer bulanlara aşk olsun. 
     
 İşte bizim Selami böyle bir soydan gelir,     
Velut bir ailenin çok velud bir ferdidir.
       
Daha fazla ta’dada cehlim inan el vermez,   
Kadim dostum Selami böyle şeyleri sevmez  
                             Mesud Fani                                                                    
                       (
İsmail Hakkı Başer )                                                    

Sizin de gördüğünüz gibi şiir  güzeldi ve de özeldi. Selami Bey,  (Mesut Fani) İsmail Hakkı BAŞER’in benim hemşehrim olduğunu söyleyince kalbimi ve vücudumu bir mutluluk sardı…
Yalvaç’lı şairlere
Şeyhi Hasan’lara
Esrari’lere
Galip’lere
Ali Can’lara
Yalvaç’Mesut Fani’ler ekleniyordu… Ruhumu da bir mutluluk sarıyordu.

Cehaletime bakın ki bu zatı hiç duymamıştım. Selami Bey üç şiir kitabı ve bir kızı olduğunu, kitaplarını bu kızından temin edebileceğimi, fakat kızının soyadını ve adresini bilmediğini söyledi. Tanıdığım bazı Yalvaç’lılara sordum? Yalvaç telefon rehberinde Başer soyadlılara telefon ettimse de nafile, bilmiyorlardı. Nasıl ulaşacaktım? Bir görüşmemizde Selami Bey; İ.Hakkı Başer Isparta’lıları pek sevmez Malatya’lıları sever diye latife etmişti. 1428 yılı Ramazan bayramında, bir bayram ziyaretinde Hilal Selek ağabey Mehmet Ali isminde bir oğlu olduğunu, Vakıflar Genel Müdürlüğünde özel kalem müdürü olarak çalıştığını söyledi. Vakıflara telefon ettim. Emekli olmuş… Gizlilik ilkesine uyarak telefon ve adres vermiyorlardı. 11811 bilinmeyen numaralardan sordum. İkinci telefonda; Ben Ramazan Topraklı, Yalvaç’ın yakın köyü Kötürnek’denim, Yalvaç’lı İsmail Hakkı Başer’in oğlu M. Ali Beyin evi mi?. Sabırsızlıkla evet sözcüğünü duymak istiyordum ki, evet dediklerinde; bütün gerginliğim gitmiş ve rahatlamıştım… Yaklaşık 3-4 aydır aradığımı bulmuştum… Nihayet 14 Kasım çarşamba günü EGO da buluştuk. Ağzı yapıştırılmış bir naylon torbanın içinde, on iki yıl evvel rahmetli babasının koyduğu vaziyette duran iki kitap:
 Dilimin ucundan şiirler[1] ve Deyesi  Gelir
Birde ne göreyim; iki kitap da Hurşit Toraman için 15.01.1995 de İsmail Hakkı tarafından imzalanmamış mı! Lakin vermek nasip olmadan hemşerim Hakkı, Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olmalı. Üçüncü kitabının basılamadığını, karalamalarını bir yakınına hazırlık için verdiğini, basımı için gayret edeceğini, ayrıca Hurşit Toraman’a da kitapları ulaştıracağını söyledi...
Asıl kişi odur ki, bıraka birkaç eser,
Eser bırakmayanın yerinde yeller eser”  diye başladığı kitabını rahmetli eşi Feride Hanımefendiye ithaf ediyordu: 
Yalvaç’ın Hisarardı (Masır) köyünden 1919-1920 yıllarında Müderris mahallesine göçmüş fakir bir ailenin en büyük çocuğuyum. Mehmet Çavuş’un oğlu olup 1337(1921) doğumluyum. Aynı mahalleden çok varlıklı, Hacı Kamış oğlu Ali Efendinin dünya güzeli biricik kızı Feride Hanımefendi ile evlendim. 43 sene 9 ay 9 gün birlikte yaşadığım sevgili eşimi 21 Haziran 1988 salı sabahı, sabah ezanları okunurken, Allah’ın rahmetine terk etmiş bulunuyorum” diyor. Geçimini temin ettiği yüksek tahsilini Ankara‘da Ziraat Makinaları üzerine tamamlayıp uzun bir memuriyetin sonunda 1977 de emekli olan şair çok mutlu bir hayat yaşamış olmalı ki, eşinden; ”aile hayatımı cennet hayatına dönüştüren” diye sitayişle anıyor.
M. Ali Beyden öğrendiğime göre 1970’lerde Sultan Dağları üzerine bir dergide yazısı çıkmıştı. İnşallah o yazıyı bulmak nasip olur.
 
Sevgili İsmail Hakkı,
Sultan dağları bizim de dağlarımız. Sultanı da bizim Sultanımız!... Dağlardan kopup gelen sular evvela Şeyh Sağır[2] Zaviyesinde sabah namazını kılıp, Şeyhi Allah’a emanet ederek aceleyle Sücüllü üzerinden Akköprü’ye koşarlar. Akköprü’den gelenle, Masır’da Ahi Yakup[3] zaviyesinden geçip, 830 yıllık ulu çınarı ve gölgesinde nöbet bekleyen Şeyh Emir Ahmet [4] Türbesini ve Tekyesini selamlayıp Yağcılar’da birleşen sular Öyüklü’de Işıklı Dede[5] türbesini saygıyla selamlayıp, önce Akçaşar’dan gelen sularla Öyüklü’nün aşağısında Köpürlü[6] hizasında birleşip, daha sonra Kemen’den[7], Kuyucak’dan gelen Büğdüz çayının sularıyla Eğriler’de bin yıllık hasretle birbirleriyle kucaklaşırlar. Kısa bir vuslattan sonra hep birlikte gerçek sevgiliye kavuşma arzusuyla Eğriler ile Kötürnek arasında başını taşdan taşa vururlar da vururlar… Sultan dağlarının suları bizim de sularımız; cömert Nil yeşil Tuna’nın olduğu gibi… Sultan dağlarının doğusundan; Örkenez’[8]den, Gelegermi’den, Manarga’dan, Nuşirevan’dan[9] gelen sular Çetince Akçaşar’ı yakınlarında birleşip konuşa koklaşa Bahtiyar’a kadar hasret giderirler. Bahtiyar’da kulaklarına; Sultan dağlarının kuzeyinden gelen kardeşlerinin Kötürnek’de kendilerini vecd içinde bekledikleri muştusu fısıldanınca neşeyle akmaya başlarlar, taa II.Kılıçarslan’ın[10] silah arkadaşlarının türbesinin önüne kadar. Hicretin 572. yılında Bizans’la yapılan savaşta şehit düşenlerin türbesini huşu içinde selamladıktan hemen sonra Yalvaç tarafından gelen kardeşleriyle sarmaş dolaş olurlar. Sarmaş dolaş olur da olurlar. Bu sular, bizim de sularımız. Bizim sularımız sarmaş dolaş. Arafat’a giden hacılar misali büyük bir aşkla yola devam ederler. Bağlu’da Şeyh Hızır b. Sadık’a[11] selam virüp, Nazar Bey ve oğulları Şehsuvar, Hüseyin, Budak, Hasan’a[12] dost geldiklerini söyleyerek, Gelendos’u[13] Gelendost yaparlar. Daha sonra Ilgun[14] köyündeki Şeyh İvaz Zaviyesine uğrarlar. Şeyh İvaz’a; Ahi Mehmet ve Şükran, Şeyh Oğul Beyi, Ahmed Fakih, Ahi Mustafa, Ahi Hamza ile Kuyucak’dan Saru Danişmend Evladı ve Örkenez’den Hızır-İlyas’ın ve zaviyelerinin selamlarını takdim ederler. Devamla Afşar’a[15] Afşar Beylerinin yurdunda Şeyh Mukbil’i ve Zaviyesini selamlayıp, en son Yenice Köyündeki Şeyh Ahmed ve Zaviyesini Hacer-ül Esved’i selamlar gibi uzaktan el ile selamlayıp Arafat meydanına yani Eğirdür denizine Vakfe yapmak için girerler, girerler de girerler… Arafat’da bir umman oluştururlar…

Senin doğduğun yer olan Masır’dan gelen suların benim doğduğum yer olan Kötürnek’ten geçtiği gibi yazıların ve şiirlerin gözümün önünden geçiyor…

Bir yazında;”Yalvaç halkı tarafından manevi değer verilen mezarların (Bu mezarlara Yalvaç halkı “yatır” demektedir.) kimlere ait olduğunu tetkik ve tesbit etmek” istediğini, fakat bu konuda hiçbir belgeye rastlayamadığından dert yanıyorsun. Senin bu ukdeni Allah nasip ederse ben yerine getireceğim. Osmanlı arşivleri henüz yeni yeni gün yüzüne çıkıyor. Osmanlı kadı sicilleri yeni yeni okunuyor. Yeter ki biz tarihimize ait belgeleri tahrip etmeyelim. Arşivleri yakmayalım. Kitabeleri kırmayalım ve kırılan kitabeleri binaların temellerinde beton içine gömmeyelim[16]. Türkiye’nin her vilayetinde en az bir üniversite açıldı veya açılıyor. Üniversitelerden yüzlerce Selçuklu ve Osmanlı araştırmacısı çıkıyor. Halkımız kendi çabalarıyla Osmanlıca öğrenmeye çalışıyor. Ben de bildiklerim benimle mezara gitmesin diye yazmaya çalışıyorum. Büyüklerimden duyduklarımı gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyorum. Tabii bu arada can sıkıcı olaylar da olmuyor değil… Senin yazdığın gibi 1931 de Belediye Reisi Çınar altında Şeyh Emir Ahmet’in türbesini yıkarken[17]; iyiler mezardaki kemikleri ve kitabeyi gelecek nesiller tarihini bilsin diye Gemen yolunda bir yere naklediyordu. Fahri Küpcü[18]’nün anlattığına göre benzer olay Karaağaç’ta da yaşanır: Hamidoğulları veya Karamanoğulları Beylerinden Zekeriyya Bey[19] tarafından 1358 de yaptırılan, halkın Zekeriyya Paşa Mescidi dediği üst kısmındaki, müselles şeklinde birbirine rabtedilmiş renkli camlardan yapılmış güneş vurduğu zaman içeriye rengarenk ışıkların dolduğu pencereleri ve girerken sol taraftaki zarif, çıkılması diğerlerinden daha kolay olan tahta minareli küçük ve şirin Mescid 1930 lu yıllarda halkevi yapılacağı zaman, Belediye Reisi ve halkın rıza göstermemelerine rağmen o devrin Isparta Valisi Fevzi Daldal’ın inat ve ısrarı yüzünden yıkılmıştır. Aynı zamanda Halk Partisi İl Başkanı olan Valinin, mescid ve minareyi yıktırmak istemeyen Belediye Reisine şu unutulmaz sözleri söylediği bilinmektedir:”Sen kazmayı buraya vurmaz isen ben senin başına vururum.” Kötüler vagonlarla tarihi belgeyi hurda olarak satarken, bülbüller o belgeleri Bulgaristan’da araştırıp, okuyup, yazıp, milletimizin istifadesine sunuyorlardı. Kötüler yol yapmak[20] bahanesiyle kekik biten, keklik öten Sultan Dağlarını ve 30-40 yıldır bin bir zahmetle yetiştirilen sedir ağaçlarını tahrip ederken, başka birileri de para kazanmak arzusu ve de hırsıyla ardıç korularını yok eder. Zaman olur iyilerin gayretiyle dağlara tepelere yüz milyonlarca fidan dikerler, zaman olur Sultan Dağlarının eteklerinde bir bülbül Ali Can’ın ağzından ”Erik dalı gevrek olur basmaya gelmez. Elin kızı nazlı olur küsmeye gelmez. Erik dalı gevrek olur eğmeye gelmez. Elin kızı nazik olur değmeye gelmez”diye bir türkü tutturur... Hamideli’nin batısından Kiçi-borlu’[21]dan Sökük-Sayan Baba[22] Tekyesi’ne ziyarete gelen Türkmen Kocası Emre’m Yunus’da:”Çıktım erik dalına, Anda yedim üzümü, Bostan ıssı kakıdı, Der ne yersin kozumu.”diyerek görklü nazariyesini oluşturur..

Zaman olur Yalvaç’lı Mesud Fani’den:”Bir zülf-ü siyah, sabahın vakt-i seherinde, İri güllerle kaplı bahçenin bir yerinde, Gözlerini kırparak bana hemen gel dese. Ve tepeden tırnağa, siyahlara bürülü, Kaşı gözü sürmeli, bakışları büyülü, Kor dudaklı bir esmer, beni sar dese.”diye enfes bir şiir olur.  

Ey İsmail Hakkı sen de bilirsin ki;
”Bir memleketin türkülerini yapanlar kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür” derlermiş.
Son zamanlarda Honamlı ve Hayta Yörüklerinin cirit attığı Anamas Dağlarının, ki bu Dağlar senin de Dağlarındır, Namazgah Tepesinin yanındaki Kötürnek yaylasında koyunlarını sulamak için kuyu başına getiren Karakuzulu aşiretinden bir delikanlı,  uzun zamandır göremediği sevdiği kız için:”Ardıçtandır kuyuların kovası, Suya koyvermeyor kızın gavur anası…”diye bir türkü tuttururken; Karaağaç’tan bir Güzel de cevap verir:
 ”Badılcanı doğradım, doğradım da vurmadım. Çok serbest gezer iken iftiraya uğradım. Oldu mu yar oldu mu yar, Söz yerini buldu mu yar. Ah sana bana olanlar, Hiç kimseye olmadı yar. Altın tabakta bal var, Yalvar anneme yalvar. Annem beni vermezse, El kaldır Hakka yalvar…”

 Sultan Dağlarının suyunu içmiş Ahi Yakub’un soyundan gelen Mesud Fani ise; dedesine yakışır bir şiir söyler:
 ”Ana baba bedduasın almayı, Güneş varken karanlıkta kalmayı, Yüzme bilip derinlere dalmayı, Ömr-ü billah istemedim, istemem.. Hak ve hakikattan uzak kalmayı, Soysuzu soyludan üstün saymayı, Haramla doldurulan çanak çömleği Besmelesiz kapuları açmayı, Fikir deye savunulan saçmayı, Er meydanından sıvışıp kaçmayı, Riyakarlık kisvesiyle övmeyi, Hatır için başkasına sövmeyi, Gücünün yettiğini hemen dövmeyi, Rehavetle gün boyunca yatmayı, Bakır pulu altun deye satmayı, Dertlinin derdine hem dert katmayı, Ömr-ü billah istemedim, istemem..”

 Kardeşim İsmail bir yerde;
 İlkde nakıs olanların, sonda kemalin görmüşüz, Kemaliyle öğünenin, hemi zevalin görmüşüz, Mütekebbir eda ile, “benden büyük yok” diyenin, Bedr-i kamil olsa bile, ahir hilalin görmüşüz”  diyorsun ya, işte öyle…

 Sultan Dağlarından kopup gelen sular eskiden olduğu gibi Eğirdür ummanına gidemiyorlar artık vakfe için. Haramiler, eskiden yol keserlerdi, şimdi bizim suların önlerini kesiyorlar. Bir miktar suyu tabii mecrasında Eğirdür’e gönderseler hakkımıza razı olacağız. Ne gezer…  Nerde garip guraba var onların sularını kesiyorlar. Burada garip gurabanın da büyük vebali var. Ellerine geçirdikleri çöpleri güzelim dere kenarlarına boca ediyorlar. Şimdi dere kenarlarında gezinmek, mantar aramak, kavak ve söğüt ağaçlarının gölgesinde serinlemek ne mümkün. Her yer çöp dolu. Birde şimdi köylere bile kanalizasyon şebekesi yapıyorlar şehirler yetmezmiş gibi… Arıtma teşkilatı olmadığı için de kanal ayağını derelere veriyorlar. Ağlar mısın, güler misin? Bu yapılanları da medeniyet adına ve de devlet eliyle yapıyorlar. Eskiden bizde medeniyet yok iken derelerimiz gümüş gibiydi. Suyunda çimer ve balık tutardık. Bizde medeniyet yok iken çöp olmazdı. Böyle iskambil oynanan, domino oynanan, dumandan gözlerin yandığı, gürültüden kulakların sağır olduğu kahveler yoktu… Köy odalarımız vardı, medeniyetin olmadığı zaman… Delikanlılarımız yaren olurlar, törelerimizi, misafire ikramı, büyüklere hörmeti orada öğrenirlerdi. Yüzük oynarken insanların hal ve hareketlerindeki değişmeyi köy odalarında öğrenirler, Aşıkları orada dinlerlerdi…Günün birinde Saimbeyli Halk Şairi Mahmut Tunar’ın yolu bizim Odaya düşer:

 ”Ölüm bir geçittir gelecek başa, Şeytana uyup ta çalışma boşa, Dünyada ne kadar yaşarsan yaşa, Mahkeme kapısı açılır bir gün... Kur’an da ne derse elbet olacak, Çok kıymetli beden toprak olacak, Muhakkak bir gün benzin solacak, Ölüm acısın duyarsın bir gün… Baş ucuna gelir komşu kardeşin, Bir günde şiddetle akacak yaşın, O zaman imandır yakın yoldaşın, Dilin ve dudağın tutulur bir gün… Aşıkların daim doğrudur özü, Takdirle dinleyin kıymetli sözü, Allaha bel bağla çevirme yüzü, Bağlanırsan mutlak uçarsın bir gün.”  Kötürnek’li Meselci Ali’nin torunu, 19 zilkade 1317- 14 şubat 1939 de yaşamış hocası Ahmet Galip[23] efendinin:
Budur netice ki, var fıtreti beşerde bir neş’e-i şehadet.. Yatakta ölmeği zül addeder. Şehitlikte ki yüksekçe paye var bu ayandır. Beşerde zevki şehadet ki feyzi fıtridir. Sürünmek istemez insan onun için mi nedir? Tehammül etmiyerek cevre mahvü nefs eyler; Gamın mehabeti insanı şüphesizki basar, Şarabı gam ki tirilyon elemle memzuçtur, Hüner bu badeyi ister istemez içmektir. Şehidi gam olacaksan metanetinde bulsun! Ve korkma, gam yine bir gün sefa verir, belki.. Sefa da vermese kafi şehidi gam olmak..” (gam) mefhumunu tahlil eden şiirini okur…
 Kötürnek’ de dikicilik yapıp odamızda misafir olan Yalvaç’lı dikici Nuri[24]’de:
Güller gibi bülbülleri handan Yalvaç’ın, Bülbül gibi de gülleri nalan Yalvaç’ın, Zevk ehline her köşesi bir bağı iremdir, Etrafı çemenzarü gülistan Yalvaç’ın…. Afetten emin eylesin Allahü taala, Kalsın türesi haşre kadar can Yalvaç’ın, “Galip”dağınık söz dese de fark eder ehli, Şanında ne hoş düştü bu destan Yalvaç’ın. Deyerek iki dörtlük söyler Galip efendinin Yalvaç Methiyesinden…
 
Nur içinde yatası İsmail Hakkı.
Belki Sultan Dağlarında, Hisarardı koruluğundaki Nohud Sultanın ruhaniyetinden belki de 1147-1149 tarihinde yapılan II. Haçlı Seferinde[25]  Yalvaç civarında şehit düşen yatırların veya Kundanlı üzerindeki Baba Sultan’ların ruhaniyetlerinden olmalı ki buralar her bakımdan bereketli yerlerdir. Batılılar, II. Haçlı seferinde, Türklerin merhamet ve ihsanlarından islamı seçen karındaşlarının öcünü almak için tereciye tere satmaya kalkışıyorlar ya nafile. Corc Soroz ve taşaronlarının çalışmalarını, Sultan I.Mesud’un maddi ve manevi varisi olan Müslüman Milletimiz dikkat ve basiretle seyretmektedir.

Sultandağı adının da bu mübarek Sultan; I.MESUD’dan geldiğini iddia ediyorum. Ayrıca Sultan I. Mesud’un ortanca oğlu Dolat Han’(Devlet Han)da Yalvaç ve civarında Meliklik yapıyordu. Babası vefat etmezden önce ülkeyi örfe göre oğulları arasında paylaştırırken, O.Turan “Dolat’a verilen yer belli değildir,” demektedir. Yalvaç’ ta ki Devlet Han Camii ve Zeki Arıkan XV-XVI yy Hamit Sancağı s.142 de “Devlet Han bey Yalvaç’daki Yaka Camii’ne Senitli köyünü vakfetmişti” ifadeleri bu görüşümüze en büyük delildir. Yalvaç’lı Mesud Fani adının da Sultan Mesud’ ile yan yana gelmesi Allahın bir lütfu olmalı…
Yine Allahın bir lütfu olarak hicri 10. asrın sonlarında Hisarardı’nda doğup H 1049 da Karahisar da vefat eden Alim ve Şair “Şeyhi Hasan” özetle:

Şeyhi: Nureddin, anın ibn-i Ezel
Bil anın şeyhi: Cemaleddin güzel
Hem anın Molla Habib ana denir.
Şirvani Seyid Yahya’i  Şir
Ananeyle ta Resul-i Kibriya
Pes müslesiller bila ucb-ü riya
Cümlesinden razı olsun ol Kerim
Zümresinden olavuz daim mukim
Hem Bu fakire nam : Hasan ŞEYHİ lakap
Yalavaç karyesine hem intisap
Bil Hisar Ardı demeklikle şehir
Hem havası dahi abı la nazir
Kavmi serkeş bet tabiattır hele
Umarız kim gideler imanile
Ya İlahi cümlesine rahmet et
Affedüp suçlarını hem şefkat et
Hem gadapla kılma yarab dallin
Hem emin eyle beladan amin
Birahmetike ya erhamer rahimin.  

 Başka bir şiirinde ise:
Ayırma yarab ben zayifi doğru giden rahtan
Kalbimi vü dilimi ayırma zikrullahtan
Sen kabul eyle recamı dilerim sen şahtan
Rabbim Allah,Kabe kıblem, dinim İslamdır.
Haşe lillah red kılasın kulunu dergahtan
Sen o şahlardanmısın kim kapuların ola sed
Ya dahi Lutf-ü atana olısır mı hasr-ü hadd
Tut elim kaldım ayakta ya gafur-ü ya samed
Rabbim Allah, Kabe kıblem, dinim İslamdır.

Bir diğer Hisarardı’lı H1273-M 1932 arasında yaşamış “Esrari Osman Hoca” şairliğinden ziyade eski hafız, sünnet ve hocalık icazeti düğünlerinde “kılıç-kalkan” oynamadaki maharetiyle ün almıştı. Diyor Naci Kum. Vaktiyle sünnet ve hafızlık gibi dini törenlerde medrese softalarının kılıç- kalkan ve evlenme düğünlerinde binicilerin cirit oynaması adetti
 Esrari’nin Köstüklü Osman Destanından:

Sene bin üç yüz beş eyledi hitam.
Vukuun eyledim bir iki destan
Yüzünden yedi hükümet haram
Sorarsanız eğer Köstüklü Osman.
Evvelinden sual olursa eğer
Zengin fukarayı daima döğer
Zalimin zulmü kavurdu ciğer
Yardımcımız olsun ol gani süphan.
Yalvaç hisarında vardır bir hacı
Eren evliyalar ona duacı
Şöhreti haydar emirdir tacı
Adını işitse bütün bu cihan.
İstiklal savaşı destanından :
Gelelim Yalvaç bir küçük kaza
Mısır Şamışerif demeğe seza
Hiçbir taraftan görmedi eza!     (eskilere saysınlar.R.T.)
Çok şükür olsun ulu yezdana.
Mahlasım Esrari ismimde Osman
İmamı Azam mezhebim imside Noman
Refikim Kur’an dır, yoldaşım iman
Arzuhal eyledim ulu yezdana.
Sevgili İsmail Hakkı, Allahım seni cennetine koysun emi! Gördüğün gibi Köylün Esrari arzuhalini ulu yezdana verdi. Mesud Fani’nin dilekçesini, Yalvaçlılara[26] sunmazdan önce
“son arzusu”nu yerine getirmek istiyorum:

Bu dünyada cenneti bana yaşatan kadın.
Ölümün varlığını ölümünle anladım.
Bu dünyanın sonu yok, derlerdi inanmazdım.
Meğer ölüm gerçekmiş ölümünle anladım.
Öldün demek ne tuhaf neler sacmalıyorum ?
Melekler ölmez imiş. Öldün diyemiyorum.
Türben oldu şu gönlüm, gömdüm kalbime seni,
Meleklerle birlikte bekliyoruz türbeni.
Şüphesiz ki sen şimdi cennet-i aladasın,
Allahın rahmetinde burçlarda baladasın,
İmreniyorum sana bu yüce makamından
Bir tutamcık yer ayır, n’olur  n’olur yanından,
Bir an evvel kavuşmak, kavuşmak istiyorum,
Budur benim isteğim, işte benim son arzum…

        YALVAÇLILARA DİLEKÇE
Sokmayın yalvaçlılar memleketime beni,
Buradan götürdüğüm Gül’ü koyup da geldim.
Kendimi af edemem, af edemem kendimi
Her cezaya razıyım, bunu bilip de geldim.
İnanın ki komşular yoktur benim hiç suçum,
Şifa bulması için doktor doktor koşturdum.
Sina da, Numune de yatırdım gündüz gece,
Derde tutulmaya gör, çıkmıyor dert girince,
Bir gün bana dedi ki :” yakında öleceğim,
Bütün düşüncem sensin, seni ne  edeceğim ?
Kendine bakamazsın, yiyip içmen n’olacak,
Yatak, yorgan, çamaşır, nasıl, kim  yıkayacak ?
Çocuklar var ise de herkesin bin derdi var,
Bu derdin çokluğunda seni kim arar, sorar ?
İşte bu sebeplerden öldüğüme değil de,
Acıyorum hep sana, acıyorum haline.”
Böyle dertleşirken bir kriz daha geldi,
Kızı Adile’ye de ”Baban emanet”dedi.
Beni emanet etti kendi çocuklarına,
Uçuverdi ansısın cennet ufuklarına…
Bu sözleri duyunca ondan evvel ben öldüm,
O ölüp gitmişse de ben yaşayan ölüyüm.
İşte sayın hemşehrim durumu arz eyledim,
O Yalvaç’ın gül’ünü bu yüzden getirmedim.
Maruzatıma bakıp umarım bağışlarsın,
Allah’dan gelen emre, neyler ve ne yaparsın ?

İşte böyle Sevgili İsmail Hakkı, değil birkaç eser bize yüzlerce şiir bıraktın. Senin şiirlerini okudukça kendimi Allaha daha da yakınlaşmış hissediyorum. Seni okuyan herkes seni ve Allah’ı hem daha çok anacak hem de daha çok seveceğiz. İnşallah dünya durdukça da hayırla yad edileceğini umut ediyorum.
                                                
 Ramazan Topraklı


[1]Dilimin ucundan şiirler-İsmail Hakkı Başer-Ankara-1989 Elif Matbaacılık Neşriyat Ltd. Şti.

 Deyesi gelir-İsmail Hakkı Başer-Ankara-1998 (Demekki ölümünden 3 yıl sonra bastırılmış.)

[2]Bugünkü Sağır köyünde  yedi asır önce yaşamış, bir zaviye kurarak hizmet etmiş bir veli.

[3] Fehmi Aksu’nun Isparta yer adları s.17 de Bahtiyar köyünden bahsederken; eskiden bu köyün [Şerefeddin] oğullarına ait bir çiftlik olduğu ve [Şerefeddin ] çiftliği dendiği ve sonra [çakal ]aşiretinin iskanıyla bu adı aldığı söylenir.{Burası Bahtiyar olmayıp, Senitlinin bitişiğindeki Akpınar mevkiidir. Çakal aşiretinden Sarı Hasan (Öztürk) biz Akpınar’ı ve Güdül’ü istememişiz , eskiden Keçili köyünün olduğu örene iskan olmuşuz. Senitli köyü halkı yurtlarını terk ederken topraklarını ve Akpınar arazisini Yalvaç Devlet Han Camiine vakfederek gittiklerini babamdan duymuştum. (Devlethan Bey Senitli’yi vakf etmiş. Z.Arıkan ) Devlethan camii onarılırken tarlaları Kötürnek köyüne satmışlar. Babam da hissedardı.} Adı geçen [Şerafeddin ] in Yalvaç-Hisardı köyündeki mezar taşlarına nazaran babasının adı [Yakup ]dur. Mezar taşlarının işlenti ve süslerinden Fatih devrine ait olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda adı geçen Yakup,1530 defterindeki Ahi-Yakup’tur. Firuz oğullarından Yakup diye biri daha var ki, mezrai Eğrisaray bu Yakup’un eşkuncu mülküdür. An kadim-il-eyyam. Bu iki Yakup aynı zattır. Şirket önündeki yatır Doğan Baba da aynı zattır. Ahi-Yakup Zaviyesi  şirket önündeki Doğan Babanın olduğu yerdir. Değilse 1530 da Şeyh Emir Ahmet ğibi Doğan Baba’dan da bahsedilirdi. Emin Türköz’ün demesine göre; İ.Hakkı Başer’in soyu  Şerefoğullarından yani Şerafeddin oğulları ve Ahi-Yakub’ a dayanıyor.

[4]1530 muhasebe defteride geçiyor. Böcüzade’de Emir Sultan olarak geçiyor.

[5]Böcüzade

[6]1530 Muh. Def. 36 hane köy. Çaltı –Öyüklü yolunun Karabey deresiyle birleştiği yerde. Eğriler hudutlarındadır.

[7]1530 Muh. Def. ve Ün-s.1156 da Kemen Güney 52 hane, Kuzyaka(Kemen Bayat) 71 hane, Lütfullah ağa ser çavuşanı dergahı ali timarı. Kemen Türkistan’da bir halk kahramanın adıdır. (ZVT hatıralar), yeni adı Öz’dür. Saru Danişmend evladı zaviyesi Kuyucak köyünde olup, Kötürnek ( Dere ağzı ) Köyündeki değirmenin geliri bu zaviyeye aittir.(Z. Arıkan – Hamideli )

[8] 1530 Muh. Def. ve Zeki Arıkan -Örkenez köyünde Hızır –İlyas zaviyesi vardır. Fatih Sultan Mehmet Karamanoğlunun üzerine giderken Örkenez’e ve Karaağaç’a uğramıştır.

[9]1530 Muh. Def.ve Ün. 13 hane, Egirdir Kal’a sı Merdanı tımarı.Bugün Manarga (Dedeçam) da ören’i var.

[10]Miryokephalon savaşı m.1176-H. Şekercioğlu

[11]1530 muh. Def. Bağlu (Bağıllı ) Camisi var.

[12]1530 muh. def. ve Ün –s.1154-57 Nazar Bey ve 4 oğ.nun emlakı var. İlk okul öğr. Nazar’ın Durmuş(Tufan) idi.

[13]1530 muh. def. ve Ün. 146 hane olarak geçen Gelendos Afşar kazasına direk bağlı olmayıp, gölün batısındaki Barla nahiyesine bağlı. İlginç, halbuki Afşar’a 4 klm mesafededir.

[14]1530 muh. def. 31 hane köy. Afşar – Gelendost arası dere kenarında.

[15]1530 muh. def. Kaza merkezi 1530 da. Firdevsoğlu ve Şeyh Mukbil adında 2 mah. var. Şimdi Gelendost’un köyü

[16]Sait Kofoğlu-Hamidoğlu Beyliği. Eğirdir’deki bazı kitabeler 1970 lerde Isparta Kültür Sarayı temeline atılmış.                          

[17] İ.Hakkı Başer-“Dilimin Ucundan Şiirler” kitabı

[18] Fahri Küpcü’nün Bir çobanın Düşleri, Karıncalar Köyü ve Karaağaç ( karaağaç tarihi ) isimli üç kitabı yayınlanmıştır. Yayınlanmasını oğluna havale ettiği bir çalışması olduğunu da duydum. F. Küpcü’nün babasını Demirci Mehmet haksız yere astırmıştır.

[19]Ün Mecmuası-Zekeriyya Paşa Mescidine ait Kitabenin tarihi Hicri 759 (m 1358 ) olup, m.1233 tarihli bir beratta Evkafı Mülhakadan olduğu yazılmakta ve Zekeriyya bini Yusuf camisi diye kaydedilmektedir.

[20] Dağın topoğrafyasına uygun olarak araziyi ve ormanları fazla tahrip etmeden, trafiği de pekala güzel bir yol yapılabilir. Sultan Dağlarındaki dev hafriyatları gören Karaağaçlı bir avukat, halk için değil, müteahhit için yol yapıyorlar demiştir. Eski bir Karayolcu olarak yol trafiğe açılınca kazaların artacağından endişe etmekteyim.

[21] Yunus Emre’nin Keçiborlu’nun Güneykent ( eski adı Geresin veya Giresun) kasabasında mezarı veya makamı vardır.

[22] 1530 Muh. Def. Sökük Sayan veya Sıyan diye bahsi geçen zatın, Böcüzade ve Fahri Küpcü’de anlatılan Şeyh Menteş olmalı.

[23] Ahmet Galip Efendi 1930 larda Kötürnek’de yukarı mahalledeki eski medrese binasında talebe okuturken, her gün 17 km mesafedeki Yalvaç’a yaya gider gelirmiş. Çay başında tokuçlarla çamaşır yuyan kadınları görmemek içinde Yaka’nın yamacından geçermiş. Kuyu önü mezarlığının yanındaki kuyunun suyunu kullanmanın sıhhen caiz olmayacağı için kuyuyu kapattırmış. Rahmetli Nedim Gürdal’ın hanımı Eğriler’li Ayşe teyze akrabası imiş.

[24] Yalvaç Pazar mah. olan Nuri Dönmez babamın asker arkadaşı olup kışın köyün ayakkabılarını tamir ederdi.

[25]”25 Ekim 1147 de Sultan Öyüğü’nde yani bugünkü Eskişehir’de Sultan I.MESUD Alman Konrat’ı yendi. Konrat 5 bin askeriyle canını zor kurtarıp İznik’e sığındı. Tarihçiler Konratın ordusunun mevcudu hakkında farklı rakamlar vermelerine rağmen en az 500 binin üzerindedir demektedirler. Bu sırada Fransa Kralı Luvi 150 bin kişilik kuvvetiyle gelip Konratla İznik’te birleşti. Sultan I. Mesud Konya’yı bu Haçlı sürülerinden koruyabilmek için düşmanı vurkaç taktiğiyle Yalvaç üzerindeki dağlara çekti. Bu dağlar üzerinde kanlı çarpışmalar oldu. Belki de Nohud Sultan o zaman şehit düşmüştür. Bu büyük orduya karşı Yalvaç meydan muharebesini verip, memleketin geleceğini tehlikeye atmak istemeyen Sultan I.Mesud Haçlıları, Toros geçitlerinde sıkıştırdı. Toroslarda müthiş zayiat veren Haçlılar Antalya’ya sığındılar. Nihayet perişan bir vaziyette Antalya’ya varan Haçlıların kont ve baronları gemilere binip Suriye sahillerine gittiler. Fakirleri Antalya’da kalınca Rumlar Türkleri çağırdılar. Haçlılar Türklerin kılıcından ziyade Rumların hıyanetinden kayıplara uğradılar. Türklerin gelmesi üzerine iki düşman arasında kalan Haçlılar kaçıyor, esir veya ölüler çoğalıyordu. Rumların hileleri tecavüze döndü. Fakat Türkler artık acınacak durumda bulunan bu aç, hasta, fakir insanlara karşı savaştan vazgeçip merhamete geldiler. Antalya’daki dindaşları Rumların zulmünden kaçıp Müslümanlar nezdinde himaye ve merhamet arayan Haçlılardan 3 binden fazla gencin Türklere iltihak eylediği söyleniyor. Kralın papazı Odon dö Döyl haçlıların Müslüman olmasından mütessir olarak: Ey hıyanetten de daha zalim olan merhamet! Müslümanlar Hıristiyanlara ekmek vererek dinlerini satın alıyorlardı. Bununla beraber Türkler onları Müslüman yapmak için bir zorlamada bulunmadılar, demektedir.”Y.Öztuna-O.Turan  

[26]Yalvaç civarında; Sultan Dağları, Anamas dağları ,Eğirdir ve Beyşehir gölleri, yani doğu Hamideli’ndeki yatırların daha ziyade Sultan I. Kılıçarslan, bilhassa  oğlu Sultan I. Mesud ve oğlu II. Kılıçarslan’ın Haçlılarla ve Bizans’ la yaptığı savaşlarda şehit düşen bahadırların ve buraların Müslümanlaşmasında cihad eden din ulularının türbeleri olduğunu, Sultan Dağı adının da Sultan I. Mesud’ dan geldiğini zannediyorum. Birde Türklerin eski inançlarının izi olarak, yüksek tepelere, ulu ağaçlara yatır izafe ettiklerini düşünüyorum. Ayrıca Yalvaç Yalvaç olmazdan yaklaşık beş yüz kırk sene evvel, Belazuri’nin anlattığına göre Hicretin 95. yılında Halife” Velid bin Abdilmelik”in oğlu Abbas: emrindeki Müslümanlarla bu şehri kuşatıyor. Şehir yakılıp yıkılıyor ve tarihe Antakya el Muhterika yani “Yanmış Antakya” olarak geçiyor. Yine Böcüzade s.16 da yazdığına göre bu olaydan 18 sene sonra yani hicretin 113.cü yılında Battal Gazi’nin Isparta yöresine gelerek İslamiyeti yaydığı yazılmaktadır. Ayrıca Katip Çelebi’nin Cihannüma adlı eserinde Felekabat denilen Eğirdir’deki kalenin Battal Gazi tarafından zaptedildiğinden söz edilmektedir ki; Türklerin gönlünde taht kuran Battal Gazi’nin Yalvaç ve civarına geldiği kesin gibidir. 27 sene sonra da ”Seydi Battal Gazi”nin, Seyit Gazi’ de şehit düştüğünü tarihler kaydediyor. Arap fatihler buraları terk edince de şehir elden çıkıyor. Ne zamanki Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Alparslan Malazgirt’ de Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i yeniyor, yaklaşık on yıl içinde Anadolu Türkmenlerle dolup taşıyor. Çaka Bey H 472 (m 1081) de İzmir’i alarak bir donanma kuruyor. Türk Deniz Kuvvetleri de bu tarihi başlangıç kabul ediyor olmalı ki Deniz Kuvvetleri Komutanlığının duvarındaki levhalarda bu açıkca görülmektedir. Yalvaç, Çaka beyin kardeşi Galabaç (Yalavaç) bey veya arkadaşları tarafından Hicri 465-470 yılları arasında kurulmuş olmalı. İşte o gün bu gündür Sultan Dağları, Anamas Dağları, Eğirdir ve Beyşehir Gölleri veya doğu Hamideli dediğimiz bu bölge Müslümanlara ve bilhassa Türklere yurt olmuştur.

Yorum
Allah'tan Rahmet diliyorum.
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-12-26 06:22:02
Kendisine karşı kusurlu olduğumu ve yeterince vefa göstermediğimi hissettiğim Merhum Dostum İsmail Hakkı Başer ağabeyime Allah'tan rahmet ve Cennet diliyorum.  
Selami Çekmegil 
ilgili linkler: 
1- 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=242&Itemid=5 
 
2- 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=80&Itemid=58 
3- 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=81&Itemid=58
İsmail Hakkı Başer
Yazar suphi açık 2007-12-26 08:19:13
Ramazan Topraklı'ya candan teşekkürler... İsmail Hakkı Başer şairimize de Allah'tan rahmet diliyorum.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-12-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
106102526 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net