24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow Münevver Kimdir
Münevver Kimdir PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar M.Said ÇEKMEGİL   
24-06-2011

MÜNEVVER (AYDIN)  KİMDİR

                                            M.Said ÇEKMEGİL(*)

Bilindiği gibi münevver lafzı Arapça bir sıfattı; nur’dan gelir. Parlatılmış, aydınlatılmış, ışıklı manalarınadır. Münevver de aydınlanmış, karanlıktan kurtulmuş insan…

Bir kimsenin aydınlatılması; karanlıktan kurtulması, yani onun kafasının nurlanmış olması, lüzumlu bilgilerin ışığında hareket etmesiyle olur…
Demek ki insanın karanlıktan kurtularak ışığa kavuşması, aydınlığa çıkması; yani münevver olması bilmekle başlar.
-  Neyi bilecek; bilmenin sonu var mı ki? Soru bizlere şunları hatırlatır: bir münevverde bilhassa şu aşağıdaki anlatacağımız bilgilerin bulunması mutlaka şarttır... Bu şartlar kimde yoksa o kimsenin değil bir üniversiteyi bitirmesi, üniversiteyi bitirenlerin ordinaryüs profesörü olması bile onu münevver yapmaz. Meşhur Gandi’nin dediği gibi: “Ruh uyanmadıktan sonra üniversiteler, yollar, trenler, hastaneler neye yarar?”[1]

Öyle ise bir münevverde aranması lazım gelen hususların şunlar olması icap eder:
a)- İnsanlara has bir düşünceye sahip olan her kişi bu düşünebilme hasselerinin kendisine kedinden gelmediğini, ancak kendisini var eden ve var ettikleri arasında insana hususi bir değer vererek diğer yaratılmışlardan ayıran üstün bir varlıktan geldiğini düşünmesi ve diğer yaratıklara akıl, muhakeme vermek istense bile, buna değil tek bir insanın, bütün insanların dahi güçsüz kalacağının gerçekliğini idrak etmek, yani kendisine ait hududunu, yaratıcısının kudretini anlaması
b)- Sahip olunan bu düşüncenin, yani mefkurenin insana yüklediği mükellefiyetlerin neler olduğunu aranmasının şart olduğunu bilmesi.
c)-  Bilgilerinin hududunu bilmesi.
d)- Bilmediğini bilmesi.
Kısaca: Kendini bilmesi, kendisine bilme meziyetlerini vereni bilmesi, kusur ve meziyetleriyle aczini ve neleri yapmaya muktedir olduğunu bilmesi… Aydınlığa çıkabilmenin ilk şartlarıdır.

Doğrusu, bir kimsenin –bilhassa bilgilerin çoğalıp yayıldığı bir devirde- her şeyi bilmesi çok zordu. Fakat bilmediğine (bilmiyorum) demesine de insani bir engel yoktur. O halde bilmediğini bilmeyenlerin münevverlikle ne alakası olabilir?
Muhakkak her insan iyi kötü, az veya çok bir şeyler bilir. Ama bu bilgilerinin hududunu bilmiyorsa ona nasıl münevver denilir?
Eğer insan mefkûresinin doğruluğuna inanıyorsa o mefkûreye karşı imkânları nispetinde, bir takım vazifeleri olduğunu da bilir. Bu vazifelerin neler olduğunu bilmek için herhangi bir araştırma bilgisine sahip değilse, o insanın münevver olacağından elbette şüphe edilir.

Daha mühim olanı: İnsan biyolojik yapısıyla olmasa bile psikolojik yönüyle hayvan değildir ki yemekten, içmekten, cinsi arzularını tatmin etmekten baika bir şey düşünmemiş olsun: İnsanların hayvanlardan ayrı yüce gayeleri, ferdi ve içtimai görüşleri, yani bir ideale sahip olması lazımdır. Prof. Dr. Mehmet Kaplan Bey’in deyimiyle “İnsanı değerli kılan şey midesi değil kafası, yedikleri değil düşündükleri ve yaptıklarıdır.”[2]

Mevlana Celaleddin Rumi de şöyle diyor: “…adam fikirle değerlidir, fikirle diridir,”[3] münevverdir. Ve “o münevver ki (Malik Binnebi’nin ifadesiyle) toplumun içtimai motorudur.”[4] Fakat teati etmesini bilmeyen kimseler ancak elleriyle iskambil veya ayaklarıyla futbol teati (alışverişi) ederler.”[5]

O adam ki mefkûresizdir, yani düşüncesizdir. Sadece münevverlikle değil, fıtratındaki güzellilerle ilgisi kesilmiş demektir.
Böylelilerinin münevver olamayacaklarını bilmemek dahi münevver olamamanın açık delillerinden biridir.
Öyle ise;
I-             Mefkûresizlere,
II-            Vazife yüklenmemişlere,
III-           Bilgisinin sınırlarını bilmeyenlere,
IV-          Bilmediğini bilmeyenlere
Bir münevver olarak, münevver demenin imkân ve ihtimali yoktur. Ve evet, bunlar münevverliğin asgari şartıdır. Böyle ise, bu asgari şartlara göre de olsa muhitimizde münevver arayalım, bakalım kaç tane bulabileceğiz?

Şurasını bir daha tespit etmeden geçmeyelim ki; düşünemeyenler, düşünmesini bilmeyenler diğer yaratıklardan fazla bir haysiyet taşıyamazlar. Düşünmesini bilmeyenlerde herhangi insani bir fazilet aranılmaz. Bunlar halk arasında sahte bir şöhrete ulaşsalar bile Ahnef ibni Kays hazretlerinin dediği gibi: “İlim ile takviye edilmeyen izzet nihayet bir zillete munkalip olur.”[6] Bunu biraz daha açalım: insan ölü değil de yaşıyorsa mutlaka hareket halindedir. İşte bu hareketin hangi yolda ve hangi istikamette olduğunun düşünülmesi ve bulunması herhangi bir ölçünün bilinmesini gerektiriyordu. İşte biz naçizane aşağıda göreceğiniz ölçülerle aradık. Samimiyetle diyebilirim ki birkaç asırlık bir tedrisin yetiştirdikleri arasında –kendini yetiştirenler müstesna- herhangi bir münevvere rastlayamadık. “Bizde fikir adamı sözü laftır. İnanılan fikir yoktur ki adamı olsun! Bir fikre bağlı gibi görünenler, onu sadece reklâm gibi kullanıp menfaatlerini konuşuşlar”[7] diye büyük bir gerçeği itiraf eden Orhan Seyfi Orhon Bey’i doğrulamamak için insanın karşı delillere sahip olması icap ed er. Hem böyle oluşu biraz da tabi değil midir? Düşünüyorum, iki asrı aşarak günümüze ulaşan eğitim, ilkokulundan tutunuzda ta üniversitesine varıncaya kadar, yetiştirdiklerinde hangi temel mefkûreyi işledi? Bakınız insaflı bir eğitim üyesi Prof. Dr. Osman Turan Bey ne diyor? “…birçok üniversite mezunları tanırım ki bilgi ile malumatı veya peşin hükmü birbirinden ayıramadıkları gibi kendilerine yabancı gelen ilmi bir hakikati şüphe ile karşıladıkları halde bazı batıl itikatlara veya o ayarda kanatlara inanmakta tereddüt göstermeler.[8] Bırakın gerçekten elit kişilikler, Prof. Kemal Karhan Bey’in dediği gibi: “… Tanzimat münevverleri (!) bile bizim aydın takımın yüzyıl ilerisindedir.”[9]

Entellektüel bir yazar olan merhum Peyami Safa Bey şöyle yazıyordu: “Batı medeniyetini maddenin zaferi gibi anlamış ve gençliğe pozitivizm aşısını yapmış bir maarifin yetiştirdiği inkılâp nesli, eğer hayatta kazançtan, keyiften ve rahattan üstün bir hedef tanımıyorsa –ki zannetmem- mazurdur.”[10]
Dıştan bakanların görüşünü uzun yıllar yurdumuzda etütler yapan Davi Hotham şöyle veriyor; dindan sandığı çevreleri anlatmak isterken: “Aslında İslamiyette ruhban sınıfı yoktur; ama Türkiye’de papazlara çok benzeyen bir sınıf türemişti…” Ve belki de bunlara reaksiyon esprisiyle uygulanana bir sistemin “ürünü olan pek çok Türk aydını, hiç olmazsa dış görünüşleriyle, biraz dinsizdir”[11] diyerek kuş bakışı bir tanıtma yapıyor. Ankara’da vazifeli Robert M. Fresco adlı bir Amerikalı diplomat ise: “Türk aydını dinsizdir… Bu zümre Rusya ve Çin dışında, dünyanın en ateist elittir.”[12] Diye izahsız bir iddia getiriyor.
“Zamanımızda münevver diye tanınan, bilmem hangi üniversiteyi bitiren, hatta 3-4 lisan bilen bir takım adamların ne müthiş dalavereler çevirdiklerini görüp duruyor” diyen, milletvekilliği de yapmış bulunan yazar Serdengeçti Osman Bey batılılardan şöyle bir şey naklediyor ki: “Alman Başvekili Adenhavr’a sormuşlar, siz niçin münevver düşmanısınız? Cevap:
-  “Evet, ben münevver düşmanıyım. Almanya’yı çıkmaza sokanlar münevverlerdir. Bunlar hiçbir şeyi beğenmezler, boyuna tenkit ederler. Lüks hayat isterler; müsriftirler. Almanya’yı yükselten halktır. Bir Allah’a inanan, mütemadiyen çalışan, didinen Almanya’nın dindar halkıdır. Alman münevverleri için söylenen bu söz bizimkiler için bin defa daha doğrudur.”[13]Bütün bunları “…Türk eğitimi –kendisini yok saydıracak biçimde- kötü aydın yetiştiriyor derken Tarık Buğra, sebeplerden birini özetle yakalamış oluyor.[14] Avrupalı Jan Dallas ise, dünyaya kötü örnek veren batılı münevverlere dokunurken: “Bu aydın kişileri ben kendi düşüncelerinden örülmüş kafesler içinde bir o yana bir buyana koşuşturan beyaz fareler sayıyorum”[15] der. Şimdi İstanbul Teknik Üniversitesi dekanının 1963 yılındaki gazetelere geçen şu ilana bakınız: “Bu yıl Teknik Üniversite imtihanlarına giren 4073 lise mezunu gençten 2937 tanesi bir numaranın altında not almıştır.”[16]

-  Bu neden böyledir? Çünkü hareket halindeki bir hayatiyet arzeden bir davanın, bir fikrin mensubu olmak sevgisi ve heyecanı verilememiştir. Meşhur reformcu Luther: “Beşer kalbi bir değirmendeki değirmen taşlarına benzer; ona buğday koyduğunuz zaman döner, buğdayı kırar öğütür ve un haline getirir. Eğer buğday koymazsanız yine dönmekte devam eder ve kendi kendini öğütür”[17] diyen teşhisiyle bir gerçeğe ışık tutmuyor mu? Nasıl da senler senesi kendi kendimizi öğütüp tüketmişiz… Genç münevverlerimizden Karakoç bir yazısında bunu yeni ifadeyle bize şöyle özetliyor: “…bir psikoloji kuralıdır: dışarıyla savaşmayan içiyle savaşır.”[18]

(*) Yazıyı merhum yazarın bu isimdeki kitabından sitemize aktaran kızı Selma Arslaner'e teşekkur medyunuz.



[1] Bkz: 25 İyi insan İyi vatandaş, H. Ali Yücel, sh.17
[2] Bkz: 26 Kominizme karşı Mücadele, Sayı 24
[3] Bkz: 27 Mesnevi Velet izbudak, C. 5, Sh. 300
[4] Bkz: 28 Kur’an Kerim Mucizesi, Malik Binnebi. Türkçesi, E. Göze Sh. 215
[5] Bkz: 29 Yeni İstiklal Sayı 184, 17.2.1965
[6] Bkz: 30 Tefsir, Elmelılı Hamdi. C. 16, Sh. 4797
[7] Bkz: 31 Son Havadis 31.8.1962
[8] Bkz: 32 Hür Söz 16.12.1962
[9] Bkz: 33 Osman Kibar’ın makalesinden 22.7.1981 bu 1961 olabili mi acaba???Tercüman
[10] Bkz: 34 Milliyet, 1.11.1954
[11] Bkz: 35 Türkler. David Hotham. Çev. M. Ali Kayabat. Sh. 45 ve 37
[12] Bkz: 36 İyi Niyet M. Said Çekmegil. Sh. 40
[13] Bkz: 37 Osman Yüksel Serdengeçti’nin “Hasta ve Sahte Münevver” başlıklı yazısından Yeni İstanbul 21.8. 1966
[14] Bkz: 38 Tercüman 27.5.1974
[15] Bkz: 39 Gariplerin Kitabı. Jon Dallas. Çev: İsmet Özel, Sh. 34
[16] Bkz: 40 Gayret, Malatya 24.10. 1963
[17] Bkz: 41 Hayatın Zevkleri, Halil Kalakir Sh 9
[18] Bkz: 42 Yeni İstanbul 27.12 1963

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-06-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554469 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net