30-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İhtisas Mahkemelerinden, Siber Yargıçlara...
İhtisas Mahkemelerinden, Siber Yargıçlara... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Avukat Cüneyt Toraman   
17-06-2011

İhtisas Mahkemelerinden,
Siber Yargıçlara...                                          

                                                               Avukat Cüneyt Toraman
Belli bir konuda ihtisas sahibi (uzman) olmak, daima önemsenmiştir. Çözülemez sanılan pek çok sorun, uzmanına götürüldüğünde, kolayca çözümlenmekte, insanları belirsizlikten kurtarmaktadır. Uzmanlık, açılamayan kapıları açmaya yarayan “anahtar/şifre” işlevi görmektedir. Örneğin, bir dermatoloji uzmanı, -çoğu kere- deriye bakar-bakmaz, hastalığın sebebini, bir çocuk doktoru, bebeğin ateşinin neden çıktığını anlayabilmektedir. Oto servisi, aracınızdeki bir arızayı, çok  kısa bir süre içinde tespit edip 
sorununuzu çözebilmektedir. İşletme uzmanı, kısa bir çalışmayla, aksaklıkları tespit edip, işletmenin verimini bir-kaç kat artırabilmektedir. İhtisaslaşmanın getirdiği kolaylıklar, uzmanlaşmaya ilgiyi artırmış bu da, alt uzmanlık alanlarının oluşmasına neden olmuştur. Mühendislik fakültelerinin, makina, elektrik, inşaat vs. gibi ana dalları, (uçak, otomotiv, vs. gibi) alt dallara ayrılmıştır. Temel tıp eğitiminden sonraki, (çocuk hastalıkları, iç hastalıkları, cerrahi, ortopedi, dermatoloji, üroloji, kalp, damar, vs. gibi) ana uzmanlık dalları, (fako, laser, cerrahi, göz nakli vs. gibi), alt uzmanlık dallarına ayrılmıştır. Oto servisleri dahi, markalarına göre ayrılmıştır. Büyük yapı firmaları, daha büyük projeleri gerçekleştirebilmek ve başarı sağlayabilmek için, faaliyetlerini belli alanlarda, (konut, sanayi fabrikaları, köprü, baraj, yol, vs. gibi) yoğunlaştırmıştır. Hizmet sektöründe de durum farklı değildir. Faaliyet konularının çeşitliliği, uzmanlık alanlarını da artırmıştır. Kurumlar, işe alacakları elemanlarda, belli konularda uzmanlık aramaktadır. Avukatlık mesleğinde “uzmanlık” olmamakla birlikte, iş sahipleri, uyuşmazlık konusunda deneyimli avukatları tercih etmektedir.

İhtisaslaşma gibi, “iş bölümü” de, sağladığı kolaylıklar nedeniyle, geniş bir uygulama alanı bulmuştur.[1]  Eskiden, bir kişinin yaptığı iş, bu gün, dev organizasyon ve yatırımlarla gerçekleştirilebilketdedir. Örneğin, bir balık tabağımıza; balıkçılık (balığın denizde tutulması), hal (balıkların toptan alım yeri), nakliye (marketlere dağıtım), market (perakende satış), gibi, aşamalardan sonra gelebilmektedir. Bu durum, ihtiyaç duyduğumuz, hemen “her şey” [2]  için geçerlidir. İhtisaslaşma gibi derinlemesine bilgi gerektirmeyen “iş bölümü”, (özellikle) maliyetlerin azaltılmasında büyük katkı sağlamıştır. Örneğin, bir “terzi” ile “tekstil atölyesi” karşılaştırıldığında, işçilik maliyetlerinin, kıyaslanamayacak oranda azaldığı görülmektedir. Sanayi devrimi, “seri üretimin” önünü açmış, tezgahların  yerini fabrikalar almaya başlamıştır. Bilimsel gelişmelerin, “yeni ihtiyaçlar” (otomobil, televizyon, bilgisayar, çamaşır makinası vs.) üretmesi, bu ihtiyaçları karşılayabilecek düzeyde üretimi de zorunlu hale getirmiştir. Ulaşım ve iletişim teknonojisindeki gelişmelerin, ürünlerin serbestçe dolaşımına imkan vermesi, dünyayı, büyük bir “pazara” dönüştürmüştür. Önceden belirlenen yer ve tarihlerde düzenlenen “uluslararası fuarlar”, “iş bölümü ve ihtisaslaşma”daki başarının dahi yetersiz kalabileceğini göstermiştir.[3]  İş bölümü ve uzmanlık, zamanın getirdiği “ihtiyaçlara göre” gelişmiş, şekillenmiş ve kurumsallaşmış, yaşamın vazgeçilmez bir “unsuru” haline gelmiştir. İş bölümü ve uzmanlığın sağladığı kolaylıklara bakıldığında, bunların, sadece faydalı değil, gerekli, hatta zorunlu olduğu dahi düşünülebilir.

İş Bölümü ve uzmanlığın sonu mu?
İş bölümü ve uzmanlığın, (inkar edilemez katkılarına rağmen), “ihtiyaç sınırlarını”[4]  aşacak şekilde yaygınlaşması, bazı olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir.
(a)-İş bölümü ve uzmanlık, hem üretim biçimi, hem de üretilen nesneler açısından, insanlara mutluluk getirmemiştir. Her gün aynı işi yapan bir işçinin, insani değerlerinde aşınmaya neden olmuş,  insanları robotlaştırmış, büyük bir makinanın dişlileri haline getirmiştir.[5] 
(b)-İş bölümü ve uzmanlık, doğası gereği, “tek tip” işe odaklı olduğu için, elemanlar, tek yönlü olarak yetiştirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak, boşalan elemanın yeri, ancak, “aynı nitelikte” (başka) bir elemanla doldurulabileceği için, eleman eksikliği, üretim faaliyetinin tamamen “durdurmasına” neden olmuştur. Bu yönüyle, iş bölümü ve uzmanlık, yararından daha çok zarara sebebiyet vermiştir.
(c)-Konusu ne olursa olsun, her uzmanlık veya iş bölümü, bütünün bir parçasıyla  ilgili olduğu için, (parçaya odaklanma), parça ile bütün arasındaki (sıkı) ilişkinin gözardı edilmesine, dolayısıyla, parça üzerindeki hakimiyetin de ortadan kalkmasına, yanlış teşhislere sebep olmuştur.
Bütün bu olumsuzluklar, iş bölümü ve ihtisaslaşmanın “sorgulanmasına” bu eksiklikleri  giderecek yeni yöntemler ve çareler geliştirilmeye çalışılmıştır. Robot teknolojisindeki gelişmeler, (eski) üretim biçimindeki monotonluğu belli ölçüde gidermiştir.[6] Üretim teknolojisi, standart-dışı taleplere cevap verebilecek bir şekilde biçimlendirilmeye başlanmıştır. İnsanların “özgünlük” arayışı, “el yapımı imalatları”[7]  yeniden canlandırmıştır.  İş bölümü ve uzmanlığın getirdiği katılık, “çok yönlü” elemanlarla giderilmeye çalışılmaktadır. İnsan kaynakları, (asıl) görev tanımı yanında, ek beceriler aramaktadır.[8] Bu ihtiyacın bir sonucu olarak, bazı üniversiteler, lisans eğitimine ek bir-kaç sömestre eğitim ile, öğrencilerine, ikinci (hatta, üçüncü) diploma vermeye başlamışlardır. Futbolda bile, çok yönlü oyuncular sayesinde, klasik oyun düzeni (defans-orta saha-forvet) terk edilmiştir.[9]. Özel bankalar, (istifa, izin, hastalık vs. gibi nedenlerle) boşalan bir işçinin yerini, aynı şubeden başka biriyle doldurabilmek için, (elemanların görev yerlerini değiştirerek) “rotasyona” tabi tutmaktadır. Komple özelliklere sahip elemanlar, artık, daha çok tercih edilmektedir. İş bölümü ve uzmanlığın getirdiği yetersizlikler, komşu alanlara yönelik eğitim çalışmalarıyla, azaltılmaya çalışılmaktadır.
Hukukta durum çok daha farklıdır. Hukukun faaliyet alanını, diğer üretim biçimleriyle kıyaslamak, (hukuku tahrip amacı yoksa) büyük bir cehalet örneğidir. Bu tespit, hem “uygulama” ve hem de “bilim” açısından geçerlidir. Konuya, “bilim” açısından yaklaşacak olursak, hukukta, disiplinler arası ilişki, (kendi içinde ve diğerleriyle) daha yoğundur. Hukuk, sosyal bilimler (siyaset, iktisat, sosyoloji, psikoloji, vs.) yanında, diğer bilim dallarıyla (fizik, kimya, tıp, matematik, vs.) da yakından ilişkilidir. Örneğin, adli tıp, hukuk ve tıbbın ortak alanıdır. Sinema ve hukuk arasında dahi, güçlü bir bağ vardır.[10] Hukukun geniş bir interlanda sahip olması, faaliyet alanı çevresindeki disiplinlerin de bilinmesini/kavranmasını zorunlu hale gertirmektedir. 

Geçmişte veya günümüzde, itibar edilen uzmanların, son derece geniş ve çeşitli konulara ilgi duyması, uzmanlığının sılarının ipuçlarını vermektedir. sınırlı bir alandaki bilginin uzmanlık için yeterli olmadığını göstermektedir. Her disiplini, üstüste gelecek şekilde dizilen dairelere/çemberlere benzetecek olursak, her dairenin (disiplinin), altındaki veya üstündeki dairelerle (disiplinlerle) az veya çok “örtüştüğü” görülecektir. Bu ilişki,  disiplinlerin, birbirinden bağımsız olmadığını göstermektedir.[11]  Katı bir disipline bağlı olarak yetişenler, bu yetersizliği dile getirerek, “alternatif” arayışlara[12], bağlantılı alanlara  yönelmektedirler. Bu eğilime bakıldığında, 21.yüzyılın, “dikey uzmanlık”tan, “yatay uzmanlığa” geçiş asrı olacağını söylemek, haksızlık olmayacaktır.

Yargıda ihtisaslaşma:
Asıl konumuza, dönecek olursak, “yargı”; iş bölümü ve ihtisaslaşmanın en yoğun olduğu alanların başında gelmektedir. Bu gün, dünyada, farklı görev ve yetkilere sahip, çok sayıda mahkeme görev yapmaktadır. Türkiye'de, bu mahkemelere ilave olarak,  [13]  belli kurumlar için, özel mahkemeler görev yapmaktadır. İdarenin eylem ve işlemleri “idare mahkemesi”nde [14]  ve “Danıştay”da, askeriyeyle ilgili davalar (ceza-idare) “askeri mahkeme”lerde, yasama faaliyetiyle ilgili davalar, “anayasa mahkemesi”nde, vatandaşlarla ilgili davalar da (asıl mahkemeler olan) “adliye mahkemeleri”nde görülmektedir. Adliye mahkemeleri de, kendi içerisinde bir-çok bölüme ayrılmaktadır. Ülkemizde, daha önce, (adliye nahkemelerinde) “iş bölümü” esasına göre faaliyet gösteren  mahkemelere ve “ihtisas mahkemeleri”ne ilaveten, yeni mahkemeler kurulmuştur. Halen, ülkemizde; ticari davalar için “Ticaret Mahkemeleri”,[15]   iş yasası kapsamına giren  davalar için “İş Mahkemeleri”,[16]  icra iflas yasası kapsamına giren davalar için “İcra Hakimlikleri”,[17]   kadastro yasası kapsamındaki davalar için “Kadastro Mahkemeleri”,[18]  tüketici yasası kapsamındaki davalar için “Tüketici Mahkemeleri”,[19]  fikri ve sınai haklar yasası kapsamındaki davalar için “Fikri ve Sınai Haklar mahkemesi”,[20] , aile mahkemeleri yasası kapsamındaki davalar için “Aile Mahkemeleri”,[21]  denizcilikle ilgili davalar için “Denizcilik ihtisas Mahkemeleri” ,[22] çocukların işledikleri suçlar için, “çocuk mahkemeleri[23] faaliyet göstermektedir. Bunların yanında, bazı uyuşmazlıklar da, “belli mahkemelere” yönlendirilmiştir. Örneğin, “basınla” ilgili uyuşmazlıkların, “(2) numaralı Asliye Ceza Mahkemeleri”nde, Terörle mücadele Kanunu kapsamındaki davaların,[24] (özel yetkili) “ağır ceza mahkemeleri”nde, kaçakçılıkla ilgili davaların, “(1) nolu Ağır Ceza Mahkemeleri”nde, Bankacılıkla ilgili davaların, “(1) ve (2) nolu Ticaret Mahkemeleri”nde,[25]  görülmesi gerekmektedir. Yukarıda görüleceği üzere, bazı temel yasaların, (Ticaret yasası, medeni yasa, vs.) birden fazla mahkeme arasında paylaştırıldığı görülmektedir.  Yakında, “kamulaştırma mahkemeleri”, “trafik mahkemeleri”, “hava mahkemeleri”, “yapı/inşaat mahkemeleri” vs. kurulursa, şaşırmamak gerekir!

İhtisas mahkemeleri, esasen, enine boyuna tartışılmış bir düşüncenin ürünü değildir.[26] Üzerinde pek durulmadığı için, bu mahkemeler hakkında, “olumlu veya olumsuz” bir düşünceye de rastlanmamaktadır. Yargılamanın durumuna bir göz atacak olursak, mahkemelerimizdeki iş yükü, son derece ağırdır. Basit bir dava, yıllarca sürmektedir.  Uzun yargılama süresine rağmen, verilen kararlardaki “hata payı” oldukça yüksektir. [27]  Hukuk alanında dünyadaki gelişmelere -yeterince- önem verilemediği için, hukukun yorumlanmasında, “yerel” unsurlar ağır basmakta,[28] bu durum, “yargı kararlarına” da yansımaktadır. Bu da yargıya (ve adalete) olan güveni  sarsmakta, verilen karar (doğru bile olsa) kuşkuyla karşılanmakta, bazen, ulu orta tartışılmaktadır. Yargıdaki birikmiş sorunlar, sistemi, çözüm arayışlarına itmektedir. Yaygın kanıya göre, yargıdaki sorunların çözümü, ancak, “köklü bir reformla” mümkün olabilir. Yargı sisteminin yeni baştan inşası, çok emek ve çok zaman gerektirdiği için, bu olumsuzluklar, “kısa vadede” ve “kolay yöntemlerle” giderilmeye çalışılmaktadır. İhtisas mahkemeleri, işte böyle bir düşüncenin ürünüdür. Hukukun bütünü yerine, sınırlı bir alanda bilgi sahibi olmak, (hem yargıçların, hem de devletin) kolayına gelmektedir. İhtisas mahkemeleri, belli konularda uzmanlık mahkemeleri olacağı için, davalardaki hata payının en aza ineceği,  davaların -uzman yargıçların elinde- çok daha çabuk sonuçlanacağı, ve verilen kararların, hukuka daha uygun olacağı” düşünülmektedir. Bu beklentilerin, ne kadar “gerçekçi” ve ne kadar “haklı” olduğu üzerinde düşünmek gerekir.

İhtisas Mahkemeleri gerekli mi?
İhtisas mahkemelerinin gerekli olup-olmadığı konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için, (öncelikle) bu mahkemelerin kurulmasında etken olan beklentileri ele almak gerekir.
(a)-Bu mahkemelerle ilgili beklentilerden birincisi, bu mahkemede görev yapan yargıçların, “ehliyetli/uzman olduğu” ön kabulüne dayanmaktadır. Böyle bir varsayımın kabulü için, herşeyden önce, bu mahkemelerde görev yapan yargıçların, özel bir eğitimden geçirilmiş  olması gerekir. Bilindiği gibi, bu mahkemelerde görev yapacak yargıçlar, atamadan önce, herhangi bir eğitime tabi tutulmamakta, kısa bir süre görev yaptıktan sonra, “deneyim” sahibi olmaktadır.  Dolayısıyla, bu mahkemelerde görev yapan yargıçların (muhtemel) “uzmanlığı” da, kendi kişisel gayretlerinin bir sonucudur.[29]  İkincisi, lokal bir alanda elde edilecek bilginin, hukukta uzmanlık için yeterli olduğunu kabul etmek demektir. Başka bir deyimle, bu mahkemelerin görev alanına giren yasaları, (İş yasası, Tüketici yasası, Aile hukuku, vs.),  iyi bilen bir yargıcı, “uzman” saymamız gerekir. Oysa, ihtisas mahkemelerinin temelini oluşturan bu yasalar, uygulanması gereken hukuk kurallarından çok azını teşkil etmekte olduğundan, bu yasaları iyi bilmek uzmanlık için yeterli kabul edilemez. Böyle bir yaklaşım, “yargılama”nın, hukuki değil, “ezber sorunu” olduğunun kabulü anlamına gelmektedir.[30]  Üçüncüsü, bir uyuşmazlığın çözümü, birçok hukuk dalını, yasayı ve hukuk kuralını, iyi bilmeyi gerektirmektedir. Bunların başında, “usul hükümleri” gelmektedir. Bir başkası, yasalar arasındaki yatay ilişkidir. Yasalar arasında, özel hüküm-genel hüküm ilişkisi olabilir. Yasal boşluğun, benzer hükümlerle, kıyas yoluyla doldurulması söz konusu olabilir. Yargıcının, bu düzenlemeler hakkında da (iyi) bilgi sahibi olması gerekir. Örneğin, ”Genel kurul” (şirketler, dernekler, vakıflar, sendikalar, siyasi partiler, TBMM vs.), farklı yasalarda düzenlenmekle birlikte, hepsi de, “ortak özelliklere” sahiptir. Bir uyuşmazlık durumunda, yargıcın, bunların tümünden  yararlanması gerekebilir. Yasalar arasındaki, yatay ilişki kadar, dikey (hiyerarşik) ilişkinin de iyi bilinmesi gerekir. Yasaların anayasa uygun olma zorunluluğu, yargıcın, yeterli düzeyde, “anayasa hukuku” bilmesini gerektirmektedir. Anayasanın 90/5 maddesinden hareketle, yargıcın, “uluslararası hukuku” da iyi bilmesi gerekir.[31]  Uzman bir yargıç, sadece uyuşmazlık konusu yasayı değil, (özellikle) yargılama hukukunu, yasalar arasındaki hiyerarşiyi, yasalar arasındaki ilişkiyi/bağlantıyı, iyi bilen, hatta, hukuk bilgisi yanında, “mesleğin gerektirdiği”[32] meziyetlere de sahip olan “aydın” kişi demektir.

(b)-İkinci beklenti, “yargılamanın hızlanması” dır. Gerçekten, mahkemelerdeki “aşırı iş yükü”, yargıçların, beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Sadece duruşmalar, yargıçların, zamanının önemli bir kısmını aldığı için, dosyaları dahi incelemeye fırsat bulamamakta, bir kısmı, hafta sonlarında bile, evine dosya götürmektedir. Yargıçların önündeki “dava çeşidi” azaltıldığında, (araştırmaya daha az vakit ayıracakları için) davaların, daha kısa süre içinde sonuçlanacağı beklentisi,[33]  Ihtisas mahkemelerinin kurulmasında önemli bir etken olmuştur. Sırf, daha çok sayıda “karar üretebilmek” için ihtisas mahkemesi kurulması, sorunu yanlış tanımlamaktır. Zira, “sorun”, yargılamanın yavaş işlemesi değil,[34] mahkemelerdeki iş yükünün fazlalığıdır.[35]  İş yükü azaltıldığı ve “bazı aksaklıklar”[36]  giderildiği takdirde, yargılama da kendiliğinden hızlanacaktır.[37] 
(c)-Üçüncü beklenti, “hukuka daha uygun kararlar verilmesi”dir. İhtisas mahkemelerindeki yargıçların, bu mahkemelerin görev alına giren yasaları (daha iyi) bilmesinin, vereceği kararların, “hukuka daha uygun olacağı” anlamına gelmeyeceği,  yukarıda arzedilmişti. Gerçekten, yargıcın vereceği kararın hukuka uygunluğunu, “hukuk bilgisi/hukuk kültürü” ve (hukuk kurallarını somut olaya) “uygulama yeteneği” belirleyecektir. Hukuku uygulayacak olan yasalar, masalar, duvarlar değil, yargıçlar olduğuna göre, ihtisas mahkemeleri kurmak yerine, yargıçlarımızın bilgi seviyesini yükseltmek gerekir.
(d)-Açıkça ifade edilmemekle birlikte, ihtisas mahkemelerinin kurulmasında belki de en önemli etken, yargıçlara olan güvensizliktir. Mahkemelerin görev alanları daraltılmadığı takdirde, yargıçların başarılı olamayacakları düşünülmektedir. Böyle bir düşünce, (herşeyden önce) yargıçlara saygısızlıktır. İkinci olarak, bu düşünce, bilimsel bir temele dayanmamaktadır. Üçüncü olarak, yargıçların görevleri (faaliyet alanları) zaten sınırlıdır. Bir avukat için, hukuk-ceza-idare-askeri ayırımı olmadığı halde, yargıçlar, zaten bu alanların sadece birinde görev yapmaktadır. Hatta, bu alanlar, (sulh-asliye-ağır ceza, sulh-asliye hukuk, idare-vergi, askeri idare-askeri ceza vs. gibi), daha alt bölümlere ayrılmaktadır. Dolayısıyla, esasen “tahsis” edilmiş bir alanların, tekrar alt bölümlere ayrılması, tamamen gereksizdir. Geçmişte, önemli hukukçular yetiştirebildiğimize göre, bugün de mümkün olması gerekir. Yeter ki, bunun için elverişli bir alt-yapı olsun. Düşünceleri, yeni uygulamaların esin kaynağı olan ünlü hukukçular, sahip olduları mertebeye, (sadece) belli bir dalda uzman olarak ulaşmamıştır.

Son olarak, bazı ihtisas mahkemelerinin (çocuk mahkemeleri, aile mahkemeleri vs.), uluslararası hukukun ve sözleşmelerin bir gereği olduğu düşüncesi de, bu mahkemelerin varlığını haklı göstermez. Çocukların, farklı bir yargılamaya tabi tutulması, aile mahkemelerinde psikolog görevlendirilmesi, vs. o davaya ilişkin bir yargılama konusu olup, bu gerekler mevcut mahkeme tarafından yerine getirildiği takdirde, ayrı bir mahkeme kurulması gerekmeyecektir. İhtisas mahkemelerinde görev yapan/yapacak yargıçlar, (zamanla) “özel bir eğitimden” geçirilse bile, bu durum, ihtisas mahkemelerinin haklı olduğu anlamına gelmeyecektir. Zira, sadece ihtisas mahkemelerine yönelik bir eğitim süreci, diğer mahkemeleri eleştirme hakkını ortadan kaldıracaktır. Esasen böyle bir karşılaştırmayı sağlıklı da bulmuyorum. İhtisas mahkemelerinin sağlayacağı faydayı, bugünle değil, (hukukun ve) yargılamanın amaçlarıyla ve beklentileriyle kıyaslamak gerekir

 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 20-06-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60432864 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net