28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow SIFIR PROBLEM POLİTİKASININ SONU MU?
SIFIR PROBLEM POLİTİKASININ SONU MU? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Ali KAÇAR, Genç Birikim Dergisi,Aralık, 2010   
16-12-2010
SIFIR PROBLEM POLİTİKASININ SONU MU?

                                             Ali KAÇAR, Genç Birikim Dergisi, Aralık, 2010
         NATO, 9 Nisan 1949'da kurulmuş soğuk savaş dönemine ait bir savaş örgütüdür. Kurulduğu dönemde dünyada, biri Sovyetler Birliği’nin başını çektiği Doğu Blok’u, diğeri ise ABD’nin başını çektiği Batı Blok’u olmak üzere iki emperyal blok bulunmakta idi! Sovyetler Birliği’nin silahlı gücü Varşova Paktı idi, ABD’nin yani Batı’nın ise NATO idi! Sovyetler Birliği’nin 1980’li yılların sonlarından
itibaren dağılmasıyla silahlı örgütü Varşova paktı[1] da (1 Temmuz 1991'de) dağılmış oldu. Varşova Paktı’nın dağılmasıyla NATO yalnız başına düşmansız kalınca işlevini yitirmekle karşı karşıya kaldı. Çok geçmeden ABD başta olmak üzere diğer Batılı devletler NATO’ya yeni bir düşman icad ettiler; bu düşman, İslam ve Müslümanlardı. ABD, NATO kanalıyla ya da NATO’suz bu konsept değişikliğine uygun olarak, başta üye ülkeler olmak üzere diğer ülkelerde de iç karışıklıklar, postmodern darbeler sahnelemeye başladı. Amaç, kendi küresel hegemonyası için tehdit teşkil eden ya da etme ihtimali olan başta İslami oluşumlar olmak üzere bütün diğer muhalif oluşumları devre dışı bırakmak, en azından kendi kontrolüne almaktı. ABD bu amacını, NATO başta olmak üzere, BM gibi diğer uluslar arası kuruluşları devreye sokarak gerçekleştirmekte idi. Bunun en yakın örneği Afganistan işgalidir. Aslında Afganistan işgali, NATO’nun, ABD’nin kirli ve kanlı menfaatlerini gerçekleştirmek için kurulduğunu gösteren son örnektir.

Bilindiği gibi, Türkiye’nin NATO’ya girme gerekçesi, Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik emperyal tehditlerine karşı güvenlik amaçlı idi. Ancak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bu tehdit de ortadan kalkmış oldu. Hatta bu süreçte Rusya ile Türkiye arasında iyi ilişkiler kurulmuş, ticari faaliyetler artmış ve ikili birçok antlaşma imzalanmıştır. Türkiye NATO’ya girmekle, tamamen ABD’nin güdümüne girmiş, ABD’ye rağmen bağımsız iç ve dış politika üretemez hale gelmiştir. ABD menfaatlerine ters davrandığı izlenimi verildiği zamanlarda bir darbeyle baştaki iktidar alaşağı edilmekten hiç tereddüt edilmemiştir. Türkiye’nin yakın tarihi bunun örnekleri ile doludur.

NATO, ABD’nin silahlı bir örgütüdür. ABD’nin emperyal menfaatleri temin ya da kalıcılaştırılması için kullanılan silahlı bir örgüttür. Çeşitli ülkeler, NATO güçleri kullanılarak işgal edilmiştir. İşgal edilen ülkelerin sonuncusu Afganistan’dır. Afganistan’da tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanmaktadır. Bu mazlum ülkede devam eden işgal, NATO ve NATO üyesi ülkeler için yüz karasıdır. Binlerce insan; çoluk, çocuk, kadın, yaşlı ayrımı yapılmaksızın katledilmiştir. Ne yazık ki sivil katliamlar halen devam etmektedir. Türkiye’nin biz muharip güç olarak asker göndermedik demesinin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü muharip güç de, silahlı güç de aynı konumdadır. Bu, Türkiye’ye, Türkiye’nin tarihine ve en önemlisi de komşu ülkelerle sıfır problem politikası ya da AKP’nin ABD’ye rağmen bağımsız politika üretiyoruz iddiasıyla asla bağdaşmayacak ikiyüzlü bir politikadır. Bu nedenle Türkiye, Afganistan’daki askerlerini hemen çekmelidir. Çağımızın yüz karası bu işgalden dolayı tarih Türkiye’nin bugünkü yöneticilerini asla affetmeyecektir. Üstelik NATO’nun kuruluşundan bu yana Türkiye’ye hiçbir katkısı olmamıştır. Tam tersine NATO’nun en ağır yükünü daima Türkiye taşımıştır. Dolayısıyla Türkiye, bir an önce bu eli kanlı terör örgütü NATO’dan çıkması gerekmektedir.

NATO’NUN LİZBON TOPLANTISI!..
Lizbon’da yapılan toplantıda kabul edilen Füze Kalkanı projesi yeni gündeme gelen bir proje değildir. Bu proje, her ne kadar Evangelist Bush döneminde gündeme gelmiş ise de, ABD’nin eski başkanı Ronald Reagan tarafından ‘Yıldız Savaşları Projesi’ ile 25 yıldan bu yana ABD’nin gündeminde var olan ve daha sonraki ABD başkanları tarafından da sahiplenilmiş bir projedir.[2] Bu proje, ilk başta ABD, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'nin dâhil olduğu üçlü bir projeydi. Yani Füze Kalkanı Sistemi Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilecekti. Bu sistemle, İran ve Kuzey Kore’den atılacak uzun menzilli nükleer başlık taşıyan füzelerin etkisiz hale getirilmesinin amaçlandığı açıklanmıştır. Ancak Rusya'nın, bu füze Kalkanının asıl hedefinin kendisini olduğunu, dolayısıyla buna izin vermeyeceklerini belirtmesi üzerine, bu projenin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmesinden vazgeçilmiştir. Daha sonra da bu proje, Obama yönetimi tarafından NATO kapsamında Türkiye’ye yerleştirilmesi gündeme getirilmiştir.

Portekiz’in Başkenti Lizbon’da, 19–20 Kasım 2010’da NATO Zirvesi yapılmıştır. Bu zirveye Türkiye’nin de içinde bulunduğu 28 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile Rusya Devlet başkanı Dimitry Medvedev, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da katılmıştır. NATO Zirvesinde, ittifakın önümüzdeki 15 yıllık yol haritasını belirleyen yedinci Stratejik Konsept kabul edilmiştir. Bu konsept gereğince Türkiye’de kurulacak olan Füze Savunma sistemi bütün NATO üyesi ülkeleri kapsayacaktır. Buna göre, bu sistemin ön cephe ülkesi Türkiye olacaktır. Yani bu proje ile Türkiye açık hedef haline getirilmiştir. Ve çıkacak herhangi bir nükleer savaşta da ilk vurulacak ülke Türkiye’dir.

Türkiye, bu füze kalkanının Türkiye’ye yerleştirilmesi için tehdit olarak hiçbir ülkenin özellikle İran’ın isminin geçmemesini, bütün NATO üyesi ülkeleri kapsamasını ve komuta merkezinin Türkiye’nin kontrolünde olmasını şart olarak ileri sürmüştür. Bunlardan ilk ikisi –şimdilik- kabul edilmiş, diğeri ise sonraki görüşmelere bırakılmıştır. Bu, devlet yetkililerince ve basın organlarınca büyük bir başarı olarak değerlendirilmiştir. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu toplantıyla ilgili şöyle konuşmuştur;
''Türkiye NATO'nun en önemli sahiplerinden biridir. 1953 yılından beri NATO üyesidir. Yeri geldiğinde de en büyük katkıyı yapmıştır. Dolayısıyla NATO faaliyetlerinde hem siyasi hem askeri konularda söz sahibi olmuştur. Bu çerçeve içerisinde sorumluluğumuzu çok önceden yerine getirip, stratejik konsept ile ilgili görüşlerimize, nelerin olması, nasıl yapılması gerektiği ile ilgili uzun bir çalışma yapılmıştı. Bu çalışma içerisinde Dışişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Başbakanımız büyük bir gayret gösterdi. Neticede dün akşam kabul edilen Stratejik Konsept arzu ettiğimiz çerçeve içinde çıktı, bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.''

Türkiye’de yetkililer dahil bir kısım basın organları, köşe yazarları da sanki zafer kazanmış muzaffer komutanlar edasıyla ‘Türkiye, şartlarını kabul ettirdi, Türkiye’nin ağırlığı NATO içerisinde gittikçe arttı türünde gerçekle bağdaşmayacak tarzda kamuoyunu yanıltmaya çalışmışlardır. Oysa burada ABD’nin ( dolayısıyla Siyonist İsrail’in) dediği olmuştur. Şayet Türkiye, bu projeyi bütünüyle reddetmiş olsaydı, o zaman muzaffer komutan edasıyla alkışlanmayı hak ederdi. Bununla Türkiye, bıçakla mı, yoksa silahla mı öldürülme tercihiyle karşı karşıya bırakılmıştır; her iki halde de sonuç ölümdür. Türkiye’nin bu iki tercihten birisini kabullenmiş olması övünülecek bir durum değil, tersine utanılacak bir durumdur. Çünkü bu proje, hem Türkiye’nin, hem de Türkiye’nin iyi ilişkiler kurmaya çalıştığı bölge ülkelerinin aleyhine olan bir projedir. Ayrıca bu projenin kabulü ile Türkiye’nin, bölgesinde şimdiye kadar izlediği ve bağımsız olduğu iddia edilen politikaların bittiği anlamına da gelmektedir. Çünkü Türkiye, bölgesinde İran ile, Rusya ile, Çin ile, Suriye ile ve hatta Yunanistan ile belirli bir süreden beri iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Oysa ABD’nin bu ülkelerin tamamıyla problemleri vardır.

Türkiye'nin de ısrarıyla Füze Kalkanı sisteminin kurulmasına başta İran olmak üzere herhangi bir ülkeden gelebilecek potansiyel nükleer tehdit gerekçe gösterilmiyor. Ancak öyle bir tehdit tanımı yapılıyor ve öyle bir kapsam çiziliyor ki, Asya'da ne kadar nükleer güç varsa, hepsi de çerçevenin içinde kalıyor. İran'dan Kuzey Kore'ye, Pakistan'dan Çin'e kadar. Evet, Çin'e kadar. Özellikle de Çin'e kadar. Çünkü ABD orta vadede en ciddi rakip, daha doğrusu hasım olarak Çin'i görüyor. Türkiye’nin son yıllarda sayılan bu ülkelerin bir kısmı ile çok iyi ilişkiler kurmuş ve siyasi, iktisadi ve askeri ikili birçok antlaşmalar yapmıştır. Bu proje ile bu ilişkiler sona erdirilmek istenmiştir.

SIFIR PROBLEM POLİTİKASININ SONU MU?
Türkiye’de, başta Dışişleri Bakanı Davutoğlu olmak üzere birçok yetkili Rusya, Yunanistan da dâhil hiçbir komşu ülkeden bir tehdidin söz konusu olmadığını, tam tersine birçok komşu ülkeyle vizelerin de kaldırılmasıyla dostlukların daha da pekiştirildiğini ifade etmişlerdir. Nitekim Davutoğlu; “Biz çevremizdeki hiçbir komşumuzdan bir tehdit algılaması içinde değiliz. NATO’ya dönük de bir tehdit algılaması veya tehdit oluşturduğu kanaati içinde değiliz” dediğine göre, peki bu füze kalkanı kimin için Türkiye’ye yerleştirilmek istenmektedir. Gerçi uzun zamandan beri ABD’li neo-con’lar ya da Siyonist lobiler yakın tehlike/tehdit olarak İran’ı göstermekteydiler. ABD’li yetkililer de, NATO Genel sekreteri Rasmussen de, tehlike olarak İran’ı hedeğf tahtasına oturtmuşlardı. Şayet gerçekten İran tehlike olarak görülüyor ise, bu füze kalkanı niçin Türkiye’ye yerleştirilmek isteniyor? Çünkü İran’a karşı gerek işgal altındaki Irak’ta ABD’nin kurduğu birçok askeri üsten ya da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye 70–80 kilometre uzaklıktaki “Gebele Radar Üssü”nü devreye sokabilirlerdi. Çünkü Gebele Üssü; Balistik ve seyir tipi füzeleri 6.000 km uzaktan bile tespit edebiliyor. Başka bir ifadeyle Gebele Üssü, Kuzey Afrika, İran, Irak, Suudi Arabistan, Hindistan, Pakistan, Çin, Avustralya, Hint ve Atlas Okyanusları ve tabii Türkiye’yi stratejik anlamda izleyebiliyor, özellikle bu bölgelerden atılacak balistik füzeleri hemen tespit edebiliyor. Ayrıca sadece atışları tespit ve izlemekle kalmıyor, füzelerin seyir rotasını da ölçebiliyor, buna göre füze imha edici sistemleri harekete geçirebiliyor. Gebele radarı çok etkin bir radar. Ama niyet sadece İran değil, aynı zamanda Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirerek, belirli bir süredir gelişmekte olan ikili ilişkileri sabote etmektir. Aslında amaç sadece Türkiye-İran ilişkilerini bozmak da değil, Türkiye’nin belirli bir süreden beridir izlemeye çalıştığı komşularla sıfır problem politikasını sona erdirmektir.
Prof. Dr. Hasan Köni kendisiyle yapılan bir röportaj’da[3] “Türkiye kendi çıkarları açısından Ortadoğu’da bazı hamleler yapıyor. Bu hamlelere ne kadar izin verilebilir? İşte bu kadar, bitti” demektedir. Türkiye, ‘eksen değiştiriyor’, ‘Müslümanlaşıyor’, ‘Batı’dan ve Batılı değerlerden uzaklaşıyor’ diyerek, aslında Türkiye’ye karşı bir psikolojik savaş yürütülmüştür. Bu psikolojik savaşla Türkiye köşeye sıkıştırılarak, geleceğini karartan bir projenin kabul ettirilmesi sağlanmıştır. Türkiye bu projeyle kendi menfaatine olmayan bölgesel bir savaşa sürüklenmiştir. Füze Kalkanı Projesi, Türkiye’nin bugünkü konumunu, geleceğini etkileyecek vahim bir tuzaktır. Ne yazık ki AKP iktidarı bu tuzağın farkına varamamıştır ya da kendisini mecbur hissetmiştir. Ne yazık ki bu projenin kabulü ile Türkiye’nin yarınları karartılmış, geleceği ipotek altına alınmıştır.

Türkiye yetkilileri, ileri sürdükleri şartlar kabul edildiği için muzaffer edasıyla sevinmektedirler. Oysa ileri sürülen iki şartın teoride bir anlam ifade etse de pratikte hiçbir anlamı yoktur. Herkes biliyor ki, bu projenin asıl amacı, ABD’nin ve Siyonist İsrail’in bölgedeki menfaatlerini korumak, Türkiye’nin ise bölge ülkeleriyle geliştirdiği ilişkileri sabote etmektir.  

Bu çerçevede başta Müslümanlar olmak üzere bütün muhalif grupların, oluşumların kendilerine yakışır tarzda bir karşı tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Başbakan Erdoğan’ın komuta bizde olacak sözlerinin hiçbir anlamı yoktur. Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Erdoğan geçmişte de NATO Genel Sekreterliğine aday olan Rasmussen için de aynı şeyi söylemişti. Yani, Rasmussen için asla Genel Sekreter olmayacaktır demişti. Ama neticede Erdoğan’ın dediği değil, ABD’nin bastırmasıyla İslam düşmanı Rasmussen Türkiye’nin de onayı ile NATO’ya genel Sekreter olmuştur. 07.12.2010 (Genç Birikim, Aralık 2010)


[1] Varşova Paktı,  14 Mayıs 1955'de Varşova'da sekiz sosyalist ülkenin imzaladığı Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması ile kurulan askeri ve siyasal birlik. Antlaşmayı imzalayan ülkeler Arnavutluk, Romanya, SSCB, Demokratik Almanya, Bulgaristan, Polonya, Çekoslovakya ve Macaristan'dı. Demokratik Almanya, Pakt'ın askeri kanadına 1956'da katıldı. Arnavutluk, 1962-1968 döneminde çalışmalarına katılmadığı Pakt'tan 1968'de kesin olarak çekildi.

[2] Daha fazla bilgi için bkz; Genç Birikim Dergisi Kasım-2010, Ali Kaçar, Füze Kalkanı ve Türkiye başlıklı makalesi

[3] 03 Aralık 2010 tarihli Gerçek Hayat Dergisi, s.21

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-12-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73646455 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net