22-01-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow AFGANİSTANDA VAHŞET DEVAM EDİYOR!..
AFGANİSTANDA VAHŞET DEVAM EDİYOR!.. PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Ali KAÇAR - Genç BİRİKİM, Nisan-2010   
10-04-2010
AFGANİSTAN’DA İSAF VAHŞETİ DEVAM EDİYOR!..

                                                                 Ali KAÇAR - Genç BİRİKİM,
         İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, dünya, Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında paylaşılmıştır. Bu paylaşım neticesinde dünyada gerçekleştirilen denge, soğuk savaş dönemi boyunca ufak-tefek değişikliklerin dışında korunmaya çalışılmıştır. Bu değişiklikler de, lokal/bölgesel küçük savaşlar ya da bu iki süper ülkenin gerçekleştirdiği işgaller veya iç savaşlar neticesinde meydana gelmiştir. Bu durum, Sovyetler Birliği’nin çöküşüne (yani 1990’lı yıllara) kadar devam ettirilmiştir. Ancak bu paylaşıma rağmen, Soğuk Savaş’ın devam  ettiği
yıllarda, dünya dengesini etkileyecek iki büyük olay gerçekleşmiştir. Bu olaylardan biri Sovyetler Birliği tarafından Afganistan’ın işgal edilmesi, diğeri de İran’da ABD jandarması Şah rejimi yıkılarak yerine Ayetullah Humeyni öncülüğünde İslam Cumhuriyeti rejiminin kurulmuş olmasıdır. Afganistan’da, Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’ne (SSCB) karşı başlayan Afgan cihadı sadece Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının başlangıcını oluşturmamış, ayna zamanda Orta Asya’da, hatta bütün dünyada dengelerin değişmesine neden olmuştur. Buna, ABD’nin İran’ı kaybetmesi de eklenince, bu iki emperyal süper ülke için ve özellikle de ABD için bu bölgede tehlike çanlarının çalınmasına neden olmuştur. Çünkü bu bölge yani Kafkaslar ve Orta Asya, süper ülkeler açısından stratejik önemi haiz olan bir bölgedir.

Bu bölgede, özellikle de Orta Asya’da Afganistan kilit rolü oynayan bir ülkedir. Afganistan, Asya kıtasının ortalarında yer alan İran, Pakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan gibi Asya'nın Müslüman olan diğer ülkeleri ile komşu olan bir ülkedir. Coğrafi konumu itibariyle de başka ülkelerin sahip olamadığı önemli stratejik özelliklere sahiptir. Orta Asya ile Güney Asya, Afganistan sayesinde birbirine bağlanmaktadır. Orta Asya'ya giriş için açılan tek kapı da yine Afganistan'dır. Şair Muhammed İkbal’in deyimiyle Afganistan Asya’nın kalbidir. Ayrıca, Sovyetlerin dağılması ile yani 'iki kutuplu dünyanın sona ermesi ve yeni bir durumun ortaya çıkması ile bölgede yeni jeopolitik şartlar belirmiş ve Afganistan eskisine oranla daha çok önem kazanan bir siyasal konuma yükselmiştir. Bu durum, Afganistan'ın önemini daha da arttırmıştır. Çünkü Sovyetlerin dağılmasıyla bağımsızlaşan ülkelerin dış dünyaya açılması ancak Afganistan üzerinde olabilmektedir. Orta Asya ya da Avrasya da denen bu bölgenin stratejik yönden sahip olduğu öneminin yanında, dünyanın en zengin petrol, doğal gaz ve nükleer enerji yataklarına sahip olması yönünden de, ayrıca öneme sahip bir bölgedir. Afgan İncelemeleri Enstitüsü'nden Dr. Velid Macid, Türkmenistan, Afganistan, Pakistan hattında 2.5 ila 3.5 trilyon dolarlık enerji kaynağının bulunduğunu söylemesi, bölgenin, enerji kaynakları açısından da ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Hele, 60 yıl sonra Ortadoğu petrolünün biteceği düşünülecek olursa, bu kadar petrol, doğal gaz ve enerji rezervine sahip olan bu bölgenin önemi ve emperyalist/sömürgeci ülkelerin bu bölgeye neden bu kadar ilgi duydukları daha iyi anlaşılmış olacaktır. Bu nedenle, Avrasya Bölgesi uzun zamandan beri, ABD başta olmak üzere birçok ülkenin iştahını kabarttığı bir bölgedir. Ancak, 1990’lı yılların ortalarından itibaren bölgeye komşu olan Rusya ve Çin'in başını çektiği ülkeler, gerek ikili ilişkilerle ve gerekse bölgesel ittifaklarla (Şanghay İşbirliği gibi) bölgede etkin bir konuma gelmenin yollarını aralamayı çalışmışlardır. Bu durum, ABD'nin bölgedeki konumunu zayıflatmanın yanında sadece bu bölgede değil, diğer bölgelerde de küresel hegemonyasını da tehlikeye düşürmekteydi. Dönemin Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün Ağustos 2007 Bişkek Zirvesi’nde “tek kutuplu dünya kabul edilemez” açıklaması da bunu teyid etmektedir. Ancak 11 Eylül saldırısı, bölgedeki küresel güç aktörlerini zor durumda bırakmış, ABD’ye ise hiç ummadığı bir zamanda ve hiç tahmin etmediği bir fırsatı vermiştir. Bu saldırı ile iyi bir fırsat yakalayan ABD, bu fırsatı, diğer ülkelerin bölgeye henüz tam yerleşmeden, kendisinin yerleşmesi için çok iyi değerlendirmiştir.

AFGAN İŞGALİ, EMPERYAL AMAÇLA BAŞLAMIŞTIR!..
11 Eylül 2001’de ABD’nin can damarı ikiz kulelerin vurulması, ABD’lileri can evinden vurmuşsa da, ayna zamanda emperyal amaçlı projenin gerçekleştirilmesi için de önemli bir fırsat vermiştir. ABD Başkanı Bush’un ‘ya bizden yanasınız ya da terörden yana’ tehdidi ülkeler üzerinden etkili olmuş ve kısa denebilecek bir süre içerisinde BM’nin kararıyla NATO öncülüğünde 40 ülke askerlerinden oluşan bir uluslar arası güç oluşturulmuştur. 40 haramilerce desteklenen uygar (!) ABD, 7 Ekim 2001 tarihinde, dünyanın en yoksul, en mazlum ve en masum ülkesi olan Afganistan'a binlerce bomba yağdırmış ve halen de yağdırmaya devam etmektedir. Medeni olduğu, çağdaş olduğu iddia edilen bir dünyanın gözleri önünde yıllardır savunmasız yüz binlerce çocuk, yaşlı erkek ve kadın, yağdırılan bu bombalarla vahşice katledilmiştir. Roketler, B-52 bombaları, tomahawk füzeleri, güdümlü mermiler ve Vietnam savaşından bu yana kullanılmamış 6-7 ton ağırlığındaki bombalar aralıksız olarak mazlum ve yoksul bir halkı imha etmek için atılmıştır. ABD öncülüğünde başlatılan bu saldırı, bir savaş değil bir işgaldir; çünkü savaş denk güçler arasında meydana gelir; oysa Afganistan, dünyanın en yoksul ve en mazlum ülkesidir; ABD’nin imha edici, ölüm ve kan kusucu silah üstünlüğünün karşısında, kendisini savunabilecek en ilkel silahlardan bile yoksun bir ülkedir. Afganlıların elinde ya Sovyetler Birliği’nde kalma silahlar ya da kaçak yollardan etek dolusu paralarla satın alınan silahlardır. Bu saldırıya illa savaş denilecekse, bu, ezenle ezilenin,  zalimle mazlumun, Batı ile Doğu'nun, küfürle İslam’ın arasında cereyan eden bir savaştır!..

ABD ve işbirlikçileri tarafından Afganistan'a yönelik başlatılan bu saldırının/işgalin/kirli savaşın başlıca nedeni elbette ki sadece Taliban ya da Usame bin Laden değildir. Bu durum, bugün yani işgalin üzerinde 9 yıl geçtikten sonra daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü ABD, Taliban ve bin Laden olmasaydı ya da ABD'nin simgeleri –ikiz kuleler- yerle bir edilmemiş olsaydı bile, yine de bu saldırıyı gerçekleştirecekti. Çünkü ABD’nin tek başına küresel güç olarak hegemonyasını devam ettirebilmesi, Afganistan'a ya da Afganistan'ın içinde bulunduğu bölgeye de egemen olmasına bağlıydı. Oysa bu bölgede yani Orta Asya'da global/küresel egemenliğini tehdit eden güçler vardı ve gittikçe de güçlenmekteydi. Bu güçlerin başında Taliban'ın ve Laden'in de içinde bulunduğu  İslami hareketler gelmekteydi. Elbette ABD için tehlike, sadece bu güçler değildi; aynı zamanda Çin, Rusya, Hindistan ve Pakistan da tehlike oluşturmaktaydı. ABD, Taliban ve Laden'i sadece Afganistan için değil, bütün Orta Asya, hatta Ortadoğu ve Afrika için de tehlikeli görmekte idi. Çünkü ABD'ye göre, Taliban ve Laden, her yerdeki İslam'i Hareketlere örneklik teşkil etmekte, onlara silah ve mühimmat temin etmekte, eğitim ve barınma imkânı sağlamakta idi. Üstelik Orta Asya'da bulunan her ülke yönetimi de, kendi ülkesindeki Müslümanlarla başı dertteydi. Ayrıca, bu bölgedeki -Orta Asya ya da Ortadoğu'da- İslami hareketlerin hiç birisi artık sadece anti-komünist ve ABD taraftarı da değildiler, tam tersine anti-komünist olmanın yanında anti Amerikancı, anti-sömürgeci ve anti-demokratik karaktere sahip hareketlerdi. İşte, ABD'yi ve işbirlikçilerini en çok korkutan da İslami Hareketlerin bu özellikleri idi. ABD bu savaşla, İslami Hareketleri kendi küresel gücü önünde bir engel/tehlike olmaktan çıkarma isteğinin yanında, zengin petrol, doğal gaz ve enerji yataklarına sahip olan bu bölgede ABD aleyhine gelişen ve gittikçe güçlenen –Rusya, Çin ve Hindistan gibi- ülkelerin gittikçe artan etkinliklerini frenlemeyi, hatta tamamen durdurmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla, ABD'nin Afganistan'a giriş nedenlerinin başında sayılan uluslar arası teröre karşı mücadele ya da bölgeye özgürlük getirme gibi bir hedefinin hiç olmadığını söylemek, herhalde fazla abartılı bir iddia olarak değerlendirilmeyecektir. İşte İkiz kulelerin uçaklanması ABD'ye -kendilerine göre- haklı ve makul bir gerekçe hazırlamıştır. ABD ise bu gerekçeyi, kendi emperyal menfaatlerini gerçekleştirmek için çok iyi kullanmıştır.

Ayrıca Afganistan, Avrasya da denilen bu bölgenin en kilit ülkesidir. Afganistan, bölgedeki enerji rezervinin Hind Okyanusuna taşınabilmesi için en kısa ve en ucuz yol olmasının yanında, iktidarda olan Taliban yönetiminin bölge ülkelerini sarstığı iddia edilen İslamcı muhalefete destek olarak gösterilmesi de Afganistan'ın önemini artırmakta idi. Bilindiği gibi Batı, soğuk savaşın sona ermesiyle, yani Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra İslam'ı "fundamentalist tehdit" olarak tanımlamış ve yeni küresel düşman olarak da İslam’ı belirlemiştir. Artık Batı için, tek ve yok edilmesi gereken düşman; İslam'dı! Batı ve işbirlikçi ülke yönetimleri bu iğrenç hedeflerini gerçekleştirmek için de çok ilginç ve insanlık dışı yöntemlere başvurmaktaydılar.

Dolayısıyla, ABD'nin Afganistan'a saldırmasında Usame ya da Taliban yönetimi veyahut da dünya uygarlığını tehdit eden 'küresel terör' sadece birer bahane idi. ABD, elbette asıl küresel emperyal amacını gerçekleştirmek isterken, kendisine pürüz çıkaran/çıkarma potansiyeli taşıyan Usame bin Ladin ya da Taliban'la gündeme gelen 'radikal İslam örgütleri'nden de kurtulmak istiyordu. Aslında ABD'nin, Afganistan'ı işgal etme planında global anlamda ulaşmak istediği iki temel hedefi vardı; bu hedeflerden birincisi bu bölgedeki yönetimleri ve dolaysıyla kendi bölgesel menfaatlerini tehdit eden İslami hareketleri ortadan kaldırmak. İkinci hedefi ise daha geniş emperyal stratejik hedefler elde etmekti. Bu hedefler ise petrol, doğal gaz ve enerji yatakları ile küresel hegemonyasını bütün dünyada devam ettirmesi şeklinde ortaya çıkmakta idi. İşte ABD Afganistan'a saldırısının altında yatan asıl niyet de buydu.

PAKİSTAN DA İSTİKRARSIZLAŞTIRILMAK İSTENMEKTEDİR!..
Afganistan’da 7 Ekim 2001’den beri, tam anlamıyla bir insanlık trajedisi yaşanmaktadır. Bir taraftan işbirlikçi Karzai, diğer taraftan ise, katil Bush’un politikalarını aratırcasına, bu politikaları devam ettiren Obama’nın eli kanlı yönetimi! Nobel Barış (!)  (aslında savaş) ödüllü Obama, yönetime geldikten sonra, yaptığı ilk iş Afganistan’da ölüm kusan silahlı gücünü teknolojik ve sayısal anlamda güçlendirmek olmuştur. Obama da, Bush gibi barış, özgürlük, insanlık naraları altında karadan ve havadan, çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapmadan masum sivil halkın üzerine kan ve ölüm kusan bombalar yağdırmaktadır. Bu saldırıların neticesinde yüz binlerce masum insan öldürülmüş, göçe zorlanan çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan milyonlarca sivil ise, ya atılan bombaların altında ya da açlıktan ve susuzluktan ölmüşler veyahut da bütün haklardan yoksun bir şekilde mülteci konumuna düşürülmüşlerdir. Afganistan’da 2001 yılından bu yana ve halen devam eden bu insanlık dışı saldırılar, emperyal ABD ile birlikte gerek ISAF (Uluslar arası Güvenlik Destek Gücü)  ve NATO güçleri ve gerekse işbirlikçi Karzai yönetiminin işbirliğinde tam anlamıyla bir vahşete dönüşmüştür. İşlenen bu vahşet karşısında, öldürülen bir balina/hayvan için dünyayı ayağa kaldıran sözüm ona uluslar arası kuruluşlar sessiz, Birleşmiş Milletler sessiz, halkı Müslüman olan bölge ülke yönetimleri ve Müslüman halklar da sessiz. İşin en acı yanı ise, Müslüman halkların sessiz olmasıdır!  

İşgalci güçler eliyle işlenen bu vahşet Afganistan’la da sınırlı kalmamış, Obama döneminde Pakistan da bir kan gölüne dönüştürülmüştür. Pakistan’da bugün adı konulmamış bir işgal yaşanmaktadır. İşgalci ABD’li güçler tarafından, Pakistan’ın Svat Vadisinde, Kuzey ve Güney Veziristan’da hatta Pakistan’ın iç bölgelerinde nokta operasyonlar düzenlenerek Taliban’la savaş adı altında sivil halk katliamı gerçekleştirilmektedir. Bu nedenledir ki, Pakistan’da da can güvenliği kalmamış, her an, her yerde patlatılan bombalar neticesinde onlarca masum Pakistanlı katledilmektedir. Bu katliamlar, ya ABD işgal ordusunun kullandığı insansız uçaklarıyla ya da kendi yani CIA (ve Mossad) kontrolündeki terör güçleriyle (paralı intihar komandoları ve Blackwater vb) gerçekleştirilmektedir. Amaç, Pakistan’da istikrarsızlık meydana getirerek ülkeyi işgal etmek için zemin oluşturmaktır. ABD, organize ettiği terör olayları ile hem Pakistan’da bu kaotik ortamın oluşmasını ve derinleşerek devamını sağlamakta ve hem de kendi eliyle oluşturduğu bu kaotik ortamdan beslenmektedir. Pakistan’ın istikrarsızlaştırılma nedeni, stratejik öneme sahip olmanın yanında sahip olduğu nükleer silahlardır. Çünkü Pakistan’daki bu nükleer silahlar, başta İsrail olmak üzere batılı güçler için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. ABD, Pakistan’ı kaos ortamına sürükleyerek ve kendi eliyle ülkenin başına getirdiği Zerdari’yi kullanarak Pakistan Ordusu’nun kontrolünde bulunan nükleer silahları denetim altına almayı ve tesirsiz hale getirmeyi hedeflemektedir. FBI, CIA ajanları ve Blackwater güçleri başta İslamabad olmak üzere Peşaver, Lahor, Karaçi kentlerine büyük bir yerleşim içerisindeler. Sadece İslamabad’da 500 civarında villanın gizlice Blackwater güçleri ve ajanlar tarafından kiralandığı yönünde birçok kaynaktan akan haberler var. Pakistan’ın tüm hava limanları FBI ve CIA ajanlarının gizli denetiminde. Karaçi limanından Pakistan’a gizlice sokulan 5000 Hummer aracının gizli çekilmiş görüntüleri Pakistan’ın özel TV’lerinde ve haber portallarında yayınlanıyor. Pakistan gizli servisi ISI içerisinde CIA ajanları ve Pakistanlı muhafazakâr ajanlar arasında çetin bir savaş var. Pakistan için hayati önem arz eden Pakistan Ordusu ve ISI’yı ele geçirmeye yönelik büyük bir çaba harcanıyor.[1]

ABD öncülüğündeki Svat ve Veziristan bölgesinde gerçekleştirilen bu işgal, Pakistan’da ABD yardımıyla iktidara gelen Zerdari’nin başında bulunduğu Halk Partisi’nin de işine gelmektedir. El-Cezire televizyonunun Pakistan ve Afganistan uzmanı Ahmed Zeydan bu durumu şöyle açıklamaktadır; “Pakistan’da yaşayan biri olarak söz konusu bölgelere bireysel geziler yaptım. Gözlemlerim sonucunda diyebilirim ki Pakistan yönetimiyle kabileler arasındaki sorunun çözülmesi çok zor. Hele Pakistan Ordusunun bu sorunu çözebilme ihtimali hiç yok. Çünkü artık ne Veziristan’da ne de Swat vb. kabile bölgelerinde Pakistan devletinden hiçbir iz göremiyorsunuz. Özellikle bölge halkı Pakistan devletine yönelik büyük bir öfke duyuyor. Örnek vermek gerekirse eskiden insanlar sorunlarını Şer’i mahkemelerinde çok kısa zamanda çözebilirken modern mahkemeler’in gelmesiyle rüşvet dahi verilse davalar uzun yıllar sürüyor. Bu sebeple Şeriat’ı sadece Taliban istemiyor. Tüm bölge halkının genel eğilimi şeriat hukukun yeniden tesisi yönünde. Bölgeye yönelik saldırılarda ikinci etken ise Butto’nun dul eşi Asıf Zerdari’nin lideri olduğu Halk Partisi’nin iktidara gelmesiydi. Hatta Amerikan çıkarlarından çok Halk Partisinin çıkarlarına daha fazla uyuyor bölgede savaşın olması. Halk partisi bölgedeki çatışmadan beslenmeye çalışıyor. ABD ile Halk Partisinin çıkarlarının bu noktada uyuşması bölgedeki saldırıların alevlenmesine sebep oluyor. Ayrıca Swat Başkent İslamabad’a çok yakın bir yerde bulunuyor. Swat’ta var olabilecek İslami bir yönetimin gelecekte Pakistan merkezi’ne yayılabileceğinden de korkuluyor.”[2]

ABD’nin Pakistan’da Taliban’ı bahane ederek başlattığı saldırının asıl hedefi Pakistan’ı kontrol altına almak, daha doğrusu işgal etmektir. Zerdari de, tıpkı Karzai gibi bu amaçla; işgalci ABD’nin menfaatlerini korumak ve devam ettirmek için iktidara getirilmiş bir işbirlikçidir. Dolayısıyla Pakistan halkını da temsil etmemektedir. Taliban ise, Pakistan’da (özellikle Veziristan ve Svat Bölgesinde) da, Afganistan’da da halkı temsil eden önemli bir güçtür. Özellikle Afganistan’da, ABD öncülüğünde gerçekleştirilen 9 yıllık işgale rağmen hala halkın %70’den fazlasını temsil etmesi, Taliban’ın halk nezdindeki önemini ve prestijini de göstermektedir. Gazeteci Adem Özköse, kendisiyle yapılan bir röportajda; “Afganistan'da bulunduğum dönemde bir bakkala girmiştim. Bakkalın sahibiyle sohbet ederken; ‘Taliban yönetimi zamanında Afganistan'da güvenli bir ortam vardı. Hırsızlık, yol kesme gibi olaylar yaşanmıyordu. Taliban düşüp Karzai Hükümeti kurulunca Afganistan'da huzur kalmadı. Bakkal dükkânım Taliban Hükümeti düştükten sonra 5-6 sefer hırsızlar tarafından soyuldu"[3] demesi, halkın Taliban’a bakışını yansıtması açısından önemlidir. Zaten halka dayanmayan bir hareketin, bir ülkede, üstelik 2001’den beri devam eden bir işgale rağmen tutunabilmesi mümkün değildir. Eğer halk Taliban’a karşı olsaydı ya da Taliban halka zulmediyor olsa idi, bunca baskıya rağmen Taliban’ın ayakta kalması mümkün müydü? Dolayısıyla Taliban ile ilgili gündeme getirilen iddialar, dezenformasyondan ibarettir. Taliban başta kadınlar olmak üzere halkına eğer zulm ediyorsa, bir kurtarıcı olarak takdim edilen bu işgalci güçler, neden halk tarafından benimsenip desteklenmiyor? Batılı bir takım stratejistler bile, işgalci ABD’nin ve güdümündeki güçlerin Afganistan’da kaybettiklerine ilişkin feryatları bu gerçeği teyid etmiyor mu? Bu küresel işgalci ve terörist güçlerin Taliban’ın karşısında, ekonomik, askeri ve teknolojik üstünlüklerine rağmen yenilmelerinin, Kabil’in dışına bile çıkamamalarının başka bir izahı var mı?

TARİHTEN DERS ALMAYANLARIN SONU HÜSRAN OLACAKTIR!.. 
Obama yönetiminin 30 binlik asker takviyesinden sonra, son on yılın en büyük operasyonu diye takdim edilen yeni bir operasyon başlatılmıştır. Bu operasyonun ikinci gününde her zaman olduğu gibi, yine sivillere yönelik bir katliam gerçekleştirilmiştir. Bu katliam, ilk olmadığı gibi, işgal devam ettiği sürece son da olmayacaktır. İşin belki de bu katliamlar kadar acı veren bir başka yanı ise, bu işgalci güçlerin katlettikleri masum sivillere verdikleri değerdir. ABD ve İngiltere, Pakistan ve Afganistan’da katlettiği her sivil için, ailelerine kan bedeli olarak kişi başına sadece 500 dolar verirlerken, kendi ölülerine ise onlarca kat bedel istemektedirler. Nitekim 1988'de 270 kişinin ölümüne yol açan Pan Amerikan Havayolları'na ait yolcu uçağının düşürülmesi nedeniyle olaydan sorumlu tutulan Libya, uçak kazasında ölen kişi başına 10 milyon dolar tazminat cezasına çarptırılmıştır. Hem de Libya olayı kabullenmemesine rağmen. Amerika ve İngiltere ise, öldürdüğünü kabullendiği Afganlı ya da Pakistanlı başına sadece 500 dolar vermektedir. Bu durum, işgalci Batılılar nezdinde mazlum ülke halklarının değer(sizliğ)ini göstermektedir.

Her devletin uzun ya da kısa bir ömrü vardır. Devletlerin ömürlerinin uzun ya da kısa oluşu biraz da tarihten ders çıkarmalarına bağlıdır. Tarihten ders çıkarmayanların ömürleri daima çok kısa olmuştur. Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin ömrünün bir insan ömrü kadar kısa olması, tarihten gerekli dersi çıkaramamış olmasındandır. Eğer kendisinden önce Afganistan’ı işgal eden İngilizlerin uğradığı hezimetten gerekli dersi almış olsaydı, belki de bugün Birlik devam ediyor olacaktı. Sovyetler Birliği’nin, Afganistan’daki 9 yıllık işgali, nasıl ki hezimetle sonuçlanmış ve parçalanmasına neden olmuşsa, aynı akıbet ABD’yi de beklemektedir. Obama’nın 13 Şubat 2010’da başlattığı ya da daha sonra başlatacağı söylenen yeni operasyonlar nasıl neticelenirse neticelensin, bu, ABD’nin, hezimete uğramasını engellemeyecektir. Taliban yenilse de, yenilmese de, bu sonucun değişmeyeceğini Afganistan tarihi bize göstermektedir. ABD öncülüğündeki işgalci güçler, 2001’den bu yana işgali devam ettirmelerine ve dağ, taş demeden ülkenin her yanına bomba yağdırmalarına rağmen, bırakın Kabil’in dışına çıkma cesaretini göstermelerini, Kabil’de bile kendilerini güvende hissetmemeleri bunu göstermektedir. Obama’nın Afganistan’a geliş tarihini (28 Mart 2010) gizlemesi, hatta işbirlikçi Karzai’ye bile gelişinden sadece 1 saat önce haber vermesi de, işgalci güçlerin, bu kadar asker yığınağına rağmen içinde bulundukları ruh hallerini yansıtmaktadır. İşgalci güçlerin Afganistan’da (ve dolayısıyla Pakistan’da) başarılı olduğu tek şey, korkularından çok yükseklerden attıkları bombalarla, mazlum Afgan ve Pakistanlı halkı, çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapmaksızın katletmektir. Zaten işgalcilerin yaptıkları tek şey de bu değil midir? Ancak şu da bilinmelidir ki, tarihte, bir halkı yok ederek zafer kazanan ve bu zaferini kalıcılaştıran hiç bir ülke yoktur.  Ve bir gün gelecek, ABD de, tıpkı 1979'da başlayan ve 9 yıl süren işgaline rağmen Sovyetler Birliği gibi, işgal ettiği topraklardan defolup gidecektir. Obama yönetimi, asker sayısını arttırmak suretiyle Afgan direnişini kırarak zafer kazanacağını zannediyor. Oysa asker artırımı, sadece sivil katliamlarını arttıracaktır, ama asla zafer getirmeyecektir. Çünkü Obama da, yeni olduğu söylenen Afganistan stratejisini, kan ve ölüm; yaşanılamayacak derecede yakılmış, yıkılmış ve harabeye dönmüş bir Afganistan üzerine oluşturmuştur. Yeni olduğu söylenilen bu stratejinin hukuki ve insani hiçbir yönü ve hedefi yoktur. Birçok stratjistin de belirttiği gibi, ABD, Afganistan’da yeni bir Vietnam bataklığına saplanmak üzeredir. Obama ise, Afganistan’ın, ABD için yeni bir Vietnam olacak diyenlere şu cevabı vermektedir; “tarihin yanlış okunmasının bir sonucu olduğunu ve Afganistan’da yeni bir Vietnam macerası yaşanmayacaktır.” Bu beyhude bir cevaptır. Kimin tarihi yanlış okuduğu yakında belli olacaktır. Barak Hüseyin Obama’nın bunu anlaması için, işgaldeki müttefiki İngilizlere ya da Sovyetler Birliği’nin yerine kurulmuş olan Rusya yetkililerine sorması yeterli olacaktır.

İşgalci güçlerin, Helmand vilayetini ele geçirmiş olmaları, işgalci güçleri ve işbirlikçilerini sevindirmemelidir. Kaldı ki, Taliban burada (Helmand) daha fazla sivil kaybı olmaması için çekildiğini açıklamıştır. İşgalci güçler, Helmand’ı da, Kandahar’ı da alsalar, Afganistan’da tutunmaları mümkün değildir. ABD, ister Obama’nın, ister Bush’un politikalarını uygulasın, Afganistan’da da, Pakistan’da da, geçmişte emperyalist İngiltere’nin ve Sovyetler Birliği’nin uğradığı hezimeti mutlaka –İnşaallah- tadacaktır. Bugün, ABD’nin ve işbirlikçi diğer işgalci ülke askerlerine rağmen, Taliban’ın, Afganistan’ın %70’den fazlasını elinde tutuyor olması da bunu göstermektedir. Taliban’ın bu başarısında, kendi azim ve kararlığının yanında,  Afgan ve Pakistan halkının onurlu katkısı ile dünya Müslümanlarının dualarını unutmamak lazımdır.
Türkiye'nin böylesi bir işgal organizasyonun içinde halkı Müslüman olan tek ülke olarak hala bulunuyor olması ise kabul edilebilir değildir. Türkiye, Afganistan'daki misyonunu her ne kadar muharip olarak tanımlamasa da, ISAF Komuta görevini de iki defa (2003 ve 2005’de) üstlenmiş olması, Afganistan'da ABD öncülüğündeki NATO işgal gücünün bir parçası olmuştur. "İmar ve eğitim" gibi amaçlarla NATO şemsiyesi altında Afganistan'da görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), NATO'nun bugüne kadar işlemiş olduğu insanlık dışı suçlarına da ortak olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Türkiye, bir an önce bu işgal gücüne verdiği desteği çekmelidir. Bir yandan Siyonist katillere ‘one minute’ diyerek mazlum Filistin halkının hissiyatını yansıtan başbakanın, diğer yandan Afgan halkına kan ve ölüm kusturan işgale ortak olma çelişkisinden bir an önce kurtulması gerekmektedir. Aksi halde, ‘one minute’ çıkışı hiç de inandırıcı olmayacaktır. Milli Mücadelenin zorlu yıllarında, Türkiye’ye kadını ile çocuğu ile yaşlısı ile yardımcı olan bir mazlum ülke halkının; bugün bebekleriyle, çocuklarıyla, kadınlarıyla, kısacası top yekûn bütün bir halkı ile yok edilirken, bırakın yardım etmeyi, tam tersine katiller güruhunun yanında, bu çağın yüz karası katliama iştirak etmesi, geçmiş adına, tarih adına ve insanlık adına utanç vericidir. Tarih, bu utancı Türkiye’nin Müslüman halkına yaşatanları asla affetmeyecektir. 31.03.2010


[1] (Ali Şahin-http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=18574)
[2] http://www.timeturk.com/Pakistan-ve-Taliban-hakkında-bilinmeyenler…_85468-haberi.html
[3] http://www.timeturk.com/Taliban-geri-mi-d%C3%B6n%C3%BCyor--_112058-haberi.html

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 10-04-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
63456191 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net