23-08-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

WikiLeaks Turned Down 
            Leaks on Russian 
                    Government...
http://foreignpolicy.com/2017
/08/17/wikileaks-turned-dow
n-leaks-on-russian-governme
nt-during-u-s-presidential-ca
mpaign/amp/


The People vs America | |
                          Al Jazeera
http://www.aljazeera.com/pro
grammes/the-big-picture/201
7/02/big-picture-people-ame
rica-170216063801575.html


The cost of 
             human trafficking
http://www.aljazeera.com/in
depth/interactive/2017/07/hu
man-trafficking-1707301025
08536.html


What is the legacy of Indian
subcontinent partition?
http://www.aljazeera.com/pro
grammes/insidestory/2017/08
/legacy-indian-subcontinent-p
artition-170814185847021.
html


Look At What's Happening
             In America In 2017
http://m.huffpost.com/us/en
try/us_598f376ae4b090964
2974427/amp?ncid=inblnku
shpmg00000009


Too many prisons make
             bad people worse.
https://www.economist.com/
news/international/2172265
4-world-can-learn-how-nor
way-treats-its-offenders-too
-many-prisons-make-bad-pe
ople?fsrc=scn/tw/te/bl/ed/pri
sonstoomanyprisonsmakeba
dpeopleworsethereisa
betterway


Mental İlness in Eastern 
                Mediterranean
http://www3.imperial.ac.uk/ne
wsandeventspggrp/imperialcol
lege/newssummary/news_7-8
-2017-9-51-44?hootPostID=
0524d0e4d68536c0126c82
d16416a32c


Israel moves to close 
                       Al Jazeera,
http://www.aljazeera.com/a
mp/news/2017/08/israel-se
eks-close-al-jazeera-ban-jo
urnalists-170806130215
616.html


The Muslim Americans
leading the push to'standup 
and be leaders' in politics

https://www.theguardian.com/
us-news/2017/aug/04/muslim-
americans-leading-the-way-u
s-politics-office-congress?CM
P=Share_iOSApp_Other


Christians twice as likely to












 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa
ÇANAKKALE: BİR İMRENMENİN ÇETİN HİKAYESİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
06-04-2009
ÇANAKKALE ZAFERİ BİR İMRENMENİN ÇETİN HİKAYESİDİR


                                                      Ercan ARSLANER (*)
   Sayın Selami Çekmegil “Tilki Tuzağı” adlı bir eserin sahibidir. Çanakkale Zaferinin yıldönümü sebebiyle TV konuşmasındaki pürüzsüz hitabetle, yazdığı eser arasında açık bir paralellik vardır. Öncelikle her ikisi de zalimlerin adalet ve şefkat bilmeyen davranışlarına isyandır. Bu ülkede bürokrasinin kör taassubu pek çok aydının önüne aşılması zor duvarlar çekmiştir. Çekmegil, bu anlayışsızlığın hesabını eseriyle sormaktan çekinmemiştir.
   Ben de onun değerli konuşmalarındaki “Mehmetçiğin aziz hatırasına bir şey demek” zor olsa da farklı bir bakış açısı getirmek istedim. Olaya duygusallıktan biraz ayrılarak bakabildimse,
sevineceğim.  Şahsen amacıma ulaşabilirsem, hatta bu yolda ilgililer nezdinde bazı uyanmalar sağlayabilirsem, şüheda fışkıran topraklarda yatanların güller gibi açan tebessümlerini hayalden ötede gözlerimle görür gibi olacağım.
   Duygu ve düşünce birbirine çok yakın iki kavram… Onlar birbirlerine gece ve gündüz gibi muhtaçtırlar. Çanakkale savaşına zafer tacı giydiren üçüncü unsur Mehmetçiğin büyük cesareti olmuştur.
   Bir eser veya olaya hamasi yönleriyle bakmanın ötesinde objektif ve hayati önemiyle yaklaşım, en azından ötekiler kadar değerlidir. Buradaki hayati önem üzerinde çok dikkatle durmak gerekir; tıpkı “Hiç ibret alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi?”  sözlerinde olduğu gibi…
  ***  
   Bir Alman yazar, konu üzerine yazdığı bir eserde her iki Boğaz’ı Türk’ün kızıl elması olarak adlandırır. Bir ülkenin kızıl elması yoksa o milleti var saymak da anlamsızdır. Bir yabancıya göre kızıl elma olan yer (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) bizim için kıpkızıl elmadır. Biz her iki Boğazın önemini anavatanımızla eş değerde tutmayı nasıl açıklayacağız; çünkü diğer ülkeler de bu değeri anlamış olmalılar ki oradan gözlerini tarihler boyu ayıramadılar.
   “Kızılelma” sözcüğünü ilk kez Ahmet Kabaklı Hoca‘dan duymuştum. Derste “Türk’ün Kızıl elması nedir?” diye sormuşlardı. Hiçbir öğrenci doğru cevabı bilememişti. Kendileri bunun “İla-ı Kelimatullah: Allah’ın adını yükseltmek” olduğunu söylemişlerdi. Osmanlı İla-ı Kelimatullah peşinde iken Boğazlar, Ege Denizi dışında Akdeniz bile ayaklarının altında bir halı gibi İspanya’ya, Atlas Okyanus’una doğru uzanıyordu. (Sayın okuyucu, bu noktada bir şeyler hatırladın mı? Tarık Bin Ziyad ne demişti? ”Hey yüce Allah’ım! Önüme şu deniz çıkmasaydı, senin adını daha ötelere götürecektim.) Tüm bu amaçların veya güçlerin iç yapısında insanların, askerlerin birbirlerini kardeş bilmeleri vardı. Daha sonraları Allah için kardeşlik duyguları yerine şeytanların peşinde kardeş kardeşle konuşmaz hale gelince her şey küçülmeye, ufalanmaya başlamıştır. Şimdilerde Çanakkale’ye giden lise öğrencileri şehitlerin kanlarıyla sulanan yerlere bira şişeleri saçıyorlar.
   En ideal kızıl elmanın ne olacağı önemli bir sorudur. İçtenlikle düşünebilen bilginler bu sorunun cevabını yine ön paragraftaki iki kelimede bulacaktır. Çünkü o yönde giden insanlar farklı kavimlerden gelseler bile kendilerini kardeş sayacaklardır.  Yaratan’ın huzurunda kendilerini kardeş görenler “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız; iman etmedikçe de Cennet’e gidemezsiniz.” sözlerinin aydınlığında gerçek kardeşliğin bu dünyada başladığını bilirler. Bunun için onların savaşları da kardeşlik uğrunadır. Osmanlı toprak için değil, bu anlam için dövüşürken kendisi de zamanının süper gücü oluvermişti; hem de bilimde, sanatta ve her bir alanda. 
***    
   Savaş öncesi ekonomik ve sosyal durumu eleştirilerle birbirine bağlamak, gelecek için önem taşır. Türk askerinin bilinmez gafletlerle yakılıp kavrulduğu Sarıkamış olaylarında bir Rus albayı esir alınmıştır. Türk’ün barış zamanında savaştaki gibi çalışmaması[1] yüzünden esir albay manzaraya yürekten acımış olmalı ki  “Yahu bunları soğuktan ölmeye götürüyorsunuz.” demekten kendini alamamıştır.[2] Aynı savaşla ilgili olarak Moskova’da ateşe militer olan Saffet Arıkan’la cephe komutanı Enver Paşa arasındaki konuşma ordunun donanımını doğrudan ilgilendirmektedir: S.A. ”Paşa Hazretleri, biz Sarıkamış meselesini bir türlü anlayamamıştık. ”E. Paşanın cevabı” Zaten açlıktan öleceklerdi. Cephede düşman da öldürerek öldüler.” cevabını verir.[3]  Biz cihan Sultanı Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Zaferi öncesinde savaş meclisi yaparak paşalarının fikrini aldığını da biliyoruz. ”İstişare” gibi çok yüce bir metot İslam Dininin emriydi. Keşke Enver Paşa da bunu yapabilseydi. O savaşta donanımsızlık, barış zamanında bilgi ve teknoloji ile uğraşmamak Türk halkından intikamını çok acı bir şekilde almıştır. Savaş alanına 80 km uzaktaki bir şehirde var olan cephaneyi askere taşımak için elde merkep bile yoktur.. Bu işi lise çağındaki öğrenciler  görmeye kalkmışsa da sonuç tam bir felakettir.    
   Anlaşıldığına göre Çanakkale’de donanım Almanlara aitti. Havranlı Seyit onbaşının kaldırdığı iki yüz elli kiloluk gülle acaba nerede imal edildi? Cephe komutanı Cevat Paşa 18 Mart sabahını kastederek “Bu sabah müttefikler donanması olanca kuvvet ve şiddetiyle kaleye taarruza başladı. Elimizde mermi miktarı az olmakla beraber, bunlardan ve kara ordusu topçuları ile bilhassa obüslerden azami faydalanmayı düşünmüş ve bu sebeple mestur (örtülü) mevziler hazırlamıştık. Her tabya ve batarya kendilerine evvelce verilen emir gereğince düşman gemilerine hemen ateş açıyordu.”[4] Anlaşılan Çanakkale’deki donanımsızlık Sarıkamış’takinden biraz farklıydı. Yine de komutan cephane azlığından bahsediyordu. Fakat karşı taraftakiler tepeden tırnağa zırha girmiş gibidirler. Bu savaşta rol oynayan Yavuz Zırhlısı dikkat çekicidir. Bizim şimdiki donanma güncümüz ise arada sırada bir savaş gemisi yaptığından bahsediyorsa da yapılan gemi Yavuz’la ne kadar karşılaştırılabilir?
   Barış zamanında savaşa hazırlanmakla mevcut savaşlar nasıl karşılaştırılır? Bizdeki ve onlardaki bu beceri farklılığının tek sebebi vardır: Bu da onların eğitim sistemlerinden gelir. Her nedense bizdeki eğitim, şimdiye kadar hiçbir şekilde üretkenliğin yanından bile geçemedi. Bir zamanlar (1955’li yıllar) bazı kişiler üzerinde -kendi ülkemizde görmeye alışmadığımız- asker elbiseleriyle dolaşan gençler görürdünüz. Bunlar Kore’deki NATO gücünde askerlik yapan gençlerdi. Sol kolları üzerinde Korea nişanı görürdünüz. Ayaklarındaki botlar ABD imalatıydı ve çok sağlamdı. Tabanları yıllarca giyilse de eskimezdi elbiseleri gibi. Onlar her gencine meslek eğitimi veya yüksek tahsille ekmek parası verirken sayın ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Tuzla’daki kazalar sebebi ile yeterli eleman bulamadıklarını, daha yeni yeni deniz meslek lisesi açtıklarını söylüyorlardı. Heyhaat bu güzel ülkenin üç tarafı denizlerle çevriliydi. Diğer yandan okullara giremediği için meslek sahibi olamayan gençlerimizin sayısı kim bilir ne kadardır? Ve ülkemizde meslek sahibi olan ve olamayan gençlerin sayısı hiçbir zaman ilan edilmedi, istatistiği yapılmadı. Bu sorumluluk elbetteki Yeni Türkiye’de işe yepyeni gayretle başladığını söyleyen, Avrupa’dan hiç ders almamış yöneticilere aitti. ”Sorumluluğu sadece yöneticiden beklemek doğru olmayabilir; halkın da acılarını, sancılarını dile getirmesi gerekmez miydi?” derken Ankara’da Sıhhiye’den trene binerek batı illerine çalışmak için giden işçilerle karşılaşılırmış. Ordu gibi giden bu gençler Kızılay tarafına polis engeliyle bırakılmazmış, o tarafa geçmeleri yasakmış; çünkü onların üst başı da esir Rus albayın acıyacağı kadar sefilmiş. Belki ayakkabısız, sırtlarında yorganlarıyla yürüyen bu insanları yabancı elçilik mensupları görmemeliymiş.
***

   Tarihimizin vatansever, çalışkan, ilerici padişahlarından Sultan Abdülhamid’in çabalarından biri Çanakkale Savaşlarını deniz savaşı olması sebebiyle doğrudan etkileyebilirdi. Belki çok merak ederek “Bu neydi acaba?” diye sorulur. Bu padişah, her türden okullar açmışsa da, nedense bilim düşmanı olarak gösterilmiştir. Bilim düşmanı(!) padişah, belki tarihin en uzun demiryolları ile Bağdat, Medine, Paris ve Berlin’i birbirine bağlamıştır. Fakat Mehmet Akif Ersoy aynı görüşle hareket ederken ondan hiç bahsetmese de “Bize iki şey lazım: Biri mektep, biri yol” [5] demeye devam etmiştir.
   Okullarımızdaki tarih kitapları onun denizaltı çalışmalarını anlatmasa da biz bu haberi Feridun Kandemir’in çıkardığı Yakın Tarihimiz dergisinden öğreniyoruz. [6] Mr. Garret adlı bir İngiliz mühendis, denizaltı çalışmalarında epeyce mesafe almıştır. II. Abdülhamit olayı duyar duymaz onu İstanbul’a davet eder. Üç yıllık çalışmalarda denizaltının gelişimine devam edilmişse de tam bir sonuç alınmadan 1883’lerde tekrar yurduna geri döner. Ordumuzun elinde tam anlamıyla geliştirilmiş denizaltılar olsaydı belki Çanakkale Zaferi çok daha kısa yoldan kazanılabiliridi. İngiliz, İtalyan, Fransız devletlerinin daha sonraları Çanakkale’den geçerek İstanbul’a girişleri bile önlenebilirdi. 
   Japonlar birinci ve ikinci cihan savaşından beri uğradıkları yenilgilerde İsveç kralı Demirbaş Şarl’ın “yenile yenile yenmeyi öğreneceğim deyişindeki gibi işe çok hızlı başladı. Ulaştığı endüstriyel düzey göz önündedir. Bizdekiler ise daha büyük işlerle, ihtilâllerle(!) uğraşmaktadır. 
   Kısacası eğitimin –doğru yapılırsa- etkilemeyeceği bir hayat alanı yoktur. Ne kadar yazıktır ki bizdeki eğitim her yönüyle yürekler acısıdır. Yurdumuz insan kaynağı da dâhil her türlü doğal kaynağa sahipse de biz onlardan ne kadar yararlanıyoruz?

   Sayın Çekmegil’in konuşmalarında açıklanması gereken bir nokta da şudur: Türk askerleri bu savaşın bir taarruzunda ellerine Kuran almışlardır. Bir zamanlar Hariciler de ellerinde Kuran’la taarruza kalkmıştı. Anlaşılan Hariciler Kuran’ı anlamamıştı; çünkü o Müslümanların birbirleriyle savaşmasını kesinlikle yasaklardı. Çanakkale’deki durumda da askerler ellerindeki Yüce Kitabın bir şey yapmadığını gördüler. Mehmet Akif “Hele Kuran hiç inmemiştir mezarlıkta okunsun diye”[7] derken onun anlamıyla hareket edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Çanakkale’de ise yapılacak iş, hep ön hazırlık olmalıydı. Cevat Paşa yamaçlara mevziler kazdıklarını söylüyordu. Şahsen gördüğüm gibi orada betondan yapılmış koruganlar vardı. Keşke bu koruganlar Boğaz’ın her iki yanında olsaydı ve kendi imalatımız olan uzun menzilli toplarla düşmana ateş edilebilseydi, Çanakkale’de -250 000 şehit verilmesi yerine-kimsenin burnu kanamayabilirdi.
   Bu savaşta ellerinde Kur’an tutan askerlerin şahadetinden dolayı Yüce Kitap onları koruyamamış mıdır? Kur’an’a hürmetiyle daima onu başında gezdiren bir şahıs, içindeki anlamı bilmiyorsa, ona tamamen ters yönde hareket ederse, buna şaşmamak gerekir. Onun anlamıyla hareket edilince dünyada hangi mucizelerin oluştuğunu bilen Lord Kürzon “Bu kitap onların elinde oldukça biz onları yenemeyiz.”diye boşuna söylemedi. Herhalde o, anlam ve ona uygun davranışları kastediyordu.
   Galiba bizde tarih dersi sadece olayların çizgileriyle veya ruhsuz bir masal gibi öğretiliyor. Halbuki tarih, endüstri ve bilimin de etkilediği gelişimleri mutlaka dikkate almak zorundadır.1930-1955’li yılların tarih kitaplarını hatırlayınız! Sayfalar Yunan heykellerinden çekilmiş büst heykelleriyle dolu idi. Teknik buluşların genellikle Batı’ya ait oluşunun nedenleri ve bize ait problemlerin ilgili çözümleri bu derslerin önemli konularından olması gerekmez miydi?. Zaten bize yaramayan dil, tarih ve teknoloji öğretimine milletten kesilen vergilerin neden harcandığı konusunda biraz daha derin düşünmek gerekmez mi? Bu konuların kompozisyon derslerinde işlenmesi öğrencileri geleceğe en iyi şekilde yöneltebilir. Doğrusu bizdeki lise ve fakültelerde Kompozisyon alanında neler yapıldığı incelemeye değer bir konudur.
   Aşağıdaki soruları cevaplandırarak, çözümleri izlemek doğrudan vatandaşa ait olmalı. Aksi halde Japonlar kış uykusundan çoktan uyanmışlarsa da bizdeki bir türlü bitmek bilmiyor.
1.Çanakkale bir savaş-zafer MÜZESİ olmalıdır. Dost ve düşman kuvvetler orada en canlı modellerle gösterilmelidir.
2.Özellikle ordumuzun kullandığı her tür silah, donanım ve cephanenin miktarlarıyla yerlilik ve yabancılığı tespit edilmelidir.
3.Savaşta donanımla bağlantılı olarak verdiğimiz şehitler meslekleriyle birlikte yapılacak müzede gösterilmelidir.
4.Zaferi kazanan ruh üzerinde en doğru açılımlar yapılabilmeli, savaşın Haçlı Seferleriyle ilgisi araştırılmalı, geleceğe yönelik öngörüler en nesnel yönleriyle ortaya konmalıdır.
   Atinalı askerler ne demişti? ”Yolcu! Atina’ya git ve bizim burada vatanımız için öldüğümüzü söyle!” Çanakkale’deki şehitler ise vatan sevgisi ve imanı birbirinden ayırmayarak şehit oldu.
   “Sana ağuşunu açmış duruyor, peygamber!” sözündeki güzellik ve anlamın derinliğini ancak okuyanlar ve düşünenler anlayabilir. Kur’an da “Oku!” ile başlıyordu. Onun harfleri altınla yazılsa, gece gündüz okunsa kör cehaletin bir damlası bile yok olmaz. Sözcüklerin seslerinden ötede anlamları var; insan ruhuna geçiş; hareketi, düşünceyi etkileyiş ancak anlamakla olur. Bitkilerin damarlarına su geçmiyorsa, ona denizlerin içinde olmak hiç fayda vermez.
   Ruh kökümüzün büyük şairi Mehmet Akif “Çanakkale Şehitleri” şiirinde Bedr’in aslanlarının şanını da anar. Çanakkale şehitleri aslında onların Cennetteki mevkilerine imrenerek o büyük mutluluğa ulaştı. Bedri’n aslanları belki sonrakilerden daha erken sınırsız mutluluğa ulaşmış oldu; çünkü dünyada tek imrenilecek mutluluk orada sınırsızdır. 
   Sayın Çekmegil belki gelecek yılki konuşmasında biraz da yukarıdaki bakış açılarıyla konuya bakar.

(*) Almanya E. Eğitim Ataşemiz



[1] Hurşit Ahmet Pakistan’da doğmuş bir eğitim – öğretim profesörüne aittir. Almanca’ya da çevrilen eserinin adı “İslami   Eğitim!dir”
[2] Çankaya- F.R. Atay İstanbul-1980- Bateş  Yayıncılık Sh. 82
[3] Ages. Sh. 83. F.R.Atay’ın eserine Sultan Abdülhamid’e hal haberini getirenler tanıtılmamıştır. Aksine Feridun Kandemir “yakın Tarihimiz” dergisinde bu şahıslar hakkında yeterli bilgiler vererek Türk okuyucusunu aydınlatmıştır.
[4] Yakın Tarihimiz-Feridun Kandemir- I. Cilt-Sayı:3-1962. Sh. 77
[5] Safahat- Mehmet Akif Ersoy
[6] Yakın Tarihimiz- Yukarıdaki dergi. Sh:121
[7] Safahat-Mehmet Akif Ersoy

Yorum
Teşekkür...
Yazar Selami Çekmegil açık 2009-04-06 19:38:42
Değerli Eğitim Ateşemiz Ercan bey'e, şahsıma yönelik mültefit ifadeleri ve konuya gösterdiği ilgi için yürekten teşekkür ediyorum. Katkılarından yararlanacağım... 
Selami Çekmegil
Yazar Fahri açık 2009-04-07 01:55:04
Çanakkale de düşman kayıpları 52bin, şehitlerimiz ise 57bin olarak verilmektedir. 250bin rakamı toplam zayiattır. Yani, yaralanma, hastalık vb çeşitli sebeplerle savaş dışı kalanlar. 
Çanakkale de ikmal hatalarından ötürü türlü yoksunluklar görülsede, düşman donanmasının gücü ve azameti bir kenara ayrılırsa, kara savaşında güçler ve silahlar birbirine yakındır. Bu durumda belirleyici olan, öncelikle komuta kademesinin mahareti ve buna bağlı olarak askerin muharebe yeteneğidir. Önemli fark: Yıllardır hep yenilmiş, hep geri çekilmiş, artık bitti sanılan Osmanlıya (Türk'e) karşı, batının bir arada ve moral üstünlükle, son darbeyi vurmak üzere saldıran taraf oluşudur.  
Retorik olarak, Mehmetçiğe övgüler düzülmesi pektabii haktır. Ancak unutmamak gerekirki, ehil bir komuta kademesi yoksa, en iyi askeri telef olmaktan hiçbir şey kurtaramaz. Örneği, hemen aynı tarihlerdeki Sarıkamış faciasıdır.  
Bu elim olaya gönderme yaparak, Ercan Bey kurşunlara karşı kitapla-muskayla yürümenin faydasızlığını belirtmek istemiş, başka bir hususa dikkat çekmiş.. Bu büyük zaferin edebi yanını ve manevi gücü, hayatın gerçekliği ve savaş sanatıyla değiştirmek isteyenlere –bir başka açıdan- karşı çıkmış. Yerindedir. 
Es geçilen, Türk Askeri denirken, eriyle subayıyla bir kastediliyor olmasıdır. Çünkü, Türk subayı eriyle omuz omuza, çoğu zaman önünde toprağa düşmektedir. İstiklal harbinde de böyledir. Bizde, galibiyetler daima tüm orduya atfedilir. Komutan'ın adıyla anılmaz. 
Çanakkale zaferini, "aksakallı atlılara" maledenler, Sarıkamış'ta niçin görülmediklerini de izah etmek zorundadırlar.  
Değerli Selami Bey'i keşke daha uzun süre izleme-dinleme imkanımız olabilse, daha uzun süreli bir proğram olsaydı. Dinlemek hem sanş, hem keyif.  
Re.Eleştiri
Yazar girisim açık 2009-04-08 14:09:48
Çanakkale savaşı elbette üzerinde durulması gereken tarihi bir olaydır. Fakat bu üzerinde durmalar, gün geçtikçe daha destansı ögeler taşımakta, hadise gerçek boyutundan hızla uzaklaşmaktadır. Bir savaşın kazanılmasını, savaşan askerlerin kahramanlığına bağlamak en temel eğilimdir. Çünkü hadiseyi gündeme getirenlerin amacı, aynı kahramanlık eğilimlerinin kuşaklar boyu devamını sağlamaktır. Böylece ulusun asker ihtiyacı ve bunun için gerekli moral değerler sağlanmış olacaktır. Aslında savaşın kazanılması olayı bir dizi teknik olaydır. Tüm bunların izahının yapılaması kimseye bir kazanç sağlamaz. Ama ‘kahraman asker’ tanımlamanızdan sonra birçok kişinin bu kahramanlığa heveslendiğini görmek mümkündür. Bu söylediklerim eleştiri için değil; vakıanın tespiti açısındandır. 
Çanakkale savaşında Türk ordusu Alman teknolojisinin ürettiği silahları kullanıyordu. Mesela mayın gemileri bu teknolojiyle denizi geçilemez hale getirmeseydi savaşın seyri farklı olurdu diye düşünüyorum. Gözden kaçan önemli noktalardan biri de düşman ordusunun pek çok sayıda üst düzet subay zayiatı vermesidir. Savaşlarda asker zayiatı sayılarla ifade edilirken subayların adları ve rütbeleri unutulmaz. Osmanlı askeri keskin nişancılarıyla bu savaşta nokta atışı yaparak pek çok düşman subayını öldürmüştür. Bununla ilgili düzeneği (üçgen şeklinde, ortası nişan almak için delinmiş, bir kişinin rahatlıkla taşıyabileceği, arkasına mermi geçirmeyen kalkan) gezdiğim bir müzede görmüştüm. 
Çanakkale anmaları, şu haliyle insanı düşüncesizce ölümün üzerine yürümeye yönlendirdiği gibi; ölümü yaşamdan daha değerliymiş gibi göstermektedir. Kahramanlık, dengeli bir güç mücadelesinde avantaj sağlayabilir. Bizde halen okullarda, Osmanlı ordusunun yaptığı fetihleri, zamanına göre daha modern silah kullanmasına bağlayan tarihi izahlar görülmez. Osmanlı, ortaçağın en konvansiyonel silahlarını kullanıyordu. İstanbul’un fethinde bir Macar topçunun büyük toplar döktüğü söylenir ama bu konu hep Ulubatlı Hasan’ın kahramanlığının gölgesinde kalır. 
Yazara bir noktada eleştiri getirmek istiyorum; Yazar müslümanın müslümanla savaşının kesin olarak Kuranda yasaklandığını söylüyor. Bunun kaynağını bize gösterebilir mi? Tabii ki gösterecektir ancak o zaman şu sorulara cevap verirse daha aydınlatıcı olabilir: 
Göstereceği delili Hz Ebubekir yanlış mı anlamıştır ( halife olduktan sonra ilk savaşı vergi vermeyenlere karşıdır). 
Hz. Ali yanlış mı anlamıştır, Hz. Ayşe ve taraftarlarıyla ile savaşmıştır. 
Hz. Osman da mı yanlış anlamıştır, Hz. Ali’yi katledenlerin ardına düşmüştür? 
Fatih sultan Mehmet yanlış anlamıştır, kardeşi Cem ile problem yaşamıştır? 
Müslümanlığından şüphe etmediğimiz bazı şahıslar da mesela kardeşleriyle savaşmaktadır (toprak kavgası, alacak- verecek, amirlik memurluk ilişkileri v.s). 
Raci D 
Yazar Fahri açık 2009-04-10 20:42:01
"Hadiseyi gündeme getirenlerin amacı" şeklindeki bir giriş, size yakışmamış ve kastı çok aşmış değerli dost.! 
Bu tür zaferler, zamanla, her toplumda destanlaşır ve bu böyle olması kötü bir şey de değildir. 
Öte yandan, savaşların halk arasında ve edebi literatürde işlenmesiyle, harp akademilerinde ders olarak işlenmesi arasında pektabii fark olacaktır, bildiğiniz üzere. 
Bizde sorun, herşeyin çorba ediliyor oluşudur kanısındayım.  
 
Bir de şu açıdan bamayı deneyelim mi?
Yazar kubha açık 2009-04-11 00:51:21
Allah insanları dünyada değişik şekillerde imtihan ediyor. Yukarıda bahsi geçen tüm olaylar o olayı yaşayanlar için çetin bir imtihandı ve allah o derece ağır imtihanı bize yüklemesin. Çanakkale harbinde şehadete yürüyenlerin bir elinde kuran taşımasını niye küçümser bir ifadeyle aktarıyor Ercan Bey?
kahramanlık
Yazar girisim açık 2009-04-13 12:38:37
Fahri Bey uyarılarınıza teşekkürler. Yazınızdan sonra düşüncelerimin Çanakkale savaşlarına karşı olduğum şeklinde anlaşılabileceğinin farkına vardım. O şekilde bilinmek istemem. Ben ‘kahramanlık’ diye bilinen evrensel terime genel bir yorum getirmek istemiştim. Özel olarak Çanakkale savaşı her türkün iftihar duyması gereken bir hadisedir.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-04-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 55 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
28069748 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net