15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow Anayasa Mhk. Kararına Hukuki Değerlendirmeler
Anayasa Mhk. Kararına Hukuki Değerlendirmeler PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar 23.10.08-Taraf'tan   
23-10-2008
ANAYASA MAHKEMESİ’NE ‘İÇERİDEN’ HUKUK DERSİ •

Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili iptal kararına Başkan Haşim Kılıç ile üye Sacit Adalı ... ağır karşı oy yazıları yazdı.

KILIÇ: ÜNİVERSİTELER KIŞLA DEĞİL
ESASA GİRDİ-YETKİ TÜRETTİ •

“Değişiklik, şekil denetiminden yola çıkılarak esası denetlenmek suretiyle incelenip iptal edilmiş, anayasanın 148. maddesinden yetki türetilerek işin esas denetimi yapılmıştır.

BİZ DE UYMALIYIZ •

Hukuk devleti ilkesi, yalnızca hukuk kuralı koyan iktidarların değil, bu kuralları uygulayan ve yorumlayan kurumların da Anayasal çerçeve içinde kalmaları gerektiğini göstermektedir.

DEĞİŞMEZSE DEMOKRASİ GİDER •
Sosyal ve siyasal yaşamın dinamizmine uyum sağlamak amacıyla Anayasal düzende değişikliklere her zaman gidilebilir. Değiştirilemez kurallar dinamik bir dönüşüme tabi tutulmazsa demokrasi dışı girişimlerin gündeme gelmesi kaçınılmazdır.

KURGU İLE KARAR OLMAZ •
Anayasa değişikliklerinde parlamentonun çoğunluk koşulu aranmasına rağmen, aşırı faraziyeler örnek gösterilip TBMM’ye duyulan güvensizlik üzerine yorumlar yapılarak kararlar kurgulanamaz.

MAHKEME EGEMENLİĞİ SINIRLADI •
Anayasal değerleri koruma adına değişikliklerin esastan denetimine olanak tanınması erkler arası dengenin bozulmasına yol açması kaçınılmazdır.

TÜRBANA ÖZGÜRLÜK EŞİTLİK İÇİN • Yapılan değişikliğin Anayasa’nın evrensel ilkelerinden olan eşitlik ilkesinin somutlaştırılmasından başka bir anlamı bulunmamaktadır. Üniversiteler kışla değildir.

ADALI: YENİ ANAYASA HAYAL
ARTIK YAPAMAZLAR • Anayasa Mahkemesi heyetinin çoğunluğu, esasa girerek karar vermiştir, ancak bu yetkisi dışındadır. Bundan sonra her türlü gerekçenin gayet rahatlıkla içine girebileceği derecede geniş anlamları olan demokrasi, laiklik, sosyallik kavramları uyarınca artık hiçbir Anayasa değişikliği yapılamayacak, teklif edilemeyecektir.

NE GELMEZ BİR TEHLİKE •
Bir türlü gelmeyen ama devamlı tekrarlayarak, vehmedilen (varsayılan) mücerret (soyut) ve mevhum (hayali, belirsiz) bir tehlike uğruna müşahhas (somut) bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır.

HUKUKU DOLANDILAR •
Anayasa’da yapılan değişikliklerin ‘Cumhuriyetin 2. maddede belirtilen temel niteliklerini dolaylı bir şekilde değiştirdiği ve işlevsizleştirdiği’ iddiası gerçekte asıl hukuk devletinin dolanarak ihlâl edildiği anlamına ulaşmaktadır.


Anayasa Mahkemesi kararı neden ’keenlemyekûn’* hükmündedir


MUSTAFA ŞENTOP* / Anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hüküm bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından ihlâl edilmiştir. Mahkeme, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. Bu ihlâlin, hangi “şık” yoruma dayandığı, hangi “mukaddes” gerekçelerle yapıldığı farketmez; sonuç anayasa hükmünün ihlâlidir.


Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin başörtüsüne serbestlik getiren, anayasanın 10. ve 42. maddelerinin iptaline dair kararı çok önemli bir karardır. Gerekçeli kararın açıklanmasındaki zamanlama, AYM’nin, bu kararı kamuoyunun gözünden kaçırmaya ve AK Parti’nin kapatılması kararını da aynı günlerde açıklayıp Ergenekon davasının tartışmalarıyla birleştirerek üstünü örtmeye çalıştığını ifade etmek gerekir. AYM’nin “anayasa değişikliklerinin iptali” kararı, anayasa hukuku, hukuk tarihi ve AYM tarihi bakımından çok vahim sonuçları olan bir karardır. Büyük ihtimalle mahkeme de bu endişeyi taşıdığından, hem kararın yazılışında, hem de açıklanışında bir şeylerin üstünü örtme tedirginliğinin yaşandığını söyleyebiliriz. Bu vahim karar, AK Parti’nin kapatılması ve Ergenekon davalarının tartışmalarıyla asla örtülmemelidir. MAHKEME YETKİ GASPETMİŞTİRAYM’nin gerekçeli kararı oradan buradan toplama görüşlerle, bu görüşlerin bir mantıksal bağlantı içinde birleştirilmesine gerek bile görülmeden, çalakalem yazılmış bir metindir. Burada unutulmaması gereken husus, AYM’nin kurucu iktidar yetkisi denilen, anayasayı değiştirme yetkisini “gaspettiği” hususudur. Bu vahim icraatın üç sayfalık rutin bir gerekçeyle geçiştirilmeye çalışılması da en azından topluma karşı bir saygısızlıktır. AYM’nin gerekçeli kararı yaklaşık 22 sayfadır. Bunun 12 sayfası, davayı açanlar tarafından verilen dilekçenin özetidir. Geriye kalan 10 sayfanın beşi karara muhalif kalan Haşim Kılıç ile Sacit Adalı’nın gerekçeleridir. AYM’nin gerekçesi olarak kalan beş sayfanın da, ilk sayfası yine dava dilekçesinin özeti, son sayfası da belli bir formu olan hüküm kısmıdır. Demek ki, aslında AYM’nin gerekçeli kararı 3 sayfadan ibarettir. Oranla ifade edecek olursak, kelime sayısı bakımından, toplam kararın sadece yüzde 16’sı AYM gerekçesidir. Türk hukuk tarihinin en önemli kararlarından biri olan bu kararı böyle geçiştirmeye çalışmak, tekrar ediyoruz, topluma karşı bir saygısızlıktır.
Dahası var... Bu kararda yeni bir şey de söylenmiyor. AYM, 1970’li yıllarda vermiş olduğu kararlara atıf yapmakta, o kararlardaki yaklaşımının devam ettiğini söylemeye çalışmaktadır. Ama ortada duran dağ gibi bir sorun hakkında tek kelime etmemektedir. 1970’li yıllardaki anayasa ile bugünkü anayasa, tam da mahkemenin ele aldığı konuda çok farklı bir hüküm koymuştur; bu farklı hükmü ne yapacaksınız? Bu çelişki açıklanmadan, rutin “aydınlanma hikâyeleri” ile gerekçe kurulamaz. 1982 Anayasası, muhalefet şerhi yazan Haşim Kılıç’ın da uzunca bir şekilde izah ettiği gibi, 70’li yıllarda yaşanan AYM’nin kural tanımaz tutumuna tepki olarak yeni bir hüküm getirmiş, şekil denetiminin ne olduğunu tanımlamıştır. “Yıllar geçer, dünya değişir, anayasalar değişir ama biz bildiğimizi okuruz” deme hakkı bir anayasal kurum için söz konusu olamaz.KARAR NEDEN YOK HÜKMÜNDEDİR AYM kararının gerekçesi, anayasa hukukuna dair çeşitli kaynaklardan toplanmış, birbiriyle irtibatsız, verilen kararla ilişkilendirilmiş bir gerekçe olmaktan çok uzaktır. Öyle ki, Mahkeme, 1970’li yıllardaki kararlarına atıf yaparken, 1987’de, 2007’de vermiş olduğu kararlarda söylediklerini bile unutmaktadır. AYM, anayasa değişikliğini mi yoksa hiçbir bağlayıcılığı olmayan değişiklik gerekçesini mi imlemektedir, o bile karadan anlaşılamamaktadır.Gerekçeli kararla ilgili çok ayrıntılı değerlendirmeler yapılabilir; bunu ileriye erteleyelim. Öncelikle tartışılması gereken, bu kararın, gerekçesiyle de açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere, hukuken “keenlemyekûn”, yani “yok hükmünde” olduğu hususudur. Yapılan değerlendirmelerin, bir “tespit” olduğunu, ortadaki durumun bir açıklaması, kayda alınması niteliğinde olduğunu ifade edelim. Elbette, aylar sonra veya yıllar sonra yaşadıklarımızı değerlendirecek hukukçular çıkacaktır ve benzer şeyleri söyleyecektir; ancak bu tespitlerin bugün yapılması bir “ahlâki” sorumluluktur.
MAHKEME KARARLARI YOKLUK MÜEYYİDESİAYM kararının “yok hükmünde” olduğunu, kararın açıklandığı günden beri dile getirmekteyiz. Bu, kararı tanımamak değildir; tamamen bir hukuki durumdan, bir hukuki kavramdan söz etmekteyiz. Hukukta yokluk, bir hukuki işlemin çok ağır bir sakatlık ile malûl olması halinde söz konusudur. Özel hukukta da kamu hukukunda da “yokluk” bir hukuki işlemin geçerliliği ile ilgili bir müeyyidedir. Genel olarak kabul edilen, fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü ile malûl işlemler yok hükmündedir (Kemal Gözler, Hukuka Giriş; Bursa, 1998, s. 305). Fransız hukukundan verilen bir örnek ilgi çekicidir: Yargı alanına karışan idari işlemler, (mesela, belediye seçimlerini iptal eden valilik kararı) yok hükmünde sayılmaktadır (Gözler, s. 306). Buradan hareketle, “yokluk” müeyyidesinin sadece hukuk kuralları için değil, mahkeme kararları için de söz konusu olabileceğini düşünmekteyiz. Aslında “yokluk” meselesini Türkiye’nin gündemine taşıyan AYM’nin kendisidir. Mahkeme, zaman zaman, bazı yasama işlemleriyle ilgili olarak “yokluk” müeyyidesi bakımından da inceleme yapmaktadır. 1992 yılında vermiş olduğu bir kararında (E.1992/26, K.1992/48) şöyle demektedir: “Yönetim hukukunda yokluk, bir hukuksal işlemin hiç doğmamış, hukuk âlemine çıkmamış sayılması sonucunu doğurur. Bu bağlamda, Anayasa yargısında yasama işlemlerinin yok sayılabilmesi ancak yetki ve görev gaspı ya da çok ağır biçim eksikliği durumlarında söz konusu olabilir.”Yine, çok yakın bir zamanda, 27 Kasım 2007’de vermiş olduğu bir kararda (E.2007/99, K.2007/86), AYM, daha önceki başka bir kararına da atıf yaparak, konuyla ilgili şöyle demektedir:
“Anayasanın norm olarak tanımadığı bir tasarrufu norm olarak var kabul etmek olanaksızdır. Anayasa bir normun varlığını, bu normu ortaya çıkaran belirli bir iradenin varlığına bağladığı durumlarda, bu iradenin yokluğunun normun yokluğu anlamına geleceği açıktır. Anayasa Mahkemesi 02.07.2007 günlü, E. 2007/72, K. 2007/68 sayılı kararında; “Yokluk, bir normun var olmadığının ifadesidir. Yasalar bakımından, parlamento iradesinin olmaması, Cumhurbaşkanının yayımlama iradesinin bulunmaması, resmî gazetede yayımlanmaması gibi bir normun varlığının zorunlu koşulları bulunmadığı sürece ‘var’lıktan söz etmek olanaksızdır. Ancak, bunun dışındaki sakatlıklar, denetime tabi oldukları sürece, Anayasal denetimin konusunu oluşturabilirler” ifadesini kullanarak, yokluğu ancak bir norma vücut veren ya da yürürlüğe koyan iradelerin yokluğu hususlarıyla sınırlı olarak kabul etmiştir.”“Yokluk” müeyyidesinin dayanağı, anayasada veya başka bir mevzuat hükmünde bulunmamaktadır. Nitekim AYM yapmış olduğu değerlendirmelerinde, “yokluk” müeyyidesini bir hukuk metnine dayandırmaya gerek görmemiş, bunu bir “bedahet” olarak kabul etmiştir: “Anayasanın norm olarak tanımadığı bir tasarrufu norm olarak var kabul etmek olanaksızdır.” O halde, “yokluk” müeyyidesini uygulayabilmek için, AYM’nin de kabul ettiği gibi, anayasada veya başka bir mevzuat metninde dayanak aramaya gerek yoktur. FONKSİYON VE YETKİ GASPIAYM’nin son kararının “yokluk”la malûl olduğu iddiamız, kararın “fonksiyon gaspı” ve “yetki gaspı” gibi temel sakatlıkları taşımasına dayanmaktadır. Aslında, AYM kararına karşı bu iki temel itirazı hemen herkes dile getirmektedir; diyebiliriz ki, bu konuda bir ittifak bile mevcuttur. Biz de, herkesin dile getirdiği bu temel eleştirinin hukuki sonucunu ortaya koymaya çalışıyoruz; eğer durum böyleyse, karar “yokluk”la malûldür.
Kamuoyunda çok tartışıldığı için fazla ayrıntıya girmeden, AYM kararının nasıl bir fonksiyon ve yetki gaspı içerdiğine değinmek istiyoruz. Anayasanın 148. maddesi, çok açık bir şekilde, anayasa değişikliklerinin sadece şekil bakımından denetlenebileceğini belirtmektedir. AYM kararını savunmaya çalışanların ve iptal yönünde oy kullananların tam anlamadıkları veya keyfi olarak yorumladıkları önemli bir ayrışma noktası burada ortaya çıkmaktadır. Anayasa, anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetlenmesini de “mutlak” olarak kabul etmiş değildir; sadece saydığı şekil meselelerini denetlemeye cevaz vermiştir. Bunlar da üç meseledir: Teklif çoğunluğu, oylama çoğunluğu ve ivedilikle görüşme yasağı.Bu üç şekil meselesi dışındaki diğer şekil meselelerinin denetlenmesi de anayasa tarafından yasaklanmaktadır. Mesela, anayasanın 175. maddesindeki başka şekil şartları bakımından da denetim yapılamaz; değişiklik tekliflerinin “yazılı” olarak verilmesi, oylamaların “gizli” yapılması gibi hususlar da denetime tabi değildir. Anayasanın 4. maddesinde yer alan “değiştirilmezlik” hükmü ve onu koruyan “değiştirilmenin teklif edilemezliği” hükmü bir “teklif edilebilirlik” meselesi olarak ele alınırsa, şekil denetimine tabi olmaz mı? Bu konunun şekil denetimi mi yoksa içerik (esas) denetimi mi olduğu tartışılabilir. Ancak, tartışmayarak, şekil denetimi olduğunu varsaysak, 148. maddedeki anayasa değişikliklerinin denetimi kapsamına dâhil olabilir mi? 148. maddeyi tekrar okuduğumuzda, şekil denetiminin mutlak manada kabul edilmediğini, sadece üç meselede denetime cevaz verildiğini görürüz. O zaman, 4. madde üzerinden 2. madde çerçevesinde yapılacak bir denetim, şekil denetimi olarak kabul edilse bile, 148. maddede izin verilen denetim kapsamına giremez; bunu da tartışma dışı bırakmalıyız.Anayasanın 148. maddesindeki denetim imkânı dışında, başka maddeleri de, özellikle 4. madde hükmünü, dikkate alarak bir denetim yapmak mümkün değil midir? Önemli bir soru da budur. Hangi tarihî süreçten geçilerek, yaşanan hangi hadiselerden mülhem olarak düzenlendiğine bakacak olursak, tam da 4. madde üzerinden, 2. madde çerçevesinde bir denetimi engellemek üzere 148. madde hükmünün konulduğunu ifade etmek gerekir. 70’li yıllarda yaşanan “yasama organı ile AYM arasındaki çekişmeler” 2. madde çerçevesindeki denetimin şekil denetimi olduğu noktasında mahkemenin ısrarına dayanmaktaydı.
Yeni anayasa hazırlanırken AYM’nin bu yorumunu devre dışı bırakmak, yani, 2. madde çerçevesindeki denetimi şekil denetimi kapsamı dışına çıkartmak için 148. madde bugünkü haliyle düzenlenmiştir. Danışma Meclisi tutanaklarına bakacak olursak bu tartışmaları açık bir şekilde görebiliriz. Çok daha açık bir şekilde, 148. maddenin danışma meclisinden geçen hali konuyu tartışmaya mahal vermeyecek şekilde ortaya koymaktadır. 148. madde danışma meclisinden geçtiği zaman 157. madde olarak düzenlenmiştir. Orada, şekil bakımından denetimin kapsamı belirtilirken “yüzdoksanbirinci (şimdiki 175.) maddedeki teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarına inhisar eder” denmektedir. Bugünkü 175. maddeye yapılan atıf Milli Güvenlik Konseyi tarafından, gereksiz bulunduğu için çıkartılmıştır. Zaten, teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşülemeyeceği şartı 175. maddede yer almaktadır; ayrıca 175. maddeyi zikretmek gereksizdir. 148. maddenin hazırlanmasındaki bu çerçeve de göstermektedir ki, anayasa değişikliklerinin denetimini sadece 148. maddede belirtilen üç hususla sınırlandırma, başka bir meselenin (4. ve 2. maddeler dâhil) şekil meselesi de olsa, denetim konusu dışında bırakılması “kurucu iktidar”ın amacıdır.AYM, anayasanın 4. maddesini de yanlış okumaktadır. 4. maddede, anayasanın 2. maddesindeki hükmün tamamı değil, sadece “Cumhuriyetin nitelikleri”nin değiştirilemeyeceği ifade edilmektedir. Mahkemenin, sadece niteliklerin değiştirilmesini koruma altına alan bir hükmü geniş yorumlayarak, niteliklerin içeriğiyle ilgili keyfî yaklaşımları anayasal güvence altına alabilmesi mümkün değildir. TEKLİF EDİLEMEZLİK HÜKMÜNÜN MÜEYYİDELERİSon tartışma konusu ise, anayasanın 4. maddesinde yer alan “teklif edilemez”lik hükmünün bir müeyyidesi olup olmayacağıdır. Anayasa koyucu 4. maddeye bir yasaklama koymuştur; ama ona uyulup uyulmadığını denetleme yetkisini AYM’ye vermemiştir. AYM, devletin genel zabıtası, anayasanın ve rejimin nihaî muhafızı değildir; sadece anayasadan meşruiyetini alan ve sadece anayasada belirtilen görevleri yerine getiren bir kurumdur. “Şöyle olursa ne yaparız?” şeklindeki mülâhazalarla, varsayımlarla, AYM’yi, anayasanın vermediği, bilinçli olarak vermekten kaçındığı yetkilerle donatmaya çalışırsak o zaman anayasal düzeni bozmuş oluruz. O türden mülâhazaların sonu yoktur; benzerleri, pekala, AYM için de düşünülebilir. Farzımuhal, 2. maddedeki “demokratik devlet” ve “hukuk devleti” ilkelerini bir türlü hazmedemeyen bazı seçilmemiş iktidar odakları, bir gün, seçilmiş parlamentoya müdahale etmek isteseler, ama ülke ve dünya şartları buna imkân vermese, bunun yerine anayasal kurumların yetkilerini keyfî bir şekilde yorumlayıp genişleterek istediklerini gerçekleştirmeye çalışsalar... Olmaz ya, AYM de buna uygun kararlar verse... O zaman 2. maddede sayılan nitelikler “değiştirilmiş” olmaz mı? O zaman bunu kim denetleyecek? 4. maddedeki “değiştirilmezlik” hükmünden hareketle parlamento devreye girip, değiştirilmez nitelikleri yorumla değiştirmeye kalkan AYM hakkında yeni bir düzenleme mi yapacak?
Varsayımlardan hareket edersek ihtimaller sınırsız sayıda çoğaltılabilir ve işin içinden çıkamayız. Varsayımlar değil, somut hukuk kuralları karşımızda... Onlara uymak ve onları uygulamak ise bütün kurumların görevidir.ANCAK HUKUKİ OLAN KARAR GEÇERLİDİR Bütün bu değerlendirmelerden sonra, anayasanın 148. maddesinde yer alan açık ve somut bir hükmün bizzat AYM tarafından ihlâl edildiğini ifade edebiliriz. AYM, bir anayasa hükmünü çiğneyerek bir karar vermiştir. Bu ihlâlin, hangi “şık” yoruma dayandığı, hangi “mukaddes” gerekçelerle yapıldığı da önemli değildir; sonuç anayasa hükmünün ihlâlidir. Böyle bir ihlâlle, hem “tâlî kurucu iktidar” yetkisi bulunan yasama organının fonksiyonu üstlenilmiş (fonksiyon gaspı), hem de anayasada verilmemiş çok önemli bir yetki kullanılmıştır (yetki gaspı). Bu bakımdan, son karar, “yokluk ile malûl” bir karardır. Kararın “yokluk ile malûl” oluşu bir hukuki realitedir, karar hukuk âleminde “yok”tur; uygulamadaki durum bu gerçeği değiştirmez. Bir mahkeme kararı sadece mahkeme kararı olması hasebiyle hukuken geçerli olmaz; olamaz. Kararı geçerli hale getiren onun hukukiliğidir.
* ‘Yokluk’la malûl
* Doç. Dr.; Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi /
http://www.taraf.com.tr/haber/19746.htm

Devlet laik degil ki

TARAF/ADNAN KESKİN/ANKARA - Istanbul - 25.10.2008
Anayasa Mahkemesi’nin AKP kapatma davası kararına Başkan Haşim Kılıç’ın şerhi, Türkiye’deki sistemin çarpıklığını ortaya koydu: Bize özgü laiklik anlayışı ancak bize özgü demokrasi yaratır

Kapatma davalarında bir ilk
AKP’ye kapatma istemini reddeden, ancak 1’e karşı 10 oyla hazine yardımı kesintisine hükmeden Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Gerekçe, ‘AKP laiklik karşıtı odak, ancak eylemleri kapatılmayı gerektirecek kadar yoğun değil’ diyen dört üyenin görüşüyle şekillendi.

‘AKP büyük tehlike kapatılsın’ diyen altı üye ile ‘dava tümden reddedilsin’ diyen Başkan Haşim Kılıç buna karşıoy yazdı. Gerekçe, bu nedenle de RP ve FP’ye kapatma kararlarında olduğu kadar davalı AKP’ye sert, ve ‘şeriatı amaçlıyor’ gibi ağır iddialar içermedi.

Anayasa Mahkemesi bu kararıyla ilk kez bir parti kapatma davasında lehte deliller toplanmasını zorunluluk haline getirdi.

400 İDDİADAN 30’U • AKP’nin “demokratik ve laik cumhuriyet” ilkesine aykırı söz ve eylemlerin sayısı davayı açan Yargıtay Başsavcısına göre 400’ü aşkındı.

Ancak Anayasa Mahkemesi, bunlardan yalnız 30 kadarını ceza kararına gerekçe yaptı.

Mahkemenin eylemlerini laikliğe aykırı bulduğu AKP’liler arasında ilk sırayı 12 eylemle Başbakan ve AKP lideri Erdoğan aldı. Erdoğan’ın “Kişiler laik olmaz,” “Laiklik din olursa aynı anda Müslüman olunamaz,” “Kızlarım başını örttükleri için Türkiye’de okuyamadı” ve “türban velev ki siyasi simge” dediği konuşmalar kararda önemli yer tuttu. 

11 AKP’Lİ SAKINCALI • Mahkeme, hazine yardımı kesintisi yaptırımına giderken, merkeze yine başörtüsünü koydu. Başbakan dahil 11 AKP’li siyasetçinin beyanlarını laiklik karşıtı bulan mahkeme, cezaya gerekçe yaptığı ‘diğer eylemler’ başlığı altında ise türbana özgürlük girişimi, imam-hatiplilerle ilgili katsayı sorununa çözüm ve Kuran kurslarına yönelik yaş sınırının kaldırılmasını hedefleyen çalışmaları saydı.

Anayasa Mahkemesi, AKP’nin bu konulardaki beyan ve eylemlerini neden laikliğe aykırı bulduğunun, bunların toplamının neden ‘odak’ tanımına esas alındığının gerekçesini de şöyle anlattı:

TOPLUMSAL TALEPLER, ANCAK •  Başörtüsü yasağı, Kuran kurslarına yönelik yaş kısıtlaması ve imam hatip liselerine uygulanan katsayı sınırlamasının kaldırılmasına yönelik toplumsal taleplerin bulunduğu görülmektedir.

Bu sorunlar AKP tarafından toplumda ayrışma ve gerginliklere yol açacak düzeyde siyasetin temel sorunu haline dönüştürülmüş, toplumun dinsel konulardaki duyarlılıkları yalın siyasal çıkar amacıyla araçsallaştırılmış, toplumun temel ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının siyasetin gündeminde yer alması güçleşmiştir.

LAİKLİK YOKSA DEMOKRASİ YOK • Özgürlükleri yok etmeyi amaçlamayan bir siyasi parti kapatılmaz. Laikliği reddeden düzenlerin demokratik olarak nitelendirilmesi olanaksızdır.

Partiler dinsel özgürlük talepleriyle ilgili politika belirleyebilir ancak dinsel duyguları siyasal mücadele aracı haline getirerek toplumda dinsel talep ekseninde ayrışmalara yol açması laiklikle bağdaşmaz.”

LEHİNE KANITLARA DA BAKARIM • Gerekçeli kararda, kapatma davalarında yalnızca partiler aleyhine değil, lehine kanıtların da toplanıp değerlendirilme-sinin zorunlulu- ğuna değinildi. Ardından da AKP’ye neden kapatma yerine hazine yardımı kesintisine karar verildiği şöyle anlatıldı:


GİZLİ GÜNDEMİ YOK • İddia makamı tarafından davalı partiye isnat edilen laiklik karşıtı eylemlerin çoğunluğu 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce gerçekleşmiştir.

Bu eylemlerle birlikte, iktidarda olan davalı partinin tüm icraatları kamuoyunun bilgisi dahilindedir. 22 Temmuz seçimlerinde davalı parti seçmenlerin yarıya yakınının oyunu aldığına göre, halkın davalı partiye onay verdiği görülmekte, buna dayalı olarak demokratik ulusal iradenin yasama ve yürütme görev ve sorumluluğunun davalı parti tarafından yürütülmesi yönünde somutlaştığı anlaşılmaktadır.

KADINLARA POZİTİF AYRIMCILIK • Davalı partinin iktidarı döneminde Türkiye’nin temel dış politikası haline gelen AB’ye giriş çabası sürdürülmüş, hukuksal ve siyasal reformlara hız verilmiş, Anayasa’da ve yasalarda esaslı değişiklikler yapılmıştır.

Bu çerçevede ölüm cezası kaldırılmış, uluslararası insan hakları sözleşmelerine yasaların uygulanmasında öncelik tanınarak ulusal uygulamaların uluslararası insan hakları standartlarına uygunluğu sağlanmıştır.

Kadın-erkek eşitliğinde ileri bir aşama olan pozitif ayrımcılık temel bir anayasal ilke olarak kabul edilmiştir. Davalı partinin sahip olduğu iktidar gücünü ülkenin çağdaş batı demokrasileri standardına kavuşması yönünde kullandığı açıktır.”

ŞİDDET YOKSA KAPATMA DA YOK • Gerekçeli kararda, şiddet kullanmayan, bunu teşvik etmeyen partilerin kapatılmayacağı gerekçede şöyle yer aldı:

“Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması amacını taşıyan yasanın laiklik ilkesine aykırılık nedeniyle iptal edilmesinin ardından davalı parti seçmen kitlesini eyleme ve şiddet hareketlerine teşvik etme gibi, üstlendiği iktidar gücünü bu yönde kullandığına ilişkin delile de rastlanılamamıştır. Davalı partinin demokrasiyi ve laik devlet düzenini şiddet kullanarak tahrip etme amacı, bu amacı somutlaştıran eylemleri ve elindeki iktidar olanaklarını şiddet doğrultusunda kullandığına ilişkin veriler saptanamamış, bu eylemler kapatmayı gerektirecek ağırlıkta görülmemiştir.”

BAŞKANINDAN MAHKEME’YE LAİKLİK DERSİ
AKP’ye atılı eylemlerin laikliğe aykırı olmadığını savunan Kılıç, davanın tümden reddini isterken Türkiye’de devlete egemen olan resmi laiklik anlayışının çelişkilerine dikkat çekti. Başkan Kılıç’ın kapatma olmasa bile AKP’ye para yaptırımı kararını özgürlüklerin daraltılması olarak yorumladığı karşıoy yazısında şu görüşler yer aldı: 

BİZE ÖZGÜ DEMOKRASİ OLMAZ • Bir türlü yakalayamadığımız uluslararası çağdaş ölçüler yerine bize özgü demokrasi, laiklik ve hukuk devleti anlayışı ve bu değerlerin dar bir alanda yorumlanması bu sonucu ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’de devletin dinle ilgisini kesmediği açıktır. (zorunlu din dersi ve Diyanet İşleri Başkanlığı örnekleri) Belirtilen düzenlemeler, Türk halkına verilen dinsel içerikli eğitim, öğretim, kurs ve uygulamalarla hayata geçirilmiş, bireyler buradan aldıkları dini kültürle dini yaşamalarına yön vermişlerdir.

Verilen bu kültürle davalı partinin aldığı cezanın dayanağı olan başörtüsü, imam hatip liseleri ve Kuran kurslarına ilişkin söylemleri arasında ciddi bir bağlantı vardır...

Bir siyasi parti, dinsel bir inancı benimseyemez ya da onun propagandasını yapamaz. Devletin düzeninin din kuralları ile yönetilmesine ilişkin taleplerle ilgilenemez.

Ancak, bu inanç ya da dinsel öğretinin dış dünyaya yansıması ile bağlılarının ihtiyacı olan özgürlük alanı ile ilgilenmesi de engellenemez. İlgi duyulan din değil özgürlüktür.

Siyasi partilerin yaptığı da bu özgürlüğün sözcülüğüdür.

Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi siyasi parti kapatma davalarında demokrasinin, laikliğin ve hukuk devletinin temel ögelerinin partilerce reddedilip edilmediği, partilerin demokratik ve laik hukuk devletine düşmanca tavrının olup olmadığı, insan onurunu aşağılayan amacının varlığı ya da farklı düşünenlere hoşgörüsüzlük konularında inceleme yapmak zorundadır.

Başka bir anlatımla, demokratik düzen reddedilmeden laikliğin somut düzenleniş ve uygulanış biçimine aykırı söylemler şiddet içermedikçe ifade özgürlüğünün güvencesi altındadır.

PAKSÜT VE ARKADAŞLARI  LAİKLİKLERİ FARKLI
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün de aralarında bulunduğu altı üye karşıoy yazılarında mahkemenin para cezasını yeterli bulmayıp, ‘laikliğe karşı odak’ suçlamasından AKP’nin kapatılmasını istedi. Bu görüşlerini de şöyle gerekçelendirdi:

Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan laiklik ilkesine aykırı fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği saptanan Parti’nin, sahip olduğu oy potansiyeli ve TBMM’de sağladığı çoğunluk bu Parti’nin, demokratik siyasi yaşam için oluşturduğu tehlikenin büyük boyutlara ulaştığını göstermektedir.

Davalı partinin Anayasa Mahkemesi kararlarıyla anlam ve içerik kazandırılan laiklik tanımlaması yerine farklı bir laiklik anlayışını savunarak, Anayasa’da Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan laiklik ilkesini geçersiz kılmaya yönelik yoğun çabaları, amacını gerçekleştirme konusundaki kararlılığını ortaya koymaktadır.

GEREKÇE TAMAM SIRA TAHSİLATTA
Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yle ilgili gerekçeli kararını yayımlanmasının ardından sıra, para cezasının tahsilatına geldi. Mahkeme kararına göre, AKP’nin 2008 yılı için aldığı devlet yardımının yarısı olan yaklaşık 22.8 milyon YTL, Hazine’ye aktarılacak. Bu işlem için Maliye Bakanlığı’nın harekete geçmesi bekleniyor.

Anayasa Mahkemesi, ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı’ tespiti yaptığı AKP hakkında kapatma yerine hazine yardımının yarısının kesilmesi yaptırımına hükmetmişti. Bu yaptırım, gerekçeli kararın sonuç bölümünde şöyle açıklandı:

“Anayasanın 69. maddesinin yedinci fıkrası ile Partiler Yasası’nın 101. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı partinin almakta olduğu yıllık devlet yardımından bu kararın Resmi Gazetede yayımlandığı yıla tekabül eden miktarının yarısı oranında yoksun bırakılması, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın hazineye iadesine karar verilmesi gerekir.”






Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-11-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66499041 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net