22-01-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow İnanç, aile, anne-baba, çocuklar ve Fâzıl Hüsnü..
İnanç, aile, anne-baba, çocuklar ve Fâzıl Hüsnü.. PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Selahaddin E. Çakırgil   
18-10-2008

İnanç, aile, anne-baba, çocuklar ve Fâzıl Hüsnü..


                                    Selahaddin E. Çakırgil                  

Yahyâ Kemâl’in Üsküb’de geçen çocukluk yıllarını anlattığı mısraları ve satırları, onun yetiştiği ‘ilkmektebe dualarla gönderildiği’ atmosferden ilginç çizgiler sunar bize.. Hele, mütedeyyin annesinin, içkici babasına, akşamları homurdana-homurdana sofra hazırlamasını anlattığı satırlar daha da ilginçtir.. Kadıncağız, ‘Mâdem ki  içecek bu zıkkımı, başka yerlere gidip, başka günahlara da batmasın, eve hastalık getirmesin..’ diye öyle yaparmış..

Atilla İlhan da, İzmir’de namazsız-niyazsız bir çocukluk atmosferinde yaşadığını ve ilk namaz kılınışını da anneannesinin evine gittiklerinde 12-13 yaşında gördüğünü anlatmıştı..

Onun büyüdüğü semtte, pek ezan sesi de işitilmezmiş..  Onun bu beyanları, Yahyâ Kemâl’in ‘Ezansız Semtler’ yazısındaki yakıcı satırları hatırlatırdı, insana..

Yahyâ Kemâl, ‘Kendi kendime diyorum ki, Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde... (...) O semtlerde ki,. Minareler görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve Kandil günleri hissedilmez. Çocuklar müslümanlığın rüyasını nasıl görürler? İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu müslümanlık rüyasıdır ki, bizi henüz bir millet halinde tutuyor..’ der..  Ve babalarının, bu rüya ile büyüdüğünü, ‘doğarken kulaklarına ezan okundu,  evlerinin odalarında namaza durmuş  ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akaşamları  bir minderin köşesinden okunan Kur’an’ın sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler, küçük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olaan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler, kandiller yanarken, Ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, câmiler içinde şafak sökerken tekbîrleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler.. (...) Biz ki, minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık.. Biz böyle bir Sabah namazında ‘anne-millet’e dönebiliriz. Fakat, minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, frenk terbiyesisiyle yetişen türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar..’ satırlarıyla ifade eder, derin bir ruhî ızdırab içinde..

Evet, sadece ailenin, ailedeki büyüklerin değil, muhitin de çocuklar üzerindeki etkisi açıktır.. Çoğu san’atkâr ruhlar, ilk kıvılcımlarını ailelerinden tutuşturmuştur, özellikle de annelerden..

Azerî türkçesi ve farsçanın büyük şairlerinden (ve 18 yıl öncelerde vefat eden) Muhammed Huseyn-i Şehriyar da, bir çok şiirlerini, çocukluğunda anasından işittiği hikaye ve şiirlerin ilhamıyla yazdığını söylerdi..

Buna örnek bir diğer san’atkâr / şair de dünyamızdan göçtü, bugünlerde...

Fâzıl Hüsnü Dağlarca  94 yaşında dünyamızdan ayrıldı..

Fâzıl Hüsnü, müstesnâ şiir kudreti olan bir şairdi.. Ve kendisini şu veya bu edebî akım veya gruba bağlamak pek mümkün olmazdı, kendine özgü, bağımsız bir çizgi tutturmuştu..

Üniversite yıllarımda, İstanbul’a gittiğimde, onun Laleli- Koska’daki, ‘Kitab’ isimli kitabevine ara-sıra giderdim.. Ara-sıra diyorum, çünkü, o zamanki ideolojik kamplaşmada o, komünistlerin yanında yer almış gibiydi.. Ama, o, komünist de değil, anti-emperyalistti..

Ayrıca o, Osmanlı’nın çöküş dönemini yaşamış çoğu kimseler gibi, epeyce bir kemalist idi de.. Ne var ki, onun ve o neslin kemalist oluşunu da izah edebiliyordum.. Onun da, yeni rejimin kuruluşu sonrasında oluşturulan resmî ideoloji yaldızlamalarına ve ‘tek adam’ mitolojisine -çoğu okumuş kesimlerimizde görüldüğü üzere-  bağlanmış olması, konjonktürel bir durumdu, o dönemin genel eğilimi yansıtıyordu.. Üstelik, -sonra istifa etse bile- yarbay rütbesine kadar orduda bulunmasının da bunda etkisi büyüktü..

Yine de, onun Amerikan emperyalizmine olan hışmından hoşlanıyordum, ama, mutlaka marksist cenahla yanyana oluşunu kabullenemiyordum.. Daha çok ‘Cumh.’ gazetesi çizgisindeki ‘marksist-kemalist’lerce sahibleniliyordu.. Ve onun inanç temeli gösterilmemeye çalışılıyordu.. Dahası, Allah inancını yansıtan mısralarının, marksistlerce beğenilmediğinden ve hattâ o mısralarının atlanıp geçildiğinden haberi bile yoktu, büyük ihtimalle..

Halbuki, o, şiir gücünü  ‘Allah’ın kendisine lûtfettiği bir tebessüm’ olarak izah ediyordu..

Annesinin Yûnus ilahîlerini dinleyerek büyüdüğünü’ de söylemişti.. ‘Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun,/ Mektebe ilk gittiğim o altın sabah,/ Omuzumda kalmıştı el sıcaklığıyla/ Anamın okşarken söylediği bir ‘Bismillah..’ da aynı atmosferi yansıtır..

Annemin namazları üzerimde etkili olmuştur. Annem namaza durunca, ya da Kitab okurken, biz oyunları  durdururduk. Bir ezan sesi dinler gibi içimizde bir namaz sesi dinlerdik. Gövde kımıldamaları ile oluşan bir namaz sesi.. Annemin yüzü namaz süresince değişirdi, bizden uzak olurdu sanki.. Belki de şiirimin oluşum sesleriydi bu.. (…) Ben Allah'a inanmış bir insanım..’ der ve hemen arkasından, ’Namaz kılmasa da, oruç tutmasa da inançlı bir kimse olduğunu’  bilhassa belirtirdi.. Bunu da, askerlik mesleğinden gelmiş olmasına (!?) bağlardı..
Onun san’atına hayran olduklarını söyleyenlerin onu Kapitalizm ve komünizm dünyaları arasındaki Soğuk Savaş sona erdikten sonra, yapayalnız bıraktıkları ortadaydı..
Onun, hiçbir etnik bağı olmadığı halde, Çeçen müslümanlarının mücadelesine destek vermek için, 1995’lerde yazdığı ’Çeçen Meleği’ isimli güzel şiir, onun yakınlık duyduğu tarafı daha bir alenîleştiriyordu.. Keza, en meşhur şiir kitabı olan ’Allah ve Çocuk’  isimli eseri de..
Fâzıl Hüsnü, şimdi toprağa verilirken, ona kim sahib çıkacak? Ve nereye kadar?
O, cenazesinin getirileceği câmilere, cemaatlere pek yakın durmamış ise de, ruh dünyasının işaretleri, aidiyetini yine de gösteriyordu.. Yerini kendisi, açıkça gösteremese de..
Sahi, ’mevtayı nasıl bilirsiniz?’ denildiğinde, onu, kim ve nasıl bildiğine şahidlik eyleyecek?

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
63456043 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net