15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TARİHİ NASIL OKUYALIM?
TARİHİ NASIL OKUYALIM? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
24-10-2005
Image


(Nida Dergisi Ekim sayısından alıntıdır.)
Benim o çok çarpıcı bulduğum söz meğer ünlü Alman Tarihçisi Ranke’ye aitmiş. Hani şu halkın sadece güçlü olanlara boyun eğdiğini kaba tabirle anlatan ve Sn. Selami Çekmegil’in Tilki Tuzağı adlı eserinde yer verdiği söz... Ranke Tarih konusuna ‘Tanrı’nın müdahelelerini’ araştırmak üzere  girmiş. Her hangi bir eserini okumadığımdan bu girift konuyu ne şekilde sonuçlandırmış bilemiyorum. Ancak ilgilendiği şey, her kesimden insanın dikkatini çekecek nitelikte. Bir entellektüel açısından göz ardı edilebilecek bir mevzu olmadığı kadar, kesin kanaatlere ulaşmanın çok zor olduğu bir alan...
Bir defa Tanrı’nın büyük bir güç sahibi olarak Tabiat’a mudahil olup olmadığına karar vermek kolay değildir. Eğer her işimize müdahilse o zaman insan iradesi devre dışı kalmış oluyor. Eğer hiç bir şeye karışmıyorsa o zaman da müminler zor durumdadır. O’nun  yoluna girmiş insanların, aciz kaldıklarında yar ve yardımcısı olmayan, esirgeyip bağışlamayan bir İlah’ı ne yapsınlar?. Peki o zaman neye, ne zaman ve nasıl müdahil oluyor? Bunun bir sistematiği var mıdır?
Her insanın kişisel serüveni bu konunun açılımına istifadeli olabilirdi. Ne yazık ki benim Batıda atölye tabir edilen ve sıradan bireylerin ilgili konuda görüşlerinin alındığı bir salon açma imkanım yok. Bu nedenle sadece kişisel serüvenimi göz önüne alabiliyor, oradan aldığım ışıkla önümü aydınlatmaya çalışabiliyorum. Zaten kim ne derse desin, insan ancak kendi içinden gelen uyarılarla algılıyor, kavrıyor. Aynı söz dizini her insanda farklı bir netice doğuruyor. Bu nedenle Hz. İbrahim ‘...inandım ancak mutmain olmak istiyorum’ diyor. Allah karşılaştığı bir hadisede gözlerini şahit kılarak kalbini mutmain kılıyor.
  Bir şeylerin ardına düştüğümüzde, arada ciddi engel olmadığı halde ona ulaşamadığımız anlar olmuştur. Bazan çok istediğimiz bir şeyin bizden süratle uzaklaştığına, yahut en olmayacak anlarda maddi bağlantılarla izah edilmesi zor kolaylıkların önümüze geldiğine şahitlik etmişizdir. İşte böyle bir anda karar verir insan Tanrı’nın evrenin neresinde durduğuna. Tam o zaman hissedersiniz o büyük gücün varlığını, kudretini. Nerelerde müdahil olduğunu. Böyle bir olayı bir başkasına ne kadar izah etmeye çalışırsak çalışalım, anlatması zordur. Bunun için  yukarıdaki konu başlığına ilgi duyanlar kendi içini yoklamalı, oradan bir işaret aramalı ve yaşadıklarını sorgulayarak kendi neticesine ulaşmalıdır.
  Bizim kuşağın (Cumhuriyet dönemi) en iyi psikolojik tahlilini Romancı Kemal Tahir yapmıştır. ‘Osmanlı bozgunu içimizde sürüyor’ diyerek sarf etttiği laf, gazeteci Engin Ardıç’ı o kadar etkilemiş ki; bu sözün bütün düşüncesine yön verdiğini itiraf ediyor gazetedeki köşesinde. Bu sözü daha önce duysaydım, bilmeden girdiğimiz o haleti ruhiyyeden erken kurtulabilirmiydim? Bir savaş görmemiş bizim kuşak, buna rağmen aydınların içlerinde hissetikleri bu bozgunla, vermiş oldukları eserlerinde tanışmış ve tesirinde kalmıştır. Bu ruh halinin en önemli göstergesi an’ı yaşamayıp tarihin bir döneminde kalmaktır. Yaşanması gereken iyi günleri hep tarihte aramaktır. Nitekim, benim kadar dini duyguları ağır basmayan, hatta solcu bile olan çocukluk arkadaşım, merak sardığı o tarih sayfalarını okuyup geride kalmış olan muhteşem dönemlerde yaşamış olmayı çok arzuluyordu. Bozgun’un etkisinin sağcı-solcu-kemalist demeden tüm toplumu sardığı, hiç kimseyi ayırt etmediği o kadar açıktır ki... Kimi, emniyette hissetmek için din çatısı altına kaçarken, diğerleri galiplere benzeyerek tehditten uzak kalmak istemişlerdir. Dindarlar, en güçlü İlah’ın çağrısına sığınmış, orada yeniden toparlanıp tarihin parlak dönemlerine dönmeyi arzulamışlardır. Bunun etksiyle halk, savaştan sonra ve onca modernist propogandaya rağmen Osmanlı’da bile olmadığı kadar dindarlaşmıştır. Diğerleri ise bilinç altında hissettikleri bozgun etkisinden kurtulmak amacıyla galip guruba katılmıştır. Galiplerle benzeşerek bozgun duygusunun yıkıcı; çökertici etkilerinden kendilerini kurtarmayı denemişlerdir.
  Tarihi bir çizgi roman heyacanıyla okuduğum öğrenim dönemimde, küçük Türk-Müslüman birlikleri sürekli galip geliyor ve gelişiyorlardı. Hemen her maceranın sonu, başta biraz zorlukla karşılaşılmış olsalar bile, bir çocuk psikolojisiyle kendimizi özdeşleştirdiğimiz kahramanların başarılarıyla sona eriyordu. Öylesine ki bir zaman geldi, ‘peki biz ne zaman kaybettik?’ diye sormaya başlamıştım. Türklerin bütün Avrupaya siyasi nüfuz edip onları İspanya kıyılarına sıkıştırdıkları ve dünyadan tecrit ettikleri dönem hafızamda özel yer işgal etmiş. Bu noktada artık düşmanlarınızın mecalsiz kaldıklarını ve kesin bir şekilde yenilgiye uğrayacaklarını; çizgi romanın da bu mutlu sonla  bitecegi duygusuna kapılıyorsunuz. İçinizde öyle bir arzu uyanıyor. Böylece binlerce yıldır kötülerle süren savaş sona erecek, yer yüzü esenliğe kavuşacaktır. Fakat hadisenin sonu arzuladığınız şekilde gelmiyor. Macera bu şekilde sonuçlanmıyor. İspanya yarımadasına sıkışanların çaresizce açıldıkları Okyanus, onları yeni bir kıtaya ve oranın zenginliklerine ulaştırıyor. Müslümanların hakim oldukları coğrafi bölgeleri devre dışı bırakarak gittikleri Japonyadan yeni icat otomatik tüfekleri ve  tüfek ustalarını getiriyorlar.  Sonra Çin’de binlerce yıldır var olan barut’u ülkelerine bol ve ucuza getirerek top tesir menzilini büyütüyorlar. Ticaret yolları tekrar ellerine geçmiş olduğundan iyice zenginleşiyorlar. Bunun ardından geliyor Sanayi Devrimi. Öylesine güçlenip zenginleşiyorlar ki; 19. yüz yıla gelindiğinde hem kendi içlerinde bir biriyle, hemde dünyanın geri kalan kısmıyla savaşacak konuma erişiyorlar. Böylece Dünya kan ve ateş tarlasına dönüşüyor yeniden. Ardından dev kapitalist şirketler eliyle her yer bir tüketim çılgınlığına bürünüyor. Tüm bu değişmelere neden olan şey; sıkıştıkları İspanya kıyılarından çıktıkları maceracı gemilerle Amerika kıtasını keşf edebilmeleri oluyor. Yani, Macellan, America Vaspuci gibi gemicilerin bin bir zorlukla hazırlandıkları seferlerde, gemileri bir kasırgaya tutulup batsa tarihin çizgisi bu şekilde kırılmayacaktır. Hiç kimse bu insanları şimdi hatırlamayacağı gibi günümüz dünyası çok farklı şekillenmiş olacaktı. Zorla yagınlaştırmaya çalıştıkları otomobil, kamyon gibi vasıtaları hayal bile etmeyecektik. Dünya hala bir tarım ve hayvancılık çağı yaşıyor olacaktı.
   Okyanusta gemicilerin maruz kaldıkları bir fırtınada batması durumunda; yani basit ve sıradan görünen bir müdahaleyle, Tarih’in çizgisi kırılmadan devam edebilecekti. Müslüman dünyası batı karşısında mağlup konuma düşmeyecek, milyonlarca insan emperyalizm mağduru olmayacaktı. Tarihi tek olaylarla açıklama taraflısı değilim elbette. Fakat tarih araştırmalarında hep böyle son anda çıkagelmiş şeyler vardır. Hatta bu konuda meşhur yazar Stefan Zweig ‘Tarihte Yıldızın  parladığı Anlar’ adı altında bazı önemli bulduğu olayları hikayeleştirmiştir. İşlemiş olduğu konularda sanki görünmez bir el son anda devreye girer. Bu müdahale her seferinde Tarihin çizgisini başka bir yöne doğru kırıp büker. Tarihin en önemli dönümlerinden birini teşkil eden İstanbul’un fethinde olduğu gibi. Yazara göre İstanbul, açık unutulmuş bir kapının tesadüfen bir yeniçeri grubu tarafından bulunmasıyla gerçekleşmiştir.
 Bu şu anlama geleceğinden hemen itirazların yükseleceğini biliyorum: ‘İlah, kendine inananların yenilgisini mi istemiştir?’ İlk bakışta olay böyle görünmektedir. Bu; filmin bir sahnesine bakıp, tüm film hakkında kanaat belirtmek anlamına geliyor. Baktığınız sahnede filmin kahramanı dayak yiyorsa ve geri kalan kısmı seyretmezseniz böyle düşünebilirsiniz. Fakat film o tek sahneden ibaret değildir. Tarih de bizim içinde yaşadığımız an değildir. Çok yukarıdan, uzayın derinliklerinden bakabildiğinizde Tarih’in tek bir çizgisi olduğunu, ve işleyişinde İlahi yasalarının hüküm sürmekte olduğunu kavramak mümkündür. Tarihte yoldan çıkmış olanlar belki kısa dönemlerde başarılı olmuşlardır, öyle görülmüşlerdir. Fakat geniş perspektiften bakınca bu yasalara uymayanların yok olduklarını, silindiklerini açıkça görebiliyoruz.
  Bir sel, deprem ve savaş felaketinde olayın bir karesine bakarsanız yukarıda izah etmeye çalıştığım şeylerin anlaşılması zorlaşır. Çünkü o karede, bahse konu kötü eylemi işlemekle hiç bir ilintisi olmayan kişi cezalandırılmış gibi görünmektedir. Fakat perspektifi genişletirseniz, durumun böyle olmadığını anlayacaksınız. Türklerin Orta Asya’dan çıkıp kendilerine yeni yurtlar aramalarına neden olan kuraklığı ele alalım. Böyle bir kuraklık olmuşsa bundan hiç şühhesiz toplumun en zayıfları; kadınlar ve çocuklar en çok etkilenmiştir. Yola düştüklerinde masum nice çocuğun telef olduğunu tahmin etmek zor değildir. Yeni yurt edinene kadar yaptıkları savaşlarda sayısız erkeğin öldüğünü ve geride kalanların acı çektiklerini tahmin etmek zor değildir. Ancak bütün bunlardan insanlığın hafızasında tek kalan şey; Türklerin tarih sahnesinde aldıkları önemli roldür. Bu doğal afet; kuraklık olmasaydı onlar eski yurtlarında kalacak ve insanlığa pek bir şey vermemiş olacaklardı. Şimdi ileriyi görmeden böyle bir göç hadisesinde yer alan kişinin yaşadıklarını değerlendirmesi ne kadar doğru olabilir? Tarihi doğru okumak için doğru yerde olmalıyız. Filmdeki bir kareye değil, filmin tamamına odaklanmalıyız.
  Tarihe kendimizi ne kadar müdahil kabul edersek edelim, onun bir yörüngesi vardır. O bir yerden başlayıp, diğer bir noktaya doğru akar kendi yolunca. Bundan belki 100 yıl sonra iyiki Hristiyanlar İspanyada kıstırıldıkları köşeden kurtulup yeni Kıtayı keşfetmişler diyebileceğimizi unutmayalım. Çünkü, mümkün değil müslümanların hükümranlığı devam etseydi dünyayı kapitalist bir ruh saramaz, ardından sanayileşme gelemez, dünyaya fizik anlamda insan bugünkü gibi egemen olamazdı. ‘Bu şart mıdır?’ diyebilirsiniz. Bunun bir gereklilik olup olmadığını ancak zaman gösterebilir bize. Rabbimiz boş iş yapmaktan müstağnidir.
  Bunun ne yararı olduğunu belki yakında biz dahi görürüz. İnsanlık ilimde büyük bir inkişaf gerçekleştirdi. Bununla uzayın derinliklerine gidebilecek konuma geldik. Daha yolun çok başında olduğumuzu söyleyebiliriz. Bütün alemi insanlar için yaratan Allah, oralara ulaşabilelim diye tarihi bu şekilde kırmış olamaz mı?
  Tarih’i okurken kendimizi meselenin odak noktasına yerleştiriyor ve oradan bakıyoruz. Acaba bulunduğumuz yer, olayın tümünü görmeye müsait mi? BunuTarih kabul ediyor mu?
  Devasa bir makinanın milyonlarca ve bir biriyle eş güdümlü olarak çalışan parçalarından biriyiz. Bir parça olmasa o büyük makina çalışamaz. Fakat bütün parçalar da bu büyük makinayı bir yere ulaştırmak için değil midir? Unutmayalım ki Tarih bir insan, bir kavim ve bir din için yazılmıyor. Tarih, tüm insanlığı alıyor içine.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-10-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66500453 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net