24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow MİLLİ EĞİTİM Mİ ÖMÜR TÖRPÜSÜ MÜ"
MİLLİ EĞİTİM Mİ ÖMÜR TÖRPÜSÜ MÜ" PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 13
KötüÇok iyi 
Yazar RACİ DURCAN   
30-09-2008
                  "MİLLİ  EĞİTİM" Mİ ÖMÜR TÖRPÜSÜ MÜ
                                  RACİ DURCAN  
 
   Milli Eğitim mecburi öğrenim süresini dokuz yıla çıkartmayı tasarlıyormuş!

  Okul denilince zihnimde canlanan ilk şey Ortaokuldaki bir hatıram oluyor. Cuma günü son zil çaldığında arkadaşlardan biri ‘yarın tatil olduğuna inanamıyorum’ diyordu. Okulda ne kadar boğulduğunu bu sözlerle ifade etmişti.

  Eğitim dönemi başladığında şimdi de çocukların okula ve okumaya karşı bu nefreti taşıyıp taşımadıklarını düşündüm. Eğitim hayatının başlarındaki kızım, okul hazırlığını yaparken annesine ‘okula gitmediğin için ne kadar şanslısın’ diye içten bir ifade kullanıp herkesi güldürünce çok şey değişmediğini anladım. Yazdıklarım tek başına okulların ne kadar sevimsiz olduğunu ifade etmek için yeterli gerekçe oluşturduğunu söyleyemem. O halde devam edelim:
  
    Gerek kendi eğitim gördüğüm dönemde, gerekse veli olarak katıldığım toplantılarda öğrencilerin öğretilenlere ilgisizliğinden şikâyetler hiç bitmedi. İşin ilginç yanı, bizim dönemde ilgisizliğinden şikâyet edilen öğrencilerin çoğu sonradan öğretmen olarak hayata katılmışlardı. Şimdi de onların aynı konuda öğrencilerden şikâyetçi olduklarını, velilere dert yandıklarını düşünmememiz için bir neden yok. Sistemin suçlusu olarak her zaman çocuklara işaret ediliyor. Ders kitaplarında ya da eğitim araçlarında yapılan ufak değişiklikler dışında konuya farklı yaklaşım göremiyoruz.

   Öğretmenlerin ilgisizliğinden şikâyetçi olmadıkları öğrenciler acaba ilerde umduklarını bulabiliyorlar mı? Hayata, kendilerinden beklenen donanım ve becerilere sahip olarak mı başlıyorlar?

   Öğretilenlere ilgili davranan çocukların bu ilgisi, ders konularına olan ilgiden değil; başarılı olma arzusundan kaynaklandığını biliyorum. Öğrenme açlığı okul yıllarıyla sınırlı olmayanlar için dahi okul müfredatı çekici olmaktan uzaktır. Hayata başlarken önünüze konulan ilk engeldir okul. Dirençli, başarma arzusuyla dolu çocukların bu hislerinin ilk törpülendiği yerdir orası. Üstelik ileride devletin önünüze sunacağı kapıların anahtarı sadece oralardan geçerek elde edilebilmektedir.

   Okullar tarih boyunca hep vardı. Fakat günümüzdeki kadar önemli ve mecburi olmamışlardı. Modern hale dönüşmeleri 19. Yüzyılın başlangıcıydı. Gerek Osmanlının son dönemlerinde gerekse Cumhuriyetin başlangıcında itibar gören okullar, yabancıların açtıklarıydı. Bu okulların mezunları iktidar basamaklarını süratle tırmanıyorlardı. Bu durumu sadece okulun eğitim kalitesine yorumlamanın yanlışlığı ortadadır. Bilgili ve donanımlı insanın aksine göre itibar görmesi normaldir. Fakat eğitim her zaman insanlar arasındaki eşitliği sağlamaktan başka bir şey olmuş; belli düşünce ve milliyettekilerin iktidar aracına dönüşmüştür.

   Modern okullar, geçmişteki örneklerinden farklılaşarak mesleki eğitime yönelmiştir. Günümüzde iyi-kötü kavramının öğretimde konu edilmemesinin nedeni budur. Öğretim iyi insan yetiştirmeye değil; sanayideki üretimde kullanabileceği kişiler yetiştirmeye odaklanmıştır. Ya bir robot gibi tezgâhın başında sürekli çalışacak, ya da kendine verilen emirleri sorgulamadan yerine getiren idari memur olacaktır. İyi insan olma kavramı da ‘çalışkan’ ve ‘işine bağlı olma’ kavramlarıyla tamamlanabilecektir. Vatandaşı bilgilendirilmesi bu çerçeve üzerine oturtulmuştur. Mesela ailevi sorunlarının çözümü, iş hayatının düzesizleşmemesi açısından önem arz eder. Eğitim ve öğretim çerçevesinde ulaştığı bilgilerle bunu sağlayabilmesi yeterli görülmektedir. Böyle bir insan karısını ve çocuklarını mutlu etmenin tek yolu olarak, onların istediği ev, araba vs. şeyleri satın almak olarak düşünecektir.

    Eğitim kurumlarında edinmiş olduğu bilgiler modern insanın yaşam kalitesine katkı sağlamaz. Gerek iş ortamında gerekse hayatta önümüze çıkan en önemli problem olan çevreyle iletişim konusunda yetersizdir. Üstelik elindeki diplomaya bakarak bu yetersizliğin farkında da değildir. Bunu fark etmesi uzun zaman alabilir.

   Modern eğitim sistemi günümüz toplumunda önemli değişimlere yol açmaktadır. Bunlardan en önemlisi, çalışan nüfus içindeki kadın sayısının artmasıdır. Gerek eğitim dönemi, gerekse modern iş yaşamı kadınları erkeklerden avantajlı konuma getirmiştir. Eğitimden bahsedecek olursak; erkek ve kız çocukları arasında belirgin biyolojik farklılıklar vardır ve bu hiç kimse tarafından dikkate alınmamaktadır. Erkek çocuğu tabiat olarak kız çocuğunun tersine dışa açıktır. Kapalı mekânlar yerine dış ortamda bulunmayı sevmektedir. Dershanelikler bu bakımdan kız çocuklarına uygun olmakta fakat erkeğe bir hapishane havası sunmaktadır. Böylece kız çocuğu önündeki teorik bilgilere yönelip kendinden istenen soruları çözmeye ilgi duyabilmektedir. Öğrenim dönemi boyunca erkek çocuğu fiziksel başarılara ilgi duyar. Arkadaşlarından daha hızlı koşmak, dövüşte yahut güreşte onu yenmek, futbol maçı gibi bedensel faaliyetlerde bulunmak, kendini ispatlamanın yoludur. Kız çocuğu bir test sonucunda aldığı yüksek puanla gurur duyabilir. Bu; bir erkek için bazen utanılacak bir şey bile olabilmektedir. Her yıl yüksek okullara kaydolan kız çocuğu sayısındaki artış bu durumu özetliyor zaten. Bazı sınıflarda 50 kız öğrenciye karşılık 4–5 erkek öğrenciyle eğitimin sürdürüldüğü söylenmektedir.

    Aynı doğum tarihine sahip erkek ve kız çocukları arasında en az 3–4 zihinsel yaş farkı mevcuttur. Aynı müfredattan sorumlu olduklarında kızlar bu noktada avantaj sağlamaktadır. Sonuçta dışa dönük erkek çocuğun aklı başına gelip, lisedeki sınıf arkadaşının kazandığı üniversiteye girse dahi arada zaman farkı oluşmaktadır. Erkek çocuğunun askerlik zorunluluğu da göz önünde bulundurulduğunda sınıf arkadaşı kız çocuğu kendisine göre 5–6 yıl kıdem kazanmaktadır. İş yaşamında meydana gelen teknolojik gelişim, kızlarla erkeklerin aynı işi yapmalarına imkân sağlamaktadır. İş sahibi bu durumda işçi alımlarında erkek yerine değişik nedenlerle kızı tercih etmektedir. Erkekler kadınlara göre daha maceracı ve tatmini zor bulunmaktadır. Kadın, tabiatı icabı uysal, itaatkâr ve kanaatkârdır.

   Kadınların erkeğe göre iş bulma avantajı sağlaması, evlilik müessessini derinden yaralamaktadır. Bir erkeğin işi olduğunda bir kadına ve aileye bakabilir. Fakat iş sahibi bir kadından çalışmayan bir erkeğe bakmasını kimse talep edemez. Hatta erkeğin maaşının kadından düşük olması dahi ciddi sorunlar çıkarmaktadır.

   Kadının çalışma hayatına girmesi, işgücü eksikliği duyulduğu sanayi devrimi döneminde gerekliydi. Yeterince iş bulunamayan günümüzde kadınları çalışmaya yöneltmek, topluma bilinçli yapılmış bir kötülük değilse cehalettir. Şimdiki eşitsiz eğitim sistemi erkeği sürekli geri plana iterek toplumumuzun ahengini bozmaktadır.

   Aile kurumunun zarar gördüğü bir toplumu ayakta tutacak başka bir unsur yoktur. Nitekim bundan muzdarip Avrupa ve Japonya ne yapacaklarını şaşırmış durumdadırlar. Amerika göç aldığından bu problemin henüz derinden hissetmemektedir. Avrupa’nın yaşlanan nüfusuyla aynı kaderi paylaşmamak için tedbir almalı, milletimizin geleceğini tehlikeye atmamalıyız.

   Modern eğitim sistemi şu haliyle ideal olmaktan çok uzaktır. Bilgi açlığı duyan insanlara bile istediğini veremez. Öğrettikleri hayata dair değildir. ‘Ben mesleki eğitim veriyorum’ diye iddia ederse, ne kadar boş bir iddia olduğu herkesin malumudur. Ülkenin en yüksek kurumlarından diploma almış insanlar dahi hayata hazır değillerdir. Bunu işe alımlarda görebiliyoruz. Yeni işe başlayan parlak bir öğrenciden dahi hiç kimse birkaç yıl bir şey beklemez. Tabir caizse ceketlerinin kopmuş düğmesini dikmekten acizdirler. Mesleki bilgi yetersizdir. Felsefi- teorik bilgiler zaten kimsenin ilgisini çekmezler. O halde bunca yıl insanların eğitim adı altında ömürlerin heder edilmesine yazık değil mi? Kaldı ki şimdi bu süre dahi uzatılmak isteniyor.

     Benim önerim eğitim döneminin mümkün olduğu kadar kısa tutularak insanların biran önce hayata başlatılmasıdır. Milli eğitim kurumu sanki yapacak işi olmayan gençleri oyalamak için hareket ediyor izlenimi uyandırmaktadır. Milli ideal ve İslam gibi yüksek ülkülerden bahseden yönetici kadrolar, batının kokuşmuş sistemini daha disiplinle uygulamaktan başka yöntem bulamıyorlar. İslam denilince akla gelen ahlak, bu sistemle yaşanmaz hale gelmektedir. 15 yaşında ergenliğe ulaşan gençleri 30 yaşına kadar bir aile kuracak ortamdan uzak tutmak, hangi ahlak anlayışı ve insafla bağdaşır?

     Hayatın öğrenim ve uygulama diye evrelere ayrılması eşyanın tabiatına aykırıdır. Mesela Müslümanlık öğretisi ciddiye alınması gereken bir kurum olmasına rağmen, müminlerinden böyle bir talepte bulunmaz. İslam olmak bir ön hazırlığı, ön eğitimi gerektirmez. Bir insan Müslüman olmaya karar verdiği andan itibaren öyle kabul edilir ve kendinden öyle davranması beklenir. Ancak ömrünün sonuna kadar mükemmel olduğunu ne kendisi ne de başkaları iddia eder. Bu noktadan alınacak dersle hayatı evrelere bölmekten vazgeçmeli, insanları biran öce yaşama katmalıyız. Ne kadar çabuk hayata katılırsa, insanın o kadar çabuk öğrenmeye başlayacağını unutmamalıyız. Hepimiz yaşayarak ve hata yaparak öğreniyoruz.

    Milli Eğitimde yaşanan başarısızlığın altında yatan şey budur. Eğitim hayatını uzatmak bir yana, bilhassa hızlandırıp kısaltmanın yolunu aramalıyız. Hayata biran önce katılıp sorumluluk almış gençler onu daha ciddiye alacak ve kısa zamanda öğreneceklerdir. Geçmişte bir insan otuz yaşına geldiğinde kendini ispatlamış ve şöhret sahibi biri olabiliyordu. Tarihteki büyük komutan, kâşif ve mucitlerin hayatına bakmak, bunu görmek için yeterlidir. Şimdi Otuz yaşında biri henüz hayata başlamak isteyen acemi ve güvensiz biridir.

    İnsanı hayata bağlayan şey onun mesleğidir. İnsanımızı kısa zamanda değerli bir meslek sahibi yapmanın yolunu bulmalıyız. Hayata dair diğer bilgileri kendisi yaşadıkça öğrenecektir. Bunun en iyi yolu hayatın kendisidir. Benim annem bir gün okula dahi gitmediği için okuma yazma öğrenmedi. Ama hesap yapmayı çok iyi biliyordu. Bu tür örnekler iş hayatında karşımıza çıkmaktadır. Okula gidip yıllarca tedris etmemiz gereken şeyleri hayatın bize çok kısa zamanda öğretmesi mümkündür.

    Yöneticilerimiz her şeyin okulda öğrenilebilip öğretilebileceği sapkın düşüncesinden vaz geçmeli ve okul hayatını kısaltmanın formülünü bulmalılar.

Yorum
Dürüst Muhasebec
Yazar kubha açık 2008-10-01 11:33:52
dürüst muhasebeci
Yazar kubha açık 2008-10-01 11:38:04
duble yol yapmaya ve sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesine verilen önemin onda biri eğitime ve gençlerin eğitim kalitesinin artırılmasına verilmedi. 
 
bedava ders kitabı ver ve başka bir şey yapma 
 
öncelikler sıralamasının düzeltilmesi gerekir 
burasi tam yeri degil ama
Yazar Abdulhamid açık 2008-10-03 18:13:26
... Bayram'la ilgili konu basligi bulamadigimdan Ramazan bayramini henüz kutlama firsati bulamadigim kriter yazarlari ve okuyucularinin mübarek ramazan bayramini gecmis de olsa kutlarim. 
Abdulhamid Arslaner
yeri başka neresi olabilir
Yazar selsebil açık 2008-10-03 19:59:03
Sevgili Abdülhamit 
İyi yapmışsın. Bu yazıya bu traş....
selsefil'e
Yazar akifbayram açık 2008-10-04 16:43:30
Yorumcu selsefil yazının neresinde traş olduğunu belirtmemiş. Biz de birşey yazıyor diye okuyorduk. Açıklasa da millet öğrense! Belliki üst perdeden fikir sahibi. 
A. Bayram
Sefil kim?
Yazar selsebil açık 2008-10-07 05:22:14
Yazıya göre MEB tedrisinden geçenler. 
Akil adam bana sözümona hakaretle cevap veriyor. Bu hakaretse yazının tamamı MEB tedrisinden geçenlere - akil vatndaş herhalde dahil - hakaret değil mi?
Re:Kubhaya
Yazar girisim açık 2008-10-07 11:18:06
Kubha’ya 
Eleştirinizi çok haklı bulmuyorum. Yazıda bahsi geçen soruna MEB’in çözüm bulması pek mümkün değil. MEB uygulayıcı kurumdur. Yüzyıldır geçerliliği olan bir sistemin bir çırpıda değiştirilmesi zordur, devrim niteliğindedir. Resmi kurumlar devrim yapamaz. Meseleyi toplumumuz teorik planda tartışmalıdır. Fakat MEB’in hiç düşünmeden batıdaki eğitim sistemini aynıyla ve daha şedit bir şekilde yürürlüğe sokması, eleştirilmesi gereken bir husus olduğu noktasında hemfiiriz. 
Ben çözüm için sivil kuruluşların bir yöntem geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Bugünkü eğitim sistemin temelinde Alliace İsrailite adlı kuruluşun 19. yüzyılda yaygınlaştırdığı yöntem vardır. Bu sistem, üzerinde hiç düşünülmeden geliştirilerek tatbik edilmiştir. Onların yetiştirdiği insanlar yönetim kadroları tarafından tercih edilmişler ve bu da sistemin yaygınlaşmasını temin etmiştir. Şimdi bizden bazı sivil kuruluşlar, vakıflar çıkıp bir müslümana; daha doğrusu bir insana yakışır bir model geliştirmek zorundadırlar. Mesela benim imkânım olsa, mecburi eğitim süresinden sonra her öğrenciyi hemen çalışma hayatı içine alır ve ikili sistem yerine tek sistem yaşatmaya çalışırdım. Yani hayatı öğrenim ve uygulama diye ayrı safhalara bölmez, her insanın hemen çalışabileceği bir ortam temin ederdim. Çalışmaya başlamanın öğrenimini kesmesini gerektirmeyeceği bir yapı kurardım. Bu uygulamalar yer yer görülüyor fakat onların iki eksiği var. Birincisi şu anki mezunları piyasada revaç bulmuyorlar. İkincisi mesleki olarak yeterli görüldüklerinde eğitimlerini sürdürmüyor, sürdüremiyorlar. Bu eksiklikler giderilirse gerekli model elde edilmiş olur. 
Piyasada ihtiyaç duyulan elemanlar, özel olarak yetiştirilmelidir. Bunun için ahilik kuruluşu önümüzde gerçekçi ve mümtaz bir model olarak durmaktadır. Alyans okullarının kurucusu Yahudiler kadar idealist bazıları bu iş için kolları sıvayıp yola koyulabilir. Hayatın kendisiyle ilgili bilgileri içeren bir sistemle kaliteli insanlar yetiştirip toplumun önüne çıkartırsak kimse buna bigane kalamaz. Bir gencin, okulda faydasız şeyleri ezber edecek diye hayatının 30 yılını boşa harcamak zorunda kalmayacağı bir sistem tesis edilebilir. Bizde her şey batıdan talid ediliyor. Batıda, daha ortaokul çağında kız-erkek öğrenciler arasında bizde uygun görülmeyen davranışlara göz yumuluyor. Onlarda bu şekilde karışık hayat normal görülüyor ve eğitim dönemi bunun üzerine tesis ediliyor. Bizde ise bu sorunun nasıl çözüleceği hiç düşünülmemiştir. Öğrenci evlense, kendine bakamıyor ki başkasına baksın. İş bulup çalışsa, yoğun okul hayatıyla ikisini bir arada götürmesi mümkün değildir. Gerçi bazı okulların gece bölümleri ve açık üniversiteler vardır fakat itibar görmemektedirler. 
Gençlerden işe yaramaz birçok bilgi talep edilmekte, başarı bu testlere verdiği cevaplarla ölçülmektedir. Bu o kadar böyledir ki; kitaplara insanın tanımı ALET YAPABİLMESİ değil, test çözebilmesi olarak geçecek kadar. Hâlbuki insanın asıl özelliği alet yapabilmesidir. Alet yapamayan insan, kim olursa olsun tüketicidir. İnsanların eğitiminden asıl olarak iyi bir tüketici olmalarının amaçlandığı kanaatini taşıyorum. Batının fabrikaları üretmektedir. Dünyanın geri kalanı iyi bir tüketici olmalıdır. MEB sadece bir örnektir, tüm ülkelerdeki eğitim bu amaca hizmet etmektedir. Bu emperyal amacı ancak İslami bir düşünce yöntemi yok edebilir. Vakıflar ve dernekler bir yöntem geliştirerek çağımızın bu önemli sorununu halledebilirler.  
Değerli eğiticilerimiz teknik konuların dışında olayın bu felsefi boyutunu göz önüne alarak bakmayı da denemelidirler. 
Raci D. 
Bir katkı
Yazar Sanih açık 2010-04-12 06:27:10
İnternet yoluyla aldığım bir maili konuyla ilgili gördüğümden aşağıya alıntılıyorum:  
 
Bir ülkennin zenginliği bilimiyle, üniversitelerinin kalitesiyle birebir doğru orantılıdır; 
Bir öğrencinin üniversiteye gelirken ortaöğretimden getirmesi gereken profil ayrıca tartışılabilir. 
Burada istenen öğrenci profilinin problemleri ise 
1. Öncelikle ortaöğretim tamamen sorunludur ve sorunlu öğrenciler mezun etmektedir. 
2. Öğrenciler özellikle dershaneler sebebiyle yaşadıkları maddi ve manevi travmayı uzun süre üzerlerinden atamamaktadırlar. 
3. Ülkenin şartları sebebiyle ideali üzere fakültelere gelen öğrenci hala ve ne yazık ki azınlıktadır. 
4. Ezbere alıştırılmış öğrenciler araştırmaya ve kendini geliştirmeye tamamen kapalı durumdadırlar. 
5. Dershane mantığıyla yıllarını ezbercilikle geçiren daha doğrusu heba eden gençlik; üniversitede de hoca ne verirse onunla yetinmeyi tercih etmekte dolayısıyla da ne kitap okumakta ne de bilgisi üzerine fazladan birşeyler koyma ihtiyacı hissetmektedir. 
6. Milli eğitim denen ve ne millisi ne de eğitimi kalmış olan bu sistem kendi robotlarını yetiştirmeye devam etmektedir. 
7. Bu dershane ve ticari eğitim sistemi devam ettikçe bu ülkede ne doktor doktor olur, ne mühendis mühendis olur ne de öğretmen öğretmen olur. 
Son söz; okumayan, okuduğunu anlamayan hatta okumaktan nefret eden bir gençlik üniversitelere gelmekte ve ülkemiz de bu sebeple üniversitelerile birlikte eğitim konusunda topyekün geri gitmektedir. 
Sevgili Vedat senin katkı talebine cevap verirken hesap ettim seninle dostluğumuz 39 az zorlasam 40. yılına giriyor. 
Ben senin herşeye rağmen sağlıklı değerlendirme yapacağına inanıyorum da bu gibi çalıştaylardan bu ülkenin hayrına bir sonuç çıkacağına pek inanamıyorum. 
Ülkenin devlet okulları geri plana itilmiş, özel okullar ve dershaneler ön plana çıkarılmışken ve burada dönen 7 - 8 milyar dolar gibi bir para varken MEB ve sizler kaç çalıştay yaparsanız yapınız sonuç değişmez.  
Bu gibi toplantılar da insanların gözünü boyamaktan öteye gitmez. Çünkü dünyevi gözle veya sebepler nazarından ülkemize baktığımızda paranın gücünün üzerinde hiçbir bir güç görülmemektedir. Bizim niyetlerimiz de halis olmadığı için ALLAH artık bizlere yardım etmemektedir. 
İktidara gelirken bu ülkenin çocukları dershanelere ihtiyaç hissetmeyecek ve artık dershanelere gitmeyecek diye söz veren bir iktidarın 9. yılına girerken kendinden önce orta son ve lise son sınıfta gidilen dershanelere şimdi öğrencinin her yıl gitmesini mecbur kılan bir sistemi getirmesi bana çok manidar ve çok yıpratıcı geliyor. 
İnsanların iyiniyetinden şüphe etmemek gerek ama iyiniyet kötü sonuca ulaşıyorsa bir anlamı da kalmıyor. 
Bu durumda da bizler o niyetleri de sorgulamak zorunda kalıyoruz. 
 
AHMET BERHAN YILMAZ 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 02-10-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60243885 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net