24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SEKİZ YIL AZ GELDİ
SEKİZ YIL AZ GELDİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar İlhami MELİTENLİ   
30-09-2008
SEKİZ YIL AZ GELDİ, ONSEKİZ YIL OLSUN(*)
                                                                   İlhami MELİTENLİ  
            Mecburi eğitimi 12 yıla çıkarma girişimini okumuşunuzdur. Demek ki  çocuklarımız,  artık bu (taşımalı) eğitimsizliğin  kasisli yollarında  düşe kalka, öle dirile yedi yıl daha fazladan slogan ezberleyecekler,  papağanlaştırılacaklar... Ya da parasızlıktan çocuklarını okula yazdıramayanlar dört yıl daha fazladan kanunun yakalarına yapışacağı günü bekleyecekler...
            
             Sanırım sekiz yıllık eğitim girişimini başlangıcında Bakanlardan biri  (normal düşünülünce M.S.B. değil de M.E.B. olsa gerek) Türkiye'de mecburi eğitimin o sene sekiz yıla çıkarılması  işleminin tamamlanacağını ve fakat asıl hedefin 11 yıl mecburi eğitim olduğunu belirterek bunu da gerçekleştireceklerini beyan buyurmuşlardı.
 
            O zaman bu beyanlarını MGK kararları sonrasında sergileyen sayın Bakanın -eğitimin süresinin ne olmasına dair- gerekçesini, teknik ve pedagojik mülahazalardan  çok, sanırım masabaşı  takdire dayalı bildirimlerden aldığı anlaşılmıştı artık. Gerekçesini bilimsel ve sosyolojik gereklerden çok ideolojik hedeflerden alan bu siyasetin fiilen ülkeyi nereye vardıracağını hesap etmek için geriye dönerek, Tanzimat'tan beri ülkede uygulanan ve hedef alınan eğitim politikalarına bakmak yeter de artar bile. Üretimsiz ve gelirsiz, mesleksiz ve eşsiz,  çoğu tahsilli yedi milyonu aşkın işsiz de hala bize bir şey anlatmıyorsa, anlatacak olan artık Sur'udur İsrafilin...

            Ama yine de soralım; gerekli miydi, makul müydü, faydalı mıydı  bu mecburi eğitimi sekiz veya onbir yıla çıkarmak için bunca çaba?..

Eğer ülkeyi ogün mahkum olduğu düzeyde borç batağına gömen siyasilerin ve bürokratların, eğitimli zümrelerden değil de eğitimsiz halktan oluştuğunu düşünüyorsak, mevcut "çağdaş, yeterli ve yetenekli" eğitimimizi on bir yıla değil, hatta 25 yıla çıkarmanız gerektiğini söyleyebiliriz. (Böylece üretimsizlik hedefini de daha kısa yoldan halletmiş oluruz, tabii!). 

           Eğer ülkedeki ahlaksız soygunculuğa ilişkin vahameti, aç kaldığı için ekmek çalan işsiz varoş sakinlerine yakıştırıp da, bir ihalesinde bile milyarlar götüren siyasetçi ve bürokratların masum;  sıfır faizli kredilerle ülke kaynaklarını sömüren şantajcı medya mensuplarının normal davrandığını düşünüyorsak, felaketlerimizin, bu şabloncu eğitim süresinin kısalığından kaynaklandığını gayet rahat ileri sürebiliriz. Yargı organlarındaki adli hataların ve zaafların sebebi üçyüz-beşyüzbin liralık davalardaki cahil yalancı tanıkların şehadetleri ise, trilyonluk davalardaki tatmin hissi uyandırmayan kararlar, yargıya egemen yanlış usul hükümlerinin ve yargıyı yürüten yetersiz kadroların eseri değilse, elbette ki beş yıllık temel eğitimi sekiz yıla değil hatta 18 yıla bile çıkarmanın bir çözüm getireceğini düşünebilirdik vaktiyle...

           Sokaklarda,  1 Mayıs kutlamalarında, kendilerini sömürdüklerini ifade ettikleri patronları protesto için, Kadıköy’de halka ait dükkan ve işyerlerini tahrip eden, halkı kurtarmak iddiasıyla halkın kundaktaki çocuklarının katline yönelen eylemlerin güdücü ve planlayıcıları şayet eğitimsiz ve zavallı halkın çocuklarıysa, o zaman hiç durmadan onları önlemek için bu sekiz yıllık mecburi eğitimi, 30 yıla çıkarmada da  hiç gecikmeyelim. (Çocuklarımızın üretime yönelecek aktivitelerine yönelik  böylesi özlenen engelleri hemen temin edelim...)
 
            1982 veya 1983'lü yıllarda Nokta dergisinin kapağında bir animasyonu hatırlıyorum. İstanbul Üniversitesi binası bir tuvalet klozeti şeklinde yapılmış, YÖK başkanı da pantolonunu sıyırmış kocaman poposuyla üstüne oturtulmuştu. Sn. Başkan, birkaç gün sonra tepki olarak, poposunun o boyutta olmadığını beyanla herhalde üniversitenin içine edenlerin sadece kendisinden ibaret olmadığını anlatmak istemişti. Eğer siz de üniversiteleri lise düzeyine indirgeyen ve üniversitelere girişi halk çocuklarına neredeyse imkansız kılan uygulamaların YÖK'ün eseri olmayıp mecburi eğitimin kısa olmasından kaynaklandığını ileri sürebiliyorsanız, bu temel eğitimin şimdi sekiz yıla çıkarılmış olmasını,  sonuçlarını gördükten sonra bile hoş karşılayabilir ve bu sürenin 10-15 yıla çıkarılmasını dahi öne getirebilirsiniz.

             Kanımca eğitim politikalarına egemen hedefleri bilimsel mülahazalar, imkanlar ve akli tercihler belirleyebilmeliydi. Çünkü, Batıda olduğu gibi Doğuda da, Ortadoğuda  da milli güvenliğin neleri gerektirdiğini ancak ve ancak bilimsel pedagojik mülahazalar ve çağa damgasını vuran akli tercihler gösterebilir; yoksa halka yabancılaşmış, halkın derdini bilmeyen, pedagojiden habersiz eğitim uzmanlarının heva ve hevesleri değil...
                                                          *   *   *
            Eğitimde hedef nedir? Hedef yarının vatansever üretim ve hizmet kadrolarını yetiştirmekse, daha ilk yıllardan itibaren ülke çocuklarının yetenekli oldukları alanlarda mesleki eğitimine yol açmak gerekmez mi?  Bu son uygulamayla, mesleki hiçbir yetenek kazandırmayan mevcut "temel eğitim"in  (veya bir kısım yeteneksiz öğretmenlerin okullarındaki yetersiz öğrenimin)  ülke çocuklarının ömrünü -sekiz yıl  daha fazladan- heder etmesine yol açmak bu millete dostluk mu oldu yani? Beş yıl yetmedi, sekiz yıl daha  "...çalışkanım, doğruyum " diye her sabah papağan gibi ciyak ciyak  nakarat tekrarlatmamız, pörsütülmüş ve şablonlaştırılmış ruhlardan hangi müspet sonucu alabilirdi  ki?..

            Kanımca eğitim politikalarına yönelirken hedef,  akıllı ve basiretli bireyler yetiştirmek olmalıydı. Hedef bu idiyse, bu okullarda Hayat Bilgisi, Din Bilgisi, Ahlak dersleri, Yurttaşlık dersleri  adı altında ezberci ve skolastik eğitim programlarını uygulamanın anlamı ne? Niçin çocuğumuza alternatif çözümler üretme, iyi ile kötüyü tefrik etme, yanlışı ustalıkla eleştirebilme yeteneğini kazandıracak düşünce eğitimine, aktif öğrenim tarzına yönelmiyoruz da, darwinizm gibi modası geçmiş ve pörsümüş sloğanları ezberleten pasif ve taklitçi eğitim tarzlarını tercih ediyoruz?.. Neden bugüne kadar yaptığımız gibi halka ve halk çocuklarına bir meslek kazandırmayan bu köhne, şarkkari ve bu tekelci eğitim tarzından başka bir yol denemiyoruz. Neden????

            Bakın İstiklal şairi Koca Mehmet Akif ne diyor:
            "Köylü cahilse de eşşek mi demek, ne demek;
            Kim teper nimeti insan meğer olsun eşşek!.."
            Ve ilave ediyor:
            "Kimse evladını cahil koymak ister mi ayol?
             Bize lazım iki şey var: biri mektep biri yol"

Ama koca Akif,  onurlu ve bilgili bu insan, tanzimat tipi öğretmenleri gördükten sonra Safahatında, bu satırlarla başlayan şiirinin sonunda, "muallim" denilen "Tanzimat Maskarası"nın verdiği eğitimin acı sonuçlarını gördükten sonra bu satırlarla başlayan şiirinin sonunda olay ve tipleri tahlil ve tasvir ederek konuya noktayı şöyle koyuyor:
"...İlmi yuttursa hayır yok bu musibetlerden
Bırakın oğlumu cahilliğine razıyım ben" diyordu.

***
Sahi unuttum, O zamanki veyaşimdiki sayın Milli Eğitim Bakanı, bana ve benim de içinde olduğum halka, küçük, ama çok küçük, bir uzman  (ama Batılı standardta gerçek bir uzman) izahı getirebilmişmiydi, bu "temel eğitim"in sekiz veya oniki yıla çıkarılması için?..
Yoksa memleket evladının meslek edinme çağını geçirerek onu mesleksiz bırakmak nasıl bir hedef oluyor “Eğitim Politikaları”  açısından?..
Sahi, bu beş yıllık "temel eğitim" dedikleri şeyi önceleri sekiz yıla çıkarmakla neyi amaçlamışlardı acaba sayın siyasilerimiz; amaçları ne idi de şimdi de 12 yıla çıkarmaktan dem vuruyorlar?

O zamanki amaç, sadece imam Hatip Okullarının orta kısımlarını kapatarak, halk tarafından,  yaptırılan binalarına beleşten el koymak idiyse, bunu doğrudan yapmalarına yasal  bir engel mi vardı? Bu milletin masum yavrularının üç yılını -veya gazete haberi doğruysa şimdi bir yılını daha- almanın bilemediğimiz ulvi bir yönü de mi vardı acaba???

Peki şimdiki amaç ne olyor acaba?!..

Ne olur eğer bilmediğimiz böylesine ulvi(!) bir yönü yoksa, kıymayın bu temiz yavrucaklarımıza; ne olur kıymayın meslek ve iş becerisi edindirmeyen eğitim(!)yoluyla...

(*) Eski tarihli bu yazımızı özünü değiştirmeden güncelleyerek sunuyoruz. Bu güne uymayan bir taraf varsa uyarmanızı rica ediyoruz; Saygıyla...
İlhami Melitenli

Yorum
Yukardaki yazı
Yazar dedemin mesleği açık 2008-09-30 12:52:35
Şiirlerinden birinde yüce Akif "Şu Boğaz harbi nedir;var mı dünyalarda eşi ? demişti.Bence asıl savaş çok uzun yıllardan beri Türkiye'nin eğiitiminde devam etmektedir."Batılı olalım." demi 
şler, ama onlar bununla halktan toplanan vergilerle sadece "Ceplerimimzi dolduralım."demişler.Zaten doğu ve Doğuluya çoktan sırtlarını dönmüşlerdi.Suriye gibi yıllar yılı beraber yaşadıkları bir ülke ile aralarına mayın dökmüşlerdi.Adeta darac ık bir yere sıkışmanın ,dünyadan hatta ahiretten uzaklaşmanın savaşını vermişlerdi. 
Bilgiden bahseden bu adamlar bu defa da Köy Enstitüsü veya Öğretmen Okullarına aldıkları öğrencilerden yabancı dil öğrenmeyi yasaklamışlardı. İyi ama siz dünyayı ,batıyı nasıl tanıyacaktınız? Sizin yaptığınız insan zihnini dünyaya veya uzaya açan bir eğtim değil,eleştirisiz ve birilerini övmeye yönelik,öğrencilerinin gözlerine at gözlüğü takarak her şeyi birinin veya şakşakçıların açısından göstermekti..Bunu adıysa bilim değil robotluk öğretimi olurdu.Burunlarını ucunu göremeyen bu insanlar bir gün oyunlarının anlaşılacağını ve lanetlenmekten kurtulamayacaklarını hiç mi hiç akıl etmemişler. 
Türkiye'ye Avrupa'dan radyo gelmiş.Meğer bu alet ne kadar basit bir nesneymiş.O basit aletin pili de İsrail'den geldi.Türkiye'deki yetkililer beyefendiydi nasıl olsa ,onlara ne lazımdı mböyle nesneler.Onlar sadece ya birilerini övecekler veya ötekini yerin dibine batıracaklardı.Dinmo veya elktrik motoru da aynı ölçüde basitti ama öğretmen bey onun yapılşını değil kitaba yazılanları ezberletiyordu.Durum bugün de farklı değil.Bir öğretmen tanrdım.Öğretmen Okulu ,Lise,Alman Filolojisi,Yüksek Okul,Almanca Mastır,Alamanya'da 14 yıl öğretmenlik ve ilaveten ateşelik yapmıştı.Fakat o devletten "Yavuz Bülent Bakilerin köylüye gösterilen jandarması gibi ne güler yüz ne de doğru fikirlerine değer verilmiş bir öğretmendi. Devlet ona "Biz Avrupğa derdik,sen orayı gördün,bize anlat" dememişti. Yukardakiler yine yukarda iidi ponlar hep emrediyordu,hem de hiçbir şey bilmeyerek,hem de Türkiye'yi sadece sıkıntı eğitimyle,yokluk ve yoksullukla başbaşa bırakarak. 
 
BURAYA KADAR GİRİŞ YAZDIM. 
 
yUKARDAKİ YAZI KONUYA DAHA ÇOK SOsyal sonuçlarıyla konuya bakmış anlaşılan.Şimdi biz de yazarın dediği gibi daha özel alanlara dümen kıralım.Efendim Türkiye'de Eğitim profesörleri var. Gaaliba iktidar opartileri onlara "Sana şu maddi yararları sağlarım,sen işimize karışma."demişler.Onlar da koltuklarından farklı bir tarafa bakmıyor.Son Eğitim Şurasında Öğretmen Dünyası dergisi sahibi bakan,mebus,sendikacı beylerin yanında Alman eğitimini anlatıyordu ve doğrusu hiçbir şey bilşmiyordu.Konuyu ben anlatmak istesem izin verilmiyordu. Anlaşılan sayın bakan veya diğer yetkililer de konunu yani hem eğitimin hem de eğitimin cahilleri imişler.Bendeniz de konu hakkında 11 sayfa rapor yazarak kendilerini aydınlattım.Herhalde rapor hiç okunmamış ki ne teşekkür ettiler ne d anlamadıklarını söylemediler. 
Türkiye 'de doğru eğitim veya mmeslek eğitimsiz eğitim mutlaka yabancılar ve onların Türkiye'deki işbirlikçileri tarafından yönetilmektedir.Herhalde bu millet Özdemir Sabancı'nın niçin öldürüldüğünü unutmamıştır. Sayın Sanbancıo otomobil sanayiinde Japonlarla ortak çalışmak istiyordu ve onun kaatili şimdi Avrupa'larda besleniyor. 23 yıl Talim-Terbiyede başkanlık yapan Kadri Yörükoğlu Avrupa'nın meslek eğiiitimi ile nasıl kalkındığını ve niçi Türk çocuğunu ayağına ayakkabı bile bulamayışının sebeplerin göremeyecek kadar ehliyetten uzakmış.Sayın Başbakan,sayın bakan,sayın genel müdür bir defa olsun Türk köylüsünün cılız ekinlerini hasat ederken yanında dikenlerr üstüne yalın ayak basmak zorundaki çocuğunu hiç görmemiş. Bir ülkenin devrimlerle yücelen okullarında köy enstitülerinden gelen öğretmenleri aşı yapmayı öğrtenmemiştir ki Güzel TürkiYe'nin güzeşl kırlarındaki yabanbi meyveleri aşılamayı bile öğretememiştir.O ağaçlar halen yabani meyveler verir ve üreti değerleri 10 dafa düşüktür. Bu kafayla eğitiminiz 100 yıla çıksa hiçbir sonuç değişmeyecektıir. Umraniye Belediyesinin çıkardığı bir kitapta Türk eğitimine çok uzun yıllar Amerikka Birleşik Devletlerinin yön verdiğini lokumuştum. 
Demokrasilerde belli bir tutumdan bahsedildiği malumlarınızdır. Aaah efendim "İşlerinizi istişare ile yürütün !" tavsiyesine ne zamandan beri yabancı kalmışız. 
SONUÇ 
 
Bir paşamız Hindenburg istediğği için Allahuekber dağlarına binlerce askerimizi sürer.Bu yetmiyomuş ggibi oradaki askerlere yakın şehirlerden çocukların erzak taşıması istenir. I. Cihan Savaşında Güney Cephemizde Osmanlı askeri susuzluktan ölmüştür. II. Abdülhamit Hanıı yaptırdığı deemryolları çok acıklı bir hikayedir.Fakat o sultan Türkiye'de Garret adında birine ilk denizaltı denemeleri yaptıran insandır.Biz savaşlarımızı donanımsızlık yüzünden kaybetmişizdir.Bunu öteki adı meslek eğitiminden yıllardır yoksun oluşumuzdur. Sayın eğitimci öğrencine meslke öğret,kalanı kolaydır. Çünkü ekmeğini kazanan insan demokratik de olur,eleştiriisini de yapar.Kimdi o ?Sayın Metin Bostancıoğlu. Onun kırıp döktükleri bir savaş sonrasının çok acıklı manzaralarıyla halen dere tepe serpilmiş duruyor.  
 
 
Ercan Arslaner 
 
 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 10-01-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60243934 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net