27-01-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow 28 yıl sonra 12 Eylül
28 yıl sonra 12 Eylül PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Mümtaz'er Türköne /Aktüeldergi.org   
15-09-2008

 28 yıl sonra 12 Eylül

                                  Mümtaz'er Türköne

12 Eylül’ün üzerinden yıllar geçti, ama hala etkileri sürüyor.Bugün tartıştığımız bir çok mesele bize 12 Eylül’den miras kaldı. Kürtçülük, bölücülük, eyyamcılık, köşe dönücülük bize 12 eylül darbesinin armağanlarının sadece bazıları..

Belki bu problemlerin çoğu bir tohum olarak vardı, ancak tohumu çatlatan 12 Eylül darbesi oldu.

Her darbe yıkıcıdır.

Onaran, tamir eden, düzelten ihya ve imar eden tek bir darbe gösterilemez.Onun için darbelerin hepsinin, modern, postmodern, Atatürkçü, milliyetçi, bilmem neci ayırımı yapılmadan aynı potada değerlendirilmesi gerekiyor. Birine arka çıkmak, hepsine arka çıkmaktır.Darbelerin birbirinden tek farkı yıkıcılık dereceleridir.

12 Eylül, hiç şüphesiz tesir ve yıkıcılık bakımından diğer darbelere göre daha önemli bir yere sahiptir. Binlerce insanın yargılanması, işkence görmesi,asılması, zulme uğraması,milli reflekslerinin yok edilmesi darbenin sadece bir boyutunu temsil ediyor.. Bir de yirmi dört yıldır 12 eylül uygulamalarıyla beslenen,semiren bölücü terör boyutu var.12 Eylül ‘ün Güneydoğu insanına akıl almaz yasaklar koyan, ona ikinci sınıf insan muamelesi yapan ve zorla farklı bir kimliğe iten uygulamaları olmasa, bu ölçüde bir terör de olmazdı.Apo varlığını Kürt vatandaşlarımızın desteğine değil, 12 Eylül’ün akıl almaz uygulamalarına borçludur. Onun için 12 Eylül yönetimiyle ne kadar övünse yeridir.


Geçmişi takvim yapraklarıyla saymak, gazete kupürleri ile hatırlamak yerine rüyalarda tekrar tekrar yaşamanın farkını iyi biliyorum.

12 Eylül darbesinin gerekçesi olan şiddet dolu yılları, akrep yuvası bir fakültede, üstelik bir tarafın "elebaşı" sıfatıyla hücrelerime kadar hissederek yaşadım. Bu yüzden 28 yıl sonra, 12 Eylül hakkında yazmak, benim için tanıklık yapmak demek.

Gözümde bütün ayrıntıları ile canlanan bir sahne: 11 Eylül günü, yani bir gün önce, bir öğle vakti Atatürk Bulvarı üzerinde, Meşrutiyet Caddesi'nin köşesinden karşıya geçiyordum. Polis trafiği durdurmuş, yayaları Kızılay istikametine yaklaştırmıyordu. Caddenin tam ortasında renkli jelatin kâğıdı ile hediye paketi şeklinde sarılmış orta boy iki kutu duruyordu. Ankara'nın göbeğinde Kızılay'da iki bomba paketi kalabalığın gözü önünde polis tarafından etkisiz hale getiriliyordu. Yaşanan onca şiddetin üzerine bomba süsü verilmiş paketleri seyredenlerin ertesi gün devlet televizyonunda Kenan Evren'i yanındaki dört komutanla birlikte gördükleri zaman rahat bir nefes almaları doğaldı. Doğal olmayan ise şuydu: Kızılay'a bomba paketlerini koyanlar ile darbe yapanlar aynı kurumun hiyerarşisi içinde yer alıyorlardı.

2 Mayıs 1977'de sabah gazetelerde, 1 Mayıs Taksim katliamının fotoğraflarını gördüğüm zaman, şiddeti kanıksamış biri olmama rağmen yaşadığım şaşkınlığı ve dehşeti unutmuyorum. Sadece "bu bambaşka bir şey, ama ne?" diye bütün gün kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum. Gündelik hale gelen şiddeti körükleyenler bu sefer kendileri sahneye çıkmışlardı. Manzara farklı siyasî görüşlerin, ideolojilerin eseri olamayacak kadar vahşiydi.

Maraş katliamı, bugün bile anlatılması zor bir vahşet. Gündelik hayatlarında son derece normal görünen insanlar cinnet geçirmişler ve insanlıktan çıkmışlardı. Bu vahşetin bir benzeri Çorum'da yaşandı. Bu katliamlarda da başka bir şey vardı. Kitle insanının içindeki vahşi yaratığı doludizgin ortalığa salmayı bilen provokatörler iş başındaydı. Kitle ayağa kaldırılırken en ön safta görünen bu yabancılar, iş çığırından çıkınca ortalıktan kaybolmuşlardı. Şahitlerden dinledim: Polisin gözaltına aldığı birkaç "yabancı", yukarılardan gelen emirlerle serbest bırakılmıştı.

Herkes yol haritasını ve pusulasını kaybetmişti. İdeolojiler, pusula arayanları mıknatıs gibi kendine çekti. Bir ideolojiye mensup olmak bir kimlik edinmek, benzerleri ile aynı hayatı paylaşmak demekti. Dost edinmenin ve yalnızlıktan kurtulmanın bedeli ise düşmanlar kazanmaktı. Herkes toydu. Alışmaya çalıştığı hayatı yargılayacak donanım kimsede yoktu. Bu puslu havada iktidar hesaplarına girişen, tuzaklar, tezgâhlar ve pusular kuranlar olmasaydı, bu sapmaların hepsi bir çocukluk hastalığı olarak saman alevi gibi yanıp geçebilirdi. Devir Soğuk Savaş devriydi. Devletin toplum psikolojisini yönetecek araçları vardı. Elindeki her aracı, Sovyet tehdidine karşı geliştirilen ideolojik savaş araçlarını da iktidar hesapları için kullanan bir silahlı iktidar geleneği mevcuttu. Demokratik olgunluğu ve sorumluluğu saded dışı bırakan siyasî rekabet, yangına benzinle gitmekten fayda umuyordu. 12 Eylül Darbesi, toplumun yaşadığı çalkantılardan, bunalımlardan bir askerî dikta çıkarma projesinin adıdır. Mesele basit olarak, darbe şartlarının olgunlaştırılması idi. Şiddet bu proje adına tırmandırılmış, bezdirici hale gelmesi için resmî devlet görevlileri katliamları provoke etmiş, cinayet işlemişti. Sonunda cinnete dönüştürülen şiddet ortamı, 12 Eylül darbesinin gerekçesi haline getirildi.

Tarihten hangi dersi çıkartacağız? Ergenekon terör örgütü, 12 Eylül'de darbe şartlarını olgunlaştıranların örgütü. Soğuk Savaş bitti, bu örgütün aslî görevi ortadan kalktı; darbe şartları hazırlamak gibi talî görevleri ise astarı yüzünden pahalıya gelmeye başladı. Bu örgüt, darbeciler de dahil herkesin başına bela oldu. Şimdi katliam yaptıran, cinayet işleyen devlet içindeki çeteleri tasfiye etme fırsatı doğdu. 28 yıl sonra, bu fırsatı hakkıyla kullanmak zorundayız.

Mümtaz'er Türköne - Zaman

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 15-09-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
63687997 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net