18-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow GÜRCİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
GÜRCİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Süleyman Arslantaş-Genç BİRİKİM'den   
10-09-2008
GÜRCİSTAN VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ(*)
                                                      Süleyman ARSLANTAŞ             

           Çocukluğumda mahallemizdeki bir arkadaşla kavga etmiştik. Arkadaş benden birkaç yaş büyüktü. Bir gün nasıl olduysa kavgaya tutuştuk. Allah var arkadaş (tenekeci Mustafa) beni evire-çevire bir güzel dövdü.. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra, yine mahallemizden benden birkaç yaş büyük, ama mektebe benimle birlikte başlayan hımbıl Mehmed’e durumu anlattım ve dedim ki; ‘Mehmed, tenekeci Mustafa beni dövdü, ben ona çatarsam, yeniden kavga edersem bana destek olur musun?’ Mehmed tereddütsüz ‘evet’ dedi. Ben de doğrusu Saarkaşvili’nin Bush’a inandığı gibi Mehmed’e inandım. Bir akşam üstü kavgalı olduğum arkadaş işten dönerken yanına yaklaştım ve bir koltuk attım. Mustafa döndü, gayet soğukkanlı bir şekilde beni yere yatırdı ve dövmeye başladı. Ben hem dayak yiyorum,
hem de hımbıl Mehmed’e sesleniyorum; ‘Lan Mehmed gelsene bak burada dayak yiyorum.’diye. Doğrusu Allah var Mehmed geldi, tepemize dikildi ve yardımını esirgemedi: ‘Dövüşmesenize lan!’ dedi ve gitti, ben de biraz daha dayak yedikten sonra evin yolunu tuttum.

Doğrusu Gürcistan lideri Saarkaşvili, benim hımbıl Mehmed’e güvendiğim gibi Bush’a güvendi ve Güney Osetya’ya saldırdı. Aslında bu saldırının hedefi Rusya idi. Çünkü Güney Osetya, Abhazya Rusya’nın nasırıdır. Saarkaşvili Rusya’nın nasırına bastı. Saarkaşvili’nin kafasında Güney Osetya saldırısından sonra ne olduğuna ilişkin ciddi bir projenin olduğunu da sanmıyorum. Amerika’ya güvenerek saldırdı. Rusya da hemen bu saldırıya cevap verdi. Saarkaşvili, Putin’in altında dayağı yerken, göz ucuyla da etrafına bakınarak Amerika’dan, Türkiye’den, İsrail’den yardım istiyordu. Bush, yardımda gecikmedi ve ‘Döğüşmesenize lan!’ dedi. Türkiye, Saarkaşvili’nin dayak sonrası oluşan yaralarını pansuman etmek için hemen KIZILAY’ı devreye soktu. Ve ardından da Rusya’ya dedi ki, ‘Bizim Gürcistan’a gösterdiğimiz ilgi sakın sizi yanıltmasın, aslında ABD, İsrail, Gürcistan ittifakı bizi ciddi ölçüde bağlamıyor. Zira biz tıpkı komşumuz İran’a yönelik dış politikamızda nasıl ki, ABD ve İsrail’e fazla da uymuyorsak Gürcistan konusunda da Rusya ile yakınlığımız bizim öncelikli tercihimizdir.’

Amerikan eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in tarihe geçen dünü ve bugünü güzel özetleyen bir sözü var: ‘Büyük devletler müttefikleri için intihar etmezler.’ Evet, büyük devletler bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde müttefikleri için intihar etmediler. Ancak ülke menfaatleri, global beklentileri söz konusu ise hep yardım ediyor gözüktüler. Bugün kime sorsanız Amerika’nın Ortadoğu’da en önemli müttefiki kim diye, sizse tereddütsüz İsrail diyecekler. Oysa Amerika’nın İsrail’e ilgisi Ortadoğu nedeniyle, keza Ortadoğu’ya ilgisi de Petrol nedeniyledir. Petrolü devre dışı bıraktığınız zaman İsrail muhabbeti de biter.
Aynı şekilde Amerika’nın Gürcistan’a ilgisi Kafkasya nedeniyledir. Kafkasya’ya ilgisi de Petrol, doğalgaz ve stratejik hesap ve beklentileri nedeniyledir. Buradan hareketle bir hususun altını çizmekte yarar var: Amerika, Gürcistan ve Saarkaşvili’nin hatırı için Rusya ile kavga etmez. Ne zaman kavga eder bu ülkelerle, stratejik ve ekonomik çıkarları zarar görmesi halinde. Kaldı ki, soğuk savaş’ın mücidi olan Amerika, soğuk savaşın öteki yakası olan Doğu Bloku, Varşova Paktı üyeleri ve Rusya ile 1945’den 1990’a kadar hiçbir savaş yapmadı. Çünkü onlar, Rusya ve ABD soğuk savaş dönemi stratejilerini YALTA’da belirlediler ve 45 yıl da bu stratejiye sadık kaldılar. Konumuz itibariyle adı geçen stratejinin ‘ARKABAHÇE’ doktrinini ele alalım. Buna göre; Rusya ve Amerika kendi nüfuz alanlarını belirleyerek bir ilkede birleştiler; benim siyasi ve ekonomik nüfuz alanımda sen ya beni destekleyeceksin ya da aleyhime olacak gelişmelere izin vermeyeceksin. Bu ilke her iki bloku da bağladı. Mesela 1967’de Prağ Baharı diye adlandırılan olaylarda Çekoslovakya Devlet başkanı Dubçek’in Rus paraşütçülerinin ve silahlı kuvvetlerinin Çekoslovakya’ya müdahalelerinde Amerika’nın, NATO’nun, Batı Avrupa’nın kılı kıpırdadı mı? Hayır. Keza 1955 Macaristan istilasında adı geçen ülkeler Macaristan’a destek verdi mi? Hayır. 1980’lerde Amerikan deniz piyadeleri Beyrut’u kuşatmaya kalkıştıklarında ya da 1983’de katil ŞARON’un yerli işbirlikçilerle birlikte Sabra ve Şatilla kamplarında gerçekleştirdikleri katliama Rusya ve Doğu bloku dur dedi mi? Hayır. Keza aynı yıllarda Amerika’nın 110 bin nüfuslu küçük bir Orta Amerika ülkesi olan Granada ‘ya müdahalesine ses çıkartıldı mı? Hayır. Ve yine Orta Amerika ve Latin Amerika ülkelerinde Honduras’da, Nikaragua’da, Panama’da yaptıklarında da Rusya’nın ve Doğu blokunun sesi çıkmadı. Türkiye’de son elli yılda birçok darbe ve muhtıralar yaşandı, neredeyse hepsinin de arkasında Amerika’nın olduğu bilinmekte. Bu durum karşısında Rusya hiçbir tepki ortaya koydu mu? Hayır!
Soğuk savaş döneminde durum böyle iken, soğuk savaş sonrası dönem farklı mı? Hayır! Zira bugün de Amerika ve Rusya kendilerince tayin ettikleri ‘arkabahçe’ doktrinin devam ettirmektedirler. Yanılmıyorsam Soğuk Savaşın sona erdirildiği 1990’dan hemen sonra BM. Kuruluş yıldönümü münasebetiyle Amerika’da bir araya gelen Rusya devlet başkanı ile Amerika devlet başkanı yeniden arkabahçe doktrinini teyit ettiler ve birbirlerinin nüfuz alanlarına müdahale etmeme prensibini tazelediler.

İsrail, kurulduğundan beri yalnızlık sıkıntısı içerisinde. İstiyor ki bölgede kendisine yandaş, zaman zaman gidip bir kahvesini içebileceği bir komşusu olsun. Ama 60 yıldan beri ne kendisi ne de dostları İsrail’e, kahvesini içebileceği, yemeğini yiyebileceği bir komşu oluşturamadılar. Körfez savaşı sonrası (1991) Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşumu İsrail’i heyecanlandırdı. Böyle bir oluşum için arazi taramaları da neredeyse tamamlanmıştı. Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt halkının milli, manevi değerlerine saygılı Kürt unsurları İsrail, Amerika ve yerli işbirlikçileri eliyle tavsiye edildi. Tam sona yaklaşırken Kuzey Irak Kürt Devleti projesi tavsadı. Kissinger’in sözü orada da hayat buldu. Amerika’nın menfaatleri İsrail’e yandaş bir Kürt devletinin oluşumuna izin vermiyordu.

Dikkat ettiniz mi, Saarkaşvili’nin Güney Osetya’ya saldırısında ses çıkartmayan İsrail, Rus birlikleri Gürcistan’a girince bağırmaya başladı. Hem de sahibinden izin almadan. Neden? Çünkü Saarkaşvili’nin Gürcistan’ı Kafkaslarda ikinci bir İsrail projesi idi, olmadı. Amerika İsrail’in Kafkaslardaki emeline de destek olmadı-olamadı..

Saarkaşvili’nin Güney Osetya saldırısının ardından gelişen olaylar gerçekten siyaset laboratuarında yeni bir takım sonuçları da ortaya çıkardı. Ya da yeni bir testin sonuçlarını bölge ülkeleri ve tüm dünya gördü. Birazcık komplocu bir yaklaşımla hemen şunu ifade edeyim ki, bu saldırı Amerika’ya rağmen değil, onun izni ve haberi çerçevesinde gerçekleşti. Amerika açısından bu saldırının stratejik boyutu; Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesine meşruiyet kazandırmak ve Rusya’nın yeniden eski hinterlandına dönmesini sağlamalıdır. Bu meşruiyet, Amerika’ya da bir başka meşruiyet kazandırmıştır. Dün dayak yerken yardımına koşmadığı Gürcistan’ı bugün korumak ve kollamak bahanesiyle Karadeniz’e askeri donanmasını boğazlardan geçirme fırsatı.. Amerika Karadeniz’de ve Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelere ‘yanınızdayım’ mesajı vermektedir. Başta BTC petrol sevkiyat limanı olmak üzere, özellikle Avrupa’nın önemli ölçüde doğalgaz ihtiyacını karşılayacak doğalgaz projelerini de kontrol edebileceğini ihsas etmiş oluyor. Keza 1991’de, Saddam’ın Kuveyt işgalini bahane ederek geldiği Körfez’de de; önemli ölçüde Japonya, Çin ve AB topluluğu ülkelerine giden petrol trafiğini kontrol için varlığını hissettirmişti..

NPQ Dergisi 1993’de Amerika’nın meşhur siyaset bilimcisi Brzezinski ile yaptığı bir röportajda soruyor: ‘Öyleyse, Amerika Avrupa’dan çok Asya’da odaklaşmalıdır. Çünkü global istikrarın sağlanması için orada tek süper güç olarak daha fazla şey yapabilir, öyle mi?’ Brzezinski: “Evet. Ama ABD potansiyel istikrarsızlık kaynağı olan iki bölgede daha odaklaşmalıdır. Bu bölgelerden biri post komünist dünyadır. Avrupa ve Japonya’yla işbirliği içinde bu bölgeyle siyasal ve ekonomik alanda daha fazla ilgilenmelidir; diğer bir bölge de ABD’nin tek hakim güç olduğu Ortadoğu’dur.” (NPQ Cilt 2, Sh. 18, Mayıs 1993)
Gürcistan, bölgede ikinci bir İsrail olarak tasarlanmıştı. Tıpkı K. Irak’ın tasarlandığı gibi. Ama gelişen olaylar bunun artık mümkün olamayacağını ortaya koydu. Amerika’nın ve İsrail’in bugün dünden daha etkisiz ve güçsüz olmalarının elbette önemli rolü var. Fakat esas gözardı edilmemesi gereken husus Rusya, İran ve Türkiye gerçeği. Soğuk savaş dönemini tekrar hatırlayalım. 1945 Yalta sonrası iki kutuplu bir dünya olarak bilinir o dönem. Yani Sovyetler ve ABD’nin başını çektiği Batı dünyası. Oysa şimdi dünya irili ufaklı ve çok kutuplu bir dünya haline geldi. Özellikle Rusya,, kendisine Yalta’da giydirilen deli gömleğini çıkarttıktan sonra bugün daha güçlü, daha zengin ve daha çok sözü dinlenir bir ülke haline geldi. Ahmedinejad’ın ifadesiyle; “Gürcistan’ı bile koruyamayan bir ABD’nin İran’a saldırması mümkün değildir. ABD kendi müttefikini bile koruyamadı.” Sözü de gösteriyor ki; ABD, Rusya karşısında fazla da bir şey yapamıyor. Hatırlayalım, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırısı sonrasında Gürcistan’a giren Rus birliklerine Amerika karşı çıkmadı-çıkamadı. Bunun yerine Rusya’nın Gürcistan’a karşı orantısız güç kullandığını ifadeyle yetindi. Bu ifade aslında Rusya’nın orantılı güç kullanmasının kabulü anlamına gelir. Tabi kendisi Afganistan’da, Irak’ta,Vietnam’da v.d. yerlerde hep orantılı güç kullandı! Ahmaklar kendilerini hep akıllı görmenin, başkalarını hep aptal yerine koymanın bedelini mutlaka ödeyecekler, ödemeye başladılar bile…

İşte ABD’ye, İsrail’e ve hatta Avrupa’ya rağmen, isterseniz bu sıralamaya Arap Liği’ni de koyalım. İran bölgede önemli bir güç olarak kendisini hissettiriyor. Bir taraftan dünyanın önemli petrol ve doğalgaz merkezi olduğunu ortaya koyarken, diğer yandan savunması için her türlü konvansiyel silahları üretiyor, nükleer çalışmalarını sürdürüyor, teknonojik atılımlar yapıyor ve dünyanın önde gelen teknolojik buluşlarıyla adeta yarış ediyor. Uluslar arası güç odaklarının tehdit ve şantajlarına hiç kulak asmıyor. Bu aynı zamanda şunun ifadesidir; ‘Ben artık şah zamanındaki Batı’nın sömürgesi olan bir ülke değilim.’ Benim gibi zaman zaman İran’ı ziyaret edenler bilir, İran’da aslında dünya kamuoyuna yansıtılmaya çalışıldığı gibi halk-devlet çatışması diye bir şeyden bahsetmek de mümkün değildir. Halk-rejim çatışması yok mu? Elbette var. Ama bu hiçbir zaman İran’ın devlet saygınlığını ve kalkınmasını sekteye uğratacak boyuta ulaşmamıştır.

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad 14 Ağustos’ta Türkiye’ye geldi. Ziyareti zamanlama açısından fevkalade önemli idi. Olaya Türkiye açısından baktığımızda,Türkiye’nin müttefikleri olan ABD ve İsrail bu ziyareti istemediler. Hatta İsrailli yetkililer bunu açıkça dile getirdiler. Doğrusu Türkiye’de bu konuda gereken cevabı vermekte gecikmedi ve ‘İran, bizim komşumuz, kardeşimiz ve dostumuzdur.’ Dedi ve ağızları kapattı. ABD’nin ve İsrail’in sözcüsü konumunda olan bazı medya organları Ahmedinejad’ın Ankara ziyaretinde Anıtkabir’i ziyaret edip etmeyeceği polemiğini ortaya atarak ziyareti gölgelemeye çalıştı iseler de, ziyaretin bir çalışma ziyareti formatında ve İstanbul’da gerçekleşeceği ilanından sonra İsrailci kesim bundan da ekmek yiyemedi. Ve bu ziyaretle Türkiye ve İran Kafkaslar, Ortadoğu ve diğer bölgelere, ülkelere bir mesaj verdiler. Bu mesajda İsrail’e: Sen İran’a saldıramazsın, eğer saldırırsan iki müttefik gücü karşına alırsın denmiş oldu. Rusya’ya, evet güçlüsün ve güçleniyorsun amma, özellikle Kafkasya’da başına buyruk hareket etmen sana yarar getirmeyebilir. Sonuçta Türkiye ve İran 150 milyon nüfusu olan iki ülke ve üstelik de teknolojik potansiyeli olan iki ülke mesajı verilmek istendi. Amerika’ya ise; sen kredini Afganistan’daki ve Irak’taki işgalinle, zulümle, İsrail’e olan sınırsız desteğinle bitirdin. Ve bugün senin dümen suyunda giden Gürcistan’a sahip çıkamadın. Keza yarın Ukrayna’ya da sahip çıkamayacaksın mesajı verildi. Hasılı bölgemiz açısından İran Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti birçok taşları yerinden oynattı.

Türkiye,adeta bölgede bir süpergüç gibi hareket ediyor.Aynı zaman diliminde İran Cumhurbaşkanı’nı ağırlıyor, Suriye Devlet başkanı Beşşar Esad’a ev sahipliği yapıyor, Rusya’ya ölçülü ol diyor, Kafkaslara, Kafkas İttifakı’nı sunuyor. Bunların hepsi misyon isteyen, gayret isteyen hususlardır. İçeride son yüzyılın (1908-2008) hesaplaşması yapılırken dışarıda Osmanlı misyonu sergileniyor.

Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanlar sahipsiz değil. Amerika’nın kuklası Saarkaşvili ve Gürcistan yönetimi ülkesindeki Müslümanlara yönelik baskıcı ve aşırı Hıristiyan telkinlerine sahip olmayacaktır. Bölgemizde ve tüm dünyada kendilerini lâ-yüs’el gören ülkeler, liderler bunun bedelini mutlaka ödeyeceklerdir. Özellikle Amerika gibi ülkelere güven duymanın insanı Saarkaşvili gibi yapacağını hiç akıldan çıkarmamalıdır…
 
(*) Genç BİRİKİM dergisi Eylül 08 sayısından alıntılanmıştır

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 11-09-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66627425 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net