24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
ÇOBAN KUR'AN'I ANLAR MI? (Sempozyumdan..) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 49
KötüÇok iyi 
Yazar M.Selami Çekmegil   
07-07-2004
Makale Ana Sayfası
ÇOBAN KUR'AN'I ANLAR MI? (Sempozyumdan..)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7

 
Nitekim, çok ilginçtir, Kur'an'ı Kerim, Hz. Musa kıssasını anlatırken, onun bir çobanlık deneyiminden bahseder.** Efendim, Hz. Musa, muhtemelen Medyen halkıyla alakalı, bir yerden geçerken bakıyor, iki kız çocuğu gerilerde hayvanlarıyla durmuş bekliyorlar; öbür insanlar davarlarını suvarıyor. Diyor ki, 'nedir bu haliniz?' Diyorlar ki kızlar -Kur'an'daki zihnimde kalan haliyle aktarıyorum- 'biz öbür çobanların sulaması bitmeden sulamayız, onu bekliyoruz'. Herhalde bu  bekleyişi uygun görmüyor Hz. Musa ve onların sürüsünü alıp, suluyor ve teslim ediyor. -Kur'an'da kıssalar anlatılırken detay anlatılmaz, olay sadece ana hatlarıyla, genel yönleriyle verilir- Kız çocuklarından birisi gelerek diyor ki, 'Babam ücretinizi vermek için muhakkak sizi görmek istiyor'... Hz. Musa gidiyor... Kız da Musayı beğenmiş anlaşılan, Kur'an'da yiğit falan gibi tabirler de geçiyor onun ağzından. Tefsirler Şuayb Aleyhisselam diye bahsediyor; kızların  babası diyor ki Musa’ya, “bana 8 sene hizmet edersen kızımı sana veririm; 8 sene bana hizmet et.  10 sene de olabilir” diyor. Hz. Musa da, ahitleşip, sekiz sene sonra kızı alıyor ve gidiyor...
 
Şimdi bakın Cenab-ı Allah'la konuşma meziyyetine, mazhariyetine nail olmuş Kelimullah resulümüzün, peygamberimizin böyle bir çobanlık dönemi oluyor... Bugün Metin kardeşimiz bir hadisten bahsetti bana: 'Ben kuru et yiyen, davar güden bir annenin çocuğuyum' diyormuş, Peygamberimiz (SAV). Bakın, peygamberimizde çobanlık iki şekilde tezahür ediyor. Bunu söylemekle Peygamberimiz, bir anlamda sanki bununla övünüyor; yani bu halktan, bu insanlardan, bu sade insanlardan biri olmakla övünüyor... Öbür taraftan, Onu küçümseyen, ‘bu bir çoban diyen’ bir takım Yahudi unsurlar var, onlara da bir cevap veriyor.
 
Demek ki çobanın Kur'an'da da ve Peygamberimizin misyonunda da böyle özellikle zikredilmesinin bir hikmeti olsa gerek. Onun için kafirler, 'böyle, içimizden biri mi peygamber olacak; senin benim gibi yiyip içen biri mi peygamber olacak!'*** derken burada çobanı simgeleyerek Kur'an'ın sadece derin keşif sahiplerine, kariyer yapanlara hitap etmediğine, herkese -ama insan olan herkese- hitap eden bir mesaj modu olduğunu söylüyor. Ve bu mesajın ümmi bir çobana gelmesi, -bakın ümmi, akademik bir çalışması olmayan, biraz ticari deneyimi olan .. ama aklın zirvesinde insanlık modeli birine inmesi- Kur'an'ı Azimüşşan'ı böyle bir tipin de anlayacağının, tanıyacağının önemli bir işaretidir. Nitekim bu tezahür ediyor, benim kanaatime göre...

Şimdi evvela şunu söyleyeyim: İlmin önceliğini, meziyetini aşabilecek meziyet fazla yoktur. Ben şahsen şu anda -sizin gibi- ilmi bir düzey ifade eden,  emeği geçmiş, bu alanda dirsek çürütmüş insanlar huzurunda bu halimle konuşurken, teeddüp de ediyorum. Onu özellikle söyleyeyim... Ama şunu da ilave edeyim ki, halk arasında, birtakım hayat gerçekleriyle alakası olmayan, fildişi kulesinde nazariye üretir tarzda filozofi ifade eden akademik çalışmaların, bir anlamda, tedricen, bir başka şekilde Kur'an'ı anlamayı güçleştireceğini de düşünmek ihtimali geliyor aklıma. Neden? Çünkü Kur'an'ı iyi anlayabilmek için hayatı iyi tanımak lazım. Çünkü Kur'an hayatla bir bütündür. Kur'an gerçeklerle bir bütündür. Hayat kanunlarıyla bir bütündür:  Cenab–ı Allah'ın iki kategori ayetleri vardır: kevni ayetler deriz, kavli ayetler deriz. Bu iki kategori ayetin arasını birbirinden ayıran tarz ve zihniyet Kur'an'a, hakikate en aykırı tarzlardan biridir. Çünkü neden? Birisi hayatın dönüşünü, kainatın devri daim etmesini sağlamak ve ona uygun halde devamını sağlamak üzere Cenab–ı Allah'ın halk ettiği kanunlar, diğeri ise bu devri daim içerisinde aklıyla tercih yapacak insanlara bu devri daime en iyi  ayak uydurabilme ölçülerini ve umdelerini vermek üzere Allah'ın indirdikleri... Bu ikisini, birbiriyle çelişkili görmek mümkün değildir. Çünkü aynı vazıın, çünkü aynı yaratıcının eserleridir. Çünkü yaratıcı bu ayetleriyle bir nizam kurmuştur. Zaten diyor ki: 'ayetlerimiz arasında bir çelişki göremezsiniz'****. Ayetleri illaki Kur'an'a tahsis etmek doğru bir yaklaşım değil. Nitekim mucizeler için ayet dendiği de vaki ve bizim fevkalade, şu hayatı idare eden kanunlara ayet dendiğine muttali olduğumuz da vaki. O halde iki ayet kategorisini birbirinden ayıran yaklaşım biçimi gayri İslami'dir...

Onun için nerede 'din mi ilim mi?' diyen bir tartışma görüyorsanız bilin ki bu İslami değildir. Eğer ilim bir gerçekliği ifade ediyorsa dini ondan ayrı görmek, dini gerçek dışı hayal ve hurafe diye tarif etmektir. İslam bunu reddediyor. Çünkü İslam hurafe düşmanı bir din. Yok eğer siz ilmi bir takım bilimsel tespitlere aykırı nazariyelerle ifade ediyorsanız o zaman da ilmi tanımıyorsunuz. Bir insanın zihni ürünlerine, ilim diyorsunuz demektir ki bu ilmi tanımamaktır... Eğer ilmi tanıyorsak ve eğer Cenab-ı Allah'ın niteliklerini, vasıflarını da biliyorsak, bilmeliyiz ki ilimle din arasında çatışma ifade eden farklılıklar iddiası İslami bir espri taşımıyor. Bu nasıl olur; mümkün mü yani? Mümkün değil. Yani ilmi gerçeklik diye, hakikat diye, doğruluk diye alacaksınız, ondan sonra da din onun dışında birşey olacak. Din ondan sonra ne olacak, sahtelik, hurafe olacak... İslam niye ilmi takviye ediyor bu kadar. Bu böyle de onun için...

Bunun gibi “akıl mı nakil mi” diyen tartışmalar da, aslında bizim rahat dönemlerimizde Yunan filozoflarına özenilerek bir takım fantazi zevklerimizin, filozofi zevklerimizin tatmini için uydurduğumuz nazari tartışmalardır. Akıl mı, nakil mi? Bunlardan biri gözse, diğeri de  o gözün göreceği obje. Gözün olmadığı yerde objenin ne hikmeti var, objenin olmadığı yerde göz neyi görecek. Akılla nakli birbirinin dışına attığınız zaman, birini yok ettiğiniz zaman hayatın ne anlamı kalacak. O halde niçin akıl mı, nakil mi? Hem akıl hem nakil... Neden? Allah sadece 50 yerden fazla akıl kelimesini müştaklarıyla kullanarak hitap ediyor ve Kur'an'ı Kerim'in en çok vurgu yaptığı şey aklı kullanarak düşünmeyi temin etmek... İnsanın aslında birinci görevi, ilk vazifesi Kur'an okumak falan değil. Kur'an, devamlı Kur'an okuyor musunuz diye sormuyor... Ama, 'hala mı düşünmeyeceksiniz?' diyor: Mesela Kur'an olayları anlatıyor, güneşin doğuşunu batışını, zamanın dönüşünü, aradaki yerlere işaret ediyor arkasından da söylüyor, 'hala mı düşünmeyeceksiniz!', 'hala mı akletmeyeceksiniz!' diyor...


Son Güncelleme ( 24-09-2016 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60254038 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net