14-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow göçerin ve şehirlinin dünyası:
göçerin ve şehirlinin dünyası: PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Necmeddin EVCİ   
16-08-2008

göçerin ve şehirlinin dünyası:

                                          Necmeddin EVCİ   
               
Bir göçerin dünyası; gezip gördüğü iklimler kadar geniş, değişken; tasavvuru, en azından aştığı engellerin dağarcığında bıraktığı tecrübeler kadar zengin olmalıdır. Göçer, yaşam tarzı itibariyle zaten tutucu olamaz. Fakat bu onların belli bir yaşam ve insan algısına sahip olmadıkları anlamına gelmez. Ancak şehirlerde oluşacak çoğulcu bir yapı içinde gelişebilen farklı düşünce sistematiğine veya felsefi söylemlere sahip değillerdir. Ama genel anlamda değişik motiflerle ifade edilen daha çok da sözlü gelenekle varlığını sürdüren kozmoloji ve mitolojileri vardı. Ayrıca bütün bunlara ilaveten
kendilerince inandıkları hakikatin ve yaşam tecrübesinin içinden çıkardıkları bir takım ilkelere sahiptirler. Bunlar gelişmiş şehir toplumlarındaki şekliyle hukuk ve kültüre denk düşmeyebilir. İlk elden kategorik toplumsal bağlam farklılığı gözetilerek yapılacak mukayese eşyanın tabiatı gereği örtüşmezlik içerecektir.  Bu realite kesimlerden birinin lehine veya aleyhine bir durum değildir. Her birey gibi her toplum da diğerinden farklıdır. Toplumların realitesini kendi farklılıklarıyla kavramak gerekmektedir. Göçerlerdeki oluşma ve gelişme doğallıkla şehirlilerden farklı olacaktır. Çünkü göçebe kavimler daha çok sosyolojik anlamda toplum olmalarının ötesinde belki geniş bir ailedir, belki boy ya da aşirettir. Lakin sonuç itibariyle bir toplulukla -üstelik kalabalık ve disiplinli bir toplulukla- karşı karşıyayız. Bu topluluk yüzyıllar ve binyıllar boyu onları bir arada tutan, birbirine bağlayan belli bir hukuk düzeni ve belli bir töre olmaksızın var olamaz. Bir yaklaşıma göre Türk demek, “Törük” demektir. Törük ve Yörük. Törük töre sahibi, Yörük ise yürüyen demektir.(27)

Göçebe insanını ve yaşama biçimini hep kentli bir akılla kavramaya çalışmışızdır. Daha çok kısık gözle bakarak yapılan eleştirilerin ekserisi yanlış ve isabetsizdir. Kendi ölçütlerimizle yaptığımız o kritikler aslında yanıltıcı kent yaşamının izlerini taşımasının yanında gerçek hayattan ne kadar uzak ve ayrı düştüğümüzün kanıtları kabul edilmelidir. Bir kere kent yaşamı doğadan ve doğallıktan soyutlanmış bir yaşamdır. Doğayı ve doğallığı yadırgayacak ölçüde varlığa ters düşmüşüzdür. Kent sınırlamaktır. Kent durmaktır. Kentteki yaşam yerleşik ve dural bir yapı içinde yani ancak belli sınırlar içinde hareket ederek canlılık kazanır. Burada da bir yanılsama vardır. Kent insanı akvaryumda balık, kafeste kuş gibidir. Onların dünyası ve yaşamı o ölçüde geniş ve özgürdür. Tutuklu tutkuları (özgürlüğü mü demeliydim?) sanalın sınırlarını zorlayarak aşmaya çalışırız. Kentlerde her zaman gerçeğin bir sanal tarafı olur. Bu sanal genişlemeler bir yandan gerçeğin alanını daraltır diğer yandan gündelik yaşama sızarak gerçek hayatı bozar. Gerçeğin sınırlı olmasına karşılık yapay dünyanın çeşitli ve sınırsız patlaması kentliyi yitik gerçekliklerin insanı yapar. Kent insanı yapay aklın, yapay zevklerin, yapay ihtiyaçların, yapay korkuların, yapay aşkların, yapay sevgilerin özetle yapay hayatların, yapay kişiliklerin, yapay benliklerin, yapay kimliklerin insanıdır. Yapay olan doğallığını yitirmemiş yapıyla karşılaştığında onu yadırgar. Kendi türünden olduğu belli olan ama ilk bakışta tuhafına giden insan ve yaşamıyla karşılaşmanın şaşkınlığı yaşanır. Aslında tuhaf olan kendisidir. Doğayla ilişkisini ondan kopmak, ona emperyal bir hırsla egemen olmak hatta ondan öç almak gibi saçma ve zalimce bir anlayışla belirleyeli beri, algı tarzı da değişti, tuhaflaştı. Tuhaflaştı ve tuhaflaştırdı. Fiziki dünyası gibi ruh dünyası da toz duman içinde zehir üretmektedir. Doğaya çıktığında oksijen çarpmakta, doğal gıdalar neredeyse onu komaya sokmaktadır. Hiçbir dönemde gerçekle sentetik olanın yeri bu denli değişmiştir. Bu bozulmanın yönünü ters çevirerek tekrar baktığımızda göçer yaşamının modern aklın hiç de kısık gözle baktığı ölçüde kötü, ilkel olmadığını göreceğiz. Modern anlayış kendi uygarlık seviyesini ve tarzını peşinen ileri ve gelişmiş kabul ederek başkalarını yorumlamakta, değerlendirmektedir. Ona göre maddi olanda ve maddi alanda ilerlemek gelişmenin tek ölçüsüdür. Ruh yüceliği, erdem, inanç, duygu gibi her türlü insani hassasiyet ve soyut yönelimlerin hiçbir önemi yoktur. Hatta üretimi düşürmeleri sebebiyle yeni yaşamda yerleri olmayan boş hülyalardır. Veya eğer bu fanteziler kapitalist yaşam biçimi içinde maddi kazanca tahvil edileceklerse ancak o zaman bir anlam ifade edebilir. Sonuçta öze ait tüm özgün ve öznel değerler eşyanın mutlak egemenliğindeki nesnel dünya için feda edilmelidir. Gerisi boştur, manasızdır. Tek gerçeklik maddedir. Bu ruhtan ve maneviyattan kopuş gerçek boyutlarıyla yeni insanın varlıktan, doğadan ve aslında gerçek anlamda medeniyetten de kopuşudur, geri kalmışlığıdır. Bu hassasiyetle modern uygarlık insanın ve doğanın ontolojik varlığını yok ettiği, yok etmeye yöneldiği için gayri insani ve gayri tabiidir. Modern paradigmanın insan üzerine tezler, iddialar ileri sürme hakkı bile olmamalıdır. Çünkü kumpası içinde insan ruhunu sıkıştırmış, varlığı ölümcül tuzağına düşürmüştür. Şimdi insan gelişme adına geldiği, getirildiği noktada sözümona her şeyi bulabilmekte ancak kendini yitirmektedir. Aklı, zihni karıştırılmış, ruhu bulanmış ve bunaltılmış insan kendini bulamamakta, bilememektedir. İlahi bir lütuf ve köklü manevi bir uyanış olmaksızın kendini bulma hatta hatırlama umudu da bu gidişle gözükmemektedir. Allah’tan umut kesilmez. Varlık hayat sahibi olana yönelerek yeni bir hayat kurma gücünü ve tarihsel dirayetini göstermelidir. İnsanlık varlığı yeniden idrak etmezse yok olmanın eşiğine gelmiş gibidir. Bu mudur ilkel dönemden başlayarak geldiğimiz ileri gelişmişlik seviyesi? Gelişmişlik yüz milyonlarca ton demir, çinko, cam ve betonu belli geometrik şekiller hercümerci yapmak için ölürcesine çalışmak sonra da tembel ruhların o kafeslerde ölümü beklemek için ruhlarını keyifle telef etmeleri midir? Gelişmişlik eşya imparatorluğu kurmak için maddi varlığımızı; çürüttüğümüz, çökerttiğimiz manevi varlığımızın üzerinde mi inşa etmektir? O milyonlarca parıltılı ışıklarından yansıyan medeniyet seviyesi hangi ruh yüceliğimizin ışıltısıdır? Yoksa yükselen modern medeniyetle ters orantılı olarak alçalan ruh ve insanlık durumumuzun sefaleti mi gözümüzü kamaştırıyor?

Göçebeler ruhlarında uygarlık gezdiren insanlardır. Onların doğanın her haliyle karşılaşarak ve üstesinden gelerek elde ettikleri tecrübe yerleşik yaşamda işlerini kolaylaştıran elverişli bir birikim olabilir. Bu birikimin yerleşik düzende kazandığı yeni biçim ve format şehirli olmak, şehirleşmek için bulunmaz kültürel ve zihinsel değerler vasatı oluşturur. Çok daha zor olanı başarmış insanlar daha kolay olan yerleşik yaşamın icaplarını yerine getirmekte zorlanmazlar. Şehir onlar için süresiz dinlenme yeri gibidir. Farklı yollar ve biçimlerle o diri ruh, o hareketli yapı kente yeni, zengin ve canlı bir boyut katar.


(27)-A.Vambery’nin görüşüne göre ‘türk’ kelimesinin aslı törük>türük>türk kelimelerinden gelir. Türük türemiş olan mahlûk, yaratık yani ‘adam’ anlamını ifade eder. Ayrıca Türk sözünü türe>kanun ve nizam sahibi>türeli şeklinde izah edenler de vardır. bkz. Türk Ansiklopedisi, C. 32, s.270 MEB yay. Ank.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-08-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115958393 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net