22-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Sonsuz Ufuklara Açılmak
Sonsuz Ufuklara Açılmak PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
01-08-2008

Dağları İşaret Taşı Bilip Sonsuz Ufuklara Açılmak:
                                                         Necmettin EVCİ

Geçmiş evrelerde insan zamanı ve mekânı sınırsız kullanıyordu. Zamanı ve mekânı sınırlamamak güncel, anlamsız telaşelerin meşgalesinde bunalan insanların kolaylıkla anlayacakları türden bir özgürlük değildir. O nedenle belli bir yerde sabit kalmayarak yeryüzünün ulaşıldığı ölçüde imkân ve güzelliklerini keşfetme yolculuğuna çıkmak muazzam bir duygudur. Avcılık ve toplayıcılıkla geçindiklerini düşündüğümüz insanlar, esasen böyle cesur, zengin açılımlar yapan kişilerdi. İlk insan gerçek anlamda
yeryüzünü keşif yürüyüşüne çıkmıştı. Sıradağlar, derin vadiler, uçsuz bucaksız ovalar, soğuk ve sıcak bütün iklimler. Onun bakışında daralan, eriyen ufukları geride bırakıyordu. Anlatmaya gerek bile yok ki, bu keşif serüveninde karşılanan bin bir zorluk, muhteşem güzellikler, o insanların algı zenginliğini birikimlerini zaman ve mekân boyutlarını özetle dünyayı algılarını değiştiriyordu.(24) Göçebe insanı düşünce ve kültür oluşmamış gibi algılamak o soylu atalarımız adına daha da önemlisi asıl bizim adımıza büyük bir yanlışlıktır. Dağları işaret taşı bilip sonsuz ufuklara açılma bilgi ve cesareti gerçek anlamda umut ve bilgiyle donanmış kişilere özgü olmalıdır. Her durum(d)a intibak eden yetenek ve kabiliyette olmaları onların hayat pratiği ile zihin gücü bakımından ne kadar donanımlı, hazırlıklı olduklarını da kanıtlar. Onlar sadece bir yerli değil her yerliydiler. Onlar mekâna bağlı kalmaksızın adeta değişik iklimlerin değişik zamanlarını da aşıp geçen kişilerdi. Böylece düş dünyaları geçmiş ve gelecek tasavvurları fevkalade mükemmeldi. Gerek gördükleri zaman ve ihtiyaçları ölçüsünde dünyayı değiştiriyorlardı. Zorunlu olarak kullandıkları aletler, yanlarında taşıdıkları eşyalar; besledikleri, binek olarak kullandıkları hayvanlar yaşamları için gerekliydi. Onun dışında yerleşik bir hayata yönelmeyişlerini, onların uygarlık kuracak şehirler inşa edecek bilgi ve birikimden yoksunluğa bağlamak isabetli yaklaşım gibi gözükmüyor. Bir yere ait olma duygusunun insan tabiatı üzerindeki etkisi ne oranda belirleyici ise en az onun kadar kendini bir yere ait hissetmeme de o ölçüde kimlik ve karakter oluşumunda belirleyici faktördür. Birinde belli bir yeri yurt ederek orayla var oluşsal bağlantılar kuran, diğerindeyse yurdunu yüreğine yerleştirip düşlerinin sınırında gezinen dinamizm. Bütün bu değişik coğrafyaların değişik zaman ve imkânlarını yaşayıp da kültürsüz kalmak imkânsızdır. Ama yeryüzünün olanca genişliği içinde zamanı ve mekânı daraltmanın bir anlamı yoktu. İstifadelerine amade kılınmış bütün bir yeryüzü sonsuzluğunu bırakıp, dar mekânlara ve doğal olarak dar zamanla hapis olmak onların ruh dünyaları ile örtüşmeyen bir durumdu. Bu gün bile birçok göçer kavimlerin psikolojileri incelendiği zaman aynı saiklerle karşılaşıyoruz. Türkler de uzun yıllar göçer olarak yaşadılar. Asya steplerinden Anadolu’ya Suriye ve Ürdün’e, çölün derinliklerine kadar yer yer bu yaşam tarzının sürdüğü görülmektedir. Bu insanların anlama-kavrama tarzlarının fevkalade ileri olduğunu biliyoruz. Hatta çoğu zaman bu göçer (veya konar- göçer) yaşama biçiminin onların zihin düş ve düşünce dünyalarında çok mükemmel etkiler yaptığı da söylenebilir. Göçer kavimler belki ancak şehirde ve yerleşik bir toplumun üreteceği uygarlıklar kuramamışlardır. Bu onların doğrudan yaşama biçimleriyle ilgili bir durumdur. Tıpkı yerleşik hayata geçmiş insanların, göçer psikolojisinden farklı davranış ortaya koydukları gibi ama rahatlıkla söyleyeceğimiz bir şey var ki o da kesinlikle göçer kavimlerin kültürler ve uygarlıklar arasında aracılık ve taşıyıcılık yaptıklarıdır. Son zamanların önemli müslüman düşünürlerinden Lahbabi, insanlık tarihinde, yerleşik siteler hayatının anormal ve ârızîyi temsil ettiğini söyledikten sonra şu tespiti yapar: ‘Belli başlı ilk hayat tarzı daimi göç, yani insanların maddi yüklerini olduğu kadar tanrılarını, mevsimlik bayramlarını, folklorunu, tekniğini vs. kendileriyle birlikte taşıdıkları uzun süreli yer değiştirmeler olmuştur.’(25) Yerleşik yapı değişik unsurları ihtiva ettiği ölçüde kültür ve düşünce üretir ama aynı zamanda o durağan niteliğinden dolayı bir yandan da kültürel körelme ve yozlaşma başlar. İşte tam bu esnada burayla oranın, bu zamanla öbür zamanın buluşması birleşmesi yani farklı zaman ve farklı mekân arasında insanın hareket etmesi gerekir. Kültür ve uygarlıklar bu nitelikli hareket olmaksızın kurulamazlar.
Her yaşam tarzının, kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır. Yerleşik düzen insanı, hayatı daha kolay yaşar. Fakat tek düze bir yaşamdır bu. İnsanlar göçer olur ya da yerleşirken hangi muharrik sebeplerle hareket ederler, soyut dünyalarında ne tür değişimler olur?  Göçerlikte hayatın zor koşullarına göğüs germek için mekân değiştirip daha elverişli ortamlar bulma çabası zaruretken, yerleşik düzende mekân hep sabit kaldığından değişen şartlara göre yapılan hazırlıklar şartların olumsuz etkisini azaltmayı amaçlar.
Göçer toplumları ancak şehirli toplumlara özdeştirilecek bir uygarlık düzeyinin gereklerini ölçü alarak değerlendirmenin doğru olmadığı kanaatindeyiz.  Tersine bu yaşam tarzı yerleşik düzene geçildiği takdirde insana ve yaşama problemleri aşma ve çözme noktasında eşsiz bilgiler, beceriler kazandırması bakımından büyük imkânlar sunmaktadır. Yine çoklarının sandığının aksine göçebe insanı anlayışsız, barbar değildir. Barbarlık inanç ve ahlaki değerlerin niteliğiyle ilgilidir. İnanç ve ahlak her türlü ilişkinin ana belirleyeni olmuşsa köy de olsa, kent de olsa orada barbarlıktan eser kalmaz. Yok, eğer varlığa saygı yönünde hassasiyet kalmamışsa maddi olarak en gelişmiş kentler bile insanı yalnızlaştıran, yozlaştıran, yabancılaştıran giderek barbarlaştıran devasa düzeneğe dönüşüverir. Bu kentler aşkı, inancı, erdemi, maneviyatı öğüten koca birer değirmendir. Bu vahim gelişmenin daha ilk belirtilerini gördüklerinde sonradan yaşanacak cinnetler, cinayetler mahşerini kestirdiklerinden olmalı ki, başta Tolstoy, onun da öncesinde natüralist düşüncenin öncülerinden Rousseau, kentlerin yaşanmazlığını ifade ve itiraf ederek köylere dönüşü salık vermişlerdi. Hazreti Ali’ye de (r) kadılık yaptığı bilinen İbn-i Şüreyh’in evlilik hikâyesi bu konuda çok sevimli bir örnektir. Şimdi bu öyküyü uzunca anlatacak değilim. Ama hatırımda kaldığınca bir dava için göçer bir bedevi kabilesine giden Başkadı orada gördüğü bir kızı istetir ve evlenmek nasip olur. Bir yanda koca eğitimiyle, bürokrasideki yeri ile koca İbn-i Şüreyh, diğer tarafta göçer çadırında büyümüş bir kız. Bir süre sonra Kayınvalide ‘Kızımdan memnun musun oğlum?’ diye sorar Şüreyh’e. Aldığı olumlu cevap üzerine Anne ‘Nasıl memnun olmazsın oğlum, o Cennet Evinde büyüdü’ der. ‘Cennet Evi ne demektir?’ sorusuna aldığı cevap Kadı’yı ziyadesiyle mutlu eder: ‘Peygamber’den (s) ‘İçinde Kur’an okunan ev cennet evidir’ dediği rivayet olunmuştur. Kızım içinde Kur’an okunan çadırda büyüdü.’
 Göçer toplulukların her an değişen durumlar karşısında; bilincinin, algı ve intibak yeteneğinin son derece kıvrak ve atak olması gerekir, tabir yerindeyse yürümek hep yürümek bir yaşam tarzı olduğuna göre, durmak bir düşme sebebi gibi algılanabilir. Doğallıkla durmayan, hep hareket halinde olan insan tabiatı giderek her duruma hazırlıklı olduğu için esasen bildiğimiz anlamda yaşamın önünü tıkayan tabular edinmez. Zihin her an aktif olmak durumundadır. O nedenle yerleşik feodal düzenlerin tersine, bu yaşam tarzının insan ilişkileri içinde her türlü düşünceye fazlasıyla ihtiyaç duyulur. Bu yapı ve oluşum, yerleşik düzen için sadece bir imkân ve elverişli bir alt yapı değil, ayrıca şehirlere canlılık ve dirilik getirecek taze bir ruh ve zihin halini ifade eder. O nedenle göçer toplumların yerleşik hayata geçtikten sonra kurdukları şehirler hep canlı ve dinamik şehirlerdir. Bir göç dalgası sonrasında kurulan veya göç alarak büyüyen şehirler zengin, dinamik bir karakter edinirler. Sadece göç eden unsurların uyum sağlayacağı bir ortam sunmak değil, yeni ve aktif unsurları da kendi potası içinde absorbe ederek onları kendi yaşamına taze kan olarak katmak da şehirlerin sarıcı, etkileyici gücünü gösterir. Şehir bu yeni ve farklı unsurları kendi özgün açılımı için bir şans olarak kullanır. Bu kaynaşma ve karşılaştırma, farklı yapıları; birbirleri içinde, karşısında ve birbirleri nezdinde gözden geçirilmelerini kaçınılmaz kılar. Her unsur kendini diğeri üzerinden yeniden keşfeder. Fazlalıklar, eksiklikler son derece yararlı ve yapıcı sentezler, analizler sonucu doğal bir analojiyle tespit edilir. Normal şartlarda yeni, taze bir coşkuyla var olmaya yönelen yaşam iradesi aranan uyumu bulur. Bulmak zorundadır. Yerleşikler için yeni olanı içselleştirme ve onlara uyum sağlama, gelenler içinse şehir yaşamına intibak etme kültürel, kitlesel uyumun ifadesidir. Uygarlık kavramından çıkarılacak ilk anlam bu doğrultuda bir anlayış olmalıdır.  Belki bu sebeple ilk yerleşik Türk kavmine ‘uygarlar’ anlamında Uygurlar denmiş olmalıdır.(26) Bütün bu anlattıklarımızdan da anlaşılacağı gibi, yerleşik hayata geçme aşamasında göçer kavimlerin fazla uyum sorunu yaşamamaları onların intibak kabiliyetlerinin yüksekliği sebebiyledir. Sonra, onlarda klişeleşmemiş, klişeleşmesine neredeyse imkân olmayan esnek yaşam telakkisi ve tasavvuru yeni duruma göre hemen ve çarçabuk biçimlenecek mahiyettedir. Türkler bu konuda çok ilginç örnektir. Gittikleri her yerin kültür ve yaşayışına kolaylıkla uyum sağlamış, yerli unsurlara eklenmişlerdir. Belki en farklı açılımı Asya’dan Anadolu’ya göç sürecinde yaşamışızdır. Bilindiği gibi Türklerin Asya’dan Anadolu’ya göç tarihleri aynı zamanda Müslümanlaşma sürecidir de. İslam ile gerçek anlamda kişilik ve kimlik bulan Türkler yurt edindikleri Anadolu’yu İslamlaştıracaklardı. Başta Selçuklu deneyimi olmak üzere Anadolu’da medeniyetler kurmaları ve kökleştirmeleri fazla zor olmadıysa bu İslam’ın onlara sağladığı ruh ve kültür üstünlüğü yanında yüzyıllardır hareket halinde yaşamanın verdiği aktiflik, kararlılık, dirilik ve teşkilatlanma becerisi sayesindedir. 


(24)-Mukaddime, (Halil Kendir çevirisi) C.1, s.197.
(25) -Lahbabi, age., s.29.
(26)-Kaşgarlı Mahmut, Reşidüddin ve Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın, bu ad üzerine yaptıkları açıklamalar birer halk etimolojisi olmaktan öte bir değer taşımadığı’ yönündedir. (Bkz. Türk ansiklopedisi, C.33, s. 148, MEB.) Uygurlar’ın yarı göçebelikten yerleşik hayata geçen ilk Türk kavmi olduğu bilinmektedir.(Bkz. Türk Dili ve edebiyatı ansiklopedisi, C.8, s. 473, Dergâh yay. İst. 1998) Yine ‘Uygur’ adına 974 yılında bir Çin kaynağında ‘şahin gibi dolaşan, hücum eden’  anlamı verilmiştir. ‘Uy’ un ‘Akraba- Müttefik’ten geldiği ve ‘On Uygur’ adının da bu ittifak manasında olduğu bildirilmiştir. (Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, “Türk Tarihinde Uygurlar”, Türkler, C.2, s.213, 216, 227, 233.) Yeni Türkiye yay. Ank. 2002

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-08-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116434692 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net