27-01-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow AKIL OYUNLARI
AKIL OYUNLARI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Ahmet Altan - 24.07.2008, Taraf   
27-07-2008
Akıl oyunları…

                                                             Ahmet Altan - 24.07.2008, Taraf
Öyle haberler çıkıyor ki ortaya insan kendi kendine “ben nasıl bir ülkede yaşıyormuşum” diye soruyor.
Böyle bir ülke olduğuna inanılması güç gerçekten.
Bugün bizim manşeti okumuşsunuzdur.
Şimdi Ergenekon sanığı olarak cezaevinde bulunan birinin ofisi yılarca önce basılmış, kendisi başka bir suçtan mahkemeye çıkarılmış.
Mahkeme, bir zabıt tutup sanığın ofisinde bulunan belgeleri iade etmiş.
İade edilenler arasında bir de “suikast belgesi” var.
Resmî kayıtlara gerçekten böyle geçmiş, “suikast belgesi” diye.
Mahkeme bir “suikast belgesi” buluyor ve bunu sanığa iade ediyor.
Bu, bir polisin yolda tabancasını düşüren birine kibarca yaklaşıp “tabancanızı düşürdünüz” diyerek silahını sorgusuz sualsiz vermesi gibi bir şey.
“Suikast belgesi” denilen şey bir ülkede adalet sisteminin hiç mi ilgisini çekmez?
Bu nedir diye merak etmez mi?
Etmiyor.
Etse belki birçok olay daha önceden aydınlanacak.
Aynı durum Danıştay davasında da karşımıza çıkıyor.
Sanıklardan biri Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasındaki bağlantıyı ihbar ediyor ama mahkeme aldırmıyor.
Emekli olan mahkeme başkanına bugün “niye o ihbarı kaale almadınız” diye sorduğunuzda “hatırlamıyorum,” diyor.
Danıştay davasını unutabilen bir ağır ceza reisi.
Bu bir alacak verecek ya da boşanma davası değil, Türkiye’yi sarsan bir suikast davası ama yargıç unutuyor.
Böyle bir davada çok önemli bir ihbar yokmuş gibi davranabilen ve bunu “unutan” birini kim ağır ceza yargıcı yaptı diye sormak gerekiyor elbette.
Yargının görevi, gerçekleri ortaya çıkarmaktır.
Ama bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, acaba Türkiye’de yargının görevi gerçekleri saklamak mı diye düşünmek zorunda kalıyoruz.
Anlaşılması zor ilişkiler çıkıyor yargıda.
Eski bir Yargıtay başkanının mafyayla ilgisi gazetelere yansımıştı.
Şimdi de Adalet Bakanlığı’nın müsteşarı ile Ergenekon sanıklarından bir orgeneralin telefon görüşmesi çıktı karşımıza.
Adalet sistemimizin bir yanında gölgeler var ama başka bir yanında da bu gölgeleri temizlemeye uğraşan birileri çabalıyor.
Aslında devletin her yanında aynı tablo göze çarpıyor.
Kirlenme ve arınma çabası aynı bünyede.
Bu durum, bana biraz Akıl Oyunları filmini hatırlatıyor.
Biliyorsunuz o film, şizofren bir bilim adamının hayat hikâyesini anlatıyordu.
Dünyaca ünlü profesör, aklının “sağlıklı” yanıyla “hastalanmış” yanını iyileştirebileceğine inanıyor ve bunu başarıyordu.
Hatta Nobel ödülünü bile alıyordu bulduğu “oyun teorisiyle”.
Şimdi devlet, temiz yanıyla, kirli yanını arındırmaya uğraşıyor.
Biz de bazen umutla, bazen tedirginlikle izliyoruz.
Ama hep “hastalanmış” bir “şey”e baktığımızı, her an hastalık semptomlarıyla karşılaşabileceğimiz kuşkusunu taşıyoruz.
Hastalık öylesine yayılmış ki bazen dehşete düştüğümüz de oluyor.
“Suikast belgesinin” sorgusuz sualsiz iadesi şaşırtıyor bizi.
Yeni Şafak’ta yayınlanan, Veli Küçük’ün uluslararası uyuşturucu kaçakçılığındaki rolü hakkındaki iddialarla, Radikal’de yayınlanan Susurluk-Ergenekon bağlantısının kanıtları, bugün karşılaştığımız çetenin köklerinin çok “derinlere” indiğini ortaya koyuyor.
Gazeteciliğin kalite kazanmaya başladığı bir döneme giriyoruz.
Rekabet, herkesi yarışmaya ve daha iyisini yapmaya zorluyor.
Sanırım, bu sağlıklı yarış, yakında Susurluk-Ergenekon bağlantıları konusunda daha fazla belgeye ve bilgiye kavuşmamızı sağlayacak.
Suçun devletin derinliklerine ne kadar sızdığını daha iyi göreceğiz.
Bu bilgiler teker teker ortaya çıktıkça, Ergenekon savunucularının sayısı da kaçınılmaz olarak azalacak.
Örneğin, Deniz Baykal, avukatlığını yaptığı çetenin bağlantılarını savunmakta ciddi zorluklarla karşılaşacak.
Kendi tabanına, bu örgütü korumak konusundaki anlaşılmaz isteğini anlatmakta sorunlar yaşayacak.
Ben hep birlikte yaşadığımız tedirginliklere rağmen ümitliyim.
Toplumun kararlılığı, dünyanın “temiz bir Türkiye” arzusu, devletin “kendini temizlemek” isteyen bölümüne daha çok güç verecek.
Aynı o şizofren profesör gibi kendi kendimizi iyileştireceğiz.
Hasta olduğumuz doğru.
Hastalığın işaretleri her gün gazetelere yansıyor artık.
O hastalık görüntüleri aynı zamanda iyileşme talebinin de hayata yansıması.
Hastalığın ne kadar çok farkına varırsak, iyileşme ümidimiz de o kadar artıyor.
Çünkü, “saklamak” da hastalığın parçası.
Birileri hastalığı sürdürmek ve gerçekleri saklamak istiyor…
Ama eskisi kadar kolay olmuyor bu.
Her gördüğümüzle sarsılarak, zaman zaman dehşete düşerek, “neler oluyormuş” diyerek iyileşmeye doğru gidiyoruz.
Şizofren biri kendini iyileştirebildiğine göre…
Şizofren bir toplum da kendini iyileştirebilir.
Bunun ilk belirtileri de görülüyor zaten.
Onun için bizi ürküten her belge, aynı zamanda bizi sevindirmeli.
Ancak böyle iyileşebileceğiz çünkü.

Yorum
Şizofren
Yazar girisim açık 2008-07-31 11:07:59
 
A. Altan ve onun gibiler çok usturuplu şekilde topluma hakaret etmeyi beceriyorlar. Üstelik topluma söverek yükselmeyi de biliyorlar. Yukarıda anlattığı şeylerin neresinde halk vardır? Halk Veli Küçük müdür? Veli Küçüğü eleştiriken, ona sayarken tutup halkını şizofren diye niteleyebiliyor. 
Bir insana, bir topluma yapılabilecek en büyük engelleme kendi içinden gelir. A. Altan ve onun gibi entel zümreler basında hergün ,kurnazca halkını haketmediği biçimde aşağılayarak bunu yapıyorlar. Veli Küçük gibiler olsa olsa elit olarak tarif edilebilir, nereden halk oluyor? 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 30-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
63687867 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net