28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow BİD'AT EHLİ SAPIKLAR ÖLÜDEN YARDIM İSTEME ZAVALLILIĞINA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR...
BİD'AT EHLİ SAPIKLAR ÖLÜDEN YARDIM İSTEME ZAVALLILIĞINA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar İmam BİRGİVİ   
26-07-2008
İSLAM’DA KABİR AZABI’ndan
GÜLDESTE (Antoloji)  

             “BİD’AT EHLİ SAPIKLAR ÖLÜDEN YARDIM ZAVALLILIĞINA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR”

                                                                                         Yazan:  İmam BİRGİVİ
                                                                                        Çeviren: Ahmed ŞAHİN
   “Şeraite en uzak olan bid’at, bir çok insanların yaptıkları gibi, ölüden muradının husûlü için yardım istemektir. Bu hal, puta tapmak gibidir.” “..ölüden medet dilemek, şekli bir benzeyiş değil, fiili bir putperestlik, müşrikliktir.” “..ölüden yardım (dilemek avamı) zavallılığa düşürmüştür.” “.. insanın büyüklüğüne inandığı ölünün kabrine tazim ederek şirke düşmesi, ağaca, taşa, taparak şirke düşmesinden kolaydır. Bu kolaylıktandır ki, çok insanlar mescitlerde duymadıkları huşû ve hudûu kabirlerde hissederler..”


    “.. Allah ile kendi arasında bir vasıta ve şefaatçiyi kabule kendisini mecbur bilen adam, ya zanneder ki, Allah, Kulunun isteğini bilmiyor. Yahut kendi uzaklarda olduğundan işitmiyor da böyle bir vasıtaya muhtaç oluyor…. Bir hükümdarın, kabul etmek istemediği dileği vezir ve memurlarının tesiriyle kabul ettiği gibi Dünya büyüklerinin idarelerinde vasıtaya mecbur oldukları gibi. Böyle fasid ve batıl zanlara kapılan adam bilmiyor ki, padişah… devletin intizamı, asayişin devamı, halkın rahatı için padişah bu vasıta ve müşavirlere muhtaçtır..” “.. bazı cahiller “ziyaret” denilen türbelere giderek kıtlık, kuraklık, düşman istilası gibi felaketlerden korunmak, muradına kavuşmak için ölüden medet umarlar..” “Aleyhisselâtü vesselam Efendimiz, peygamberlerinin kabirlerini mescit yaptıklarından dolayı Yahudilere ve Nasaraya lanet etmiştir.” “Bu türlü hareketler insanı İslam’dan uzaklaştırır, putperestliğe doğru götürür. Resulullah’ın şiddetle men’ettiği kötülükleri teşvik edenler, kendilerine uyan cahilleri uçuruma sürüklemektedirler.” “Türbelere, mezarlara mum yakmak, çaput bağlamak, bu gibi yerlerde… bu türlü hareketlerle peygamberlere, velilere hürmet ve tazimde bulunduklarını sananlar… putlara tapanların, bu putlara gösterdikleri hürmete benzer… öncekiler de, başlangıçta sevdikleri saydıkları ölülerin kabirlerine tazimde bulunmuşlardı… bu türlü batıl adetleri terk etmeyi saygısızlık sanma…. Bid’atlarle meşgul kalpler sünnetlerden nefret ederler… kendi bildiğine devam edenlere dikkat ederseniz, Müslümanların ihya etmeye çalıştıkları sünnetlerden yüz çevirdiklerini, hep bidatlerle uğraştıklarını görürsünüz… peygamberlere tazim, sünnetlerine uymakla, velilere muhabbet, nasihatlerini dinlemekle olur.” “.. kabirlerine üzerine türbeler bina etmek… bunlara dualar edip adak adamak gibi batıl inanç ve geleneklerin hemen hepsi putperest aşılarının tezahürleridir… müşrikleri taklit etmektir.” “Kabirde yatanın veli olması, şeyh olması, duaya ihtiyacı olmadığı manasına gelmez.” “Birtakım bid’at ve dalalet ehli sapıklar, ölüye yardım için yapılan duayı, ölüden yardım şekline çevirdiler. Ondan medet beklemek, şifa talep etmek manasında bozdular.” “.. bir takım bid’atciler çıkarak emir olunanlardan sapmışlar, nehyedilenleri irtikaba başlamışlardır.” “.. gafil ve safdil Müslümanlar maalesef bu sapıklığın yayılmasına alet olmuşlardır.”

     “Bugünkü ilim ve irfandan nasipsiz bid’atcı gürüh, meşru ibadetten yüz çevirerek yeni yeni adetler icadına adeta kendilerini mecbur bilmektedirler… ibadet şekilleri ve vakitleri şeriat tarafından tayin ve tespit edilmiştir. Bu ölçünün dışında ortaya atılan adet ve hareketler görünüşte ibadete benzerse de elbette hakikatte hiçbir fazilet ve sevabı yoktur.” “Mezarlara…adak adamak, bu taklidin canlı misallerinden biridir… kabir ziyareti için yolculuk yapıp uzun mesafeler aşmanın sevap olduğunu sanmak da batıl ve fasid bir itikaddır… yolculuğa çıkmalarına “sevap var” zannı sebep oldu ise, bu inançlar sefere çıkmak, icma-ı müslimin ile haramdır.”

    “Kabirleri kireçlemek men edildiği halde, tantanalı kubbeler oturtuyorlar. Ölünün şöhretini bildiren yazılar yazmak islama aykırı olduğu halde mubağalı kitabeler yazıyorlar. Resulullah’ın izni olmadığı halde, kabrin kendi toprağından fazla olarak yığdıkları toprak üzerine kiremit, taş kireçle duvarlar yaparak sünnete muhalefet ediyorlar… mezar ziyaretini de bir nevi Kabe ziyaretine benzetiyorlar… bu türlü hareketler insanı İslamdan uzaklaştırır, putperestliğe doğru götürür. Resullullah’ın şiddetle men’ettiği kötülükleri teşvik edenler, kendilerine uyan cahilleri uçuruma sürüklemişlerdir.”

     “Bid’atçıların… ihdas ettikleri yeni yeni adetlerle sünnetin kifayetsizliğini iddia ve bid’atın sünnetten hayırlı olduğunu ilan ediyorlar da ondan haberleri yok… cahil kimseler bazı evliya ve meşayihe ve onların türbelerine karşı duydukları hissiyatta o kadar ifrata düşüyorlar ki, şirke ve putperestliğe saptıklarından hiç de haberleri olmuyor… kendilerini bu türlü hurafelerle avutuyorlar” “hiç şer’i delile dayanmayan bu batıl inanışları muvazeneli insanlar taşımazlar doğrusu.”

      “Hurafeye asla yer vermeyen Ömerül Faruk, altında Resullullah’a biat edilen ağacı, halkın bölük bölük ziyarete gittiklerini duyunca da kökünden kestirmişti. Çünkü bu ağaçta bir kutsiyetin varlığına inanarak ziyaret ediyorlar… Ebu Bekril Hallaf diyor ki: “Kolunda, sıtmadan kurtarır itikadiyle bir şey bağlı olan adamı Ebû Hüzeyfe görünce: Eğer bu bağ kolunda iken ölürsen, cenaze namazını kılmaktan vazgeçerim, dedi.” …Hazreti Ömer, ağacı hemen kestirmekte tereddüt etmemiştir… Hacerül Esved’in karşısına dikilerek : Bilirim, bir kara taştan başka bir şey değilsin, demişti. Ebû Bekri Tarsusî diyor ki: “Bakınız ey Allah’ın rahmetine nail olan müminler! İnsanların iyilik, kötülük, şifa, medet umdukları taşları, ağaçları görürseniz kırınız.”

       “..mum vesaire yakan müşriklerin tazimi gibi tazime sebep olmak da ; mescid yapan da putperestlerin adetlerine taklide yol açmaktadır. “Ümmetler her ne zaman peygamberlerinin sünnetlerine bağlılıklarına laubaliliğe başlamışlarsa o zaman imanları zayıflamış terk ettikleri birçok sünnetlere ve yüksek düsturlara mukabil, şirk ve bid’atları doğuran hurafelere saplanmışlardır.” “Eğer Resul aleyhisselamın tebliğ ettiği İslam dinini hayatlarında tam manasıyla tatbik ederek, bize örnek olarak yaşayan Eshab-ı Kiram olmasaydı, bu tahrifçiler, İslam dinini de evvelki dinlerin akıbetine uğratacaklar; indi te’vil ve tefsirleri ile halkı aldatacaklardı… batıl fikilerini, resulullahın sözüne dayamak istediklerinden, hadisleri gaye ve MAKSADINDAN uzak tevillerle tahrife çalışıyorlar.”

      “Mevzu” hadisler, İslam dinini temelden yıkmak gayesiyle uydurulup vaz’edilmiştir. Uydurma  hadislerden biri şudur ; “İşlerinizde tereddüte düştüğünüzde, kabirlerdekinden yardım isteyiniz.” Buna benzer daha bir çok hadisleri, putperestler sapıklıklarını gizlemek için yaydılar. Sapmışlara uyan bazı cahiller de bu mugalatanın tesiriyle mevzu, hadislere inanıp amel ettiler… Filan adam falan türbeye gitmiş de, işi hemen olmuş, gibi hurafeler… Bu türlü hikayeler.. cahillerin hafızasında yığın yığın yerleşmiş, nakşolmuştur. Bunlar en yalancı kimselerdir.” “..sünnetten yüz çeviren de azından bid’atcı ve dalaletçi olur.” “İmam Şafii’nin, İmam Ebu Hanife’nin kabri başına dua etmek için geldiği rivayeti de uydurmalardan biridir.”

     “Ehl-i şirk ise, Allah’ a affettiremeyeceklerini sandıkları günahları için şefaatçi aradılar, inandıkları bu şefaatçinin de mutlak kurtarıcılığına itikat edip onu hareketlerinde müstakli saydıklarından şirke düştüler… Hiçbir fert Hakim-i mutlak olan Allah’ü zülcelale yardımcı tasavvur edilemez. Onun indinde mahlukatın en yükseği, en efdali, en muhteremi peygamberleri ve melekleridir. Bunlar bile her işlerinde emir ve müsaade ile hareket ederler… bilinmesi vacib olan şeyleri bilmiyor, Rabbi Tealayı, yanında yardımcı bulundurmaya mecbur olan ve bazı yakınlarını işlerine ortak eden padişahlar ve dünya büyükleri gibi sanıyor. Avam şirke buradan düşüyor. Din bilgisi olmayan cahillerin sapıtmalarına en çok bu vasıta meselesi sebep oluyor… Allah ile kendi arasında bir vasıta ve şefaatçiyi kabule kendisini mecbur bilen adam, ya zanneder ki, Allah, kulunun isteğini bilmiyor da vasıta bu isteği ona bildiriyor. Yahut kendi uzaklarda olduğundan işitmiyor da böyle bir vasıtaya muhtaç oluyor. Yahut da kulunun isteğini yapmak istemiyor, fakat vasıta bu dileğin yerine getirilmesini sağlıyor. Bir hükümdarın, kabul etmek istemediği dileği, vezir ve memurlarının tesiriyle kabul ettiği gibi. Dünya büyüklerinin idarelerinde vasıtaya mecbur oldukları gibi. Böyle fasid ve batıl zanlara kapılan adam bilmiyor ki, padişah devletin intizamı, asayişin devamı, halkın rahatı için padişah bu vasıta ve müşavirlere muhtaçtır. Mutlak olarak kadir olan Allah(c.c.) böyle yardımcılara muhtaç değil ki…”

    “… Kuduri diyor ki: “Ebu Yusuf’un şöyle dediğini işittim : Ebu Muhammed dedi ki, dua ederken, falanın, filanın hakkı için bana şunu, bunu ver, demek bir Müslüman’a yakışmaz. Çünkü kulların Allah’ta hakkı yoktur ki.. bir defa insan aracılığı manasına “filan evliyanın, falan şeyhin hakkı için” denildi mi, artık o veli veya şeyh, avam nazarında mukaddesleşmekte, türbesine kandiller yakılıp kurbanlar kesilmekte… Bu türlü hareketler putperestlerin ve sapık itikatlıkların hareketlerine öylesine benzer ki, adeta, bunlar putperesttir, diyesimiz gelir.” “Bir Müslüman,  bir müşrikle akrabalık kuramaz.” “..batıl inanç ve fena adetlere karşı Şeriatın emirlerini, bu fiil sahiplerini bildirmeyi, kendimce mühim dini bir vazife telakki ettim…”

    “Allah’u Azimüşşan Resulünü, böyle batıl inançları iptal, doğrusunu ikame için gönderdi. Bizim için onun sözünü dinlemek kafidir..”      

                                                                                         Yazan: İmam BİRGİVİ
                                                                                        Çeviren: Ahmed ŞAHİN

Yorum
Aydın Menderes'in bir yazısı
Yazar bilal sürgeç açık 2008-09-04 13:18:19
Bu konuda Aydın Menderes'in bu konu ile ilgili ibretli bir yazısını okumuştum Bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum: 
 
 
Elimden bırakmadığım kitaplar (1) 
Mizan-ül Hak 
09.08.2006 
 
KÂTİP Çelebi bu eserini yazalı tam 350 yıl olmuştur. Bu kitap bize ve günümüze ta o kadar zaman öncesinden muhteşem bir hoşgörü dersi vermektedir. Böyle bir kitabın o dönemde yazılması âdeta bir mucizedir. Bu kitapta yıllarca Müslümanlar'ı ihtilâfa düşürmüş ve birbirlerine her manada kıyasıya karşı çıkmalarına sebep olmuş dini konular büyük bir cesaret ve geniş görüşlülükle ele alınmıştır. Bugün dahi böyle bir kitabın yazılması zordur. 
Burada ele alınmış tartışma konularının bir kısmı günümüzde de tartışma konusudur. Ancak, kitabın asıl önemini artıran husus Kâtip Çelebi'nin bu konulara getirdiği çözümler değildir. Önemli olan konulara bütünüyle yaklaşım tarzıdır. Bu eserinde Kâtip Çelebi büyük bir idrak örneği göstererek, bir taraftan halkın örf ve âdeti haline gelmiş hususların, diğer taraftan koyu mutaassıpların kesin inançlarının "doğrusu şudur veya budur" diye tartışma konusu yapmanın ne kadar yanlış ve neticesiz olacağını anlatmıştır. Hem herkese, hem de devlet yönetimine bunların karşısında asla baskıcı bir tavrı tercih etmemelerini sıkı sıkıya öğütlemiştir. Kâtip Çelebi'nin hoşgörüsü felsefi veya metafizik bir gerekçeğe değil, tamamen bütün tarihi de kapsayan gerçekçi bir gözleme istinad etmektedir. Kâtip Çelebi'nin bu tutumunu Kuran'ı Kerim'de sık sık geçen "hikmet" kavramının çok özgün bir yorumu olarak ele almamız çok doğru olacaktır. 
İbret verici bir tablo 
İMAM Birgivi, Kanuni Dönemi İslam ulemasındandır. Ebussuud Efendi'nin muasırı ve onun münekkididir. Ödemiş'in Birgi Beldesi'nde, bu belde merkezinin biraz uzağında ve yükseğinde bir yerde medfundur. İmam Birgivi ömrü boyunca kabir ziyaretlerine, mezarların türbe şeklinde üstünün örtülmesine ve buralarda kurban kesmeye ve dilek tutmak için kumaş parçaları bağlamaya bütün gücüyle karşı çıkmıştır. 
İmam Birgivi'nin kabrini ziyaret bana 30 yıl önce nasip oldu. Daha yoldayken insanı hayretler içinde bırakacak bir manzarayla karşılaşmıştım. Yol boyunca çalılara ve ağaçlara kumaş parçaları bağlanmıştı. Kabrine vardığım vakit üstünün kapatılmadığını, büyük bir mermer bloğun kabrin üzerine bir lahit gibi boylu boyunca konulduğunu gördüm. Kabristan civarında ise koyunlar vardı. Bunlar ziyaretçiler tarafından adak olarak kesiliyorlardı. Halk, İmam Birgivi'nin öğütlerini hiç dinlememişti. Onu büyük bir İslam bilgini olmaktan çok büyük bir yatır olarak düşünmüş, kabrini ziyaretgâha dönüştürmüş ve burada niyet tutup adak kesmişti. Kâtip Çelebi'nin dediği olmuş, sonunda halk kendi bildiğini yapmıştır. 
Dikkat edilecek olan 
DAHA sonraki yıllarda da İmam Birgivi'yi ve kabrini ziyarete gittim. Artık kumaş parçaları bağlanmıyordu. Buna mukabil, kabristanın biraz altında Birgi Belediyesi tarafından kurban kesilmesi için uygun, üstü kapalı, içinde suyu bulunan, kesim yerleri olan küçük bir mezbaha inşa ettirtmişti. Belediye Başkanı da övünçle bu küçük mezbahanın kendisi tarafından yaptırıldığını anlatıyordu. Ne diyeceğimi şaşırdım: ne kadar güzel olmuş desem, İmam Birgivi'nin ruhu muazzeb olacak; keşke yapmasaydınız ve burada kurban kesimine izin vermeseydiniz, bu Zatın öğüt ve vasiyetine uygun hareket etmiş olurdunuz desem, bu hizmeti büyük bir ihlas ve samimiyetle yaptırmış olan Belediye Başkanı'nın kalbini kırmış olurdum. Tekrar Kâtip Çelebi'yi ve Mizan-ül Hak'kı hatırlayıp ortadan sözlerle Belediye Başkanı'nı cevaplandırmaya çalıştım. 
Kâtip Çelebi son derece de hoşgörü sahibi bugünün sık kullanılan tabiriyle liberal denilebilecek bir şahsiyettir. Ancak Kâtip Çelebi'nin bu hoşgörüsünün önemli bir bileşimi onun toplumda huzur ve sükununun bozulmaması için taşıdığı muhafazakâr kaygıdır. Gerçi muhafazakâr kelimesi, bir taraftan Amerika'daki Neo-Con'lar diğer taraftan Türkiye'de kendilerini muhafazakâr demokrat diye tanımlayan AK Partililer bu kavramı çok bulandırdılar. Ancak her şeye rağmen önemli, tarihi ve toplumumuzu açıklamakta da az-çok gerekli bir kavramdır. Kaâtip Çelebi muhafazakâr ama statükocu değildir. Düzenin korunması için baskı ve dayatmayı değil, hoşgörüyü şart olarak görür. Bu açıdan Kâtip Çelebi hem kendi toplumumuz, hem de kendine özgü bu gerekçesi dolayısıyla Batı dünyası içinde bir ilktir. 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-04-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73647596 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net