12-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow NERELİSİNİZ?
NERELİSİNİZ? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
24-07-2008
                       NERELİSİNİZ?
                                                                                                
                         Raci Durcan

   Duymaya alışkın olduğum bu sorunun, sohbetlerde basit bir açılış cümlesi olduğunu zannediyordum. Ciddi olarak sorulduğu ortamlarda, soranın küçümseyici bakışlara muhatap olduğuna şahitlik etmişimdir. Çünkü bu kuşakta bir ölçüde sol kültürden etkilenmişlik vardır. Herhangi bir bölgeye yapılan atıf ve bölge adının öne çıkarılması, milliyetçilik çağrışımı uyandırır. Buysa evrensel düşünmeye aykırı kabul edilir.

  Çalışma hayatına girdikten sonra bu sorunun bazı anlarda ciddi bir merakla sorulduğunu gözlemledim. Özellikle ticari anlaşmalarda alıcı rolünde olan; satıcının nereli olduğunu
ciddi olarak merak ediyordu. Dikkatimi çekmiş olmasına rağmen zihnime takılan bu merakın nedenini, benzeri bir olayla karşılaştığımda öğrenebildim. Siz, siz olun bir ilişkinin başlangıcında muhatabınızın nereli olduğunu ciddi olarak öğrenin.

    Evde yapmam gereken bazı tadilat işlemleri için aranırken bir tavsiye üzerine bende mahfuz ismi Alman firması intibaı veren bir inşaatçı firmaya yönlendim. İnşaat işlerinde titizseniz ve daha önce böyle bir iş yaptırmadıysanız; yani piyasaya yabancıysanız karşınızda sözünüzü dinleyeceğini umduğunuz bir müesseseyle çalışmak istemeniz normaldir. Ben de dış görünüşüyle güven telkin bu Alman kuruluşunun bünyesinde ihtiva ettiği taşeronla, pek de itinalı hazırlanmamış sözleşme imzaladım. Bu özensizliğin bir nedeni Alman firmasına olan güvense diğeri de muhatabımın Allah’tan korkan ve dindar biri olduğunu telkin eden yaklaşımı oldu.  İş bitiminde karşıma çıkan şey tam bir felaketti. Yapılan baştan savma işi kabul etmeyeceğimi ve eksik olan yönleri yetkililere defalarca izah ettim. Her seferinde şikâyetlerimin giderileceğine dair söz almama rağmen, bir ay süresi olan iş tam dokuz ay sürdürüldü. Üstelik fatura edilerek ücreti ödenmiş bazı malların teslim edilmediğini gördüm. İnsan ilk bakışta yanlışlık olduğunu düşünüyor. Fakat müessese tüm ısrarlara rağmen ne kötü niyetli taşerona işin doğrusunu yaptırabildi; ne de bizim şikâyetlerimizi ciddiye aldı. Şimdiye kadar hiç karşılaşmadığım bu duruma şaşırmıştım. Şirketin Almanya’daki genel merkezine çektiğimiz şikâyet dilekçeleri dahi karşılık görmedi. Meğer ben bir insanın muhatap olabileceği en kötü şeylerden biriyle karşılaşmışım. Durumu anlattığım birkaç kişi, taşeronun nereli olduğunu sordu. Söyleyince ‘o yöreyle iş yaparken çok dikkatli olmak gerekir’ dedi. Ticaretle uğraşan birinin bahse konu yörenin bu özelliğini bilmemesine hayret ifade etti.

   Hadisenin üzerine düşünürken Ali İzzet Begoviç’in ‘Doğu Batı arasında İslam’ adlı kitabında tam bu konuyu açıklar felsefi yaklaşımla karşılaştım. Geç öğrenmek belki bana pahalıya patlayacak ama aldığım ders önemliydi. Böylece çoktan beri merak ettiğim şeylerin cevabını bulmuş oluyordum. Bununla bir ölçüde teselli olabilirim.

   Ali İzzet Begoviç, Hıristiyanlıkla Müslümanlığı kıyasladığı sayfalarda; Hıristiyanlıkta öne çıkan şeyin iman etmek olduğunu söylüyordu. İslam diniyse önceliği iyi amel işlemeye veriyordu. Kuranda belki 50 defa geçen ‘iman edin ve iyi amellerde bulunun’ sözleri ard arda kullanılarak, bu ikisinin birbirinden ayrılamayacağına vurgu yapılıyordu. Hıristiyanlık ‘iman ediniz ki iyi işler yapmış olasınız’ derken İslam, ‘iyi işler yapınız ki iman etmiş olasınız’ diyordu. Bu ikisi arasında önemli bir fonksiyon farkı mevcuttur. Allah’ı bulmanın, salt düşünmek yerine yararlı işler yapmaktan geçtiğine işaret ediyordu.

   Bir insanın inancına uygun davranması kendisinden beklenendir. Fakat biliyoruz ki inanç ile tatbikat arasında bir fark daima vardır. Bundan dolayıdır ki ahirete inanmayan bir insan, dindarlarda görülmesi gereken bir idealizm ile donanmış olabilir. Bir dindara yakışan cömertlikle, dinle arası hiç iyi olmayan birinde karşılaşabilirsiniz. İnancı gereği doğruluk ve dürüstlük abidesi olması gereken birinde sukutu hayale uğramak mümkündür. Çünkü bir insanın eylemine etki eden şeylerin çoğu, inancından gelmez. Öyle olduğunu kabul etseydik saydığım bu durumları izah etmek mümkün olmazdı.

   Kendilerini tam olarak dindar telakki ettikleri ve hatta din öğrettikleri halde; davranışlarına bakılarak katı bir materyalist olduklarına hükmedilebilecek o kadar çok kişi vardır. Tersine; doktrin olarak materyalist bazı kişilerin tatbikatta her türlü fedakârlığa ve üstün değerler adına çalışmaya hazır görürsünüz. İnsanın aklını karıştıran bu garip insani komedi burada başlıyor ve inkişaf ediyor.
   İnançlarımızla davranışlarımız arasında otomatizm yoktur. Davranışımız; ahlakımız bilinçli bir tercihin ya da hayat felsefesinin eseri değildir. Felsefi ya da siyasi tercihlerin eseri olmaktan çok; çocuklukta, aile içinde kabul edilmiş anlayışların neticesidir. Daha çocukken büyüklerini saymaya, yalan söylememeye, sözünde durmaya, insanlar arasında ayırımcılık yapmamaya, ikiyüzlü olmamaya, sade ve gurulu olmaya alışmışsa; sonraki siyasi tercihi ne olursa olsun bunlar esas şahsiyetinin özellikleri olarak kalacaktır. Onun bu ahlakı dindir. Öğrendiği din değilse bile ona aile kanalıyla miras kalmış olan dindir. Terbiye esasen bazı dini anlayışları iletmeyi başarmış, fakat bu ahlakın kaynağı olan dini aktarmayı başaramamıştır.  Dinin terk edilmesinden ahlakın terk edilmesine geçişte tek adıma ihtiyaç vardır. Bazıları bu adımı atmayı asla başaramazlar. Hayatlarındaki paradoks bundandır. İşte bu neden, incelemeyi ve anlamayı güçleştiren iki şeyin ortaya çıkmasına neden olur: ahlaklı ateistlerle ahlaksız dindarlar (1).
    Ali İzzet Begoviç’ten almış aldığım bu cümleler, karşılaştığım durumu özetlemeye yetiyordu. Bu doğruyu felsefi anlamda değil fakat özünden bilenler, muhataplarına ilk önce ‘nerelisiniz?’ sorusunu yöneltmeyi tercih ediyorlar. Çünkü bir meslek, bir çevre içinde öğrenilebilir. O çevrenin özellikleri bilinirse bu; muhatabınızın ne olduğu hakkında kuvvetli bir yaklaşımda bulunmanızı sağlar.

    Ciddi kararlar alırken karşınızdakinin terbiye yoluyla din haline dönüşmüş özelliklerini bilmek önem arz ediyor. Özellikle evliliklerde adayın, sadece inancını bilmek meseleyi herhalde çözmez. İnancının kişilik özelliklerine iyi ameller olarak ne ölçüde yansıdığını da gözlemlemek gerekiyor. Bunu tespitte zorlandığınızda, içinde karakterinin oluştuğu aile yapısı bu konuda size yardımcı olabilir. Mesela ufak bir anlaşmazlıkta tahammül yerine boşanmayı çözüm olarak gören bir ailede yetişmiş birisi; inancı ne olursa olsun aynı durumlar için aynı yönteme otomatik olarak yönelecektir.

   İnsanları dinlerine göre tasnif eden yaklaşıma karşı mı çıkıyorum? Belki şu şekilde tarif etmek daha doğru olacaktır: din bir yaşam tarzıysa bu, sadece yazılı kuralları benimsemek (iman etmek) ten ibaret değildir. İnançtan çok terbiyenin davranışlara otomasyon kazandırdığını unutmamak gerekiyor. Maliyeti yüksek oldu ancak ismi Alman firma bana bunu öğretmiş oldu…

Yorum
Özür dileriz.
Yazar admin açık 2008-07-23 23:50:48
Oldukça ilgi gören yorum ve tartışmalara konu olan bu yazı bir teknik hata sonucu maalesef silinmiş ve yorum ve tartışmalar yok olmuştur. Saygı değer üyelerimizden samimiyetle özür diliyor, varsa yorumlarını yeniden kaydetmelerini saygıyla arz ediyoruz. 
Admin...
Rica etsem...
Yazar kubha açık 2008-07-23 23:52:34
Bu yöreyi bilmek bizim de hakkımız. İpucu da verebilirsiniz...
Ramazan Topraklı'dan bir YORUM
Yazar admin açık 2011-01-02 19:17:06
Benim kişilerde asalet olarak ifade etmek isteyip de beceremediğim şeyi, çok güzel ortaya koymuşsunuz. Rahmetli babam veya eskiler bu hususa çok önem verirlerdi. Biz sonradan olma insansanlar biraz düzgün konuşan, ağzı lâf yapan insanları baş tacı ettik. Başımıza çok işler geldi. Gelmeye de devam edeceğe benziyor. Selam ve saygılarımı arz ederim. Raci kardeş. Tebrikler ve teşekkürler.  
 
Ramazan TOPRAKLI

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115892754 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net