12-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Yeryüzü: Yaşam İçin İdeal Mekan
Yeryüzü: Yaşam İçin İdeal Mekan PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 8
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
20-07-2008

Yeryüzü: Yaşam için ideal mekân
                                      Necmettin EVCİ

Yeryüzü dünya yaşamı için ideal bir mekândı. İnsanın ve diğer tüm canlıların ihtiyacı olan her şey en ufak ayrıntısıyla var edilmişti. İnsan bütün bunların gerekli bilgisiyle donatılmıştı. Hayatını sürdürmek ve geliştirmek için gerekli olan her şey doğada, akıl ve yetenek ise kendisinde vardı. Belli ölçüde değiştirme iradesine de sahipti. O yeryüzünün efendisiydi. Asil bir varlık sorumluluğuyla diğer varlıkları ve yeryüzü nimetlerini kullanıyordu. Doğa sırlarını ona açıyor, o da sırrını çözemediği durumlarda doğanın gizli şifresini çözüyordu. Bozmak, tahrip etmek yoktu. Modern akıl doğanın
şifrelerini çözücü değil kırıcı işlevle kodlanmıştır. Evet, çağdaş insan da yeryüzünün şifresine vakıf oluyor, ama çözerek değil sökerek,  kırarak! Bu kelimelerde şiddet var, tahrip etme var. İlk insan atalarımız yeryüzünün sırlarını sadece zorunlu sayılacak amaçlar için deşifre ediyor, imkânlar oluşturuyorlardı. Şifre kıranlar ise doğayı sınırsızca, sorumsuzca şurasından burasından parçalayıp koparmaktadır. Amaçsız sayılacak bir değişim ve o değişimin yine anılmayacak ölçüde manasız zevklerine varmak, çokluk vardıktan hemen sonra kullanıp atmak için neredeyse yeryüzünün ciğerleri, ana damarları paçavra gibi söküldü. Bu bilgiyle-bilgisizlikle değil doğrudan sorumlulukla ilgili bir hadise. Materyalist modern insan kendi bozgunculuğunu gizlemek için ilk insanı idraksiz nazarlara ne kadar yabanıl ve gelişmemiş olarak lanse etmeye çalışırsa çalışsın artık bir yaşam biçimine dönüşen barbarlığını ve vahşetini gözden kaçıramamaktadır. Dünya kurulalı beri böyle global ölçekte acımasız vahşet görmemiştir. Genel anlamda bir evrim söz konusudur ama illa da kategorik bir tasnifle izah edeceksek bu ilkellikten tekâmüle değil, tersten ilkten ilkelliğe doğru olmalıdır. İnsanlık ilk evrelerinde ne kadar bilgili ya da cahildi ayrıntılı bilemiyoruz ama bu denli soykırım bu denli açlık yaşanmıyor olmalıydı. İnsanlık tarihi boyunca çıkan savaşlarda ölenlerin toplamı sırf iki dünya savaşında, hatta belki son dünya savaşında ölenlerin toplamından daha az olduğu söylenmektedir. Üstelik o savaşlarda ölenler çoğunlukla kadın, çocuk, kundakta veya henüz doğmamış bebelerden oluşan halklar da olmamalıydı.
Bir şey daha var akıllı varlık olarak insan elbette doğadaki güç ve enerji kaynaklarını kullanacaktı, kullandı. Modern insan kendi paradigması ve sentetik standartlarıyla ilk dönem insanlarını gözden düşürücü tarzda eleştirirken hep kendi ölçütlerini kullanmaktadır. Adeta neolitik ve kalkolitik dönem insanlarının niçin otobanlar yapmadıkları, dijital ve uydu sistemlerini niçin kurmadıkları, niçin apartman ve asansör kullanmadıkları, neden elektrik ve doğal gaz döşemedikleri, yollara ve kavşaklara niçin trafik ışıklarıyla düzenlemedikleri, neden telefonu icat edemedikleri şeklinde bir eleştiri getirmedikleri kalıyor. Çağdaş insan niçin mağarada oturmuyorsa, niçin sofrasındaki balığı bizzat denizden avlayarak değil de marketten alıp getiriyorsa, niçin New-York sokaklarında atıyla işyerine gitmiyorsa, işte tersten aynı sebeple önceki dönem insanları da haberleşmelerini e-mail yoluyla yapmıyorlardı. Çünkü onlar yaşamın tam ortasındaydılar, tam orta yerinde yaşadıkları yaşamın gerekleri bunları ve bu ihtiyaçları zorunlu kılan standarda gerek hissettirmiyordu. Çam ormanlı yamaçlarda kurulu bir köy ya da kent için bu gün bile yaşamsal gerekliliklerin ne olduğu bellidir. Çatalhöyük (Konya), Alacahöyük (Çorum), Alişar (Yozgat) veya Aslantepe’de (Malatya) ya da Maldia’da, Hattuşaş’ta yaşayan insanlara niçin televizyon icat etmediklerini üstelik bunun seri üretimini niçin yapmadıklarını sormak bu yönde bir beklenti içinde olmak, aptallığın ta kendisidir. Çağdaş insan aptallığı ile övünebilir. Övündüğü aptallığı kendine özgü bir böbürlenme ile akıllılık hatta medeniyet de sayabilir.
Tarihin belli bir dönemine kadar insanlar yaşamları için gerekli olan teknolojiyi ürettiler. Onlar teknoloji ile hayatlarını kolaylaştırmak istiyorlardı. Başka bir ifade ile teknolojinin kendilerine egemen olmasına izin vermediler. Binlerce yıl öncesinde Çinlilerin ve Mısırlıların matematik, astronomi, fizik gibi bilimlerde ne kadar ileri gittiğini hepimiz biliyoruz. Demir ve tunç bulunmuştu ve hayatın her anında ve alanında kullanılacak tarzda alet ve eşya haline getirilmişti. Örneğin Çin’de pusula vardı, ilk matbaanın orada kurulduğunu da biliyoruz. Barut kullanılıyordu. Bu kadar ileri bir uygarlık, imkânları olduğu halde batıda kullanılan şekliyle azmanlık düzeyinde bir teknolojik gelişmeye yönelmedi. Ayrıca Mısır’da oldukça ilerlemiş bir bilim ve teknoloji olduğunu bilmekteyiz.  En son Müslüman toplumlar fen bilimlerinde ve sanayi üretiminde zamanlarına göre müthiş atılımlar yaptılar. Ama bunları insan yaşamını anlamsızlaştıracak ve tehdit edecek ölçüde kullanmak hiçbir zaman akıllarından geçmedi. Çünkü onlar yeryüzünde Allah’ın kulu ve halifesi oldukları sorumluluğuyla hareket ettiklerinden, nereye kadar gideceklerini nerede duracaklarını çok iyi biliyorlardı. Aynı ya da benzer tutum diğer Asya uygarlıkları, örneğin Çinliler Hintliler, Babürlüler için de söylenebilir. Bu konulara duyarlılığıyla bilinen çok sevdiğim bir arkadaşım anlatmıştı; (sanırım çıkardığı ‘Yeşil Çevre’ isimli dergisinde de bunu anlatmıştı, orda okumuş olmalıyım): Avrupalı bir çikolata üreticisi, Kızılderili kabilesini gezerken ince çubuklardan sepet ören yaşlı yerlileri görür. O an çikolatalarını bu sepetler içinde pazarlarsa daha otantik ve ilgi çekici olacağını düşünür. Sepeti kaça sattığını sorar adama, “Bir dolar” diye cevaplar yerli. “Peki” der sanayici “bundan bin tane yaparsan tanesi kaça olur?” “O zaman tanesi iki dolar olur” cevabına çok şaşırır iş adamımız. “İyi ama” der “daha çok aldığım zaman fiyat ucuzlamalı değil mi?” Kızılderili’nin cevabı oldukça manalıdır: “Ben bundan her gün bir tane ya da birkaç tane yapıyorum, bana yetiyor. Bu benim yaşama biçimim ama size bunlardan binlerce yaparsam o zaman yaşama biçimimi değiştirmem gerekecek. Sadece benim değil, belki bu köyün yaşama biçimi değişecek.” İşte bu örnekte fark etmemiz gereken önemli incelikler vardır. Artık teknoloji yaşama biçimimizi, giderek insan var oluşumuzu değiştirmiştir. Hatta dillere pelesenk olan kavram ile söylersek, insan soyunun evrim sürecinde yeni bir tür olma aşamasına girmiş olduğu bile söylenebilir. Evet, bu insan o insan değildir, bu insan ölçüyü kaçırmış dengeyi bozmuştur. Bu insan dünün nerede duracağını nereye kadar gideceğini bilen insanından ve o insanın dünyasından ayrı ve uzaktır. Bu insan yeryüzünden kendinden ve varlıktan kopmuştur. Bu insan çökmüş, kaybolmuş, tükenmiştir. Gerçek ve korkunç bir yabancılaşma yaşamaktadır. Bu yabancılaşmayla kendini tanıyamaz olmuştur. O ilkel diye bir bakıma suçlamaya çalıştığı has insan, gerçek anlamda kendi varlığıdır. O saf insana bir dönebilse içinin derinlerinden bir yerde mutlaka var olması gereken o insanın sesini o insanın ruhunu bir duyabilse kurtuluşu için ilk ciddi uyanışı ve atılımı da yapmış olacak. Büyüsü bozulacak şeytanın. Ve o zaman en önemli şeyini hatırlayacak: İnsanlığını. Belki o zaman değişen varlığı ile beraber yeni, başka bir sürece giren bu hercümerç tekrar medeniyete doğru evirilecek. Değişen ve başkalaşan insanla beraber, dünya da değişip başkalaşarak medeniyetten başka bir evreye girme yolunda hızla ilerlemektedir. Bu evre neye, nereye yakın; neye nereye uzaktır? Belki barbarlığa yakındır belki eşi benzeri görülmemiş zulümlere ve insan dışılıklara yakındır. Ama kesin olan bir şey var ki oda bu evre medeniyete uzaktır.
İlk dönem şehirleri de günümüz şehirleri gibi insan, yaşam ve doğa ilişkilerinin en rahat ve dengeli sürdürülecek yerlerde kuruldu. Bu şehirler zamanlarının koşullarına ve çevresel imkânlara göre barınma, savunma, iktisadi ve estetik ihtiyaçları karşılamaya en elverişli yerlerdi. Yani şehirlerin kurulmasında bu bireysel ve toplumsal ihtiyaçların belirleyici olduğu söylenebilir. Günümüz şehirlerini önemli yaşama ve cazibe merkezi kılan unsurlar da üç aşağı beş yukarı aynıdır. İlk şehirlerden günümüzdeki modern şehirler sürecine, uygarlığın serüvenini incelendiğinde, genel anlamda şu süreçleri belirleyebiliriz. Serbest yaşam alanları, ırmak boyları, denizlerin keşfi ve okyanusların keşfi. İlk şehirler değişik coğrafyalarda oranın doğa özelliklerine bağlı olarak kurulmuş olabilir. Daha sonra şehirleşmenin ırmak boylarında geliştiğini görüyoruz. Bu süreç insanların suyu daha çok kullanmaya başladıkları dönemdir. Dicle Fırat havzasında Mezopotamya uygarlıkları, Nil havzasında Mısır, İç Anadolu’da Kızılırmak ve Yeşilırmak bölgesinde Hitit ve Firigya uygarlıkları hep ırmaklara bağlı gelişmişlerdir.

Yorum
Yazar bir açık 2008-07-21 21:42:05
bu hikayede beni ilgilendiren kısmı kızılderilinin bilge sözleridir.insanın hayatını değiştirecek anlar olur ama bu değişimi yaşayabilcek zamanı yoktur insanın ellerindeki değerlerin korunmasını ister.medeniyet değişim demek değildir.yazınız için teşekkür ederim
Yazar Fahri açık 2008-07-22 01:20:56
Şehirleşme ile, ırmaklar arasında doğrudan bağlantı yoktur. Tarımın yol açtığı yerleşik hayat, akarsu kenarı olmak zorundadır. Şehirler ise, ticaret hayatının gelişmesine bağlı gelişen, merkezi ve kavşak noktalardır. Bugünün de en gelişmiş şehirleri, ticari liman şehirleridir. Şöyle, dolaylı bir bağ kurulabilir. Ticaret hayatının gelişimine etki eden, coğrafi ortamın uygunluğu yanında, çevredeki üretim çeşitliliği ve verimliliği, zenginliğidir. Akarsularda buna etki eden bir faktördür. Ancak, verimli topraklar ile bütünleşmez ise, bir anlamı kalmaz. Oda yetmez, canlı ticaret hayatı olmadan, canlı ticaret hayatına özellik arzeden konum olmadan, şehir olmaz. 
 
Kızılderili hikayesinde anlam benim aklımda şöyle kalmış: Birkaç taneyi boş zamanlarımda yapıyorum. O kadar çok yapmam gerekirse, bütün değerli zamanımı alacak.. 
 
Bize egemen olan teknoloji değil, teknolojiye egemen olanlar ve onların inşa ettiği ilişkilerdir. Başaşağı getirmişsiniz bazı şeyleri.  
Yazar girisim açık 2008-07-23 16:45:21
Yazıyı okuyunca 'bunu eleştirmem gerekir' diye düşündüm. Neresini eleştirmeliyim deyince de belirgin bir kısmı aklıma gelmedi. Bunu Fahri Bey yeterince yapmış galiba. 
Yeryüzü yaşamak için ideal mekan olsaydı, insanoğlu cenneti aramazdı diye düşünüyorum. Demek eksik kalan bir yanı var. Cennet arayışı olmasa insanın dünyadaki varlığını anlamlandırmak mümkün olmazdı. Zaten yeryüzünün imarına yol açan da budur. Her insan ya da fikirde belirginleşen cennet tezahürü, buna göre yeryüzünü şekilendirmektedir. 
Günümüzün dünyası ideal olmaktan oldukça uzaktır. Geçmişte doğan her insan, uzun boylu bir çaba gerekmeden hayatını idame ettirebilirdi. Günümüzdeyse 20 sene tahsil yapmak, 30 sene ev almak için çalışmak, geri kalan kısmında da çocuklarının geçimini sağlamak için harcamak zorundadır. Bunların hiç ideal şartlar olduğunu düşünmüyorum. Kapitalizm dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmiştir. Üstelik dönüşü mümkün olmayan bir yoldur bu... 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 20-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115895394 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net