23-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Yargıda Örgütlenme Özgürlüğü-Olmaz.!
Yargıda Örgütlenme Özgürlüğü-Olmaz.! PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar Fahri YURTSEVER   
09-07-2008
Yargıda Örgütlenme Özgürlüğü-Olmaz.!

                                     Fahri YURTSEVER

Aklın mantığın alacağı bir istek değil bu.! Ne günlere geldik.!

Özgürlüklerin koruyucusu olması gereken, hak-adalet dağıtacak bir anayasal kurum, yetkiyi milletten aldığını söyleyen, millet adına yargılama yetkisi kullanan bir organ, kime karşı hak arayacak, kime karşı ses yükseltecek.?

Böyle saçmalık olur mu.? Savcı ve yargıçları, sıradan bir devlet memuru-işçisi durumuna düşüren böyle bir taleple, bizzat kendilerinin geliyor olması başlıbaşına bir muamma.! Kocaman bir soru işareti. Vahametin daniskası.!

Yargının sorunlarının, özlük haklarının giderileceği düzlem, örgütlenme özgürlüğü, sendika-dernek vb. olabilir mi.? Yargı, tümüyle bağımsız ve kanunen, kendi iç mevzuatıyla bunu sağlayabilmelidir. Sağlayamıyorsa, sesini yükselteceği alan, yöntem ve biçim çok başka olmalıdır. Memur sendikası gibi, hakim sendikası olur mu.? Sokaklara mı çıkacaklar.?

Anlamak ne mümkün.! Savcılar ve hakimler, hem mesleki, hem özlük hakları gibi sorunlarını dile getirmek için dernek, birlik, sendika kurma hakkı talep ediyorlar. Hükümetin, yapılacak yasal değişiklikle, mevcut vakfı ortadan kaldırıp, kendisine yandaş örgüt kurma peşinde olduğunu eleştiriyorlar. AB den referans gösteriyor, destek çıkarıyorlar.

Aşağı baksan sakal, yukarı baksan bıyık. İki yanlış, bir doğru etmiyor. 

İngiltere'de, majestelerinin adalet dağıtacak hakimlerine, kendi maaşlarını belirleme ve açık harcama yetkisi tanınmışken, bizimkiler acaba greve gitmeyi mi amaçlıyor diye sormadan edemiyor insan. Bir tarafın, hukuka ve hukuk adamlarına verdiği değere bakın, birde bize. Bizde bütçeden ayrılan paya, binde 4, adalet saraylarının haline bakın. Adaletin ne durumda olduğunu çıkarın.! Da, çözüm burada mı.?

Bu yüce görevi ifa edenler, zaten haysiyeti ayaklar altına düşmüş bu kurumu, daha fazla incitmemeli, ayağa kaldırmalıdır. Savcıların, tutuklama istemlerin veya dava açma taleplerinin çoğu mahkemelerce ret ediliyor ve mahkemelerin verdiği kararların çoğu yüksek mahkemelerce bozuluyorsa, millet hala tanık sıfatıyla bile mahkemeye gitmeye korkuyorsa, içerde de yapmaları gereken çok iş var demektir.

Yok eğer, nasılsa tuzda koktu diyorlarsa, çareyi dernek-sendika kurmakta buluyorlarsa, yolları açık olsun. Oldu olacak, sokaklara çıkıp yürüyüş, miting de yaparlar. Hatta, yasadışı gösteri yaparken, kolluk kuvvetlerince durdurulup, üstlerine su sıkılır, joplanırlar.! Karşı sendika, grev kırıcılığı yapar, aralarında kavga çıkar.. Pol-Bir, Pol-Der gibi birbirlerini tutuklamaya girişirler..

Burası Türkiye, olur mu olur.! Dünyada bir ilk daha bizde yaşanır, rekorlar kitabına girer.

Bir ülkede, yönetenler dahil, ne insanların yargıdan bir şikayeti ve yargıyla bir sorunu olmalıdır, nede yargının şikayeti ve sorunları..! Her türlü sorun bir yana, bu bir yana.!

Her ikiside, ülkede huzursuzluğun, sosyal sorunların, çok ciddi hukuki, adli ve yönetsel problemlerin işaretidir.

Bu problemi ortadan kaldırmak ve rayına oturtmakta herkesten önce, görevli hukuk adamlarının işidir. Bir devletin, küfürle ayakta durabileceğini ama zulümle -adaletsizlikle- duramayacağını hatırlamak lazım.!

Durum buysa, sormaya hakkımız yok mu: Ya biz kimi, kime şikayet edelim.?

Fahri Yurtsever

Ankara 08.Temmuz.2008

Yorum
yazar da tuzağa mı düşmüş ne!
Yazar semazen açık 2008-07-12 01:23:31
adaletten gelen adliye kelimesi yerine yargı kavramını yerleştir. bir de "yüce" sıfatıyla erişmezlik ilham ettir. bu tiynettekilerin materyalist ve ideolojik saplantılar esasında örgütlenmemesini beklemek yanlış olur bence. 
 
eskiden padişah birdi. kimin zulmettiğini bilir, şiirler yazardık. şimdi ortalık "yüce"den geçilmez oldu. 
 
eskiden bir tek yeniçeriler "yemezük" derdi. şimde her taraf "yerük" diyen ocaklarla doldu... 
 
 
 
YARGI 85 YILDIR BÖYLE....
Yazar samigoren açık 2008-07-13 05:26:00
Sayın Fahri YURTSEVER'in yazısını zevkle okudum...  
Katkıda bulunmak istiyorum: 
 
Bir defa sosyal sorunlar bir sarmaldır. Her sorunun kaynağındaki nedenlerbir diğeri ile girifttir, içiçedir... Dolayısı ile yargı ile ilgili sorunların "tek müsebbibi" yargı kurumları/yargı mensupları değildir...  
 
- Türk hukuk sisteminde "hak-adalet" kaygısı sadece "dolgu malzemesidir/lagaluga"dır.... 
 
"Et kokarsa tuz var, ya tuz kokarsa" deniliyor... Tuz ne zamandan beridir kokuyor?... Yoksa biz yeni mi farkına vardık?... 
 
- Yargı Türk Milleti adına karar vermiyor... 
Anayasa’nın 9’uncu maddesi ile “yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını” hüküm altına almıştır. Ancak bu madde tamamen bir safsatadır; realiteye uymamaktadır. Zira “Türk Milleti” karar sürecine hiçbir suretle dahil edilmemektedir... 
 
- Yargı ile ilgili tartışmalar, eleştiriler muhataplarınca hoş görülmemektedir. Tartışma ve eleştiriler karşısında yargı makamları olağanüstü alınganlık göstermektedir. Halbuki tartışmanın olmadığı yerde, eleştirinin olmadığı yerde gelişme olmaz, terakki olmaz. Yargı sistemi tartışma ve eleştirilerden alınmak yerine gerekli dersleri alabilse-ydi; daha güvenilir bir konuma gelebilirdi. 
 
- Yargı sistemimiz çok başlıdır. Yargıdaki çok başlılık “yargı bürokrasisi”nin de kaynağını oluşturmaktadır. Yargıdaki çok başlılık “yargı kastının” kaynağını oluşturmaktadır (yüksek hakimler sınıfı)... 
 
- Yargı tarafsız ve bağımsız değildir. Hiçbir zaman da tarafsız ve bağımsız olmamıştır.... 
 
- Yargı yeni siyasallaşmış değildir, oldum olası siyasal / ideolojik nitelikler taşımaktadır.... 
 
- Yargı belli bir politik görüşün ve mezhebin kontrolündedir....  
 
- Yargı teşkilatımızda ve hakim – savcılarımızda ön yargı son derece yaygındır....  
 
Son olarak; halkımızın, siyasi partilerimizin, resmi kurumlarımızın "adalet" beklentisi içinde olduğuna "gerçekten" inanıyor musunuz?... İnanıyorsanız, söyleyecek sözüm yok... Çünkü ben inanmıyorum....
Yazar Fahri açık 2008-07-13 11:42:14
Sami Bey, şeref verdiniz. İlginiz için teşekkür ederim. 
Bizimkisi, umut fakirin ekmeği kabilinden.. 
Ortada, siyasi –ve bence ekonomikte- menfaat çatışması varken, adalet istendiğini sanmak saflık olur. Halk olarak bozulduğumuz da ortada. Hepimizi bir şekilde suça ortak ettiler. Toplumda, adalet duygusu yıkıldı. Dürüstlük, hakkaniyet, alınteri, güzel ahlak çok gerilere düştü.  
Mümkünse, iki ricam var:  
1-Yargı tarafsız da olmalı söylemi hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor ve ilkesel bağlamla ne demek olduğu hususunda bir açıklama lütfederseniz memnun olurum.  
2-Millet, karar alma sürecine nasıl dahil edilebilir.? Yargıda uygulaması nasıl olabilir.? 
Yargıtay üye seçim tarzı da yanlış!..
Yazar Melitenli açık 2008-07-13 20:26:57
Kanimca Yargıtay üyeleri ile HSYK üyelerinin seçim tarzı yazı kapsamında bir yanlışlık sonucu çıkarıyor. Nusret beyin aşağıdaki yazısı bunu güzel izah ediyor gibi: 
 
YARGITAYDAKİ SEÇİMLER ... 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=693&Itemid=48
YARGI TARAFSIZ OLMALIDIR
Yazar samigoren açık 2008-07-14 03:49:45
Fahri Bey, sorularınıza cevap vermeye çalışayım: 
 
- Bağımsızlık ve tarafsızlık birlikte anlam ifade eder. 
Bağımsızlık, yaptığı görev ve taşıdığı kimlik dolayısıyla başkalarından gelebilecek her türlü zorlayıcı veya yönlendirici etkilere karşı hakimin yasa hü­kümleriyle korunması şeklinde tanımlanabilir. bağımsızlığı; kararlarını verirken hür olmaları, hiç bir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimalide hakimlerin bağımsızlığını zedeler. Başka bir ifadeyle, yargı bağımsızlığı; kararlarını verirken hür olmaları, hiç bir dış baskı ve tesir altında bulunmamaları demektir. Baskı yapılması kadar, yapılabilmesi ihtimalide hakimlerin bağımsızlığını zedeler. Yargının, hakimin bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Hakimin hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir. 
Tarafsızlık ise, hakimin görevini yerine getirirken, taraflara karşı adil ve eşit davranması, haksız olarak taraflardan biri yararına veya zararına tavır al­maması, yasalara ve maddi olaya uygun olarak vicdani kanaatine göre karar vermesi demektir. Tarafların sosyal veya ekonomik durumu, etnik ya da siyasi ya da dini konumu yargıcı-savcıyı hiç ilgilendirmez.... 
Konu ile ilgili düzenlemeler Anayasa’nın ilgili maddeleri ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda, 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu’nda ve diğer mevzuatta mevcuttur. 
Anayasa’da ya da kanunlarda öngörülen düzenlemelere rağmen, pratikte yargı bağımsız ve tarafsız değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.  
Başına bir iş gelmeden terfi edebilmek adına yargı mensupları rahip-rahibe hayatına mahkum edilmiş, toplumla bağlarını kopmak zorunda bırakılmıştır. 
Kararlarına karşı yargı yolu kapalı olan HSYK’nın mevcudiyeti, 
Yargı kurumlarının çok başlılığının getirdiği ayrıcalıklar, 
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını olumsuz etkilemektedir.  
 
- Milletin karar alma sürecine dahil edilmesine gelince; 
Anayasa’nın 9’uncu maddesi ile “yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını” hüküm altına almıştır. Bu madde tamamen bir safsatadır; realiteye uymamaktadır. Zira “Türk Milleti” karar sürecine hiçbir suretle dahil edilmemektedir.  
Ceza davalarında (en azından ağır ceza, Yargıtay ve Yüce Divan-Anayasa Mahkemesinde-), toplumu ilgilendiren kapatma davalarında (dernek, vakıf, sendika, parti kapatmalarında hukuk mahkemeleri, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde) "jüri" sistemine geçilebilir...  
 
Son olarak şunu ilave edeyim; yargı ile ilgili sorunlar bugünün sorunu değildir. Yargı 85 yıldır bu sorunlarla içiçe. Başka bir ifade ile sorunlar kronik, yapısal özellik taşımaktadır.... Unutmayalım ki, "bir ülke küfür ile idare edilir ama zulüm ile idare edilmez." "Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur." Bence Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında yargı sistemi gelmekte, adaletin esamesi bile okunmamaktadır....
Yazar Fahri açık 2008-07-15 05:41:45
Saygıdeğer Sami Bey, çok değerli birkaç hukukçu dostum daha –sizden iyi olmasın- jüri sistemini öneriyor. Ben, şeytanın avukatlığına soyunarak, şekilci bulduğumu iddia edeyim.  
Kanımca, oldu olacak daha ileri götürünüz, "halk mahkemeleri" kurunuz.!?  
Aynı cenahtan devam edersem, tarafsızlık hususu günümüze ışık olmuyor, zannındayım.  
Bireyin, bireyle uyuşmazlığında, tarafsızlık hiç tartışmasız doğru önkabul iken; bireyin veya sosyal-siyasi grupların devletle uyuşmazlığında yargının tarafsızlığını talep etmek, anayasaya aykırı da olsa müspet karar versin demek değil midir.? Neticede bu tür davalarda, mahkemeler ve anayasa mahkemesi, anayasaya -rejime- taraf olmak zorunda değil midir.? 
Öyle ise, buda bir başka soruya kapı açıyor, o halde bu tür sorunlar nasıl çözülecektir.? Hukuk içinde çözümü mümkün müdür.? Anayasada mı aranacaktır.? Bu kapsamda, "yargının siyasallaşması" kaçınılmaz değil midir.?  
HSYK veya YSK nun kararları da denetlenebilsin, anayasa mahkemesinin kararları da denetlenebilsin der isek, o denetleyenleri kimler denetlesin.? Askeri yargı, sivil yargı hususunda; askeri suçlar hariç bir ayrıma gerek olmadığı şüphesizdir ama dokunulmazlıklar olduğu sürece, sadece bu kapsamda düzeltme istemek, ne derece ilkeseldir.? 
Yine kanımca, abuk sabuk yorumlanan "mahalle baskısı" olmadan, sadece kanuni düzenlemelerle, adli şikayet ve problemleri aşmak mümkündür.? Öte yandan, size katılarak ve dolayısıyla kendimi yanlışlayarak, adaleti tesis etmeden hiç bir şeyin düzelemeyeceğini de bilerek.. 
Bu tartışmanın yeni olmadığını bildiğim gibi, amacımın sizi haksız çıkarmak olmadığını da bilmenizi saygılarımla arz ederim. Cevaplama nezaketiniz için teşekkürlerimi lütfen kabul ediniz.  
Yazar samigoren açık 2008-07-18 04:05:07
Fahri Bey, 
Siz jüri sistemini şekil bulabilirsiniz ancak jüri sistemi şeklilcilik değildir... Doğrudan doğruya en önemli kamu faaliyeti olan yargının şefaflaşması, yargı kararına halkın katılması, sorumluluğun paylaşılmasıdır.... 
Jüri sistemi ile "hak mahkemeleri"nin ne alakası var?... Halk mahkemeleri, komünist rejimlerde var-dı... Jüri sistemi ise liberal-demokratik ülkelerin pek çoğunda uygulanmaktadır... 
 
Bireyin veya sosyal grupların devletle uyuşmazlığında yargının tarafsızlığı son derece önemlidir... Zira birey veya sosyal gruplarla devlet arasındaki uyuşmazlıklarda; birey ya da sosyal gruplar güçsüz iken güçlü olan/avantajlı olan devlettir... Burada yargının tarafsızlığından söz etmek "anayasaya aykırı da olsa müspet karar versin" demek değildir... Bu tür davalarda, mahkeme anayasaya -rejime- taraf olmak zorunda değildir... Zira yargının en önemli işlevi "gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamaktır".... Yargının bunun dışında bir işlevi -hele ki rejime sahip çıkmak/rejimi korumak gibi bir işlevi- olmaz/olamaz...  
Bugün çekilen sıkıntıların, tartışmaların nirengi noktası, temel sebebi "yargının bağımsızlığının, tarafsızlığının, adilliğinin" sağlanamamış olmasıdır... Asıl siyasallaşan yargı, bugünküdür... 
 
Diğer yandan HSYK, YAŞ, YSK "idari" kuruluşlardır... Adı geçen kurulların kimlerden oluştuğundan çok işlevi önemlidir.... Hele ki, HSYK üyelerinin yüksek yargı mensubu olmaları, HSYK'nın idari kurul olma özelliğini de ortadan kaldırmaz... Zira HSYK, hakim-savcılar hakkında mesleğe kabul, tayin, terfi, disiplin kararlarını veren "idari" bir kuruldur... "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması" temel kuraldır...  
 
Dokunulmazlıklara gelince, dokunulmazlıklar yürütülen kamu işini sağlıklı bir şekilde/rahatça/amacına uygun ifa edebilme imkanını sağlamak için konulmuştur... Ancak dokunulmazlıklar asıl amacından saptırılmış, sulandırılmış; "hesap sorulamama", "hesap vermeme" (daha açıkçası suç işleme) ayrıcalığına dönüştürülmüştür.... Başta Anayasa olmak üzere tüm mevzuattaki dokunulmazlık hükümleri gözden geçirilmeli, (yalnızca ve yalnızca) o kamusal faaliyetle sınırlandırılmalıdır... 
 
Son olarak, "mahalle baskısı" tabirinden hoşlanmıyorum... Bu kavram bir aşağılama, bir küçümse taşımaktadır; elitist anlayışın hükümranlığını yansıtmaktadır...  
 
Yasal düzenlemeler tabii ki tek başına yeterli olmaz... Zira yasayı uygulayacak olan insandır; "en iyi yasa, kötü uygulayıcının elinde zulüm aracına dönüşebilir...."  
 
Selam ve Dua ile...
Yazar Fahri açık 2008-07-18 11:13:10
Beyefendi merhabalar.  
Mahalle baskısı, toplum baskısı faydalı bir müessesedir. Elbette, bu çağda insanların örgütlenerek seslerini yükseltmeleri yoluyla, yönetenler üzerinde DE baskı grupları oluşturmaları sadece faydalı değil, fevkalade gereklidir. 
 
"Zira yargının en önemli işlevi gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamaktır" derken, mütalaa kapsamını dikkate almak gerekmez mi.? "Gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak" adına, mahkemeler yeni kanun ihdas edebilir mi.? 
Sözünüz, adi-hukuki vb. davalar ve özellikle yargının parçası olarak savcı ve kolluğun görevi için özellikle geçerlidir. Ancak, mesela devlete karşı suçlarda, hakimin tarafsız davranması mümkün müdür.? Hakimden beklenen, önyargısız, gerçekten isnat edilen suçun işlenip işlenmediğine ve kimlerin ne derece işlediğine karar vermektir. Suç sabit ise, kanunda belirtilen cezaya hükmetmek zorundadır. Örneğin, suçüstü yakalanmış terör örgütü mensuplarını, "özgürlük savaşçıları" sayıp, beraat ettirip, ben tarafsız davrandım diyebilir mi? Hatta, Avrupa bunu suç saymıyor arkasına sığınabilir mi.?  
 
Kanaatimce, bir çözüm aranacak ise, anayasa ile aramak gerekir. Kabahati yargıya yıkıp, yargı engelini "tarafsızlık argümanı" ile aşmaya çalışmaktır yapılanlar. Gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak, hak ve özgürlükleri genişletmek adına, yargının yasa ve anayasa dışına çıkmasını veya daha geniş yorumlamasını istemek, tamda bir kesimce yoğun eleştirilen, yasama organın alanına müdahaleye davet olmuyor mu.?  
Tarafsızlık diyerek çizilen adalet ahlakı ve yargı sistemi, hakimlerin yasalara ve anayasaya bağlı-taraf-sınırlanmış olmadan, bir bakıma kastedilen manada bağımsızlık-tarafsızlık bahanesiyle "keyfi karara" hükmetmeleri sonucunu doğurmaz mı.? Oralara varmaz mı.? 
 
Zira, geç yaşında doktorasını bu konuda yapmış bir dostumda, sizin gibi bütün sorunların kaynağının yargı ve sizin aksinize ise "yargının sorumsuzluğu" olduğunu söyler. Yargı, ta baştan görevini layıkıyla yapsa, yasalara bağlı kalsaydı, bugün yaşadığımız sadece siyasi değil, sosyal hatta ekonomik sorunlarında pek çoğunun olmayacağını savlar. Yargının, her dönemde geniş davrandığını ve yürütmeyi denetleme görevini ihmal ettiğini iddia eder.  
Onunla siz öznede birleşiyor ama çözümde tam aksi istikametlere yöneliyorsunuz. 
 
Konu hukuksa, siyasi taraftar değil muhakkak ilkesel olunması gerektiği şüphesizdir. Hukukçular, siyasiler gibi bugün işe gelmeyene kara; yarın işe geldiğinde, şartlar değiştiğinde ak diyerek oportünist olmamalıdır. 
Daha Ankara'nın bile merkez ve kırsalı arasında dağlar kadar fark varken, Jüri sisteminin amacına ulaşabileceği, pratik işlerliği olabileceği, zamanlaması ciddi olarak tartışılmaya muhtaçtır. Ki, bence sorum mantıken yerindedir: Milletin katılımı ise amaç, halk mahkemesini niçin peşinen ret ediyorsunuz.?  
 
Milli ve manevi müspet değerlerimizi yeniden ayağa kaldırabilir, makbul kılabilirsek, halk doğru bilgi ve habere ulaşabilir ve politik düzeyi yükselirse, halkoylaması vb mekanizmalar ağırlıklı kullanılırsa, ekonomik eşitsizlikler olabildiğince azaltılırsa; hukuki sorunlarımızın yarısını da çözmüş oluruz kanaatimi bilgilerinize arz ederim.  
Sağlık ve keyif dileklerimle.  
MAHALLE BASKISI yahut ... BÖYLESİ
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-07-18 21:33:57
Bu Önemli Konuya ben de katılabilir miyim, bir yazımla  
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=757&Itemid=52
Yazar samigoren açık 2008-07-19 05:19:22
Fahri Bey, 
 
Mahalle baskısı kavramının mucidi Şerif Mardin. Bu konuda Mardin aynen şunları söylüyor; "Türkiye’de 'mahalle baskısı' diye bir şey var. Jön Türklerin en çok korktuğu şeylerden biri de oydu. Dediğim gibi 'mahalle baskısı' bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır..." Görüldüğü gibi, kavramın mucidi bile kavramı ifade edemiyor.... Ben böyle bir kavramı neden ciddiye alayım ki?... 
 
"Baskı grupları" ile "mahalle baskısı" aynı değildir... "Baskı grupları" kavramının sosyal bilimsel temeli var, tarihsel birikimi var; ya "mahalle baskısı"nın... 
 
Baskı grupları, hak ve özgürlükler için, adalet için, şeffaf yönetim için, toplumun iyiliği/menfaati için tabii ki zaruridir... Bana öyle geliyor ki, "baskı gruplarının varlığından rahatsız olanlar, mahalle baskısı" kavramı ile onu gölgelemeye, aşağılamaya, etkisiz kılmaya çalışıyorlar (başta da Sayın Mardin)... 
 
İddia makamının mütalaası da sanığın savunması da tabii ki, dikkate alınır.... 
 
"Gerçeği ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak" adına, mahkemeler yeni kanun ihdas edemez... Mahkemelerin yaptığı/yapacağı iş, kanunları maddi olaya uygulamaktır/yorumlamaktır. Başka bir ifade ile genel ilkeleri, özel duruma uyarlamaktır....  
 
Eski TCK'da var olan "devlete karşı işlenen suçlar" yeni TCK'da "millete ve devlete karşı işlenen suçlar" (247. md vd) başlığı altında düzenlemiştir. Bu düzenleme gayet isabetlidir. Zira "salt" devlete karşı işlenen suç olmaz. Hiç bir hakim, suçüstü yakalanmış terör örgütü mensuplarını, "özgürlük savaşçıları" sayıp, beraat ettirip, ben tarafsız davrandım demez/diyemez... Suçüstü hali dışında, mahkumiyet için "her türlü şüpheden uzak yeterli delil yoksa" (örn. tek delil imzasız ve somut veriler içermeyen bir mektupsa) delil yetersizliğinden beraat kararı verilebilir....  
 
Tabii ki, çözüm anayasa, yasa ve diğer mevzuatta gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır...  
Bağımsızlık ve tarafsızlık birlikte anlam ifade eder:  
Bağımsızlık ve tarafsızlık hukukun dışında ya da üstünde olmak değildir...  
Bağımsızlık, yaptığı görev ve taşıdığı kimlik dolayısıyla başkalarından gelebilecek her türlü zorlayıcı veya yönlendirici etkilere karşı hakimin yasa hü­kümleriyle korunması şeklinde tanımlanabilir.... 
Tarafsızlık ise, hakimin görevini yerine getirirken, taraflara karşı adil ve eşit davranması, haksız olarak taraflardan biri yararına veya zararına tavır al­maması, yasalara ve maddi olaya uygun olarak vicdani kanaatine göre karar vermesi demektir.... 
Tarihimizde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda eşsiz örnekler mevcuttur (örn. Fatih ile gayri müslim zımmi bir şahsın mahkemesi)... 
 
"Yargının sorumsuzluğu" sorunların temel nedenlerindendir.... Yargının sorumsuzluğu, keyfiliğin (konformizm'in) diğer adıdır... Bir yargı faaliyetinde keyfilik söz konusu olursa, orada adaletten söz edilemez... Bağımsızlık ve tarafsızlık keyfiliğin nedeni ve/veya gerekçesi olamaz... 
 
Sosyal bilimler, pozitif bilimler (örn. matematik) gibi değildir... Sosyal sorunlarda, sorunun "nedeni" de, "çözüm" de tek değildir... Bütün sorunların temelinde pek çok neden yer aldığından, çözüm yolu nedenlerin ıslahından geçer...  
 
Jüri sisteminin içeriği, zamanlaması tabii ki üzerinde ciddi çalışmaları gerektiriyor...  
 
Son paragraftaki tesbitleriniz (zaten sosyal sorunlarla ilgili tesbitimizi tevsik etmektedir) çok isabetli... 
 
Selam ve Dua ile...
Yargıyı İçinden Tnımalı...
Yazar Melitenli açık 2008-07-19 10:21:02
Yargıyı içinden tanıyan üstad bir hukukçu Ali İhsan karahasanoğlu bakın ne diyor!.. 
 
BAŞÖRTÜSÜ DAVASININ GEREKÇESİ NE OLDU? 
 
Anayasa Mahkemesi, 2008 yılında kaç tane karar vermiş biliyor musunuz? 
Topu topu 115 adet! 
Bunların da bir kısmının gerekçesi, daha yazılmamış! 
Peki Yargıtay’daki daireler kaç dosyayı karara bağlıyor? 
Değişik dairelerden örnekler vereyim..  
1. Hukuk Dairesi; 5.500.. 4. Hukuk Dairesi; 5.000... 12. Hukuk Dairesi; 13.000..  
Bunlar hukuk dairelerinin 2008 yılında verdiği karar sayıları.. 
Tam bir fikir edinmeniz için, bir de ceza dairelerinden örnekler vereyim.. 
1. Ceza Dairesi; 6.000. 4. Ceza Dairesi; 13.000.. 10.Ceza Dairesi; 7.000.. 
Rakamları görüyorsunuz; en azı 5.000, ortalaması 6.000-7.000 karar.. 13.000 karar veren daire bile var! 
Ama Türkiye gündeminde en çok tartıştığımız Anayasa Mahkemesi, aynı süre içinde, hepsi hepsi 115 karar vermiş.. (Eee, Başkanvekili zırpt pırt Kavaklıdere’ye gidip, o siyasetçi, bu gazeteci ile sohbet ederse, başka ne bekleyebiliriz ki? Hatırlayın, Turhan çömez’le Kavaklıdere Kulübü’nde buluşması, mesai günü, mesai saatleri içinde idi!) 
Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay daireleri arasında kıyaslamayı yaparken, bir bilgiyi daha aktarmazsam, Yargıtay’a haksızlık etmiş olurum.. 
Anayasa Mahkemesi 11 kişi, örnek verdiğim Yargıtay hukuk ve ceza daireleri ise 5 kişiden oluşuyor.. 
Dolayısı ile, 5.000-6.000 karar verenler 5 kişi iken, 115 kararı zar zor veren heyet 11 kişiden oluşuyor! 
Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’ndeki üye sayısına bakarsanız, Yargıtay’daki dairelerin verdiği kararın iki misli karar vermiş olmaları lazım. Ama görüyorsunuz işte, ancak yüzde iki mesabesindeler..  
Buna rağmen, Türkiye’nin gündemini, sürekli onlar meşgul ediyorlar.. 
“Anayasayı değiştirtmeyiz” diyenler onlar.. 
“Kanunları istediğiniz gibi yapamazsınız” diye engellemeler çıkaranlar onlar.. 
“Kaç oy aldığına bakmayız, tak diye kapatırız biz partileri” diyenler onlar..  
2008 başından bu yana sadece 115 tane karar veriyorlar, bunların yarısına yakınının gerekçesini de yazamıyorlar! 
O kararların en önemlisi de, başörtü yasağı ile ilgili, Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerindeki değişikliği iptal eden karar.. 
Hem iptal ettiler, hem yürütmeyi durdular.. 
Sonra? 
Sonra attılar dosyayı arka odaya.. Orada bekliyor 1.5 aydır... 
Anayasa değişikliğini iptal edecek kadar cesurlar ama, gerekçesini açıklamaya sıra gelince, düşünüyorlar ha düşünüyorlar! 
İptal ettiniz ya... Şimdi neyi düşünüyorsunuz? 
6 Haziran’da yürütmeyi durdurmuş; “çok açık hukuka aykırılık var” demişsiniz.  
Hani o “çok açık hukuka aykırılık”? O kadar açık bir hukuka aykırılığın izahını yapmanız için 1.5 ay yetmedi; daha kaç ay/kaç yıl bekleyeceğiz? 
“Telafisi imkansız zararlar ortaya çıkabilir, değişikliklerin yürürlüğü durdurulsun” dediniz. 
1.5 aydır yazamıyorsunuz; “Neymiş o telafisi imkansız zarar?” 
Oysa, değişiklikleri iptal etmeseydiniz, üç tane kızımız daha üniversiteye gidecek, onların zarara uğramaları önlenmiş olacaktı.. 
10 ve 42. maddedeki değişiklikler ile, kimse zarara uğramadı ki, siz iptal edince o zararları önlemiş olasınız..  
1.5 aydır beklediğinize göre, aslında kararınızdan siz de pek emin değilsiniz..  
Kimbilir, belki de 1.5 aydır onu düşünüyorsunuz!.. 
“Eşitlik getiren değişikliği iptal ettik. Şimdi biz buna gerekçe olarak ne göstereceğiz?” diyorsunuz.  
“öğrenim özgürlüğünü genişleten bir değişikliği iptal ettik. Bunu laik devlet ilkesi ile nasıl izah edeceğiz şimdi?” diyorsunuz  
Başka izahı var mı, yapılanın?.. 
İptal ettiyseniz, söyleyin gerekçenizi.. Yoksa gerekçeniz, ne diye iptal ettiniz?  
İşin tersliği, daha başörtü yasağı ile ilgili değişikliğin iptal gerekçesini yazmadan, bir de parti kapatmayı gündeme alıyorlar! 
Görünen o ki, onu da sonuca bağlayıp, gerekçesini açıklamadan, dosyayı atacaklar arka odaya...  
Eğer arka odada yer kaldıysa tabii! Her mekanın, bir “alır”ı vardır zira! 
 
 
Fahri bey'den Harika bir tespit!..
Yazar Melitenli açık 2008-07-19 10:28:51
Diyor ki Fahri bey,  
"Yargının sorumsuzluğu" sorunların temel nedenlerindendir.... Yargının sorumsuzluğu, keyfiliğin (konformizm'in) diğer adıdır... Bir yargı faaliyetinde keyfilik söz konusu olursa, orada adaletten söz edilemez... Bağımsızlık ve tarafsızlık keyfiliğin nedeni ve/veya gerekçesi olamaz.." 
Yazar Fahri açık 2008-07-20 15:13:43
Sami Bey, hocanın "mahalle baskısı" ile anlatmaya çalıştığı şey, herhalde çevre -muhit- baskısı olmalıdır. Pektabii, baskı grubu ile aynı anlama gelmez. Ben ilerletmek istemiş, onun için "DE" vurgusu yapmış; sosyal alanı siyasal alanla tamamlamayı amaçlamıştım. Mardin Hoca, sanırım bizden öykü-roman okumadığı ve yaşam içinde bilfiil tanımadığı için ifadede zorlanıyor ve somutlaştıramıyor. Bireysellik ve sınırsız özgürlük sloganlı kampanyaların, aslında sosyal yabancılaşma ve yalnızlaşmaya, kimilerinde kişiliksizliğe, sorumsuzluğa ve serseriliğe götürdüğünü göremiyor-lar diyeceğim ama yeterli olmayabilir. Çünkü, liberal ideoloji, tüketim ekonomisiyle içiçe bu tür bireylere ihtiyaç duyuyor. 
Elbette, dışa tümüyle kapalı bir muhit ve yapıcı değil, saldırgan-azgın-terörize karakterli bir muhit baskısı onaylanacak "yumuşak güç" biçimi değildir. Ama, illa tam tersi bir uca savuruyorlar bizi, savruluyoruz.  
 
Bakınız, yeni petrol kanunu taslağında "milli menfaat" mevhumunu, ayıp olur yahu, şeklen bulunsunda bir şekilde etrafından dolaşılır nasıl olsa demeden, metinden çıkarabildiler.  
Alakasız gibi görünsede, "işte batı ülkelerinde metroda heryerde herkesin elinde bir kitap, biz okumuyoruz" özentisiyle söylevler çekiliyor. Öz biçim ayrımı yapılmadan, istatistiklere başvuruluyor. Cep fotoramanı, polisiye dizi, magazin, spor sayfası okumak, okumaktan sayılıyor. Eğer bu matbuat eğitici ve kültürü yükseltiyorsa; ben "topraktan öğrenip, kitapsız bilmeyi" yeğlerim.  
Bilimsel kitap veya dergide olsa, olumlu bakamıyorum. Otobüste, metroda insanlarla ilgilenmeyi, göz göze gelmeyi, sohbet etmeyi, velhasıl sosyalleşmeyi tercih ederim.  
Başın önde yürümektense, komşuya, tanıdığın esnafa selam vermeli insan. Komşu komşunun külüne muhtaç olmalı.. 
Aman bana mı kaldı demeden, ayıp demeli, hırsız seni demeli, utan demeli, cık cık demeli, sonra ne derler evladım, konu komşuya rezil oluruz demeli. Denmeli ama, sokakta ana avrat söven pişkin veletlerden dahi korkar olduk, "kulağını çekmek" nere.!  
Dağıtmadık, -yazılı olmayan- hukuktan konuşuyoruz aslında.! Bugün, kulağını çekemediğimiz o çocuk, yarının potansiyel sadece sosyal değil, adli-hukuki problemidir de. 

Sn. Melitenli, tam öyle mi, doğrusu bilmiyorum. Haliyle, hem yaşamdan hem sohbetlerden edindiğim intiba ile, Sami Bey'inde tespit ettiği bu görüşe katılıyorum. 
Çözüm için, herkes değişik önerilerde bulunabilecektir, tartışılmalıdır. Ancak, yüksek yargınında içinde bulunduğu yargı sisteminin, bizzat kendi içinde çözüm aranması gerektiği mukakkak. Her ne kadar evrensel hukuk, aihm gibi dışardan denetim mekanizmaları olsada, yargıyı denetleyebilecek yargı dışında bir organ aramak, olacak iş değil. Bir otokontrol tesis edilerek aşılmalı.  
Bununla beraber, tek başına mevzuat düzenlemelerinin; genel, bütünlüklü, milli ölçekte her alanda toptan iyileşmeler olmadan ve güzel ahlakla, yazılı olmayan -örf ve adet- hukukuyla bütünleşmeden sonuç verebileceği fikrinde olmadığımı da -tekrar- belirtmeliyim. 
Tebliğ gibi olduğuna göre, bağışlanmak ümidiyle, sevgi ve saygılarımı sunarak bitireyim. ff:) 
Sağlıcakla kalınız.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116435233 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net