15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TEATRAL TARTIŞMALAR YAHUT SANATTA ŞİİRSİZLİK
TEATRAL TARTIŞMALAR YAHUT SANATTA ŞİİRSİZLİK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 16
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami Çekmegil   
05-10-2005
Image
             SANAT ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
                                              M. Selami ÇEKMEGİL
            Ben bu yazıyı düşünürken, TV.de İstanbul belediyesi "Avrasya maratonu"nda -yeni bir şarkısında genç kızlara yaldızlı telkinlerde bulunduğu söylenen Kenan Doğulu’nun (28 Şubatın çokça sahnelediği) onuncu yıl marşını sokuşturmaya çabalıyordu… Hani şu başkanını halkımızın seçtiği İstanbul Belediyesi…

            İstanbul deyince -Yahya Kemal Beyatlı'dan ayrıca -nedense- merhum Çekmegil’in şu mısraları da hatırımıza geliyor:
             “Asya Avrupa’ya mağlup olalı İstanbul’da
             “İmamlar siyah cüppeli, Eyüp Sultanda mum yanar
             “Canım İstanbul Bizans’a özenmiş,
             “Yüreğim ona yanar…”
***
            Ne zaman estetik fikriyatın, kaba ve müstehcen sanat
iddiasına karşı söz hakkı ihtimali de belirse Ülkemizde, yıllardır  sanatsal duyguları köreltmeye yönelik tavırlar, gürültü çıkarırlar...

            Nitekim vaktiyle, iki büyük belediyeden birinin, tiyatro maliyetleri ile ürünleri arasındaki kıyaslayıcı çıkışı diğerinin başkanının ise cinsel çirkinlik heykelini  halka açık bir parktan  kaldırması sebebiyle sol kanat tarafından koparılan bu kabil gürültüler, “Siyaset Meydanı”nda Yaşar Nuri Öztürk ve Emre Kongar gibi ustalıklı üslupların bile katıldıkları sanatsal tartışmaların muharriki de olmuştu.

         ***
            Kanımca, sanat iddasına en az hakkı olanlar, sanatı salt bir geçim aracı haline getirenler ve madde ötesi boyutu gözardı etmeyi hayat felsefesi haline getiren materyalistlerdir. Sanatta aslolan onun, kişinin önünde hazır bulduğu maddi gerçekliği aşarak duygu dünyasının derinliğinde hayal gücünü harekete geçirip, maddi, tabii ve mekanik hazların ötesinde, kendi özgür tercihleriyle estetik ve bedii, erişilmez ufuklara yönelmesidir. O halde bu ufku kaybederek haz dünyasını ritimleşmiş mekanik zevklere indirgeyen bir bakış tarzının sanat iddia etmeye ne hakkı olabilir? Zavallı insanlık, insana özgü olarak erilen madde ötesi hayal dünyası ile zenginleşen sanat iddiasını bile, hayatı materyalist yaşayıştan ibaret şekilde algılayarak sanatsal cennet ödülünü reddeden sanatsız papağanlara kaptırdı.

            Sanat duygulu insanların işidir: eğer bir materyalist te sanat yapabiliyorsa felsefesini inkar ediyor demektir.

            Mesela: şiir alanında,”trrum,trrum,trrum! /trrrak tikitak/ makinalaşmak istiyorum” cinsinden yaveler dışında derinlikli, içtenlikli, idealist şiirler de yazan Nazım Hikmet -saplandığı materyalist ihanetine rağmen- bir idealizm olan “yurtseverlik" çelişkisinden yakasını kurtaramamıştı. Ta Moskova’dan, “Ben beni bir daha ele geçirsem/ yaşardım yine böyle kan revan içinde” derken, sanki yalan söylediğini fısıldıyor, kendi kendisini yeniden ele geçirip çelişkisiz hayat özlemini dile getiriyordu... Ama ne yazık, bu fırsatı ele geçiremedi ve idealizmini, materyalizminin gürültüsü içinde yedi bitirdi... Materyalizminin bütün baskılarına rağmen Nazım’daki duygu kokan, insanlık fışkıran mısralar, idealizmin bu baskının zincirlerini kırıp zaptedilemeyişidir... Oy taranto babo, oy!”... Bundandır Nazım‘ın ölümsüzleşmesi ve idealizme düşman, bayraklaşma karşıtı materyalist cücelerin elinde bile bayraklaşması!.. Bundandır Nazım Hikmet’in, ansiklopedi sayfalarından inerek,”ben böyle bakıp durmayacaktım dili bağlı/ İslam’ı uyandırmak için haykıracaktım”diyen Mehmet Akif ve “Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolunun / Divanesi ikimiz kaldık Allah Yolunun” diyen Necip Fazıl benzeri soylu şairler misali muhaliflerinin dilinde bile şiirleşmesi...

            Yoksa, “ Savaşta çiğnetmedim hilal’i düşmanlara / Barışta düştü üstüme gölge, gölge haç...”  diyen Anadolu’mun içli feryadı Yavuz Bülent Bakiler’in, “Kimse farkında değil çıplak ayaklarımın / Boynu bükük hüzünlü, esir bayraklarımın/ Bire iki üç veren susuz topraklarımın/ Hasadı yine benim” diyen mısraları gibi Nazım da -esirleşen bayraklarımız için bir başka biçimde ağlıyordu da- ondan mı izah edemediğimiz bir üslupla dilimizde yer edinmişti...

            Muhtevasız şiir bende hep, (yeterince borca battığımızdan olsa gerek artık eskisi gibi pek tekralanmayan)  “hey Corç / Versene borç” türünden şarkılar gibi hissizlik uyandırıyor. Nerede bizim, “Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden / Bendim geçen ey sevgili sandalla denizden” diye terennüm eden musikimizin: ”Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım / Öyle bir an geldi ki mehtap seni sandım” diyen zarif tasviri ve nerede bugünün “öp beni, sev beni...” pespayeliğinin tiksindirici davetiyesi. Nerede “Yıldızların altında ibadet ne güzel şey” diyen ilham perisi?.. Bu ilham perisi bu iklimde ortaya çıkmaz. O, “Müslüman Türküm demişim / Türk’ün müslüman kalmasını istemişim” diyen M.Said Çekmegil’in kış iklimine dayanamayan “Limon Ağacı” gibidir; ortaya çıksa bile ölür. Bize gelince, biz: “Sabret yaz gelsin de limon ağacım/ Çıkarayım seni gün ışığına/ Dalların açılsın rahmete”..  diye bu iklimde daha çok bekleyeceğiz; ya da M.Said Çekmegil’in özlediği iklime yöneleceğiz...

            Şiir dünyasında böyle de resimde farklı mı sanki?.. Ressam Sacit Duman’dan mülhem bir telakkiyle söylersek, kadının gözbebeğini göbeğinin altına yerleştiren Picasso’cu ressamın tablosunda sanat görebilen bir telakkinin bir geyiğin boynuzunu dondurarak meydanlarda halkın gözüne sokmasında da sanat iddia etmesi açık bir çelişkidir. Gerçi, çelişkinin resminde sanat umulabilir ama, tekdüzeliğin aleni göstergesi Voyvoda kazığına sanat diyenlerin gözlerindeki zevksizlikten utanç duymak gerekir.

            Ben oldum olası sanat için sanat züppeliğinin manasını anlayamamışımdır. Sanat için sanat savını posta müşterisi olmak için kutuya üstü adres yazılı boş zarf atmaya benzetmiş, “içeriği olmayan bu zarfı okuyucuya gönderilmiş bir hakaret” gibi algılamışımdır. Sanat için sanat yapanlar, işlerinin en doruk noktasında bile halka mal olamamış ve edebiyat ansiklopedilerinin tozlu sayfalarından ilgili çevrelerin bile bilgisine zor ulaşmışlardır. “Osman bey, Osman bey/ Yalnız elleriniz kalsın açıkta/ Sımsıkı tutuşalım el ele/ Dilimizde tek marş besmele/ Kur’an’dan başlayalım” diye Kriter’de haykıran güçlü şairimiz Metin Önal Mengüşoğlunun tespiti ile: sanat şahikası Abdulhak Hamid’le İstiklal Şairi Mehmet Akif arasındaki fark burada, Akif’in şiirine yüklenmiş dava hamulesindedir.

            Bir de: en az İstanbul’daki muasırları kadar sanat yüklü oldukları halde, gün ışığına çıkmak için video kamera eğlenceleri ile ömür tüketen evlatlarının himmetini bekleyen Anadolu‘daki dedelerimizden, artık dilleri anlaşılmaz hale gelmiş olduğu için edebiyat ansiklopedilerine bile girmeden kaybolup gidecekler de var. Sanıyorum bunların bir kısmından  Kültür Bakanlığı’nın haberi bile yok…

Ben şimdi size işte onlardan birini; duygu ve estetik taşıyan dünyasına aşırı dozda zerkedilmek istenen materyalizme esir olmamış, ancak statik Osmanlı kültürüne indirilen ağır darbenin sarsıntısını da yüreğinde hissetmiş ve şaşırmışlığını gizleyememiş, yer yer ağlamış bir şairini getireceğim. Bu şair, dedem Seyyit Ali Sanih’tir. “Teşrihat-ı Dervişan”ında konuşturduğu bir kahramanına; “Dizimde kalmadı takat nasip arayı arayı / Dolandırdı bizi kısmet Semerkand’ı Buhara’yı“ diye söyletirken diğer bir dervişine : “Ne lazımdır sana gezmek Semerkand’ı Buhara’yı / Sana taksim olan kısmet gelir arayı arayı” dedirten bu şair, olan bitenlere bakın nasıl “la havle” çekiyor!..

            Mahvetti beni bitmedi bi nale-i cangah / La havle vela kuvveta illa billah / Talih bana rehberlik eder ben nedeyim ah /La havle vela kuvveteilla billah. 
            Olsaydım eğer benliğime sahibi muhtar / Gözyaşım olur muydu hemişe bana gamhar / Bilmem ki bu boş kubbede aya ne işim var/La havle vela kuvvete illa billah.
            Bir hasta dilem, yok yere dünyayı dolaştım / Binlerce mihen derd-i bela dağları aştım/ Masum dil’e mücrim dediler ben dahi şaştım / La havle vela kuvvete illa billah.
            Ben istemeden denre neden böyle atıldım / Satın alanı anlamadım kime satıldım / Ben bana mı dağdağalı halka katıldım / La havle vela kuvvete ila billah.
            Yollar karışık hangi tarika gideyim ben / Hangi sese bu samiamı atfedeyim ben / Hayretzedeyim Sanih’a bilmem nedeyim ben / La havle vela kuvvete illa billah...”

            ***
            İşte böyle değerli okuyucularım... Şairlerin ardınca gidenlerden olmayalım ama, biz kendimiz şiirleşelim; şiirsizlik illetinden uzak duralım!..
            O zaman sanatı ve sanatçıyı  çok daha iyi kavrayabiliriz...
                                                                    
                                                                                  M. Selami Çekmegil

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-11-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66505515 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net