14-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow ÖSS SORULARINDA DİL...YANLIŞLARI
ÖSS SORULARINDA DİL...YANLIŞLARI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
24-06-2008
2008      ÖSS TÜRKÇE VE SOSYAL BİLGİLER SORULARINDA DİL, ANLATIM, NOKTALAMA İŞARETİ YANLIŞLARI                                                                                                        
                                      Ercan Arslaner 
                                    (Edebiyat ve Almanca Öğretmeni)
S.2.…Kendini, anlattıklarıyla özdeşleştirdi. …cümlesini  “Kendini anlattıklarıyla özdeşleştirdi.” şeklinde yazarsak eksilen bir şey var mıdır? Hayır, yoktur. Her istenen yere virgül konmamalı ve bu alanda bilimsel anlamda bir birlik sağlanmalıdır.”Bilimsel” sözcüğü tıpkı “üniversite” gibi çoğu zaman boşaltılmış bir kavram olarak gündemdeyse de şahsen bu anlamdaki bilimselliği bir kitabımda hazırlamış bulunuyorum.

Aynı soruda  “Bu parçadaki altı çizili sözle,yazarın hangi özelliği belirtilmek istenmiştir?” cümlesini “Bu parçada  altı çizili sözle yazarın hangi özelliği belirtilmek istenmiştir?” şeklinde yazarsak eksilen bir şey yoktur.”Evdeki hesap….” atasözünü “Evde hesap… yapamayız; fakat “Kısa ve sade yazmak” kuralını ihmal etmemek gerekir.”Sözle, …”  kelimesinden sonra kelimenin türü sebebiyle virgül konulamaz. Kelimenin türü ile “Söz” değil,”sözle anlaşılmalıdır; çünkü her iki sözcük tür yönünden farklıdır.
Bu sorunun B) şıkkında “Edebiyatta, öyküleriyle kalıcılık kazanma” sözcükleri arasına virgül koymaya gerek olmamalıydı.


S.3. D)”Yazarken, okurların beğenisini ölçü almama” sözcükleri arasında virgül olmamalıydı.


S.4.Yukarıdaki” …altı çizili sözle,..” deki virgül  yanlışı tekrarı vardır burada.
Aynı soru E) “Rollerini, yapaylıktan kaçınarak, yaşıyormuş gibi canlandırmak “şıkkında ilk virgüle gerek olmamalıydı. Bu cümleyi “ve” sözcüğü ile test ederek virgül yönünden daha iyi anlayabilir veya değerlendirebiliriz.


S.5.”Aşağıdaki cümlelerin hangisinde boş bırakılan yere, ayraç içinde verilen sözün getirilmesi anlamca uygun olmaz?” cümlesinde virgül kullanılmamalıydı.


S.8. “(1) Romanlar genellikle insanı konu alan kurmacasal ürünlerdir.”  şıkkında “kurmacasal”  sözcüğünü bilgisayarda yazdığım zaman altının kırmızıyla çizildiğini gördüm. Zaten benim amacım da ona “-sal“ekinin gereksiz eklendiğini açıklamaktı. Maalesef bu kelime onun dilimizi yeni öğrenen bir yabancı tarafından kullanıldığını gösterir gibidir ve üniversiteye giriş sorusu olmakla hiç bağdaşmamaktadır. Ayrıca hem kelime hem cümledeki “sadelik “ kuralına aykırıdır. Cümlede sözler yapaylaştıkça, kelime sayısı arttıkça anlam kaybolmakta veya doğruyu anlama anlaşmazlıkları çoğalmaktadır. Kelime kullanımının da çok önemli bir estetiği vardır ve onun ötesinde sözler ritimle bir bütünlüğe kavuşursa ortaya şiir çıkar.
           
26. soruda aynı kelime “-sal” eklenmeden kullanılmıştır. Aidiyet belirtmek için bu ek orada da kullanılabilirdi ve yukarıdaki itirazla eleştirilirdi.


S.11. Burada metin içinde “Diyor ki;…..” ile başlayan bir alıntı görüyoruz.Yine yanlış bir noktalama ile karşı karşıyayız. Buradaki doğrudan anlatımı dolaylı anlatıma şöyle çevirebiliriz:”O,şairin istediği anda kendisi ve bir başkası olabilmek için müthiş
bir ayrıcalığa sahip kişi olduğunu söylüyor.” Bununla görüyoruz ki  “ki” bağlaçtır ve ondan sonra virgül konulmaz. Baudelaire’den çevrilen cümle şudur:”Şair istediği anda kendisi ve bir başkası olabilmek için müthiş bir ayrıcalığa sahip olan kişidir. Burada kullanılan bağlaç “ve” oldukça yabancı düşmüştür. Bunun için onu “veya” ile değiştirmek denenebilir veya metnin aslına bakılabilirdi.


S.9. Şıklarda “cümlede” sözcüklerinden sonra getirilen virgüllerin durumunu ÖSYM hemen açıklamalıdır. Bunların hepsi kurala aykırıdır.  


S.12.”Aşağıdakilerden hangisinde, belgisiz zamir cümlenin öznesi durumundadır?” cümlesinde virgül kurala aykırı konulmuştur.


                        S.10. ise şöyle yazılmıştır:”Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı vardır? “soru cümlesinde aynı kelimeden sonra bu işareti göremiyoruz.
S.14.(II) Bundan dolayı, … şıkkında virgüle yer olmamalıydı.Koyu harflerle yazılan yerde “Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle…..”  cümlesinde “…parçadaki …”yerine  parçada olsaydı anlatımda eksilen bir şey olmazdı.


S.15.  (V) Amacım,Neolitik Çağdan, Osmanlıya uzanan Anadolu….” Cümlesindeki yanlışları da lütfen siz bulunuz. Burada iki adet önemli yanlış vardır. Zaten her yanlış çok önemlidir.


S.17. soruda yine “Bu parçadaki…” üzerine yukarıdaki eleştirilerimizi yineleyebiliriz. Hemen “Evdeki hesap…. “atasözünü hatırlayabiliriz ve yukarıdaki örneklerin aksine onun “Evde hesap” olamayacağını görürüz.


S.18.”Muson yağmurlarıyla yıkanan şehir mi yoksa insanlar mı ayırt edemiyorum.”cümlesinde virgül eksikleri vardır. Hepsi bir yana  “ … insanlar mı  ‘olduğunu’ şeklinde bir tamlama ve eksiltme ile olduğunu yerine virgül konacağını düşünmek gerekirdi.


S.21.”Bu parçadaki altı çizili sözün söylenmesine yol açan durum aşağıdakilerden hangisi olabilir?” cümlesinde nereye virgül konacağı çok açıktır.


S.23. “D)Bilginin yarar sağlaması, onun düşünülerek kullanılmasına bağlıdır.
E)Tartışmaların bir sonuca ulaşması onların sağlam verilere dayanmasını gerektirir.” cümlelerini karşılaştırarak imla yanlışını lütfen kendiniz görünüz.


S.25.Paragrafın içindeki “Hiç yaşamadığınız acıyı, yalnızca yazarak hayata imza atmış olursunuz.”cümlesinde virgül yanlışı vardır.


S.26.A)Okurların anlatılanlara inanması, anlatılanların gerçeklik duygusu uyandırmasına bağlıdır.


B)Sanatsal yaratıların başarısı büyük ölçüde onların düşlemsel öğeler içermesinden kaynaklanır.” cümlelerinde açık bir virgül yanlışı vardır.


İkinci cümle “Sanat eserlerinin başarısı, büyük ölçüde kurgu (tasavvur-tasarım)öğeleri taşımasına bağlıdır.” yazılmasıyla daha Türkçe olabilirdi.


S.27. A,D,E şıklarında virgül yanlışları bulunuyor.


S.28.E) …..o yapıtların günümüz insanını daha iyi yaşama koşullarına ulaştırdığı söylenebilir miydi” cümlesinde virgül bulunmaması kurallara uygundur.Fakat  27. soruda durum böyle değildir.Belirtili tamlamaların içine tamlananı  açıklayan kelimelerin girmesi ile tamlama bütünlüğü bozulmadığı halde virgül konması kanımca yanlıştır.28 E)’de  ise her nedense “o yapıtların” ’dan sonra virgül konulmayarak doğru davranılmıştır.


SOSYAL BİLGİLER SORULARINDA 32 adet “DİL, ANLATIM ve İMLA” yanlışı tespit ettim. Bunların hepsini izah etmek yerine  “17. soruda  “dağ” değil, “tepe” sözcüğünü kullanmak gerekip gerekmediğini ilgililerden sormak isterdim.  18.06.2008


AÇIKLAMA
            Schiller,”Dil, bir milletin aynasıdır.” sözleriyle ilgi konuda en güzel değerlendirmeyi yapmıştır. Anlaşılan dil özellikle yazılı anlatımla milletlerin medeni düzeylerini ortaya koymaktadır. Osmanlı yalnız siyasi egemenliği ile değil, edebiyatıyla da ne kadar önemli olduğunu tanımlamıştı. Rusya bir zamanlar Fuzuli’yi kendi şairleri olarak göstermek için boşuna uğraşmamıştı. Edgar Allan Poe, Mark Twain, Shakespeare, Cervantes, Honore de Balzac, Johann Wolfgang von Goethe, Schiller, Tolstoy, Dostoyevski vb. isimlerin milletleri için neler ifade ettiğini düşünmek zorundayız. Şüphesiz bizim için Fuzuli Baki, Yunus Emre’lerin yanında Nasreddin Hoca’nın milli ve evrensel değeri oldukça büyüktür. Fakat şimdilerde bu ölmez eserle
rin yerine Roma’daki gladyatör dövüşlerini andıran gösteriler gelmektedir.
Yüce bir edebiyata ulaşmanın ilk bakışta iki yolu vardır ve o diğer bütün bilim alanlarından daha büyük belirleyiciliğe sahiptir:
a)Kompozisyon dersini iyi tanımak ve uygulamak (Bu alanda da lise öğrencilerimin “Daha iyisini görmedik. Bu kitap veya yöntem gırtlağımıza düğümlenen kelimeleri çözdü.”dedikleri bir kitap hazırlamış bulunuyorum.) Bu ders kültürel temeller üzerinde düşünme ve onu ifade etme dersidir. Bir bakıma ona “Edebi Uygulama” da diyebiliriz. Almanların “İnsan uygulama ile usta olur.” Atasözü sanki bu ders için söylenmiştir. Onlar, şimdi edebiyata öylesine önem vermişlerdir ki her süpermarket bir edebiyatçı çalıştırmak zorundadır.  
b)Anlamı bilinen veya bilinmeyen yabancı kelimeleri kullanmaktan kaçınmalıyız. Dil, tarih, coğrafya temelinde büyüyen bir medeniyetin en önemli öğelerinden biri hatta başlıcası varlığın temel özelliklerini kavramaya çalışarak kendine güven kazanan insandır.Bu anlamda insan aile,toplum,millet,küçülmüş bir dünya,gezegenler alemi ve sınırlarını kimsenin tayin edemediği bir evrende yaşayışın sorumluluklarını unutmamalı.Nurullah Ataç,1950 yılında Ulus gazetesinde yayınlanan bir yazısında “Şimdiye kadar değiştirdiklerimiz(devrimlerimiz) yetmez,dili de temelinden değiştirmeliyiz.” diyerek güvensizliğin;Yahya Kemal Beyatlı ise ona “Sen hiçbir işe yaramazsın.” diyerek  eserlerindeki anlam ve kelime estetiği  ile kendine güvenin sembolü olmuşlardır.
Dilin milletin her alanda yüceliğini yansıtan tespitte olduğu gibi bakımlı ve 5.defadır eleştirilerimi TDK’ ya örneklediğim şekildeki eksiklerden uzak olması gerekirdi. Üzülerek söylemek zorundayım ki TDK bunlardan son ikisine halen cevap vermemiştir. Şimdiye kadar yaptığım tespitlerde olduğu gibi ÖSYM ne eleştirilere cevap vermekte ne de yanlışlarını düzeltmektedir.
Özellikle virgül (,), cümlenin en önemli noktalama işaretidir ve hiçbir şekilde tesadüfen konulamaz. Virgülü bilmekle dili bilmenin eş değerde olduğu söylenebilir. Şimdi bir test kitabından herhangi bir örnekleme yapıyorum:”Doğru seçenek olarak geriye.”sonst” aksi takdirde, yoksa anlamını verir ki bu cümleyi anlamlı hale getirir.” (Almanca KPDS Test Kitabı –Erdem Karabulut, Sh.199,14.Soru).Buradaki doğru ve yanlış noktalama işaretleri ile Türkçe bilgimizi yoklayabiliriz.
Virgülün özellikle bilimsel eserlerde ve kanun metinlerinde çok büyük önemi olduğunu unutmamalıyız.
Dillerin bilimsel anlamda tanımayan milletler, üretken olmadıkları gibi güçlerini kötüye kullananlar tarafından kolayca yönlendirilebilirler (maniple edilebilirler) ve en kötüsü onlar ortak bilinçle haksızlıklara tepki gösteremezler.
İlgililere saygılarımla arzederim.18.06.2008
Ercan Arslaner

Yorum
Yazar Fahri açık 2008-06-25 00:56:57
Ercan Bey, 
Edebiyat öğretmeni olmanızdan ötürü, eleştirimi çekinerek yazıyorum. Ancak, ya zamanında bize öğretilen yanlış, ya da siz epeyce hataya düşmüşsünüz.  
Bağışlayınız, lütfen.! "Virgül gerekmez" diyerek işaret ettiğiniz çoğu yerde, aksine gerekir ve doğru kullanılmış. Sanırım, sizin ve eleştirdiğiniz yetkililerin, noktalı virgül diye anılan noktalama işaretinden haberiniz yok. Virgülle ayrılan kimi yerlerin, noktalı virgülle ayrılması gerektiği, çok açık oysa. 
Virgül, "yarım nefes" alma yeridir, aynı zamanda. 
Açıklama kısmınız ise, tam bir felaket.! Hangi birini söylesem.! Alıntılarda, tırnak içindeki cümle nokta ile bitirilmez. Nokta, virgül, ünlem vb. kullanılmaz, örneğin.  
Yine, "..Osmanlı yalnız siyasi egemenliği ile değil, edebiyatıyla da ne kadar önemli olduğunu tanımlamıştı.." cümlenizde; "tanımlamıştı" yerine, kanıtlamıştı veya göstermişti fiilini kullanmalıydınız. Osmanlı'dan sonra da, virgül gerekirdi. 
"..yönlendirilebilirler (maniple edilebilirler) ve.." cümlenizde, ler eki gereksizdir. Cümle, "ve" bağlacı ile devam etmektedir. 
"..bir kitap hazırlamış bulunuyorum.)" cümlenizde, nokta'yı parantez dışına almalıydınız… 

"Bu parçadaki..", ki vurgusu -anlattığınıza göre- çok yerde ve gereksiz kullanılmış, bunlarda haklısınız.  
Re:Laz Hikayesi
Yazar girisim açık 2008-06-25 10:26:17
Fahri Bey'in eleştirisini okuyunca alkıma şu meşhur laz hikayesi geldi. Hani iki laz mezarlığı geziyorlarmış da biri diğerine 'bu kim?' diye soruyormuş. O da 'bu furdi, furildi'. Diğeri için furdi furdi, furildi diye özünden meseleyi izah ediyormuş. Ercan Bey'de bu yazısıyla fıkrada olduğu gibi furilmiş. Hem de rakibine sıktığı silahtan seken kurşunlarla... 
Noktalama işaretleri şahsımda herzaman büyük sorun teşkil etmiştir. Kompozisyon yazılılarında sırf bu nedenle notlarım ortalamayı geçememiştir. Hatta sırf bu nedenle yazı yazmaktan bile uzak durmuştum. Ancak hatanın bende olmadığını, bu kuralları demoklasin kılıcı gibi insanların başında sallandıranlarda olduğunu fark ettim. Ünlü bir Fransız edebiyatçısı, noktalama işaretleri yüzünden Fransız dil kurumuyla çatışmaya girmiş. Edebiyatçı ' biz dil kurumunu değil, dil kurumu bizleri izleyerek hangi kelimenin nasıl kullanılacağı ve noktalama işaretlerinin kuralını koymalı' diyordu. Meselenin özü budur. Bilim, hayata konulmuş olan kuralları tespit içindir. Yeniden kural koymak değil! Maalesef edebiyatçılar kendilerini hayata dair yeni kurallar koymaya yetkili görülüyorlar.  
Meselenin özü budur. 
Saygılarımla 
Raci D.
Sayın Fahri Bey,
Yazar dedemin mesleği açık 2008-06-25 15:14:28
İlginize çok memnun oldum. 
İki öğrenci bir Arapça öğretmenine giderler ve bu dili öğrenmek istediklerini beyan ederler. Öğrencilerden biri dili hiç bilmez;öbürü ise bir miktar bilir. Öğretmen biraz bilene "Sen iki kat ücret ödeyeceksin." der ve sebebini şöyle izah eder:"Senin bir de yanlış bildiklerinle uğraşmak var." diyerek onu biraz da şaşırtır. 
Sizin de maalesef daha ilk cümlenizdeki virgüller yanlış konulmuştur. Ben de biraz üzülerek söylüyorum ki henüz dilimizi bilmeyenler yabancı kelime gösterisine kalkarlar. Bu noktada aklımıza "Şecaat arzederken..." atasözü gelir. 
 
Bir şahıs girdiği sınavda en alta virgüller koyar, sonra da herkes yerine gitsin diye yazar. Anlaşılan o bu işi kolay zannederek gerektiği kadar üzerinde durmamıştır.Zaten bu örnek biraz da bizim eğitim sistemimizin resmidir.Daha önceki YÖK Başkanı Sayın Teziç görevinden ayrılırken "Yüksek öğrenimin problemlerini çözün."diye siparişlerde buunmuşlardı.  
Problemlerimizin çözümünde bilgi dışında bir yöntem olmayacağını bilmek gerekir  
 
 
Bildiğiniz gibi Konfiçyüs anadilin, Hz. Peygamber de yabancı dilin önemini belirtmekte önde gelirler. Keşke bizdeki eğitim yetkilileri bu yüce sözlerin anlamlarını gerektiği gibi bilselerdi.  
 
Sonuç: Ben virgül yanlışlarını rastgele tespit etmedim. bunlar biraz izahı gerektiren konulardır; fakat başta öğretmenler olmak üzere her aydının bilmesi gereken kurallardır. Hz. Ali'ye atfen bir sözde "İlim bir nokta idi onu cahiller çoğalltı" denilir. İşin doğrusu bilinmeyince yollar çoğalır. ama hedef bizden gitgide uzaklaşır. Bizim eğitim sistemimizde de malesef bilinmeyen amaçlar yüzünden nerede olduğumuz belli değildir.  
 
Siz de niçin dördüncü pragrafın sonunda "Örneğin"den sonra nokta koydunuz?Liselerimz meslak eğitiminden ayrılmadıkça gitmemiz gereken çok mesafeler var.  
 
YEDİ SEKİZ hasan paşa örneğini bilir misiniz? Üstat Necip Fazıl'ın bir örneğinde yaşlı olduğu için geride kalan at, hızlı koşanlar arasında fark edilmemiş ama zayıflığı yüzünden yarış biterken bitş çizgisinde görünmüştür.Bunlar konuyu anlamamıza yardım eden güzel örneklerdir. 
Sayın Raci Durcan'a itiraflarından dolayı teşekkür ediyorum. İlginizin devamını beklerken çok değerli Sayın Selami Çekmegil'e selamlarımla Kriter Org hizmetinde başarılar diliyorum. 
 
Ercan Arslaner 
 
Yazar Fahri açık 2008-06-26 04:12:01
Değerli Öğretmenim, devrik cümleyi size anlatsam çok ayıp olur..! 
Raci Bey, ne diyor: "Bilim, hayata konulmuş olan kuralları tespit içindir." 
Bende, öğrendiğimden miras şöyle demiştim; virgül aynı zamanda "yarim nefestir." Nokta ise, "bir nefeslik duraktır." 
Ayrıca, haklı olabilirsiniz. Sizi anlayabilecek kapasitede olmayabilirim. Belki de, siz anlatabilecek "olgunlukta" değilsinizdir. 
Yine mi, şecaat arzettim acaba.! Kıptiliğimdendir, hoşgörüle.!
Re:Virgül
Yazar girisim açık 2008-06-27 10:13:18
Ercan Bey'in bir eğitimci olarak milyonlarca gencin geleceğini ilgilendiren bir konuda 'virgüle' takılmasını ilginç buluyorum. 
Sesler, harf ve kelimeler birşeyi tarif edebilmek içindir. Yazmış olduğu eleştiride, cümlelelerin anlamının bozulduğuna, ifade yanlışlığına sebep olduğuna dair eleştirisi yoktur. Bütün eleştiri, virgülün gereksiz yere çok konulduğu üzerinedir. İsraf elbette iyi değil tabii ama insanı bu kadar meşgul edecek kadar mı? 
Noktalama işaretleri yaygın olarak Matbaanın icadından sonra kullanılmaya başlanmıştır. Diğer bilimlere göre oldukça yenidir. WORD dil kılavuzu, adımı her yazdığımda altını kırmızıyla çizmektedir. Şimdi kuralları bu kadar kati olmayan bir dalda bu kadar nefes tüketmek çok anlamlı mı? 
Kaldıki kutsal kitaplar indirildiğinde noktalama işarteleri pek kullanılmıyordu. İnsanların bu yüzden onu yanlış ya da eksik anladığını söyleyebilir miyiz? Noktalama işaretleri olsa olsa hızlı ve zahmetsiz okumayı kolaylaştırır. Hızlı ve zahmetsiz okuma, endüstriyel okuma demektir. Birim zamanda çokşey okumayı hedefler. Noktalama konulmamış bir cümle üzerinde, anlamı kavramak için fazla durmanız gerekir. Bu da beraberinde derin düşünmeyi ve kavramayı getirir. Derin düşünerek kavrama günümüzde, gerekmeyen birşeydir. Sizden istenen hızlı bir şekilde başakalrının ürettiklerini okumanız(tüketmenizdir). 
Raci D.
Yazar Fahri açık 2008-06-27 20:41:31
"Ne çok uyuşuyoruz" deyip, nazar değdirdim galiba.! 
Raci bey, eminim, noktalama işaretlerinden öncede kullanılan bir takım uygulamalar, kaideler vardır. Cümlenin bitişini, arasını işaret eden 'bir şekil', uygulama biçimi mutlaka vardır, olmaması düşünülemez. Noktalama işaretleri, daha kolaylaştırıcı veya pratik-görsel olarak, bunların yerine ikame edilmiş olmalıdır.  
Bu konuda, azıcık bildiklerimle, Sn.Ercan Bey'in diğer bariz hatalarını görmemiş olsam; inanınız, itiraz etme cesaretinde bulunmazdım. 
Öyle demeyin, imla kuralları, noktalama işaretleri, sözün -ve tabiatıyla yazının- görünmez parçasıdır. Söz kadar önemlidir.
Elbette önemli
Yazar girisim açık 2008-06-30 10:58:20
Fahri Bey elbette önemlidir. Ama onsuz hayat olmayacak kadar değil. Bütün söylemek istediğim bu! Yazının icadı için dahi 2-3 bin yıllık tarih veriyorlar. Yazının icadından önce bilimin olmadığını söyleyebilir miyiz? Ben sadece günümüzde kullanılan bazı şeylerin önemine aşırı vurgu yapılmasına karşı çıkıyorum. Bunun altında belki edebiyat hocalarından intikam alma duygusu da vardır; kimbilir! Bir itiraf daha! 
Raci D.
Yazar Fahri açık 2008-07-01 01:39:37
MüYendiZ olduğunuz içün, edebiyata haliyle soğuksunuz. ff:) İtirafınız yerindedir.  
 
Değerli Üstadım, bilirsiniz, her meslek mensubunun şöven bir yanı vardır. Bence, bunu saygıyla karşılamak yetmez. Önemle, dikkate de almak gerekir.  
Sizden çalarak, tekrarlamış olayım: Hayatta önemsiz hiçbir şey yoktur. Misal, sileceğiniz olmazsa, arabanız gider mi? Eğer, bardaktan boşanırcasına rahmet yağıyorsa, gitmez, gidemez. Teferruat gibi görünen, kaloriferiniz (yada klimanız) çalışmaz ise, acil bir durumda, tıkır tıkır işleyen motorunuz bi moka yaramaz. Buzlanmış camla, 5-10 mt dahi hareket edemezsiniz.  
Allah razı olsun düşünenlerden ve medeniyetten, artık yan aynalarımızda buzlanmıyor.! 

Bir mıh, bir nalı, 
Bir nal, bir atı, 
Bir at, bir komutanı, 
Bir komutan, bir orduyu, 
Bir ordu, bir ülkeyi kurtarır." 

“ Bir insanı ahlaken eğitmeden, sadece zihnen eğitmek, topluma bir bela kazandırmaktır."  
Yazar dedemin mesleği açık 2008-07-04 23:58:26
Sayın Fahri Bey, 
Çok samimi ilginize yürekten teşekkürler... 
Bu sayfalar virgül konusundaki düşüncelerimi ayrıntılarıyla açıklamaya uygun değildir.Kısacası virgül, dilin yapısına göre cümledeki anlamın belirtilmesiyle doğrudan ilgilidir.Virgülün konuluşu şahsın dil bilgisini ve kültürel düzeyini belirleyen en önemli öğelerden biridir.Benim en yukardaki açıklamalarımda Schiller'den bir alıntı yapmıştım.Dil bir milletin aynası olacaksa,bu durumda onun her yönüyle tamam olması istenmelidir.Dilde yabancı kelimelere karşı olanlar ÖSS sınavlarında "metafer" kelimesini kullansa da ses çıkmaz,"kurmacasal veya kurgucasal"olduğu gibi kalır.İlgililerin uyarılara rağmen tepkisizliği dil eğitiminde endişelere sebep olmaktadır."Dil alanında hiçbir özen önemli değilse,koparılan fırtınalar nedendir?" diye sormamıza da gerek kalmaz.Dilde dikkatini kaybetmiş toplumlar anayasada anlaşmazlıktan söz etme hakkına sahip olmamalıdır. Ayrıca okullarda dil öğetimi adına neler yapıldığını kavramak da mümkün değil. 
Bu arada benim yazdıklarımda sadece secaat arzetme vardır.Hassaten belirtmek istiyor ,değerli ilgilerinize candan teşekkürlerimi arzediyorum. Ercan Arslaner
Yazar Fahri açık 2008-07-05 05:31:33
Sizi kırdımsa beni affediniz, Ercan Bey. 
Tartışma üslubu gereği biraz aşırılığa kaçmış olmamı, anlayışla karşılamış olmanız sevindirici. Mahcup ettiniz. 
Bende, Türkçe-çiyim. Elbette, Cumhuriyet sonrası Osmanlıca, Farsça ve Arapça dil enstitü ve tarih bölümlerinin ağırlıklı kurulmamış olmasını, büyük bir eksiklik olarak tespit ediyorum. Ama, Türk demek Türkçe demektir, buna inananlardanım. Mümkün olsa, reklamlar ve ürün markalarında bile başka dille yazı ve söyleyişleri engellemek isterdim. Ki, ninnilere kadar indirdiler yabancı hayranlığını.! Ufacık, kreş çocuklarımız rap yaparak, yabancı müziklerle, kep atarak kutluyorlar yılsonlarını.. veya, dinimizi anlamadığımız bir dille öğrenmeye, ezberlemeye zorlanıyoruz.  
"Arabın, arap olmayana takvadan gayri üstünlüğü yoktur" denirken, Arapçaya kudsiyet yüklüyoruz, kendimizce. Allah kelamını, kağıt ve mürekkepte zannederek, şirke varıyoruz. Doğru-yanlış ritüelleri ve gelenekleri din olarak, dinin parçası olarak kabul edin deyip, Allah bilir nerelere koşuyoruz.. Kuran akıl diyor, hayırlı amel diyor, anlayın-bilin-hikmeti kavrayın diyor; bizler ağzımızdan Allah lafını eksik etmiyor ama tersine at sürüyoruz.  
Benim, Arapça hafzetmeye, duaya hiç itirazım olamaz. Öylesi, kişi için tatmin edici ise, içinden gelense, hoşsa, elbette.! Niçin olmasın..?  
 
Uydurmasyon, atmasyonla; her türden yabancı dilin paralel gelişimine dikkat çekmek isterim.  
dilhaber.net belki ilginizi çeker. 
Saygıyla. 
 
Türkçe özensizliği tam sürat devam ediyo
Yazar Sanih açık 2008-07-05 10:00:39
25/06/2008 
HASAN ÖZTÜRK (Arşivi) Yasa metinlerindeki dil yanlışlıkları, Türkçe yetersizliği ve özensizliğinin artık gençlerle sınırlı kalmadığını; aksine yetişkinleri ve özellikle de okumuşları sardığını açıkça gösteriyor 
 
 
 
Bir devlet başkanının, halkının Türkçe kullanmasıyla ilgili buyruğunun bayram coşkusuyla kutlandığı bu ülkede, yasa metninin bir önceki Cumhurbaşkanı tarafından “Türkçesi bozuk” gerekçesiyle geri gönderilmesi önemsenmedi, haber niteliği bile kazanamadı. Bugünlerde hazırlanan bir yasa metnindeki Türkçe özensizliği ise “skandal” boyutuna ulaştı. Türkçe Olimpiyatları sarhoşluğunun yaşandığı Türkiye’de köşk tarafından onaylanan kanundaki Türkçe yanlışlığı da görmezlikten geliniyor nedense. On ayrı komisyon ve onaydan geçtikten sonra cumhurbaşkanlığınca onaylanan metinde geçen, “hırsızlık, rüşvet gibi suçlardan mahkûm olmak” söz grubundaki “olmak” sözcüğünün, doğru biçiminin “olmamak” olduğunu kimse göremiyor. Üstüne üstlük, onaylanan metin Meclis üyelerine de okunmuş. (Haberin ayrıntıları için bkz. Radikal, 12 Haziran 200ff8) Türkiye dışındakilerin, yabancıların güzel Türkçe kullanmalarına sevinmek, ana dili Türkçe olanların Türkçeyi özensiz kullanmalarını örtbas edebilir mi? 
 
Türklerin komşularıyla ilişkilerine bakılırsa Türkçenin tarihsel gelişimi sürecinde dildeki yozlaşmanın Göktürk Anıtları’na dek uzandığı anlaşılıyor. Kaşgarlı Mahmut’un Türkçe çabaları, Karamanoğlu Mehmet Bey’in, devletin de Türkçe konuşulması için “bundan böyle…” sözleriyle başlayan buyruğu, on dördüncü yüzyıl şairi Âşık Paşa’nın, “Türk diline kimse bakmaz idi/Türklere hergiz gönül akmaz idi” sitemi, on beşinci yüzyıl Çağatay şairi Ali Şir Nevai’nin, kolay buldukları için şiirlerini Farsça yazanları “Türkçenin Farsçaya bu derece üstünlüğü varken” uyarısı, Atatürk’ün, dilin zenginliğine “şuurla işlenme” kuralıyla ulaşılabileceğine vurgu yapması… Bütün bunlar, ana dilimizin, varlığını sürdürdüğü bu toplum içinde ne denli bir tehdit altında olduğunun açık göstergesidir. 
 
 
 
Araştırmalar artıyor, özensizlik azalmıyor 
 
 
 
Türkiye’de Türkçe konusunda sayıları azımsanmayacak akademik çalışma var. Onlarca üniversitenin Türkçe ve edebiyat bölümlerine yenileri ekleniyor. Yazı, kitap, toplantı vb. etkinliklerin sayısı arttıkça artıyor. Böyle olmasına karşın Türkçe özensizliği azalmıyor ne yazık ki. Türkçe'nin gerek yazılı gerekse sözlü anlatımındaki savurganlık ve sorumsuzluk toplumun genlinde kanıksanır bir duruma dönüşürken doğru/güzel Türkçe kullanımının, sınavlara giren adayların “anlatım bozukluğu” başlıklı sorunu olmakla sınırlandırılması şaşırtıcı. 
 
Türkçe Olimpiyatları 17 ülkenin katılımıyla başlamışken 2008’de 110 ülkeden 550 gencin katılımıyla gerçekleşti. Ağzımızda “annemizin sütü” Türkçe'nin tadını başkalarının tattığını görmek bu dilin sorumlu sahipleri için bir mutluluk kaynağı. Türkiye Türkçesini kullanma isteği ve becerisi yanında organizasyonun görüntüsü, dileyenleri mest etti adeta. Organizasyon bitti; Türkçenin çirkinleştirilmesine neden olan bildiğimiz yanlışları okumaya devam ediyoruz. 
 
Türkçe Olimpiyatları’ndaki becerileriyle alkış alan geçlerin bizdeki akranı liseli gençlere, organizasyondan birkaç ay önce konferans veren Türk Dil Kurumu Başkanı’nın “Teste dayalı sınav sistemi öğrencilerde söz varlığını kısırlaştırdı. Çocuklar, cümle kurmak yerine ya tek kelime ile konuşuyor ya da kafa sallayarak ‘cık’ diyor”. sözlerindeki çaresizlik, iş yerlerinin adını değiştirerek Türkçeleştirenlere verilecek ödüllerin geçici mutluluğuyla giderilecek gibi görünmüyor. 
 
 
 
Yasalardaki dil yanlışları ve yetişkinlerin yetersizliği  
 
 
 
Yasa metinlerindeki dil yanlışlıkları, Türkçe yetersizliğinin/özensizliğinin gençlerle sınırlı kalmadığını; aksine yetişkinleri ve özellikle de okumuşları sardığını açıkça göstermektedir. Gençlerin olduğu kadar yetişkinlerin -gazete(ci)lerin, siyasetçilerin, televizyon(cu)ların, yazarların, öğretmenlerin, akademisyenlerin, hukukçuların, teknik elemanların, doktorların vb.- de ana dillerinin yazılı ve sözlü anlatımıyla ilgili pek çok eksiklikleri vardır; ancak bunlar “sınav” kapsamında olmadığı için gözden kaçı(rılı)yor. 
 
Türkçenin dil bilgisi öğretimiyle ilgili konularda üniversite yetkilileri bile anlaşamamış. Dilimizin, doğru yazılış kuralları için hepimizi bağlayan bir yazım kılavuzu bile oluşturamadık henüz. Medyanın özensiz, kuru Türkçesi kulaklarımızı tırmaladıkça konuşanları artıyor. Tanınmamış, yeniyetme yazarları ve onların kitaplarını yayımlayanları bir yana bırakınız, resmi kurumların yayımladığı kitaplarda ve akademisyenlerin yazdıklarındaki yazım/anlatım bozuklukları, ÖSYM için uzun süre yetecek potansiyel soru malzemeleridir. 
 
 
 
ÖSS: Ölürsem Sorumlusu Sensin 
 
 
 
Ana dilinin öğretimiyle birinci derece ilgili bakanlığın hazırladığı 50 sayfalık genelgede 55 Türkçe yanlışı bulan ve bunu haber yapan (Betül Kotan, Radikal, 20.03.200ff8) gazetecinin, herhangi bir tepkiyle karşılaşıp karşılaşmadığı, kendisine bir cevap verilmişse eğer yanlışlar için ne tür gerekçelerin gösterildiği merak edilmez mi? Konu gerçekten önemlidir, savsaklanacak yanı yoktur. 
 
Yasa metnindeki yanlışlığa dönersek, olmak ya da olmamak, gözden kaç(ırıl)mış küçük bir ayrıntı sayılarak geçiştirilip bürokratik bir hamleyle düzeltilebilir. Peki ya onca komisyon ve onaydan geçtikten sonra en yüksek makam tarafından onaylanan metindeki Türkçe yanlışlığını, ÖSS adayı onca stresin içindeyken altmış saniyelik sürede yaparsa olmak ya da olmamak ne anlama gelir acaba? Yoğun bir tempoyla bir yıl boyunca sınava hazırlanan adayların, ÖSS’nin açılımını “Ölürsem Sorumlusu Sensin” diye yazdığından haberiniz var mıydı? 
 
Konfüçyüs, devlet adamı olsaydı işe “dili düzeltmekle” başlar mıydı dersiniz? 
 
* Rize Anadolu Öğretmen Lisesi Edebiyat Öğretmeni 
Radikal'dendi
Yazar Sanih açık 2008-07-05 10:03:44
Yokarıdaki alıntı kaynağı  
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=885043&CategoryID=83#

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 04-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115957153 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net