12-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İNANILMAZI BAŞARMAK
İNANILMAZI BAŞARMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
21-06-2008
İNANILMAZI BAŞARMAK
                                                                                                   
                                                Raci DURCAN

     Futbola bir seyirci olarak ilgimi kaybedeli hayli oluyor. Bu 10 yıl önce oynanan dünya futbol şampiyonası finalinde Brezilya’nın Fransa’ya 3-0 gibi ağır bir sonuçla yenilmesinden sonra oldu. Göze hoş gelen ve rakipleriyle kıyaslandığında üstünlüğü ilk bakışta belli olan Brezilya’nın Fransa’yı rahat yenerek dünya kupasını alacağını bekliyordum. Ancak oyun başladığından itibaren Brezilyalı futbolcular sanki sahada zorla tutuluyormuş havasındaydılar. Bunun sonucu ağır bir yenilgiydi.
‘Bu kadar olmaz ki’ diye içimden geçirdiğimi şimdi de hatırlıyorum. Türkiye liglerine olan ilgimi daha önce zaten kaybetmiştim. İnsana büyük heyecan yaşatan o anların sonuçlarının önceden planlandığıyla ilgili şayiaları duymayan kalmış mıdır? Bir maça bu gözle baktığınızda bir futbolcunun önünden geçen topa müdahale etmek için son gücünü kullandığından emin olamıyorsunuz. Bu da mücadele izlemenin zevkini öldürüyor. Gerçek mücadelenin olmadığı bir arenada, tiyatro izleme zevki almanız mümkün değildir.

    Bazıları futbolun bir uyutma aracı olduğunu söylüyorlar. Öyle bile olsa sonuçta bir ihtiyacı karşılamıyor mu? Üstelik uyku her canlı için vazgeçilmezdir de. Canlılar uyuyarak dinlenir, uyanınca avlanırlar. Uykuda olmayan bir canlı avlanıyor demektir. Onca insana av sahası bulmak mümkün mü?

    Futbolun tüm dünyada bu kadar yaygınlaşmasının altında yatan şey; oyun kurallarının basit ve savaşı andırıyor oluşudur. Üstelik bu oyun oynanırken insan kendisine verilmiş olan tüm yetenekleri test edebilir. Rakibe üstün geldiğinizde bunu gerçek bir zafer olarak hissedebilirsiniz. Futbol seyircisi başka tüm oyunlardan daha çok, futbol sahasındaki oyuncularla bütünleşir. Çünkü en kalabalık ve en kolektif oyun budur. Mesela bir basket maçında sık gerçekleşen bir süper oyuncuya bağlı olarak kazanma, futbolda nadirdir. O nedenle milli bir maçta ulusal kimliğinizi daha derinden duyumsamanız mümkündür.

    Mücadele etmek, avlanmak, rakibine üstün gelmek tüm canlıların ortak özellikleridir. İnsan bundan bigane kalamaz. Geleneksel yaşam tarzında insan bu tür olayları sık yaşardı. Av hayvanın bol olduğu ve üstünlüğün insan lehine bu kadar belirgin olmadığı dönemde futbol gibi oyunlara ihtiyaç duyulamazdı. Gerekli olan oyun, tabiatın kendisinde vardı. Bir ata binip rüzgârla yarışmak, en kurnaz hayvanları tuzağa düşürmek, güçlü ayılarla güreşip onları yenmek gibi. Ancak günümüzde insanla baş edecek, insanın bu arzusunu tatmin edebilecek bir zorluk yok gibidir. Şehirlerde yaşayan ve neredeyse beyninden başka hiçbir organını kullanma ihtiyacı hissetmeyen insan için heyecan, aranan bir unsur haline gelerek yapaylaştırılmıştır. Çok kalabalık şehirlerde akıllara durgunluk veren ve ilk bakışta anlamsız görünen cinayetlerin ardında yatan şeylerden biri budur. Kendine gerçek bir mecra bulamayan heyecan ve mücadele içgüdüsü, Allah korkusu da ortadan kalkınca bu tür alanlara kayabiliyor. Olaya bu açıdan yaklaşınca futbolun aslında ne kadar önemli bir işlev ifa ettiğini görebiliriz.

    Dünyanın en savaşçı iki ulusu İngiltere Ve ABD’nin futbol arenasında hiç yer almaması bir tesadüf müdür? Üstelik bu sefer yapılmakta olan Avrupa şampiyonası finallerine İngiltere’nin katılmayışı çok tuhaf bir şekilde gerçekleşti. Beraberliğin yettiği maçta kendi sahasında Hırvatistan’a yenildiler. Hırvatistan o maçta o kadar çok gol kaçırmıştı ki, bunlar gerçekleşse tarihinin en ağır yenilgisini tatmış olacaktı İngiltere. Hoş katılsalar dahi ya ilk turda eleniyorlar ya da başarısız sonuçlarla saf dışı kalıyorlar. Kendi liglerinde fevkalade hızlı futbol oynayan bu insanların uluslararası arenada başarısız kalmaları insanı düşündürüyor. Üç yüzyıldır süren dünya egemenliklerinde zaferin her türlüsünü tatmış bir halka bir futbol şampiyonluğu kutlamasını hediye edemeyen yöneticilerin beceriksizliği affedilir cinsten  değildir.

     İyi bir futbol seyircisi olduğum dönemde Alman futbol tarzını hep beğenmişimdir. Attıkları gollerin tesadüfî değil, antrenmanlarda çalışılarak hazırlandığı belli olur. Rakibe sahada yapacak çok şey bırakmazlar. Bir oyunda takımın başına her şeyin gelebileceğini bildiklerini görürsünüz. Bu nedenle ne farklı galip geldiklerinde aşırı sevinç, ne de yenildiklerinde kadere kahreden bir tavır sergilerler. Bu yaştaki genç oyuncuların bu kadar tecrübeli bir hayat felsefesine sahip olmaları, bunun eğitimini aldıklarını gösterir. Alman yaşam felsefesi oynadıkları futbola yansımakta ve müsabaka esnasında bunları izlemeniz mümkün olmaktadır. Müsabakayı sanki hem rakipleriyle hem kendi yetenekleriyle yarışmak için oynamaktadırlar. İngilizlerin aksine bu tür karşılaşmaları ciddiye alan bir yapıları olduğu anlaşılmaktadır. Bu belki iddialı bir ulus olmalarından, belki de yaptıkları her şeyi ciddi olarak yapma geleneklerinden kaynaklanıyordur.

    Bir de Türk tarzı vardır. Henüz literatüre geçmiş değildir. Fakat son Avrupa şampiyonasından sonra böyle bir deyimin kullanılacağını zannediyorum. Çünkü ekip halinde inanılmazı başarmanın peşindedirler. Yarı finalde, ciddi ve ekol sahibi bir takım olan Almanların rakibi oldular. Almanlar için bu turnuvayı kazanmak inanılmaz değildir. Onlar kaybederlerse bunu başarısızlık olarak görür, belki ilgilisini cezalandırırlar. Fakat Türk ekibinden kimse kupa beklememekteydi. Hatta ilk kademe maçlarında farklı ve sansasyonel yenilgilerle şampiyonaya veda etmesi ihtimal dahilinde görülüp korkulmaktaydı. Sonra ne oldu bilemiyorum fakat Türklerin inanılmazı başardıkları konuşulmaya başlandı.

   
Benim dikkatimi çeken ilk şey, şampiyona başlamadan önce T.V kanalarında izlediğim bir reklâm filmi oldu. ‘Turko’lar soyunma odasında yere ayaklarıyla vurdukça sanki binada deprem oluyordu. Neden sonra dışarı çıkan bir futbolcunun vurduğu top soyunma odasının damını deliyor ve oradan içeriye futbolun aydınlık ışığı doluyordu. Bu çok iddialı bir reklâmdı. 8 ve12 yaşındaki kızlarımın, reklâmı her izlediklerinde içlerinden ürküntü geçirdiklerini fark ediyordum. İnsanda farklı duygular uyandıran bu reklâm hangi hisleri tahrik ediyordur? Ben bir reklâmcı olsam, ilk turda farklı yenilerek elenmesinden korktuğum bir takım için bu duyguları tahrike kalkışıp reklâm filmi yapmayı düşünmezdim. Futboldan hiç anlamasanız bile konuyla biraz ilgili birisine danışıp, ‘Türklerin bu kupada diğerleriyle başa baş mücadele şansı var mı’ diye sorması gerekir. Milyonlarca dolarlık reklâm harcamanızı bu yolla riske atmayı kim tercih eder. Öyle ya! İlk maçlarda farklı yenilerek kaybetseydik, bu reklâmdan geriye ne kalacaktı? Fakat sonuçlar onların arzu ettiği şekilde gerçekleştiğine göre reklam şirketlerini isabetli öngörülerinden dolayı kutlamaktan başak bir şey gelmez elimizden.

    Ben bunları düşünürken inanılmazlar da gerçekleşmeye başladı. Asla sakin maç izlemeyi başaramayan Fatih Terim’deki olağanüstü soğukkanlılığı görünce şoka uğradık. Tabii Portekiz maçının sonucu da şok ediciydi. İkinci rakip ev sahibi İsviçre’ydi. Bu maça hiç bakmadım. Fakat inanılmaz bir şey olmuş ve ev sahibi takımı elemiştik. Sonraki rakibimiz Çek’lerdi ve benim izlediğim Çek takımının Türkleri sürklase etmesi işten değildi. Fakat maçı biz kazandık. Ortam birden değişmişti. İnanılmaz şeyler oluyordu. Sıra, Avrupa’nın en dirisi,  yerinde duramayıp civa gibi kayan bir takım oluşturmuş Hırvatlardaydı Bu maçı da alarak yarı finale geldik. Şimdi Alman ekolü ile Türk tarzı karşı karşıyadır. Hangisinin galip geleceğini çok merak ediyorum. İçimden bir ses Türk tarzının üstün geleceğini söylüyor. Çünkü Alman tarzı; Türk tarzına benzeşen İngiliz ekolü karşısında 100 yıldır kaybetmektedir. Fakat Fatih Terim’in başbakanımıza Hırvatistan maçı öncesi ‘3 maçımız daha var’ demesi beni düşündürüyor. Üçüncü maçtan kastı final değil, üçüncülük maçı olabilir mi? Yani finale kalamasak bile kimse Fatih Terim’i sözünü tutmadığı için suçlayamayacaktır.

    Bir filin karıncayı ezmesinde hiçbir estetik ve insan açısından ilgi çekici şey yoktur. Bir karıncanın fili ezmesi mucizedir. Mucizeler gerçekleşirken sahnedekilerin bunda bir payı olduğunu zannetmiyorum. İki filin mücadelesiyse muhteşemdir.

    İnandıklarını gerçekleştiren Almanlara karşı inanılmazı başarmanın peşindeki Türkler şimdi karşı karşıyalar. Sizce kim kazanır? Mucizeler nadir gerçekleşen olaylardır. Üstelik bu gerçekleşti diye Allah’tan başka kimseye şükran duymamız yanlış olur.

     Dediğim gibi ben Alman tarzını seviyorum. Fakat insanların çoğu mucizelerden hoşlanıyor galiba. Olmaz bir şey oldu diye yere-göğe sığamıyorlar sevinçten.

     21 haziran 2006

Yorum
ÇILGIN MİLLETİZ VESSELAM
Yazar samigoren açık 2008-06-23 03:35:45
Milli takımımızın elde ettiği başarı, tabii ki hepimizi sevindirdi.... 
Ancak bazıları sevinçlerini farklı bir şekilde (bize özgü bir şekilde) ortaya koydu... 
Ancak sevince vuran-öldüren bir milletiz, vesselam... 
Sabahlara kadar silah sesleri, korna sesleri durmadı... 
Tüm Türkiye'de 50'den fazla vatandaş maganda kurşunlarının hedefi oldu... 
Üstelik ertesi gün (21 Haziran Cumartesi) ilköğretim 6. sınıfların SBS sınavları vardı... 
Çocuklar gürültü patırtıdan uyuyamadı... 
Tüm herkes ayakta idi her ne hikmetse ortada "polis yoktu..." 
Bu rezalet değil mi?... 
Toplumsal açıdan önemli günlerde 300-500 kişi bir araya gelemezken, bir futbol maçı sonrası milyonlar sokaklara dökülüyor.... 
Rahşan affı ile pişmanlık yasaları ile katiller, teröristler sokağa salınırken, 
bölücübaşının dosyası Meclis'e gönderilmeyip başbakanlıkta saklanırken, 
idam cezası kaldırılırken, 
başörtüsü yasağı, 
367 kararı, 
e-muhtıra, y-muhtıra yayınlanırken,  
Bu kalabalıklar neden yoktu?... 
Vesselam gerçekten çılgın bir milletiz...
Yazar Fahri açık 2008-06-25 01:22:59
bunca aşağılanmaya, bir toplumsal tepkinin dışavurumu mu.? 
yoksa, birileri frankovari, bir 25 yıl bizi futbolla yönetmeye mi yelteniyor, doğrusu çıkarabilmiş değilim. 
d şıkkı: hepsi  
e şıkkı: millet iradesi böyle tecelli ettiğine göre.. ram olacağız.!  

haydi koçlar, devirin şu alamanları.! vesselam.! 
Basından BİR YAZI (Serdar Arseven- 25.06
Yazar Sanih açık 2008-06-25 06:47:14
Hakan ŞÜKÜR ruhu!..  
Serdar ARSEVEN 
öyle bir yazı kaleme alacaktım ki; 
Genelkurmay Başkanı büyük ihtimalle dava açardı!.. 
Ve… 
Kesinlikle de kazanırdı!.. 
Böyle bir yazı olacaktı da, “milli maç” hatırına vazgeçtim!.. 
Zamanın ve mekânın hakkını vermek lazım… 
Ankara’nın “kirli havasını” teneffüsten bıkmış usanmış durumdaki vatandaşa, kısa süreliğine de olsa, nefes alma-rahatlama imkânı sunan bu şampiyonanın da hakkını teslim edelim… 
Maç yazıyorum, evet… 
Bu akşam, Almanya ile final için mücadele edeceğiz. 
Fazla ümitli değilim;  
bunca yıldır hayli iddialı biçimde maç takip eden, hatta bir ara da “maç yazıları” döşenmiş olan bir Türkiyeli olarak, final oynama ihtimalimizin çok da fazla olmadığını düşünüyorum… 
Ve bu arada; 
Aklımdakinin değil de gönlümdekinin gerçekleşmesi için dua ediyorum. 
Neyse ne… 
Yensek de yenilsek de; “kazanacağımız” bir maç bu… 
Elenmemiz halinde hatta farklı bir mağlubiyetle elenmemiz halinde bile bir dolu kazancımız olacak… 
Hayır, “reklamımız oldu” filan boş laf!.. 
Futbolda Brezilya ve Arjantin’in üzerine yok, ama her iki ülke de, “gelişmekte olanlar” kategorisinde… 
ABD- İsrail ittifakının bu alanda hemen hiç iddiası yok ama, görüyorsunuz dünyayı yönetiyorlar!.. 
“Reklam oldu, büyük tanıtım” vesaire boş laf… 
Futbolun öyle turist çektiği filan da ispatlanmış değil… 
Bakın; “kişi başına turizm geliri” bakımından dünyanın önde gelenleri arasında yer alan Malta denilen ülke, çoğu maçta beş yiyor!.. 
Yunanistan’ın muazzam turizm gelirinin kaynağı “futbol” mu?.. 
Vesaire vesaire… 
öyle futbolun ekonomiye, turizme, ülke tanıtımına katkısı filan gibi mevzuları öne çıkartmanın mânâsı yok!.. 
Bu Şampiyona’da elde edilmiş bulunan başarının “mesajlarına” dikkat kesilelim ve istifade edelim… 
öncelikle; “Ankara karanlığında” fark edemediğimiz bazı “olumlu” gelişmelere dikkat çekti bu şampiyona… 
“Bu akşam eğlence var” diyerek mikrofon uzatan muhabire; 
“Hayır eğlence yok; ŞüKüR var!” karşılığını yapıştıran futbolcularımızı izliyoruz bugün!.. 
“Şimdi ŞüKüR zamanı!..” 
öylesine ince bir “mesaj” ki bu… 
Şüphesiz; “Yüce İrade”ye bağlılık ön planda… 
Bununla bağlantılı olarak, müthiş bir tevazu ve edep!.. 
Ve dikkatinize… 
“ŞüKüR” diyenlerden biri de, Galatasaraylı… 
Kendisine uzun yıllardır en büyük hizmeti vermiş olan efsane futbolcusu Hakan ŞüKüR’ü, “Hazret-i Peygamber’e bağlılığını ifade ettiği için” devre dışına iten Galatasaray yönetimine ve oradaki “mezhepçi” unsurlara öyle bir mesaj gönderdi ki o futbolcu… 
Hem o kulübün malum yöneticilerine hem de Hakan ŞüKüR’ü hedefe yerleştiren “azınlık medyasına… 
öyle bir mesaj gönderdi ki… 
En az sahadaki çalımları, “feyk”leri kadar kıvrak, nezih ve çarpıcı!.. 
Bu çocuklar hem zeki, hem çevik, hem de ahlâklı… 
Yakın tarihin “travma”larından fazla etkilenmeksizin bugünlere gelmeleri de bir başka artıları!.. 
Bir başka nokta; 
Malûm; tarihimiz boyunca mağlubiyete uğrattığımız bütün düşmanlara “saygı” gösterdik; 
Bugün de… 
Başlarına gelenden dolayı resmen göçmüş durumda olan rakiplerinin yanına gidip, başlarını ellerinin arasına alışları, teselli edişleri yaşattıkları galibiyetler kadar gurur vericiydi… 
Bizans’ı ortadan kaldıran Fatih Sultan Mehmet’in azamet ve asaletinden bir “zerre” sundular bize… 
Sağ olsunlar!.. 
Bir başka mesaj: 
Hani bir “kirli propaganda” vardır; 
“Araplar bizi arkadan vurdu, yalanım varsa Arap olayım, ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü” filan zırvalarıyla gözümüzün önüne serilen… 
Bir “İttihatçı alçaklığı”nı, “Arap düşmanlığı”nın malzemesi olarak kullanan Siyonizm ile bizdeki “tekrarcı ahmaklar”ın kirli propagandalarına en güzel cevabı… 
Başta Suriye, Irak ve Filistin olmak üzere… 
Yarı finale çıkmamızı sokaklara dökülerek kutlayan “Müslüman Araplar” verdi!.. 
Ve bu arada… 
“Müslüman Kürtler”in de sevincimizi sevinç bellemeleri… 
Ve yer yer bizden ziyade sevinmeleri de… 
Aynı mahiyette bir mesajdı!..  
• 
Dedim ya; Almanya’ya yenilsek bile… 
Hatta farklı yenilsek bile… 
Kazanmayı garantilemiş durumdayız!.. 
Bugünkü maçtan, “sıkıntılı” bir sonuç çıkacak olursa, çok iyi biliyoruz ki, hem Fatih Terim hem de özellikle “Şükür’lü futbolcular” hedef haline getirilecek… 
“Rüzgâra karşı tükürmüş olmamak için” tepkilerini “sınırlı tutan, satır aralarına sıkıştıran” azınlık medyasından; 
“Fatih Terim şu şu hataları yapmasaydı… 
Futbolcular da ‘Şükür’ derdine düşmeseydi, ‘Bilim dışı’ beklentiler içine girmeseydi… 
Kupayı alırdık” yollu oklar fırlatılacak!.. 
Şimdilik, 
“Şeytan lâkaplı” eski futbolcularının “Şükür karşıtı” beyanlarına rastlıyoruz, kıyıda köşede… 
Bir de… 
“Balına kazanıyoruz, bizde bi numara yok” diyen, Sergen adlı yeni yetme “yorumcu”nun “vuruş hazırlıkları”na!.. 
Almanya’ya kaybedecek olursak… 
İlk gün, “Teşekkürler çocuklar, Alnınızdan öpüyoruz” gibisinden başlıklar görürüz… 
İkinci gün, hafiften başlar saldırılar… 
Sonra sonra… 
Topyekûn saldırı başlatacaklar, göreceksiniz… 
Futbolcunun “ŞüKRü” ile nasıl çatıştıklarını ibretle izleyecek…  
Ve… 
Bunların okuyucuları arasında yer almadığınız için… 
“ŞüKüR edeceksiniz!..” 
 
 
hayırlı amel.?
Yazar Fahri açık 2008-06-26 04:19:38
serdar bey'i haklı çıkarayım: 
bulutlardan nem kaptık, iman gücüne onca gönderme yaptık, şükr ettik.. ve yenildik. kahretsin.! 
ee. n'olcak şimdi.?
Re.İman Gücü?
Yazar girisim açık 2008-06-26 13:16:57
Bizim yanlış anladığımız şeylerden başta geleni ‘iman gücü’ dediğimiz şeydir. Bu lafı kabul eden biri şöyle bir önermede bulunuyor demektir: ‘İmanlı olan yani Müslüman olan diğerine galiptir. Ne kadar imanlı olursanız, o kadar üstün gelme şansımız artar’. Hâlbuki hadiseler bunu doğrulamıyor. O halde yorumumuzun yanlış olduğunu düşünmeliyiz değil mi? Ama nerede? Aynı deyim, yanlış çıktığı defalarca görüldüğü halde kullanıla gelir. 
İman gücü, eşit iki şey arasında geçerlidir. Eğer sizin elinizde tasma, rakibinizde atom bombası varsa istediğiniz kadar imanlı olun. Rakibinizle aynı ya da yakın imkânlara sahipseniz imanınız, yani inancınız; yani üstün gelmeye olan tutkunuz sizi ona karşı galip getirebilir. Aksi taktirde yapacağınız fazla şey yoktur. 
Müslümanlar zannediyor ki; buradaki iman sadece sizin için geçerlidir. Bir savaşta rakip sizden fazla gayret sarfedip sizden çok kazanmayı arzuluyorsa üstün gelecek olan odur. Peki, sizin hiçbir imkânınız yok ve rakip haksız yere size saldırıyorsa ne olacak? İşte o zaman mucizeler gerçekleşebilir. Mucize gerçekleşirken sizin yapabileceğiniz tek şey içten dua ve acz içinde yakarıştır. 
Eğer her iman sahibi torpilli olarak Allah katında, yeteneksizliğine rağmen galip gelecek olsaydı, tabiatın düzeni bu şekilde olmazdı. Böyle bir inanç zaten Allah’ın RAHMAN sıfatına de aykırıdır. Allah yeryüzünde tüm canlıların sahibidir. Meleğin olduğu kadar şeytanın da rabbidir. Şeytanın dahi yaşamasına mühlet vermiş bir RAB, sırf siz çok istiyorsunuz diye tabiata koymuş olduğu kuralları değiştirecek mi? Bunu istemeye kendinizi hak sahibi görür müsünüz? Herkese yaşam süresince mühlet verilmiştir ve başarmaları için izlemeleri gereken yol da gösterilmiştir. Futbol liglerini kirli ellere teslim edip çalışmadan kupa almak isteyenleri neyin beklediği bellidir. Şans, mucize, inanılmaz! gibi kavramlarla açıklanabilen bir başarı, başarı değildir. Başarmak, düzenli ve disiplinli ve inançla çalışarak gelir. Benim baştan beri eleştirdiğim budur. İki pas arka arkaya yapamayan bir takım şampiyon olsa kim bundan ne adına mutluluk duyacaktır. Ama gerçekten çalışmış, baktığınızda rakiplerine üstünlüğü fark edilen bir takımın başarısını herkes alkışlar ve onlar sizin aranızdan çıktığı için haklı gurur duyarsınız. 
İnşallah bundan sonra mucizelerin ardına düşen değil, inandığını başaran bir millet olma yoluna gireriz. Herkes de bu yolun yol olmadığını kavrar. Alman tarzı bu anlattıklarıma uygun gibi. 
Saygılarımla 
Raci D 
Yazar Fahri açık 2008-06-26 15:22:48
Raci Beyefendiciğim, sizinle ne çok uyuşuyoruz. 
Eğer, bana, ne demek istedin diye sorulsaydı, birebir sizin gibi karşılık verirdim, herhalde. 
HAYIRLI AMEL yazarken kastım, çalışmaya dikkat çekmekti. 

Futbol bu, üzüleceğimiz bir yenilgi sergilemedik sahada. Güzel oynadı çocuklar, hepsi sağolsunlar. Kutluyorum.
Ispanya şampiyon oldu!
Yazar girisim açık 2008-07-01 10:35:19
Bu arada kupayı Ispanyolar aldı. Final maçına bir göz attım, Almanlar sahada mıhlanmış gibi oynuyorlardı. Futbol herhalde bundan sonra asla eski sevgiyi bulamaz. Gerçek rekabetin olmadığı bir müsabaka spor olmaktan çıkar, gösteri oyununa dönüşür. Herşyin zamanla sonu olduğunu bir kere daha görüyoruz.  
Soğuk savaş dönemindeki rekabet spora yansımış ve yarışmacılar rekor üzerine rekor kırıyorlardu. Rekabet ve heyacan arayanlar herhalde sadece bunun için dahi o dönemi arayacaklar.
Yazar Fahri açık 2008-07-03 06:45:49
bu noktada sizden ayrılıyorum.  
ispanyollar nefis oynadı ve almanlar gerçekten hem kötüydü, hem ispanyollar almanları oynatmadı, yerine mıhladı.  
bu maçta, bir gösteri sergilendiği kanısında değilim. almanlar, en azından, buna müsaade etmiş olmazlar. 

iki kutuplu dünyayı, aczimizden, hepimiz özlemle arıyoruz. işte bunda haklısınız.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-06-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115896604 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net