22-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SÜPER UYUTMA ARACI: FUTBOL
SÜPER UYUTMA ARACI: FUTBOL PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar Dr. Sami GÖREN (Hukukçu)   
19-06-2008
SÜPER UYUTMA ARACI: FUTBOL
Dr. Sami GÖREN (Hukukçu)

GİRİŞ
Futbol tekrar ilk gündem oldu. Avrupa Futbol Şampiyonası başladı. Futbol, Türkiye ve dünyadaki bütün gelişmelerin önüne geçmiş durumda. Medyadaki haberlerden, gündelik yaşama kadar her şey maç saatlerine göre planlanır oldu.

Yazımızda; futbolun etkileyici gücünü ve futbolun gölgesinde kalan gündemi irdeleyeceğiz.

FUTBOLUN GÜCÜ VE İŞLEVİ
Futbol günümüz dünyasında gerek kitleler, gerekse bireyler düzeyinde sürekli gündemde kalmayı başaran bir "oyun". Belki de bugüne kadar hiçbir oyuna nasip olmamış bir etkileyiciliğe hatta "büyülü" bir güce sahip.

Futbol bir alt kimlik olarak kullanılmanın ötesinde birçok insan için üst kimlik anlamı da taşıyabilmektedir. Çoğu insan, "Kendinizi tanıtır mısınız?" sorusuna isminden sonra tuttuğu takımla cevap verebilmektedir. Bu durum insanları gerçek değerlerinden kopararak "kimliksizleştirme" ya da dayatılan kimlikler içine hapsetme sürecinin ulaştığı son aşamalardan birisi olarak değerlendirilebilir.

Ne gariptir ki, tekdüzeliği bozucu bir ilgi alanı olarak ortaya çıkan futbol merakı kendisiyle benzer özellikler taşıyan popüler müzik ve TV müptelalığıyla birlikte tek tip bir yaşamın pekiştiricisi konumunu almaktadır. Günümüzde hobileri aynı olan, aynı tür müzikleri dinleyen, aynı ilgi alanlarına sahip, aynı "özel" zevkleri olan insan güruhları oluşturulmaktadır. Futbol, müzik ve televizyon "modern yaşamın değersizliğinin getirdiği anlamsızlık hissini unutturmak için kullanılan uyuşturucular" başlığı altında toplanabilirler. Bu anlamda futbol reel hayatla barışık olmayan, hayatını anlamlandıramamış kişiler için bir kaçış alanı oluşturmakta, içinde kendisini anlamlı ve değerli hissettiği bir dünya sunmaktadır.

Futbolun kitleler üzerindeki etkisinin analizini yapmaya çalıştığımızda karşımıza çıkan ilk boyutu "değersizlik duygusu ve futbola verilen değer arasındaki ilişki" şeklinde tanımlayabiliriz. Değersizlik duygusu kişisel bir duygu durumu olduğu gibi, kitlesel bir psikolojik durum olarak da var olabilir. Değersizlik duyguları taşıyan bir insan kendi zihninde "gerçek dışı" bir üstünlük sembolü idealize ederek farklı şekiller alabilen bu sembolle kendisi arasında özdeşlikler kurmaya çalışır. Bir anlamda türetilen sembolün başarıları türeten kişinin başarıları gibi olacaktır. Değersizlik duygusunun derecesi ne kadar yüksekse sembole atfedilen değer de o derece yüksek olmaktadır. Bu durum bireysel psikolojide olduğu kadar, kitle psikolojisinde de geçerlidir. Kendi varlıklarının değerine ilişkin problemleri olan kitleler de bir takım semboller vasıtasıyla değersizlik hissinden kurtulmaya çalışabilmektedir. Özellikle uluslararası düzeyde oynanan karşılaşmalar ülkelerin birbirlerine karşı üstünlük sağlamaları açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Ekonomik ve siyasi açıdan güçlü durumda olmayan bir ülkenin "milli" futbol takımının ekonomik ve siyasi gücü daha yüksek olan bir ülkenin milli takımını yenmesi, o ülkedeki kitlelerin "ulusal kimlikleriyle özdeşleştirdikleri onurlarını" yüceltmekte ve değersizlik duygusundan bir nebze de olsa kurtulmalarına vesile olmaktadır.

Futbolun kitleler üzerindeki etkisinin analizinde karşımıza çıkarı diğer unsurları "egemen güçlerin bir araç olarak kullandığı unsurlar" başlığı altında toplayabiliriz. Dünya üzerindeki egemen güçler futbola büyük bir önem ve destek vermekte, futbolun daha da yaygın ve etkin bir hale gelmesine çalışmaktadırlar. Bu desteğin sebebi değişik coğrafyalarda değişik mahiyetler alabilmektedir.

Özellikle gelir düzeyinin düşük olduğu ya da gelir dağılımın dengeli olmadığı ülkelerde ve alt milliyetçilik akımlarının "milli birlik ve beraberliği" tehdit edici bir anlam taşıdığı ülkelerde futbol "birleştirici" etnik ve sınıfsal farklılıkları giderici bir unsur olarak destek görmektedir. Futbol ulusal ve kuşatıcı bir üst kimliğin oluşturulmasında aktif bir rol üstlenmekte/bunun yanı sıra insanların günlük yaşamda karşılaştıkları ciddi sorunların (ekonomik-siyasi-sosyal) unutturulmasına gündemdeki yerlerinin zayıflatılmasına aracı olmaktadır.

İnsanların futbola duyduğu ilgi ve verdiği değer öyle noktalara ulaşmıştır ki başta erkekler olmak üzere nüfusun büyük çoğunluğunun gündelik sohbetlerinin en önemli konularından birini futbol oluşturmaktadır.

Futbol tıpkı bir "din" gibi insanların yaşamına anlam vermekte, sosyal birliktelikler oluşturmakta ve modern bir tapınak görünümünde olan stadyumlarda periyodik ve ritüel bir biçimde yapılan "ibadetlerle bir çeşit "dinsel yapı" teşkil etmektedir. Futbolun gittikçe daha fazla önem kazanmasının doğurduğu sonuçların ciddiyetine rağmen, müslüman kamuoyunun futbola verdiği yerin ve değerin çoğalmakta olduğunu üzüntüyle gözlemekteyiz. "İslami kimlik"e sahip basın yayın organları ve televizyonlar futbolun yükselişi karşısında olumsuz bir tavır almak yerine bu yükselişten faydalanma yolunu tercih etmekteler. Geçtiğimiz günlerde popüler bir "hocaefendi"nin himayesinde gerçekleştirilen yardım amaçlı bir futbol maçı organizasyonuyla ilgili olarak bahsi geçen "hocaefendi"nin "futbolun evrensel dilinden faydalanmak gerektiği" şeklinde verdiği demeç/ adı geçen çevrelerde futbol konusundaki bilincin ne düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır.

“Az gelişmiş”, daha doğrusu “gelişmesi engellenmiş ülkeler”in (kibarcası ile “gelişmekte olan ülkeler”) halkları, kendilerini oyalayacak, “onur”larını okşayacak, “coşku”larını kamçılayacak, “sevinç ve mutluluğa” yol açacak “başarı”lara ihtiyaç hissederler... Sevinmeye, mutlu olmaya, bağırmaya ve sokaklara taşmaya mecbur ve hatta mahkumdurlar!..


Çünkü, bunalmışlardır!..

Çünkü “aşağılık kompleksi” içinde kıvranmaktadırlar!..


Bu bunalımı aşmanın ve kompleksi yenmenin tek yolu, “bağırmak”tır!.. Çünkü insanlar, bağırarak boşalırlar!..


Yoksa, patlarlar!..


Bilirsiniz, İspanyol diktatör General Francisco Franco’ya şöyle bir soru sormuşlar: “Yahu ülkenin yapısı bozuk!.. Ekonomi kötü, halk perişan!.. Herkes adaletsizlikten yakınıyor... Ama, hiç isyan yok!.. Bunu nasıl sağlıyorsun?”


İspanyol diktatör şu cevabı vermiş: “Bunu 3 F ile sağlıyorum... Yani Franko, Futbol ve Fiesta ile... Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum!”

Diktatör Franko’nun “yüz binlik beşik” olarak nitelendirdiği yerler, “stadyum”lardı.
Franco, “baskıcı rejim”inden bunalan halkını, “futbolla oyalıyor”du. Franco için futbol; “kitleleri oyalayan, toplumu siyasi konularda tepkisizliğe iten, ülke gündemini saptıran bir afyon”du!..

Yalnızca, Franco gibi diktatörler tarafından yönetilen ülkelerde değil; son derece modern rejimlere sahip ülkelerde de futbol, toplumu pasifize etmek amacıyla kullanılmıştır.


 Ülkemizde de benzer bir durum mevcuttur. Türkiye’de stadyum seyircisinin yaş ortalaması oldukça düşük ve bu genç nüfus “futbol kelepçesi”yle kontrol altında tutulmaktadır.

Futbol o kadar iliklerimize işlemiş ki; gençler arasında revaçta meslek “ya popçu olacaksın ya da topçu olacaksın”…


 FUTBOLUN GÖLGESİNDE KALAN GÜNDEM

Türkiye futbolla yatıp futbolla kalkarken neler olmadı ki;

Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren Anayasa değişikliğini iptal etti. “Anayasa Mahkemesi’nin kararı” üzerine yapılan tartışmalar, “futbol tartışmalarının gölgesinde” kaldı!.. Millet, ne olduğunun ayırdına varamadan, “futbol”la yatıp, futbolla kalkmaya başladı!.. İspanya diktatörü Franko’nun “halkı yüz binlik beşiklerde uyutmak” dediği, tam da bu olsa gerek!..

9 Haziran gecesi Kanal 1 televizyonunda Fatih Altaylı'nın sunduğu “Teke Tek” adlı programına Nuray Canan Bezirgan ve Kevser Çakır’ında aralarında bulunduğu 4 bayan katıldı. Fatih Altaylı'nın "Atatürk'ü seviyor musun?" şeklindeki sorusuna Nuray Canan Bezirgan "Atatürk'ü sevmeme hakkı var mı? Başıma bir iş gelmeyecekse ben sevmiyorum." yanıtını verince  medya tarafından lince tabi tutuldu…

Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan “Efes 2008 Tatbikatı”na katılmadılar…

Paksüt, 4 Mart 2008 tarihinde, "özel davetli" olarak, saat 17.00'de, 06 LLU 81 plakalı Mercedes marka araçla, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na giriş yaptı. Başbuğ ve Paksüt'ün görüşmesi tam 1 saat 15 dakika sürdüğü ortaya çıktı. Olağandışı görüşme, kritik davaların arasında gerçekleşmişti. 1 hafta önce, CHP anayasada başörtüsüyle ilgili değişikliğin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. 13 gün sonra ise, Yargıtay Başsavcısı AK Parti'nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaktı…

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Ali Osman Paksüt’ün; İstiklâl Mahkemeleri'nin hakimleri, ünlü "Üç Ali"lerinden "Kel Ali"nin torunu olduğu ortaya çıktı…

"Ağlama Duvarı'nda bir bürokrat" başlığı ile yayınlanan fotoğrafların Org. İlker Başbuğ'a ait olduğunu öne sürüldü. Paşa'nın kapatma davası sürecinde Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ile gizlice görüştüğünün ortaya çıkması kafaları karıştırdı…

ÖSS'ye girmek için YÖK’e başörtülü fotoğrafıyla başvuran ve başvurusu kabul edilen Fatma Turan, bugün sıvana girmek için geldiği Seyrantepe İlköğretim Okulu’nda sınav salonuna tanınmadığı gerekçesi ile alınmadı…

Jandarma Genel Komutanlığı, TBMM Adalet Komisyonu'ndan kendisine kişilere ait özel bilgilere istediği zaman ulaşabilme yetkisi verilmesi için başvurdu…

AK Parti AK Parti Anayasa Mahkemesi'ne esas savunmasını sundu….

SONUÇ
Ülkem futbolla uyutuluyor.


Fatih Terim ayda 140 bin YTL para alıyorsa; benim dağ köylerimde çocuklarım ayakkabı bulamıyorsa, o zaman bu memlekette bir tuhaflık vardır.


Bankacılıktan sonra en fazla para futbolda dönüyor.


Ülkemin futbolla uyutulmasına hiç sıcak bakmıyorum.


Belediyelerin bütçelerinin büyük bir bölümü futbola ayrılmış bir durumda.


Ne çöp sahası, ne ağaçlandırma yapıyorlar.


Hepsi profesyonel futbola destek veriyorlar. Belediyelerin, asıl görevi halka hizmet vermektir.

“Futbolla, Türkiye kendini tanıtıyor” deniliyor. Bu da kocaman bir yalan…

Futbola ayrılan paranın yüzde 1’i diğer spor dallarına, kültüre ve bilime ayrılsa, Türkiye’yi her dalda tanıtacak çok güzel işler yapılır!


Gerçekten de, “futbol sektörü”nde çok büyük paralar dönüyor!..


O paralardan çok az bir kısmı “bilimsel araştırmalar”a ayrılsa, Türkiye’nin “futbolla uyutulan” gençleri “top” veya “pop” peşinde koşmayı bırakır, “keşif” veya “icat”larla meşgul olurdu!..


“Yasak” mı ilan edeceksin, “futbollu günler”e denk getireceksin!..

Halktaki “homurtu”lar çok mu yükseldi, hemen bir “futbol zaferi” yaşatacaksın!..


Millet, “Egemenlerin baskıları dayanılmaz hale geldi” diye haykırmaya mı başladı, hemen “Üç F”den birini devreye sokacaksın: “Franko!.. Futbol!.. Fiesta!” Franko’lar zaten eksik değil...

Bu da yetmedi, “futbol” ve “festival”leri sokacaksın devreye!..

Halkımız uyuyor!..


Daha doğrusu uyutuluyor!..


Şimdi Türkiye tur atladı ya, değmeyin keyfimize…

Yorum
YAZIYA EKTİR...
Yazar samigoren açık 2008-06-23 03:37:45
Milli takımımızın elde ettiği başarı, tabii ki hepimizi sevindirdi....  
Ancak bazıları sevinçlerini farklı bir şekilde (bize özgü bir şekilde) ortaya koydu...  
Ancak sevince vuran-öldüren bir milletiz, vesselam...  
Sabahlara kadar silah sesleri, korna sesleri durmadı...  
Tüm Türkiye'de 50'den fazla vatandaş maganda kurşunlarının hedefi oldu...  
Üstelik ertesi gün (21 Haziran Cumartesi) ilköğretim 6. sınıfların SBS sınavları vardı...  
Çocuklar gürültü patırtıdan uyuyamadı...  
Tüm herkes ayakta idi her ne hikmetse ortada "polis yoktu..."  
Bu rezalet değil mi?...  
Toplumsal açıdan önemli günlerde 300-500 kişi bir araya gelemezken, bir futbol maçı sonrası milyonlar sokaklara dökülüyor....  
Rahşan affı ile pişmanlık yasaları ile katiller, teröristler sokağa salınırken,  
bölücübaşının dosyası Meclis'e gönderilmeyip başbakanlıkta saklanırken,  
idam cezası kaldırılırken,  
başörtüsü yasağı,  
367 kararı,  
e-muhtıra, y-muhtıra yayınlanırken,  
Bu kalabalıklar neden yoktu?...  
Vesselam gerçekten çılgın bir milletiz...
Uyumak
Yazar girisim açık 2008-06-23 13:36:14
Sami Bey uyumak ya da uyutulmak bazan iyidir. Mesela İspanya halkını eğer gerçekten uyuttuysa Frank'ya teşekkür etmek gerekmez mi? Kan görmekten büyük keyif alan bu millet ayık kalsa, ne İspanyada ne dünyada boğa kalmaz herhalde.
Yazar Fahri açık 2008-06-25 01:30:47
raci beyciğim, 
boğalarda kurtulmadı. daha kötüsü, pek çok insanın kanı aktı. 
 
geçmişinde "ekmek sporlu" bir fanatik! olarak, oğlum vasıtasıyla muhabbet kurdum futbolla. ve atariyle. ve bilgisayar oyunlarıyla. ve en önemlisi çocuk mamasının lezzetiyle.. oyuncak trenle..

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-06-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116434861 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net