14-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow medeniyet ortak insani durumları gözetmelidir:
medeniyet ortak insani durumları gözetmelidir: PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 7
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
08-06-2008

  medeniyet ortak  insani durumları  gözetmelidir:

                                                Necmettin EVCİ

Medeni olmak, medeniyeti temsil etmek anlamında şehirli olmak bir bakıma oraya ait olmakla eş anlama gelir. Medeni olmak Medineli olmak veya Medineli gibi olmak demektir. Medine İslam medeniyetinin, Medineli şehirli insanın ilk versiyonunu oluşturmuştur. Yanlış bilmiyorsam daha 19. yüzyılın başlarına kadar geniş Osmanlı toprakları içinde ‘şehirli’ (şehrî) nitelemesiyle o insanın İstanbullu olduğu ifade ediliyordu. Umran işte bu merkezlerde oluşur. Batılılar’ın ‘Civilitation’
kavramıyla ifade ettikleri, gerçek anlamda ne İbn-i Haldun’un ‘Umran’ını ne de bizim bugün kullandığımız ‘medeniyet’ kavramının içeriğini karşılamaktadır. Varlık ve yaşam algıları temelden farklı toplumlarda en yakın anlamlarla birbirini karşılayan kelimeler arasında bile açık farkların olması doğaldır. Çünkü kelimeler ve kavramlar zaten bizim algılarımızı, tasavvurlarımızı, farklı yaşamlarımızdan dolaysız etkileri içerir. Dil, kültürden ve yaşamdan uzak değilse, kelimeler hayat içinde bir akış izleyerek kendi ruhlarını ve anlamlarını kazanırlarsa bu iki farklı iklimin, iki farklı kaynağından neşet eden kelimelerin aynı anlamı taşıması da imkânsızdır. Bugün medeniyet veya uygarlık kelimeleri üç aşağı beş yukarı batıda da doğuda da uzak anlamlara gelmiyorsa yaşamın global evreye girmesi sebebiyledir. Anlamsal karşılığı itibariyle tam örtüşmese ve kimi anlam kaymaları olsa da medeniyet kelimesinin kendi kültür çevremizde ve medeniyet iklimimizde oluşan genel anlayışı hatta çağrışımı merkeze alarak düşünce üretebiliriz. Ancak ‘şehirleşme’ ile birlikte var olan ortak yaşama biçimi ve iradesi bizi bir ortak zemine götürmüyor da değildir. Yani ister batıda ister doğuda ya da İslâm toplumlarında olsun medeniyet ortak insan değerlerini esas almak, oradan hareket etmek durumundadır. Ali Şeriati bu ‘fıtri durum’ gerçeğinden hareketle medeniyetin hiçbir insan toplumunun özel inisiyatifinde olmadığını ifade eder. O’na göre ‘Medeniyet bütün insanlık tarihi boyunca meydana gelmiş olan maddi ve manevi eserler ve tasarruflar toplamından ibarettir… Binaenaleyh İslâm medeniyeti, Hıristiyanlık medeniyeti, Doğu veya Batı medeniyeti diyemeyiz. 17., 15., veya 5. asır medeniyeti demek gerekir. Çünkü medeniyet sadece özel bir ırka ait değildir, belki insanlığa aittir. Fakat özel bir bölgede daha çok dikkat çekmesi mümkündür, ama bu bölge yalnız başına medeniyet, kültür ve ilerleme bölgesi olamaz. O halde medeniyet bütün insanlığa, kültür ise bir kavme mahsustur.’(7) Medeniyet hangi din ve kültürden olursa olsun insan ve yaşam gerçeğine yakın ve uzak oluşlarına göre değişik coğrafyalarda tarihsel seyrine devam etti, devam ediyor. ‘Dünyada birçok medeniyet gelmiş geçmiş fakat medeniyet her defasında ayakta kalmış ve türünün taze örnekleriyle kendine yeniden hayat vermeyi başarabilmiştir’(8)
İnsanın ve yaşamın yaradılışından gelen belli bir doğası vardır. Tabiatın insanın ve yaşamın doğasını gözetmekle dünyayı anlar, yorumlarız. Medeniyet soyut veya somut değerlerimizin belirleyici oldukları yerden dünyevileşmektir. ‘Üç Mesele’ de İsmet Özel’in dediği gibi ‘Medeniyeti hiçbir düşünür salt maddi gelişmişlik olarak görmese de onun kaçınılmaz olarak maddi verilere dayanılarak değerlendirildiğini de kabul etmek zorundayız.’(9) İnsan doğasını varlığın esaslarını gözeterek terbiye etmeyi belli bir dengede başaramayan öğretiler medenileşme sürecinde bozulma yaşarlar. Bu süreç onlar için özden uzaklaşmayı hızlandırır. İnsan maddi olsun manevi olsun fıtri nitelikleri ile örtüşmeyen sapma noktalarından kendine yönelen baskılar altında bunalır, gizli-açık çatışmaya girer. Hayatın maddi realiteleri insanı ve bu masif öğretileri çözer. Daha da açıkçası; varlık, yaşam ve insan çatkısı belli değerler öncülüğünde ve önceliğinde ölçülü dengelenmeyen medeniyet, insanı bozar. En Nedvî’nin tespitiyle ‘Hissilik ve maddecilik ile katıksız bir ruhanilik birbirlerinin tam çelişiğidir. Fakat aralarında büyük bir fark vardır, o da şudur: Maddeci bir hissilik, bir medeniyeti uyandırmakta ve bunun temelleri üzerinde bir medeniyet kurmakta daha kolay bir başarı elde eder, katıksız bir ruhanilik felsefesi ise, en dar bir alan içerisinde ve en küçük bir toprak parçası üzerinde dahi, uzun insanlık tarihi boyunca uygar bir hayat kurabilmiş değildir.’(10) Diğer yandan kaçınılmaz ve dayanılmaz realite olarak dünyevileşmek; yaşamın, insanın ve en nihayet medeniyetin varacağı zorunlu uğrak noktasıdır.. Bizler o realiteye, temel insanlık vasatına sadece değişik yorumlar, farklı tonlar katıyor/kazandırıyoruz. Pratikte medeniyetler işte bu renk ve ton farkıyla birbirinden ayrılırlar. 

Medeniyet kimsenin malı değildir. O herkesindir. İnanç ve yaşama algımız, yaradılışımıza ve kendi doğamıza saygımız medeniyetin muharrik elementleri olabilirler. Bu anlamda bir medeniyet ilk merhalede insanın içinde, ruhunda, yüreğinde kurulur. En ileri ve son aşamada da medeniyet insanların içini, ruhunu, kalbini doldurur, donatır.

Her medeniyet kendi insan tipini yetiştirir. Bu yetişme kendiliğinden ve doğal bir işleyişle olur. İnsan bir medeniyetin ve bir kültürün içine doğar. Değerler yaşamın her anında ve her alanında bizi yaşamımız için elzem olan hava gibi sarmıştır. Onu ancak kendi kültür havzanızın dışına çıktığınızda fark edersiniz, o kadar doğal bir etki alanı oluşmuştur. Ancak bir medeniyetin diriliği, gücü ve sürekliliği onun bilincine varmakla mümkündür. Ait olduğumuz medeniyetin bilincine varmak yaşamın ve varlığın bilincine varmak demektir. Kültürlü bir varlık olarak insanın yapması gereken de budur. Medeniyetin hayatımızdan uzaklaşması veya yakınlaşması insanın ondan uzaklaşması ve yakınlaşmasıyla eş zamanlı etkilenimlerle sürer.

Yaşamdan ve insan doğasından uzaklaşan toplumların medeniyetleri kalıcı olamaz; erir, çürür ya da barbarlığa dönüşür. İlkeselleşmiş fıtri insani durumlar, ortak payda vasfını yitirip de medeniyetin zemini kayganlaştığında; zihin gücü sürdürülmek istendiğinde hareket yeteneği, hareket gücü kaybetmemek için çabalandığındaysa zihinsel kabiliyet yiter. Geçen yüzyılın başında Arnold Toynbeé yüzde yüz kendinden emin bir edayla batı uygarlığının her medeniyetin mukadder sonunu yaşamayacağını savladıysa da,(11) bugün dünyamız derin bir bunalım yaşamaktadır. Global modern uygarlığın megapolleri yerleşik bir barbarlık üretmişlerdir. Zevahiri kurtarmak için gerçeğin görüntüsünü zarifleştiren medyatik makyajların gerisinde gizlenmek istenen; kaba, anlayışsız, vicdansız, değersiz, saldırgan, yırtıcı ve vahşi bir benliktir. Bu yıkıcı, yok edici acımasız benlik, şeytani amaçları için ötekilerin tüm kentlerini en yakıcı, yok edici silahlarıyla yerle bir edecek ölçüde askeri, ekonomik ve siyasi alanda örgütlenmiştir. Bunlar devletleri ele geçirmiş korsan sürüleridir ve egemenlikleri altındakileri değersiz, duyarsız, düşüncesiz bırakmışlardır. Merhum Âkif’in yaklaşık yüz yıl önce ‘tek dişi kalmış canavar’a benzettiği medeniyet, geldiği bu son aşamada sadece şeytanın imparatorluğunu gerçekleştirmiş olmalıdır. O nedenle olsa olsa bu şeytanın uygarlığıdır. Kuşkusuz eski dönemlerde de zorbalık vardı. İbn-i Haldun medeniyet maskesiyle tüm dünyaya korku ve dehşet saçan yeni zorbalığı nasıl yorumlardı acaba? Medeniyet üzerine düşünen, varlıktan ve yaşamdan yana olan herkes çağa egemen bu gayri insaniliklerle yüzleşmek durumundadır. En iyimser yaklaşımla medeniyetin akrep gibi kendi kendini sokma aşamasına girdiği söylenebilir. Bir hiç uğruna savaşlar çıkarılmakta, şehirler yıkılmakta insanlar feci şekilde öldürülmektedir. Ne insana, ne yaşama, ne inanca saygı duyulmaktadır. Çocukların, gençlerin, kadınların gerçekleri yırtılıp paramparça edilmekte, hayalleri çalınmaktadır. Hayat boğulmakta, umut, aşk, sevgi yok edilmektedir. İnsanlık çökmekte evrensel yalanlarla insanın düşleri, düşünceleri saptırılmakta veya felç edilmektedir. Mephisto mutluluktan çıldırırcasına kahkahalar atmakta, Beatrice’in ruhu sersefil yerlerde sürünmektedir. Leyla ve Mecnun yüzyılların suçluları olarak çarmıha gerilmiştir. Medeniyet ötesi aşamaya geçtiğimiz bu süreci Farabî nasıl değerlendirirdi? Aristo, veya şehirleri felsefecilerin yönetmesi gerektiğini söyleyen Socrates? (Benimkisi beşeri bir merak sadece.)


Dip Notlar:
(7) -Ali Şeriaîi, Medeniyet Tarihi, C.1, s.14,15., çev. İbrahim Keskin, Fecr yay. Ankara 1987.
(8) -Arnold Toynbeé, Medeniyet Yargılanıyor, s.28, çev. Ufuk Uyan, Yeryüzü yay. İst. 1980.
(9) -İsmet Özel, Üç Mesele, s. 127, Dergâh yay. İst 1984.
(10) -Ebu’l Hasan En Nedvî, Din ve Medeniyet Arasında, s. 75, çev. M. Beşir Eryarsoy, Gümüş yay. İst. 1986.
(11) -Toynbeé, aynen şöyle söyler: ‘Bilinen medeniyetlerin hiçbirisi medeniyet idealine ulaşamamıştır… En medeni toplumlar bile yıkılmıştır. Sadece bizim batı medeniyeti hariç. Batı medeniyetinin yavru medeniyetleri bizim aynı kadere mahkûm olmadığımızı kolayca tahmin edebilir… Bana göre medeniyetler kurulduktan sonra tehditlere karşılık vererek büyürler. Üstesinden gelemedikleri bir tehditle karşılaştıklarında yıkılır ve parçalanırlar.’ age. s.56, çev. Ufuk Uyan, Yeryüzü yay. İst. 1980. Yazar bu ve benzeri ifadelerle üstte yine kendisinden alıntıladığımız ifadelere ters düşmektedir. Daha da önemlisi bu son ifadelerde zamanının Hantington’ı rolüyle, açıkça, İngiliz emperyalizminin militan entelektüeli olarak, ileri ve stratejik keşif kolu görevini üslenmiştir.  

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-06-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115956462 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net