18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İKİ KERE İKİ DÖRT EDER Mİ?
İKİ KERE İKİ DÖRT EDER Mİ? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
26-05-2008
                          İKİ KERE İKİ DÖRT EDER Mİ?          
YA DA "TANRI RAKAMLARIN NERESİNDE"?


                                           Raci Durcan

    Bir insana eziyet etmenin tek yolu fiziksel şiddet değildir. Hatta bu; diğer yöntemlerin yanında pek masum kalır. Mesela Dede korkut masallarında bu durumu tasvir için atın önüne et, itin önüne ot konulduğu anlatılır. Burada eziyet; vermemek değil; doğru olanı vermemektir.

Öğrenen bir insana bir yanlışı en temel gerçekmiş gibi öğretmenin ne türden acılara yol açacağını fark ediliyor mudur? Bizleri onca yıl eğitimden geçiren öğretmenleri ve Milli Eğitimi, yol açtıkları zulümden dolayı mahkemeye verseniz ceza alacaklarını düşünür müsünüz? Üstelik bu yanlış, tersi ispatlanamaz en büyük gerçekmiş gibi öğretilmişse.

    Matematikten bahsediyorum. İki kere ikinin dört ettiğini en katı gerçek olarak önümüze süren matematikten…

    Öğrenciliğimizde öğretmen matematik dersinde basit toplama- çıkarma işlemleri sorardı. Pazarda bir dana beş liraya satılıyorsa, 6 dana kaç lira eder? gibi. Bazılarına çok basit gelen bu sorular, özellikle köy kökenli çocukların içinden çıkmakta zorlandığı sorulardı. Bir keresinde tahtaya kalkan çocuk; ‘peki öğretmenin danalar kaç yaşında? İçlerinde süt danası mı?’ diye sormuştu. Diğer çocukların gülmesine yol açan bu sorunun matematiğin temel  handikabı olduğunu henüz bilmiyordum. Öğretmenin ‘bunun bir önemi yok’ demesi çocuğu tatmin etmedi. Hala kafası karışık görünüyordu. Çünkü muhtemelen hayvan alıp satan bir ailenin çocuğu olarak, her dananın fiyatının farklı olduğunu, yaşına ve özelliklerine göre değiştiğini biliyor; fark etmez sözünün içeriğini kavramakta zorlanıyordu.

    Bu kişinin daha sonra tahsil hayatına devam edip etmediğini bilmiyorum. Ben ettim. Yukarıdaki sorun bende farklı şekilde tezahür etti. Zihnimi uzun süre meşgul edip acı hissetmem neden oldu. Rakamların içinde Tanrıyı arıyor, fakat bulamıyordum. Bu arayış uzun yıllarımı aldı. Bu noktayı kavranmayınca hayatı çözmede kullandığınız şablon işinizi görmüyor. Şöyle özetlenebilir çözmeye çalıştığım şey: Tabiat lakayt ve tarafsızdı. Mesela aslan ile geyiğin savaşında bir tarafta yer almıyordu. Aslan geyikten hızlı ve çevikse onu yenip yakalıyordu. Eğer geyik hızlıysa kaybeden aslan oluyordu. Bir silah yapmış ve hesaplarını mükemmele yaklaştırmışsanız, hedefi bulmamanız mümkün değildi. Bir bölgeyi ele geçirmek için kaç kilo patlayıcıyı hangi açıyla o hedefe göndereceğinizi hesaplamak yeterliydi. Eğer uçağınız düşmanınkinden hızlı ve tesir gücü daha etkinse savaşı kimin kazanacağı da belli oluyordu. O halde Tanrı dünyayı yaratıp bir kenara mı çekilmiştir? Bu inanç kutsal dinlerin öğretisine tersti, olamazdı. Peki, bazıların sezgiyle bildikleri, derinden hissettikleri ve korkuyla titredikleri Tanrı’nın müdahalesi, rakamların neresinde yer almaktadır?

      Zihnime takılan ve çözemediğim bu soruların cevabını ancak matematiğin sanal dünyasından kurtulduğumda bulabildim. Matematik soyut bir kavram ve zihinsel bir işlemdi;  faraziyeye dayanıyordu. Soyut dünyanın hakikatini, gerçekler dünyasında kullandığınızda hatalı sonuçlar varmanız kaçınılmazdır. Matematik bir sayma biçimidir ve 1,2 gibi şeyler aslında yoktur. Gerçekte, yalnız başına var olmayan bu rakamlar hakikatler dünyasında ancak bir nesneyle birlikte kullanıldıklarında anlam ifade ederler. Birisi size (1) dese bu söz hakikatte hiçbir şey ifade etmez. Ama (1) otomobil veya (1) kadın dediğinde zihnimizde bazı çağrışımlar oluşur. Mesela bunun iki otomobilden az olduğunu, bir kadının çocuktan daha büyük olduğunu biliriz. Matematiğin dünyasındaki rakamlar kusursuz, hepsi birbirine eşit ve birbiri arasında en ufak fark olmayan şeylerdir. Fizikte ise böyle bir şey mevcut değildir. Matematiğin dünyasında nasıl birbirinden farklı rakamlar yoksa fizik dünyada da birbirinin tamamen aynı iki şey yoktur. Mesela iki tane insan, iki tane taş, iki tane yaprak yoktur. Sadece bir rakamıdır ki, hem matematikte hem gerçek dünyada kendini ifade eder. Matematikte gerçek dünyayla örtüşen sadece (1) vardır. Her şey ondan türemiştir, onun katıdır. Gerçekte ise hem matematiksel (1), hem de fizik olarak (1) mevcuttur, (2) yoktur. Bir ile birin toplamı gerçekte asla iki değildir. Sonuç küsuratlı ve bu küsuratın sonsuza gittiği bir işlemdir bu. Allah’ın eşsiz olduğunu bu basit gerçekle bile anlamak mümkündür. Yarattığı hiçbir şeyin eşi olmayan Allah, kendisi de benzersizdir.

    Peki bunu bilmenin pratikte bize faydası var mı? Yoksa bunlar tamamen felsefi tartışma konuları mıdır? Eğer böyle olsaydı şüphesiz ortada filozoflardan başkasının ilgisini çekecek bir şey olmazdı. Fakat matematiğin şu kesin gerçeği, hayatın en yalın yanlışı olarak birçok kaosa neden olmaktadır. Mesela bir toplantıya 10 kişi katıldı diyoruz. 10 kişi tamamen birbirinin aynı kişiler olarak değerlendiriyoruz ve bizde azlık-çokluk düşüncesi uyandırıyor. Hâlbuki bu 10 kişi asla birbirinin aynı değildir. Mesela içlerinden birisi İngiltere Kraliçesiyse, sonucun ne kadar değişeceğini tahmin edersiniz. Daha somut bir olayla örneklendirmek mümkündür. Geçenlerde katıldığım bir toplantıda Yazarlar birliği başkanı D. Mehmet Doğan, elindeki bir takım rakamları okuyarak Türkiye’nin en az kitap okuyan ülkelerden biri olduğunu söylemesi dikkatimi çekti. Bu rakamlarla halkımızı kültürsüz görmesi zoruma gitti. İçimden dedim ki bu rakamların içinde mutlaka Kuran yer almıyordur. Ülkemizde içinde Kuran olmayan ev yok denecek kadar azdır. Zaman zaman O’nu okumayan da… Mesela halkın önemli bir kesimi haftada bir Cuma namazına gider ve orada bu kitaptan pasajlar dinler. Ancak bunlar istatistik olarak değerlendirildiğinde kale alınmazlar. Cinayet romanları okuyup kusursuz cinayet işlemeyi öğrenen batılıya göre daha az kitap okuduğumuzdan, daha geri bir kültür sahibi olduğumuz kanaatine varılır. Hadiselere rakamlar diliyle bakmanın tipik yanlışlığını gösterir bir örnektir bu. Bir tarafta dinlediği kitaptan belki de tek satır anlamadan iyi insan olmaya koyulan biri vardır; diğer yanda onlarca kitabın kötülüğe yönelttiği bir başka ruh hali. Az okuyan, okuduğu kutsal metni bile anlamdan iyi ve erdemli olmaya yönelen bir insan… Karşısındaki rakamların diliyle çokluk ifade eden fakat bu çokluğun iyiliğe yönlendirmeye kabil olmadığı bir diğeri. Matematiğin gerçeğini tek gerçek kabul edenler bu gerçekten ikincisini seçiyor, benimsiyorlar.

    Eskiden mahalle aralarında çığırtkanlık yaparak yazılı sayfalar satan satıcılar olurdu. Ağlamaklı bir sesle başına felaket gelmiş bir insanın dramı biraz da şiirsel olarak hikâye edilirdi. Halk arasında destan tabir edilen bu dramlar ilgimizi çeker, harçlığımızın önemli kısmını bu kâğıt parçalarına yatırdığımız olurdu. Ya trafik kazasında ya da doğal bir felaket sonucu mağdur olmuş bu insanın dramını okurken adeta kendiniz de yaşardınız. Şimdi böyle şeyler yok. Çünkü bir dramın büyüklüğü artık matematiksel büyüklüktür. Matematik diliyle yer alır haber organlarında. Mesela bir depremde 3 kişi ölmüşse bunda üzülecek bir yan yoktur, hatta bazıları için sevinilecek bir durum bile olabilir. Ama bir depremde yüz bin insan ölmüşse büyük bir felakettir. Peki, kimin için? Eğer ölenlerden biri sizin eşinizse geriye kalanlar size ne anlam ifade edecektir? Yok, eğer hiçbir yakınızı kaybetmediyseniz bu olaydaki büyüklükler rakam kalabalıklarından başak anlam taşımayacaklardır.

    Benzer şeyi ekonomi için de söylemek mümkündür. Bir trilyon dolar ile bir dolar arasında ne kadar fark vardır? Buna sahip olması mümkün olmayan sizin için bu sonsuzluk anlamına  gelebilir. Peki, bu rakam herkes için aynı şey mi demektir? Merkez bankası başkanı için ne ifade eder? O bu rakam için muhtemelen 1 ton kâğıt diye düşünecektir. Oturup para basmaya karar verdiklerinde iş 1 ton kâğıdın bulunup boyanmasıyla neticelenir çünkü.

    Matematik gerçekle fizik gerçeğin farklılığının keşfi, Makine mühendisliğinde önemli bir teknoloji olarak yer almıştır. Bir rulman yatağına mikroskopla baktığınızda bize pek düzgün gibi gelen yüzeyin adeta çakıl taşlarıyla dolu şose yola benzediğini görebilirsiniz. Yüzeydeki bu pürüzler yatağın üzerinde gezinen çekirdeğin çabuk aşınmasına neden olarak ömrünü kısaltır. Çok hassas taşlama tezgâhlarıyla bu pürüzleri ne kadar küçültebilirseniz, iki yüzey o kadar daha geniş tabanda temas eder ve aşınma azalır. Son zamanlarda bu nedenle çok hassas taşlama tezgâhları geliştirilmektedir.

     Onun için iki kere ikinin tartışmasız dört ettiğini söyleyenlere itiraz ediyor; ‘farazi olarak dört eder fakat bunun ne önemi var ki? Diyorum. Lakayt gibi görünen tabiat, matematiğin kusursuz rakamları arasına değil; gerçeğin küsuratlı rakamları arasından olayları yönetiyor. İki kere ikinin gerçekte kaç ettiğini Allah’tan başkası bilmiyor.

Yorum
Bu bir KURAN MUCİZESİ mi?
Yazar semazen açık 2008-05-28 13:18:53
"1" 'in varlığı matematiksel ve fiziksel olarak mevcut... 
 
"Birr, yüzünüzü doğu ve batı yönüne çevirmeniz değildir fakat birr Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere iman eden, sevdiği halde malı yakınlara, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışa, dilenenlere ve boyunduruk altındakilere infak eden, namazı kılan ve zekâtı veren, ahidleştiklerinde ahdini yerine getirenler, zorluk hali, zarar anları ve güçlük zamanında sabredenlerdir. Onlardır sâdık olanlar; ve onlardır müttaki olanlar" (el-Bakara, 2/117). 
 
"Bir"e ulaşmak...
Yazar semazen açık 2008-05-28 13:39:30
"Sevdiğinizden infak etmedikçe birr'e erişemezsiniz.." (Âli İmrân, 3/92). 
 
Yazar Fahri açık 2008-05-29 05:25:56
Sevgili Raci Bey, matematiğe biraz haksızlık mı etmişsiniz.? 
Matematikte 2 diye bir sayı var mıdır ki, 4 olsun.? 2 eşittir 1+1. 4 eşittir (1+1)+(1+1).  
10, 1 üzeri 10 değil midir? 
1x1 eşittir 1 dir. Çünkü, kendisidir. 
Çizgi, yan yana dizilmiş noktalardan oluşmaz mı.? 
Bilgisayar yazılımları, 1 ve/veya 0, 1 lerle kurgulanmaz mı? Sadece 1 ve 0. Var ve yok. 
Bir dana 5 lira ise önermesi, her biri 5 lira ise demek değil midir.? Veya yanlış soru biçimi. 
 
2x2 matematikte her zaman 4 tür. Fizik veya kimyada veya sinerjide başka bir şey olması, bu gerçekliği değiştirir mi.? 
Matematik, hayatın-gerçekliğin soyut ifadesinden başka bir şey değildir diye sizde ifade etmişsiniz ve buna rağmen, sanırım istatistikle matematiği biraz karıştırmış ve fizikle toplamış olmuyor musunuz.?  
1 su molekülü, 2 h 1 o elementinden ibaret değil midir?  
Yine, kulağımızın duyduğu frekans aralığı hariç seslerin tabiatta var olduğunu.. 
Görmediğimiz ve işitmediğimiz yani -ampirik- algılamadığımız dalga boylarından pek çok radyo ve televizyonun yayın yaptığını.. 
Fizik haricinde, kimya DA yok mu? 
İnsan, tek bir embriyodan insan haline dönüşmüyor mu? Tek bir kök hücrede, bütün bir insan saklı değil mi? 
Belki, tek bir atomda da bütün bir evren.? 

Ben mi anlayamadım, anlatmak istediğinizi, bilemiyorum.  

Gönderme yaptığınız felsefe; soyutlayabilme, soyut düşünebilme sanatıdır ve bu bağlamda matematikle yakın akrabadır. Tanrı'yada -ister tümden gelin, ister tüme varın- bu yoldan ulaşırsınız. Bilinçle ulaşmanın yolu budur kanaatindeyim. Tersi, ya sadece -salt- inanmadır yada algılayamadığınız varlığa dair şüpheye, redde götürür. 
*  
Yıllarca önce Nevşehir'de bir proğrama katılmıştım, rulman üzerine. Tek bir toz parçacığının verebileceği zararın, elektron mikroskobuyla çekilmiş görüntüleri oldukça şaşırtıcıydı. Rulman bilyelerini yerçekimsiz ortamda, yani uzayda üretmek için çalışmalar yapıldığını belki bilmiyorsunuzdur diye, paylaşmak isterim. Daha önemlisi, sanırım rulmanlarda tarih olacak bu çalışma hayatiyet bulamadan. Çünkü, sürtünmesiz elektro-manyetik yataklamalar, directdrive teknolojiler son hızla gelişmekte. 
Saygılarımla. 
Yazar Fahri açık 2008-05-30 23:32:28
sevgili raci bey, oğlum size hitaben yazdıklarımdan hiç bir şey anlamadığını ve kendi içinde çelişkili bulduğunu söyledi bana. çorba yapmışım deyimiyle, nitelik-nicelik-felsefe.. birbirine girmiş.! 

matematik, faraziye- varsayım- dan ibaret olsa ve kalsaymış, salt düşünsel bir uğraş olsaymış, phonix marsa kadar gidip iniş yapamazmış.
cevap
Yazar girisim açık 2008-05-31 10:40:56
 
 
Semazen’e cevap: Bahse konu ayeti dediğiniz şekilde yorumlayacak olursak, Kuranla çelişkili olmadığı kanaatine varabiliriz. Bu da 1400 yıl önce inmiş kitabın yanlışsızlığını ifade etme açısından önem taşısa gerek. Ben mucize arayıcısı değilim. Çünkü hayatın kendisi bir mucizedir. Bize normalmiş gibi gelen insanın dik yürümesinin dahi ne kadar zor hadise olduğunu, robot imalatı çalışmalarında görmek mümkündür. Onca teknolojiye rağmen bir robot asla insan gibi yürüyemiyor. Bunu ve buna benzer şeyleri görünce başka mucize aramaya gerek kalmıyor. 
Sevgili Fahri Bey! Katkılarınız gerçekten kriter sayfalarına kalite katıyor. Matematiğe haksızlık ettiğimi ifade ediyorsunuz. Fakat Matematiğin bana yaptıklarını niye göz ardı ediyorsunuz? Kusursuz ve birbirinin tıpkısı rakamlarını önümüze koyarak hayatı tam olarak kavramamıza engel teşkil ettiğini sadece ben söylemiyorum. Yine Euclid’in kusursuz şekilleriyle birlikte geleneksel matematik 20. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap vermekten gün geçtikçe uzaklaşmaktadır. Matematikteki tüm rakamların birbirinin aynı olduğunu ne güzel ifade etmişsiniz. Birşey ya yoktur ve sıfırla ifade edilir. Varsa (Birdir). Diğer tüm rakamlar onun katlarıdır. Şimdi bu rakamları sadece matematikte kullansaydık hiç sorun teşkil etmezdi. Zihnimizde kalır ve onun gelişimine yardımcı olurdu. Bu kusursuz rakamları Fizik’te kullandığınızda problem de başlıyor. Fizikte her şey (bir) ve onun katı değil. Ama her şeyi ayrı ayrı hesaplarsak sonuç almamız da mümkün değil. Bulduğumuz sonuçlar yaklaşıktır. Bütün sonuçların yanına yaklaşık işareti, koyarak ve ifade ederek bu eksiklik kapatılabilir. Ben bunu öneri olarak sunuyorum. 2*2 işleminin karşısına yaklaşık 4 denilmeli, böyle öğretilmelidir. Çünkü bu ifadeye en yaklaşık rakam 4 dür. 3 ve 5 den daha yaklaşıktır. Bunun kabul edilmesi bile Matematikte bir başlangıç olacaktır. 
Oğlunuz çok haklı. Matematik hesaplar nedeniyle uzay aracı Mars’a varıyor. Bunu inkar etmek, sonuçlarını kabul etmemek mümkün mü? Ama aynı matematiğin işe yaramadığı, çözüm bulamadığı noktalar da var. Mesela binanın 8. katından ben düşersem kurtulma ihtimalim yok gibidir. Ama bir bebek düşerse burnu bile kanamayabilir. 
Ya da daha açık bir ifadeyle KAOS teorisinin ortaya çıktığı hava durumunu ele alalım. Şimdi Ankara’da 2 sene sonra 31 Mayısta havanın nasıl olacağını bilmek mümkün mü? Belki mümkündür. Ama yeryüzüne ve atmosfer tabakasının her santimine bir sensor yerleştirip değerleri okumanız gerekmektedir. Bu da yetmez, aletler öyle hassas ölçmeli ki tam sayıdan sonra belki 10, belki 20 haneli rakamları tespit etmeliler. Bunu ne kadar ileri götürseniz alacağınız sonuç o kadar gerçeğe yakın olacaktır. Fakat bu da yeterli değildir. Tam siz bu kadar önemle olaya yaklaşırken babaannenizin hapşırığı tutarsa hesaplar karışacaktır. Onun yanında bulunan barometre sensörü şaşacak ve bilgisayar çıktısından alacağınız tahmin raporunu görünce şok olabileceksiniz. Şimdi hava tahmin raporları önemsizdir diyebilir misiniz? Her şeyi inceden ince hesaplayabilen matematik bu ve buna benzer konularda yetersiz kalmakta, çözüm üretememektedir. Bütün bunlar ‘o halde bilimden, matematikten vazgeçelim’ demek için değildir. Tam aksine yetersiz kaldığımız noktaları görmek, takviye etmek içindir. 
Allah’ın işleri ilimledir. Onun için Müslümanlık, mucize arayıcılığını hoş karşılamaz. Müşrikler peygamberden mucize istediklerinde terslendiler. Hayatın her safhasının bir mucize olduğunu anlayamayan kafaya neyi mucize diye gösterseniz boştur. Bakınız Semazen’in işaret ettiği ayet her şeyin BİR den türediği şeklinde yorumlanabiliyor. Sadece BİR olduğu 1400 yıl önceden söylenmiş oluyor. Şimdi bunları görünce inkârcılar secdeye mi kapanacaklar? 
Selamlarımla 
Raci D. 
Yazar Fahri açık 2008-06-02 04:35:27
raci bey, cevap veremeyeceğim. çünkü, biraz araştırmaya yeltenince, hiç yeterli olmadığımı gördüm. mantıken itiraz edebileceğim noktaların, arkasını besleyebilecek bilgilere vakıf olmadığımı anladım. öte yandan, sizinle sanırım aynı düzeyde ve düzlemde değilim ve size saygısızlık olsun istemem, epey kafa yormuşsunuz belli. 
eleştiri konusu ettiğiniz matematiksel yaklaşım, matematik olguculuk -posivitisme mathematigue- olarak adlandırılmakta, ulaşabildiğim kadarı ile. fransız Aron, amerikan Dodd.  
öte yandan, size benzer, 16 nın 16 tane 1 olmadığını, 2 nin 4 üncü kuvveti ve 4 ün karesi olduğunu savlayan bir başka görüş de bulunmakta. nicelik nitelik farkı.. deskartes, lobaçevski, engels ve haldun.. matematiksel olarak 2= 1+1 dir demekle birlikte, bu yaklaşıma da sıcaklık gösteriyorum, ancak kavrayabildiğimi söylersem yalan olur.  
başka birtakım görüşler, leibniz, boole ve hume'nin itiraz ve katkıları olan farklı yaklaşımlara rastladım. ussal kanıtlama.. mantıksal çözümleme..diğerleri.  
özetle ve açıkça, felsefi itirazlarım olsada, daha çoook çalışmam lazım.  
şimdilik vardığım sonuç, matematik soyutlama olduğuna göre, kullanılış biçimine göre, gerçekten ve doğrudan -pekala- koparılabilir.! kendisi, bizatihi kopuk mudur.? yada, önerdiğiniz gibi virgül koyarak gerçekle özdeşleşebilir mi, ne kadar yaklaşır tartışması beni aşıyor..  

ben, 1 derken ve tek bir atomda evrenin sırları -kodları- belki saklıdır derken, birr'i kastetmemiştim. bu konuda hemfikirim. eğer tanrı, bu tür dar-mekanik sınırlara ve mucizelere hapsedilirse, pek mümkündür bir zaman sonra bilimsel olarak yalanlanabilir.  
 
Abdullah Efendi nerede
Yazar Melitenli açık 2008-06-02 07:47:30
Bu tartışmayı başlatan Abdullah efendi nerede; pes mi etti?
Anlamasam ve faydasız bulsam da...
Yazar kubha açık 2008-06-03 23:58:27
Raci Abi yazdığına göre vardır bir hikmeti derim. Başka da bir şey demem.
Cevap
Yazar girisim açık 2008-06-04 12:39:19
20. Yüzyıl bilimin hayata damgasını vurduğu, dışındaki her şeye tepeden baktığı bir çağdır. Geçmişte din ve felsefenin gördüğü ilgiyi üzerine toplamıştır. Matematikse bu despotluğun tabir caizse astığı astık kestiği kestik derebeyidir. Söyledikleri (Rakamları) itiraz edilemezdir. Her şeyi bildiği ve doğru hesapladığı iddiası vardır. Buna inanan geniş bir kitle ortaya çıkmıştır. Efsaneleşen bu söylem büyük ölçüde bilimin teknolojiye dönüşmesinden dolayıdır. İnsanlar çevrelerinde bilim yoluyla makineleşmeye dönüşümü gördükçe ona daha çok inanmaya durdular. Bilim neredeyse geçmişteki dinin yerini aldı. Eleştiriler hep oldu. Fakat bilim bu eleştirileri büyük ölçüde matematik ve fizik kanalıyla püskürttü. Özellikle matematik, rakamlarıyla insanlara yanılmazlık edası sunuyordu. Özellikle atom-altı fiziğinde yetersizliği görülen fizik formüller yanında Euclid geometrisinin ve matematiğin yetersizliği de anlaşılınca bilime olan inanç sarsıldı. İyi de oldu. Her şey hesaplıysa bu dünyada Tanrı’nın yeri neresidir? Tabiat, harici müdahaleye kapalı ve üzerinde olup bitene karşı lakayt mıdır? Gerçekte 1+1 ‘in dahi net cevabını veremeyen matematik’in her şeyi çözeceğine inanmak, insana dair birçok sorunun cevabını sadece ondan beklemek doğru olur mu? 
Bütün bunlar bilim karşıtlığı için değildir. Bilimin ne olduğunu ve neyi ne kadar kesinlikle bilebileceğini anlamak içindir. 
Kubha’ya katılmıyorum. Bu mevzuu faydasız değildir. Çoğu zaman insanlar bir sorun olduğunu fark etseler bile, onu tanımlamakta zorluk çekerler. Beni uğraştıran bu problemin başkalarının da kafasını kurcaladığına- kurcalayacağına eminim. Çözmek başka bir meseledir. Fakat ‘sorunu ortaya doğru koymak, problemi çözmenin yarısıdır’ diye öğretmişti matematik hocam. 
Raci D.
Yazar Fahri açık 2008-06-05 07:51:09
"Her şey hesaplıysa bu dünyada Tanrı’nın yeri neresidir? Tabiat, harici müdahaleye kapalı ve üzerinde olup bitene karşı lakayt mıdır?" 
Bu sorunuzu, tersine çevirerek sormak isterim: Her şey hesaplı değilse, rastlantısal ise, o halde bir yüce yaratıcı, Tanrı yoktur.?  
Yada tersi, tabiat harici müdahaleye açıksa, "üçüncü el" arada karışıyor ise; tabiat yasaları yoktur, her şey bir bakıma rastlantısaldır.? Hesaplı değildir.? Yine, Tanrı yoktur.?  

Eğer seviyesizlik ediyorsam hoşgörünüz Raci bey ama ya siz bariz bir yanlışlık içindesiniz yada böylece ben sizi anlamaya yaklaşacağım. 
Tabiata dışarıdan müdahalenin mümkün olmadığı savı -sizin kastınızın farkındayım- kime aittir? Bilime mi, din adına bazı inanışlara mı? Güneşin etrafında dönen bir dünyayı, güneş ışınlarının can verdiği bir gezegeni, yıldırım ve şimşeklerin dahi atmosfer dışında oluştuğunu ve onlarsız bu hayatın devam edemeyeceğini ortaya koyan, rakamları 0,1,2 den başlatıp sonunu getirmeyen, sonsuz olasılıkları dile getiren bilim-ler bu suçlamaya muhatap olamazlar. 
Bilimlerinde zaman zaman tutuculaştığı, doğmacılığa sürüklendiği pektabii vakidir. Atomun parçalanamayacağı iddiası gibi. Ancak, parçalayıp kendisini aşan yine bilimdir.  
Laboratuar yani kontrollu bir ortamda, bir şeyin kesin sonucu bilinebilir ve alınabilir. Girdiler kesin belli ise, çıktıda kesindir. 
Fark, tabiatta her olasılığın kesin olarak bilinememesi, hesap edilememesidir, aynen söylediğiniz gibi. Bırakınız tabiatı, daha santraçta bile hesap edilememekte, muhteşem bilgisayarlar insan beynine yenilebilmektedir. Hapşırık örneğinizde olduğu gibi, 6.5 milyar insandan sadece bir tanesinin hapşırmayacağını kimse garanti edemez. Beraberinde, başlangıçta tesadüf gibi görünenin, olup bittikten sonra, kavranabilir sürecin zarureti olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir. Bu anlamda matematiksel iddia, teorik olarak doğru, fakat pratikte geçersizdir. Doğrulanması mümkün olmayan bir teoriden ileri gidemeyeceği gibi, yanlışlanamayacaktır da. Bu durumu, niçin eleştiri konusu ettiğinizi anlamlandırmakta çok güçlük çekmekteyim. Şey dediğimiz, şey olan bir varlık yoktur tartışmasına döndü biraz.! 
Kanımca, kimi bilim adamlarının kimi zaman düştüğü bir yanılgı içindesiniz. Doğrulanamıyorsa, yanlıştır, yoktur, redederiz. Oysa bir süredir trend tam tersi diye biliyorum: Yanlışlanamamışsa, doğru olabilir. Yada, yeterki hayal et, mümkündür.! 
Bizler, doğayı- dünyayı- evreni, insanı-toplumu ve dahi minnacık atom altını bildikçe, bilinmeyenler azalmamakta, bilakis artmaktadır. Buradan yola çıkarsak, sonsuz rakamlardan ve olasılıklardan yola çıkarsak, hiçbir aklı başında matematikçi, sosyal gelişmelere kesin matematiksel formül uydurmak peşinde koşamaz. Böyle bir çaba varda, itirazınız buna mı.?  
Eğer konuyu külli irade, cuzi irade, kadercilik ile bağdaştırabilirseniz, belki bizlerinde geniş katılabileceği bir zemin oluşturabilir. İlahi kader yerine, matematiksel kader veya merkantilizm, determinizm.. Bilmem doğrudan ilgisi var mı.? Veya, mutlaklık diye bir şey yoktur. Bir şey hem kendisidir, hemde aynı anda kendisi değildir, başka bir şeydir diyen diyalektik.! 
 
1+1 deki 1 ler, birbirinin eşidir, teorik olarak. Kabaca 2 damla sudur. Ancak, 2 damla suyu toplarsanız, 1 (büyük) damla su veya nicelik olarak, 2 katı olur. Peki, tabiatta birbirinin bir eşi olan iki şey var mıdır.? Yoktur. Her şey benzersizdir. Hatta, kendisi olan bile, aynı anda kendisi değildir, başka bir şeye dönüşmekte, yaşlanmaktadır vb.. Rulman örneğinizdeki, pürüzsüz gördüğümüz yüzeylerin, girinti çıkıntılarla döşeli olması gibi. 100 mm ölçü aldığımız bir eşyanın bile, geometrik ölçümle daha uzun olduğu gibi.  
Elma ile armut toplanmaz deriz hep. Ama, şimdi "karışık" meyve suyu denilen kokteyl içiyoruz diye, toplanabileceğini iddia edebilir miyiz.?  
 
Bu mesele bana, Geleceğe Dönüş filmini hatırlattı. Hani, çocuk geçmişe gider, annesi ve babası kendisinin sebep olduğu "bir küçük aksilik" sonucu yıl sonu okul davetinde buluşamaz ve kendisi yok olmaya başlar.. bu buluşamama, evlenememelerine sebep olmuştur. Dolayısıyla gelecek değişmiştir. İlgisi yok mu?
Fahri Bey'e
Yazar girisim açık 2008-06-06 10:53:38
Sevgili Fahri Bey 
 
Sorunun mantıksal devamını da yazarak hadiseyi tümüyle ortaya koymuşsunuz. Her şey hesaplı (bir düzen içinde) değilse karşıt olarak rastlantısal olması gerekiyor. Böyle durumları kaba tabirle ‘Tanrı zar mı atıyor’ sorusuyla özetlemeyi tercih ediyor bazıları. Bir insana yakıştırılamayan bir durumun Tanrıyla birlikte anılmaması gerektiğini bilerek... Tabiattaki muazzam düzeni görenler, çözmeye çalıştığımız, henüz anlayamadığımız konularda da bir kural olması gerektiğini hissediyor ve onun peşine düşüyorlar. 
Suya bir taş attığınızda oluşan halkaların hangi şiddetle ve hangi tarafa yöneleceğini bilemiyorsunuz. Bahçenize diktiğiniz ağacın dallarından bir sonrakinin hangi istikamete yöneleceğini bilemiyorsunuz. Ya da sigara dumanın tamamen kapalı bir ortamda yükselirken hangi yönlere kıvrılacağını bilemiyorsunuz. Gökten yağan kar tanelerini incelediğinizde hiçbirinin diğerine benzemediğini görüyorsunuz. Su buharının soğuktan dolayı kristalleşmesi esnasında oluşan bu şeklin nasıl olabileceği hakkında hiçbir öngörünüz olmuyor. Aslan bir geyiği kovalarken yakalamayı başaracak mı yoksa son hamlesini yaparken nefesi kesilip onu bırakacak mı bilemiyorsunuz. Peki, bütün bu olaylar neye göre oluşmaktadır? Tanrı bütün bunlara nasıl müdahale etmektedir? Bir taşı suya attığınızda batıp batmamasına Tanrının nasıl karar vereceğini biliyorsunuz. Arşimed kuralına göre özgül ağırlığı sudan fazlaysa batar, değilse batmaz. Tabiat yasalarını kabul etmeyip hadiselerin rastlantısal olduğunu kabul etseydik bazı taşların kurala rağmen batmaması gerekirdi. Yeryüzündeki bütün taşları teker teker deneseniz bunun dışında bir sonuç çıkacağını sanmam. Tanrının karar vermesine bilim diyoruz, tabiat kuralı diyoruz. Elbette tabiat kuralları var ve geçerli. Peki, şimdiye kadar bildiklerimiz yukarıda sıraladığım olayları açıklamaya yetiyor mu? Yetmiyor. O halde bilimi inkâr edelim, beyhude yorulmayalım demiyorum. Bilimin geldiği bu noktada yeni açılıma ihtiyaç vardır. Şimdiye kadar iki kere ikinin dört etmesinde, böyle öğrenmemizde bir sorun yoktu. Fakat şimdi bu sonuç, aradığımızı ifade etmekten gün geçtikçe uzaklaşmaktadır. Bunca teknolojiye rağmen 1 sene sonra Ankara’da havanın sisli mi yoksa açık mı olacağını bilememekteyiz. Bu bilemeyiş, bağlı olarak birçok alanda belirsizliği getirmektedir. O tarihte uçak seyahati yapacak kişilerin programının aksaması bir yana; bu seferle bağlantılı diğer hava yolculukları tehlikeye girmekte ve neredeyse küçük bir kaosa yol açmaktadır. Benim ve bazılarının tam olarak sorduğu soru budur: 1 sene sonra 28 Şubat gününde Ankara’da havanın sisli mi yoksa açık mı olacağı nasıl belirlenmektedir? Bunun, suya atılan taşın batmasında olduğu gibi bir kuralı yok mu? İki kere ikinin kesinlikle dört sonucunu verdiğini söyleyen matematik bu sorunun cevabına yardımcı olmamaktadır. 
Tabiata dışarıdan müdahalenin olmadığı savı; özel isim vermeyeceğim, herkese ait bir önermedir. Tabiatla çakırdikeni gibi kayıtsız bir edayla karşılaşan herkesin kendine sorduğu bir soru, aynı zamanda bir iddiadır bu. Kurallar o kadar katıdır ki, harici müdahale yok diye düşünmeye başlarsınız. Acz içindeki çırpınışlarınız, kayıtsızlıkla karşılık bulur. Sonra hiç ummadığınız bir anda bu kayıtsızlığın yerini tanımlayamadığınız bir değişimin aldığını görürsünüz. O zaman müdahalenin farkına varır; boş yere başka yerlere bakındığınızı anlarsınız. 
 
Siz ‘öğrendikçe ne kadar çok şey bilmediğimizi fark ediyoruz’ diyerek bir gerçeği ifade etmişsiniz. Ancak herkes böyle düşünmüyor. Amerika’da ‘Tarihin Sonu’ iddialı ifadelerle makaleler yazılabiliyor. Bu iddialar her çapta insan tarafından kabullenilip dillendiriliyor. Bu yazı bir anlamda bu iddiaların ne kadar yersiz olduğunu ifade etmek içindir de. Sizin de ifade ettiğiniz gibi; insan bilimde ilerledikçe kudreti artarken öte yandan ilim adamları acziyetlerinin farkına varırlar. Büyük dinler insanın ruhuna Tanrınınkinden üflendiğini söylerler. Onun iç dinamiğine hitap edip ruhen yüceltmeye, Tanrı katına çıkarmaya çabalarlar. Bilimse onun kudretini artırarak yeryüzü Tanrısı yapmanın peşindedir. Bilime inanan geniş kitlelerin biraz sarsılarak ne olup bittiğini fark etmeleri gerekiyor. Bilim; insanı tanrılaştırmanın değil; Tanrı’nın kudretini anlamanın bir yolu, yöntemi ve insan hayatını kolaylaştırmanın aracı olabilir kanaatindeyim. 
Selamlarımla 
Raci D. 
Yazar Fahri açık 2008-06-07 06:32:33
"Bu çocuk" biraz kalın kafalı çıktı ff:)  
Sabırlı, uzun açıklamalarınız için teşekkür ederim, üstadım. Sağlıcakla kalınız. 
selam
Yazar selahaddin açık 2008-06-14 11:46:34
Valla sus pus oldum. Hiç bişe deyemiyom. Raci abi bu kadar yüksek konulara girme biraz aşağıya in ya!
Yukseklik?
Yazar girisim açık 2008-06-16 13:28:17
Selahattin bey; bazıları iki kere iki kesinlikle dört eder diyor, ben etmez diyorum. Bunun yukarı çıkıp aşağı inmekle alakası nedir ben anlayamadım. 
Selamlar 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-05-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189571 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net