21-10-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa
27 MAYIS İHTİLALİ, BABAMIN ESARETİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 14
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
26-05-2008
27 MAYIS, BABAMIN ESARETİ
                                                                                      
                                     M. Selami ÇEKMEGİL
          Nedense eski yılları unutmak mümkün olmuyor çok kez
          Ben "Masum Anadolu"nun sıradan bir ailesinin sıradan bir çocuğuyum. Anlatacaklarım bu ülke çocuklarının dramını da yansıtacaktır.
***
          1960 yılının 27 Mayıs’ında ihtilali duyunca babam, -Demokrat  Parti yönetim tarzını beğenmediği için olsa gerek- sanki biraz sevinmişti. Ama sanırım buruk bir sevinmeydi bu…  Dört gün sonra güvenlik mülahazası diyerek içeri aldılar.Bir süre sonra da -doğuda bütün içeri alınanlar gibi- Sivas’a kampa yolladılar. Burada
5-6 ay kaldı.

          Babam elinin emeği ile çalışan, rızkını bilek zoruyla kazanan biriydi. İçeri alınınca çalışamadığından bonolar protesto olmaya, alacaklılar endişelenmeye başladılar. Bereket versin iş ilişkisini sürdürdüğü alacaklılar çoklukla insaflı insanlardı; anlayışlı davrandılar. Ben bu durumu -tabii babamın tasvibiyle-  ihtilalin “kudretli albayı” Alpaslan TÜRKEŞ’e mektupla ilettim: Babamı 1942- 44 yıllarında, askerden ve eserleri ile tanıdığını belirterek, bu nedeni belirsiz tutuklamayı ona duyurdum. Sağ olsun(*) bir telgrafla karşılık verdi. İhtilallerde bu kabil yanlışlıkların olabildiğini, yakında durumun açıklığa kavuşabileceğini, babama kavuşacağımızı, üzülmememizi öğütlüyordu.

          O tarihlerde ihbar furyası çok yaygındı. Belki babam hakkında da, fikri karşıtları, (çünkü babamın  partici bir yönü yoktu) bir ihbar yapmışlardı. 

           Bir gün, kimse olmadığı için dükkanda ben bekliyordum. O günün Polis ve jandarmaları hışımla dükkana daldılar, sağı solu aramaya başladılar. Bir şeyler bulmak için şunu bunu döktüler saçtılar…  Aniden birisi, iki gün önce masanın üstünde bıraktığım Alpaslan TÜRKEŞ’e ait bu telgrafı gördü ve şefine götürdü. Hemen durdular, bir şeyler konuştular ve daha sonra da çekip gittiler. Anlaşılan Albayın telgrafı daha fazla taşkınlık yapmalarına  engel olmuştu. Zaten geri kalmış toplumlarda hep böyledir. Kaba saba davranan görevli-yetkililer arkanızda bir kuvvet vehmederse medenileşiverir, güzelce(!) davranırlar. ALLAH,  herhalde acımış, bu kaba insanlar 18 yaşındaki bir delikanlıyı daha çok üzmesinler diye Alpaslan TÜRKEŞ’in telgrafını göstermişti onlara.

             Babamın tutukluluk günlerinde hazır birikmiş paramız olmadığından ihtiyaçlarımızı karşılayamaz hale gelmiştik. Annem çok onurlu bir hanımefendi idı, eş dost “dükkancı”lardan basit pazar işi dikiş getirterek evde çalışmaya başladı. Tabii biraz da vazife saydıklarından bu kabil işleri bize vermek isteyen hısım akrabalarımız iş bulmamızı kolaylaştırıyordu. O çağda, lise mezunu (bir aylik evli) bir işsiz olarak durmak ve evde temin edilen kazanca bağlı kalmak benim için ağır gelmedi diyemem. Bir iki ay sonra iş ararken Malatya Şeker Fabrikasına geçici işçi alacaklarını öğrendim. Durumumu anlatan bir mektup-dilekçe ile müracaat ettim. Seçme imtihanına aldılar kazandım. Belki de kazandırdılar, bilemiyorum... Zevkle çalışmaya başladım. Babamın ihtilalce tutuklanmış olması nedeniyle bizi Demokrat  zanneden aşağı sınıftan Halk Partili ayak takımı ile, Müslümanlığımıza kızanların bakış ve tacizleri dışında çok iyi bir konumdaydım. İşveren amirlerim, çalışkan ve iş becerir bulmuşlar, beni sevmişlerdi. Böyle çalışırken bir gün sayın Org. Cemal GÜRSEL’in Malatya’ya geleceğini söylediler. Belki görme imkanım olur diye en iyi elbisemi giydim. Eşimin tığ örgü ile yaptığı orijinal kravatımı taktım…  Şeker fabrikası çalışanlarını, Paşayı karşılamak için dışarı çıkardılar. Yola dizdiler, ben de ön sırada durdum: Muhtemelen niyetimi anladıkları için engellemediler; önde durmamı toleransla karşıladılar. Sayın Org. Cemal GÜRSEL hava alanından gelip şehre girerken, fabrikanın önüne gelince durdu. Araçtan indi (o zaman terör yoktu) ve önümüzden yürüyerek karşılayanları selamlamaya yöneldi. Tam benim önümü biraz geçmişti ki, gençliğin verdiği ani bir cesaretle atıldım ve kolundan tuttum…

           Önce kısa bir süre dondu kaldı. Muhiti hareketlendi. Sonra normalleşti  Bana ne istediğimi sordu. Derdimi söyledim;

          -Babamı sebepsiz içeri aldılar, hala da tutuyorlar, dedim. “Kadife elle” yaptığınız ihtilalin haklılık ölçüsünü yok etmelerine izin vermeyin sayın paşam, dedim, suçu neyse bilelim, dedim

          Bana, babamın ne iş yaptığını sordu. 

           -Terzidir, dedim

          - Öleyse niye içeri almışlar, dedi 

          - Bilmiyorum muhterem paşam, bilsem öyle söylerdim, dedim. Yaverine emretti, not aldırdı:

          - İlgilenilsin dedi; bana bilgi verileceğini ifade etti.

           O gidince herkes sanki bir iş başarmışım gibi bana:

          -Aferin, iyi ettin, çok güzel anlattın, dediler.

          Paşa bana bilgi göndermedi, ama iki ay sonra babamı salıverdiler. Kendisine iki şey sormuşlar tahliye ederken tutuklu olduğu yerde. Bir, parti nüfuzunu kullanarak aşırı kredi alıp almadığını, bir de nurcu olup olmadığını.

          Ne tuhaf ki, bunlardan birincisi babama hiç söylenemiyecek bir şey. Bir kere babam Demokrat Partili falan değil, eleştiricisiydi (Halk Partili olmadığını da belirtmeliyim); değil bankadan kredi almak faiz müessesedir diye bankayla iş dahi yapmamıştı. İkinci konuya gelince ne garip tecellidir ki nurcuların bugün kendi ekollerine ters düşer gördükleri için benimsemedikleri önemli(!) kişilerden biri de belki babamdır… (Zaten hiçbir zaman ona “nurlu Süleyman” gibi bir tanım da yapmamışlardı)

           Babamın Müslümanlığı ve akli olmaya yönelik yöntemi, hurafeci çevreleri de sanırım devamlı  tedirgin etmiş, ama her namaz kılana nurcu denen o zamanda kendisini onlara karşı benimsenmez yapmıştır.

            Her neyse, babam her iki ithamla da alakasız olduğunu belirtmiş ve sorgulayıcıların bir iki fikri merakını karşılayan kısa sohbetten(!) sonra(**) salıverilmiş. Bu işte böyle son buldu. Ama etkileri çok uzun sürdü ve aile içinde onarılması güç acılar bıraktı:

          Bir kere babam, mali durumu bozulduğu için beni şimdilik okutamayacağını söyler gibiydi. Üç yıl okula ara verdim. İlkin hoş karşıladım, terzilik öğrenmeye başladım. Ama kısa süre sonra bu işten hoşlanmadım. Bir sömestr sonu eski okul arkadaşlarımın üniversiteden tatil için geldiklerini, kaldırımda zevkle gezdiklerini görünce içime bir hüzün ve okuma arzusu düştü. Babam önce pek muhalefet etmedi ama, pek de razı görünmüyordu. Rızasını tam alamadım çektim, Ankara’ ya geldim. İmtihanlara girdim. Hukuk Fakültesini kazandım. Zaten devam mecburiyeti nedeniyle başkasında okuyamazdım. O zaman her Fakülte kendi giriş imtihanını kendisi ayrı yapardı. İlahiyat Fakültesi imtihanına da girdim. ‘Vatan Sevgisi’ diye bir yazı yazdırdılar. Sıfıra yakın bir puanla oradan elendim. Anlaşılan benim "vatan sevgim"le hocalarınki arasında bir fark vardı. Hukuku kazandım ama  İlahiyatı kazanamadım. Bunların "ilahi" dedikleri beşeri anlayışı  zaten genelde de bana ters düşüyor ya, neyse…

         Fakülte yıllarım iyi gitti diyebilirim. ‘Roma Hukuku’ ve  ’Fikri Haklar’ dersleri hariç notlarım genelde 8-9-10’ du…
***
         Neyse ki, sayın Kenan Evren Paşa  geldi de Ulus, babamın esaretini bayram etmekten kurtuldu nihayet... Yoksa onların güdümündeki sivil  demokrasici siliklerden bize bir hayır geleceği yoktu... O sivillerin güdümüne giren Kenan paşa döneminin  neler ettiğini ise; benim "Tilki Tuzağı" isimli kitabımdan okumanızı salık veririm; güçlü ve kritik eden bir perspektif için...

Dip Notlar:
(*) o zaman sağdı.
(**) Bu tartışmaları daha sonra Münevver Anlayışımız adlı kitabında yayınlamıştır.
(***) (bkz. Tilki Tuzağı, M. S. Çekmegil, Timaş Yayınları, İst., 1991)

Yorum
Derbeder Darbeler
Yazar necaticavdar açık 2008-05-28 10:37:02
"NATO'ya CENTO'ya yemin ile işe başlayan "milli irade katili" çetelerin 1960 gece baskını sonrasında Selami ağbinin, başından geçen bu hadiseyi bilmiyordum. 
Hiç bir insanın yaşamamasını dilediğim bu olayı bilmenin ötesinde, hadiseyi tasvir ve nakledişi güzel. 
Ancak yaşayan bilir. 
Dünya jandarmasından "Bizim çocuklar" payesini alan 12 Eylül çetecileri döneminde şahit olduklarımızı not etmiş, Feride adıyla Çığlık'da yer vermiştik. 
Selami ağbinin bu yazısı o günlere götürdü. 
Teşekürler..Elinize beynninize sağlık. 
O günlerin havasını vermek, Selami ağbinin anlattıklarına katkı için Feride'yi dikkatlerinize sunabilmeyi çok isterdim.Kriter'den fazla yer işgal etmemek için burada yer vermeyerek isteyenlerin arama motorlarına "Feride+necati Çavdar"yazarak internetten ulaşabileceklerini, "www.şiirevreni.com"dan da şiirin hikayesini okuyabileceklerini belirtmek isterim. 
Saygılarımla. 
Necati Çavdar
C. GÜRSEL'İN AĞZINDAN 27 MAYIS
Yazar samigoren açık 2008-06-11 23:25:20
27 Mayıs Darbesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askeri müdahaledir. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri içersinde bir grup subay 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine bütünüyle el koydu.  
27 Mayıs 1960 sabahı erken saatlerde radyolardan Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş tarafından okunan bildiri aynen şöyle: 
"Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimizin, partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. 
Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavuzkar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. 
Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır. 
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır. 
Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur." 
37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi bu harekat ile anayasa ve TBMM'yi feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere bir çok Demokrat Parti'liyi tutuklattı. Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun da tutuklananlar arasındadır. 
Silahlı Kuvvetler adına hareket ettiğini iddia eden Milli Birlik Komitesi ülke yönetimini üstlendi. 3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala'nın, eğer darbenin lideri kendisinden daha kıdemli değilse Ordusuyla Ankara'ya yürüyüp isyancıları yakalayacağını söylemesi üzerine darbeden haberi olmayan Emekli Orgeneral Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesi'nin başına getirildi. Bu müdahalenin daha sonraki yıllarda meydana gelen askeri müdahalelerden farkı,Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde yapılmamış olmasıdır. Dönemin genelkurmay başkanının da tutuklanması bunun göstergesidir. 
27 Mayıs 1960 darbesinin lideri Cemal Gürsel ile Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Cevat Fehmi Başkut’un 16 Temmuz 1964’de yaptığı röportaj oldukça önemli. 
 
Röportajda Gürsel, “Demokrat Parti döneminde inkılapların geri gittiğini iddia etmekte, çarşafın Türk kadını için bir yüz karası olduğunu, Türk milletinin Kur’anı kendi dili ile öğrenmesi gerektiğini” iddia etmektedir. Gürsel, “Anayasa projesini hazırlayan profesörlere vazife verirken mutlaka bu istismarı önleyecek hükümler koymalarını bilhassa rica ettiğini” itiraf etmektedir.  
 
Gürsel, “darbe için hazır önceden olunduğunu, teşkilat kurulduğunu, tam zamanı gelince de darbenin yapıldığını” itiraf etmektedir. Konuşmasının sonunda “bütün emelinin Türk milletinin bir daha o karanlık günlere düşmemesi için lazım gelen tedbiri almak, milleti adalet ve ahlak esaslarına dayanan bir idareye kavuşturmak olduğunu” beyan etmektedir. 
 
Gürsel’in 27 Mayıs ile ilgili sözleri aynen şöyle: “Nihayet bildiğiniz gibi kurtuluş anı geldi, biz esasen hazırdık teşkilat kurulmuştu. Şahsen ben, başka imkan olmadığı kanaatine varmadan bu işe ordunun karışmasını istemiyordum, genç arkadaşlarımın teşebbüslerini durduruyordum. Kayseri hadiselerinden sonra üniversite hadiseleri, daha evvel basına yapılan feci baskı ve hapisler esasen fikirleri hazırlamıştı. İşler öyle bir noktaya vardı ki benim orduyu bu işe sokmamak yolundaki fikrime rağmen, ordunun müdahalesi olmadan memleketin kurtulmasına imkan görmediğim için arkadaşları vazifelerinde serbest bıraktım. Ve tamam zamanı gelince de vazifelerini yaptılar. Şimdi bütün emelim, Türk milletinin bir daha o karanlık günlere düşmemesi için lazım gelen tedbiri almak, milletimizi adalet ve ahlak esaslarına dayanan bir idareye kavuşturmaktır.” 
 
27 Mayısçıların “adalet ve ahlak”tan bahsetmeleri, oldukça yaman bir çelişki olarak sırıtmaktadır. “Adalet ve ahlak”tan söz edenlerin, “hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavuzkar bir fiile müsaade etmeyeceği” ni söyleyenlerin, Demokrat Partililere yaptıkları zulümler, Yassıada duruşmaları, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı idam ettikleri bilinen gerçeklerdir. Yine “adalet ve ahlak”tan söz eden 27 Mayısçıların, 12 Mart 1970, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 soft ve post modern darbelere, 27 Nisan 2007 e-muhtırasına da örnek oldukları da unutulmamalıdır.  
 
Sıddık Demir beyden bir Yorum...
Yazar admin açık 2010-02-07 18:27:31
nedense doğrudan yazacağına Sıddık bey yorumunu editörlüğümüze göndermiş. Virgülüne dahi dokunmadan aşağıya teşekkürlerimizle dercediyoruz. Diyor ki: 
 
Merhum Sait amca'nın başına gelenleri Selami agbeyin agzından işitmesemde ihtilallerin mantıgını 12 Eylülde bizzat yaşadıklarımla paralellikler arzettigi için hiçte yabancılık çekmeden alayabildim.Tıpkı bu sitede yayınlanan 'Çalkantılı yıllar' adındaki makalede yaşanan lar gibi; aradan 20 koca yılın geçmesine ragmen çetecilerin metotlarının degişmedigini bir daha müşaade ettim. Mazluma kimlik sorulmadan her nerede insan hakları çignenmişse hesabı sorulacak şekilde zihniyet degişimini fedakarlık yapmadanda beklemek beyhudedir.Baksanıza ateşi özünde hissederek yaşayan muatap bu konuyu aradan tam 60 yıl geçtikten sonra ançak kaleme alabilmiş.Takdir edersinizki;Bu durum önemli bir göstergedir. 
 
sıddık demir  
ilgili bir yazı
Yazar Sanih açık 2010-05-30 13:21:25
27 Mayısın Öteki Yüzü: Sivas Kampı  
 
1- 
http://www.taraf.com.tr/haber/27-mayis-in-oteki-yuzu-sivas-kampi-1.htm 
 
2- 
http://www.taraf.com.tr/haber/27-mayis-in-oteki-yuzu-sivas-kampi-2.htm
Worderful pictures :)
Yazar Fimmochka açık 2010-09-12 00:43:25
[img]http://mgp.com.ua/img/00035.jpg[/img]
Sıddık Demir bey kardeşim diyor ki!
Yazar Selami Çekmegil açık 2011-10-27 00:41:59
Değerli yazarımız, Sıddık Demir hocamız şahsıma gönderdiği bir yazısında aşağıdaki hususları öne getiriyor. Kendisine teşekkürlerimle aşağıda sunuyorum: 
 
"Merhum Sait amca'nın başına gelenleri Selami agbeyin agzından işitmesemde ihtilallerin mantıgını 12 Eylülde bizzat yaşadıklarımla paralellikler arzettigi için hiçte yabancılık çekmeden alayabildim.Tıpkı bu sitede yayınlanan 'Çalkantılı yıllar' adındaki makalede yaşanan lar gibi; aradan 20 koca yılın geçmesine ragmen çetecilerin metotlarının degişmedigini bir daha müşaade ettim. Mazluma kimlik sorulmadan her nerede insan hakları çignenmişse hesabı sorulacak şekilde zihniyet degişimini fedakarlık yapmadanda beklemek beyhudedir.Baksanıza ateşi özünde hissederek yaşayan muatap bu konuyu aradan tam 60 yıl geçtikten sonra ançak kaleme alabilmiş.Takdir edersinizki;Bu durum önemli bir göstergedir...  
Sıddık DEMİR
Sıddık beyin yazısı:
Yazar Selami Çekmegil açık 2011-10-27 00:59:33
Sıddık beyin yukarı yorumunda sözünü ettiği Çalkantılı Yıllar yazısının linki aşağıda sunulmuştur. Teşekkürlerimizle... 
 
ÇALKANTILI YILLAR 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1160&Itemid=47

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 21-09-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
28988685 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net