15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow EŞİTLİK Mİ, ADALET Mİ?
EŞİTLİK Mİ, ADALET Mİ? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 20
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
27-09-2005
Image

Adalet Bakanlığına suikast girişiminde bulunan canlı bombanın gazetelerde aktarılan hayat hikayesinde; kafasını gelir farklılaşmasına taktığı, bazı insanların diğerlerinden daha zengin, daha iyi şartlarda yaşamasını hazmedemediği yazıyordu. Bunu düzeltmek, dünyayı daha eşit ve yaşanabilir kılmak için köyünü terk ederek örgüte katılmış, malum eylemlere iştirak etmiş.

 Gelir farklılaşması sadece bu türden üç-beş militaristin kafasına takılmıyor. Mesela artık yaşını alarak kemale ermiş olarak görmek istediğimiz Çetin Altan gibi yılların yazarının da fikrini bozuyor. Milliyet Gazetesindeki köşesinde (7 Temmeuz 2005) bir zamanların çok moda olan materyalist esaslı düşüncesini yeniden gündeme getirmekte bir sakınca görmüyor. İnsanların dünyada elde edemedikleri iyi şartlarda yaşama istemini tevekkül ederek ahirete ertelemelerini eleştirmek bir yana; anlamsız bulduğunu ifade ediyor. Bir çok farklı dinden insanın dünyada bunu yapmak varken, öteki dünya kazancı için dinlerinin kurallarına uygun hayat sürmelerini küçümser edayla karşılıyor. 

 Genç insanları bir ölçüde anlamak mümkündür. Hakikaten insanın yaşadığı dünya gerçeklerini algılaması, kavrayabilmesi için belli bir ömür harcaması gerekiyor. Ancak yaşınız olgunlaşmışsa hayat size bir çok şeyin kendi elinizde olmadığını anlatır. Bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin insanlar yine önemli ölçüde kendi dışında gelişen şeylerin tesirindedirler. Dünyanın neresinde, ne zaman doğduğunuzdan; elinize verilmiş olan kişisel yeteneklere kadar bir çok şeyin belirleyicisi sizin dışınızdadır. Böylece daha doğuştan pek çok noktada diğerlerine göre avantaj ya 
da dezavantaj olarak tanımlanabilecek farklılaşmalarla yüz yüzesinizdir. Kadın ya da erkek olarak doğmaktan, zengin ya da fakir bir ebebeyne sahip olmak, güçlü ya da zayıf bir ülkenin vatandaşı olmaya uzanan nice konuda bir seçim şansınız yoktur. Hatta çalışma alanınızı bile belirlerken içinize daha doğuştan yerleşmiş olan sese kulak vermek zorundasınızdır. 

Yeteneklerinizi kontrol etmek ve uygun olanını içinizdeki sesle buluşturmak başarılı olmanızın ön koşulu niteliğindedir. Bütün bunlardan sonra yaptığınız çalışmalara bir karşılık alırsınız hayattan. Bu; bazan sizin gösterdiğiniz gayretle doğru orantılı olmayabilir. Siz çok çaba sarfettiğiniz halde hiç bir zaman üç kuşaktır sanayicilik yapan bir ailenin yatırım imkanlarına kavuşamayabilirsiniz. Ya da yaptığınız hatalarla zirveden bir anda aşağıya yuvarlanabilir ve bir daha ayağa kalkamayabilirsiniz. Böylesi durumlarda servet sahiplerine düşmanlık etmek, onların ellerindekini alıp diğerlerine dağıtmanın çözüm olmadığı yıllarca süren sosyalizm tecrübelerinden de anlaşılmıştır. Zenginlerin toplumu kemiren bir düşman gibi değil; ellerindeki serveti yatırıma dönüştürdüklerinde istihdama yol açtıklarından bir kurtarıcı gibi algılanması gerektiği artık kabul edilmiş bir gerçekdir. İnsanlar onlar gibi yaşama hayalleri kurabilir, onlar gibi yaşamak için çaba sarf edebilirler. Ancak onlara erişemediklerinde düşmanlık etmeye, onları kıskanarak kendi seviyelerine çekmeye hakları yoktur.

 Bir kartal yuvasındaki üç yavru aynı anda doğarlar. Anneleri aralarında hiç ayırım gözetmediği halde bir tanesi diğerlerine göre daha güçlüdür. Böylece anneden gelen her yemi daha atak davranarak kapar ve daha çok semirir. Sonuçta aç kalan diğer iki yavru ölür. Tabiat sadece bir yavrunun yaşamasına, en güçlünün hayatta kalmasına müsaade etmiştir. Bunun gibi bir çok olay insanların hayatında da vuku buluyor. İyi ve zengin bir müşteri komşunun değil, sizin de iş yerinize gelebilir ve o kıymetli siparişi siz alabilirdiniz. Yahut o hiç beğenmediğiniz, hatta çok çirkin bulduğunuz kızın yerine o aileye siz gelin olabilirdiniz. Yanınızdan geçip önünüzdeki kalabalığa dalan freni patlamış kamyon sizi de öldürebilirdi. Veya yıllar önce onca yeteneğinize rağmen basketbol oynamayı bırakmasaydınız şimdi siz de meşhur ve ünlü olabilirdiniz. Bütün bunların kontrolündeki rolümüz sınırlıdır. Biz kendimiz için bir çok iyilik istememize ve onların ardından koşmamıza rağmen bunların bazıları gerçekleşir ve bazılarından ebediyete kadar ayrı kalırız. Mesela yetim kalmış bir insanın bir aile sıcaklığını, annesinin kolunda kulağına ninni söylenerek uyuma özlemini giderebilecek bir yöntem var mıdır? Bu insan çok zengin birisi olabilir ancak hiç bir şekilde bu özlemini gideremeyecektir. Şimdi bu özlemini, bu isteğini bastırıp, başına gelenlere tevekkül mü etmelidir? Yoksa Çetin Altan ve onun gibi düşünen Materyalistler gibi bütün çabasını olmayacak bir ütopya arkasında koşarak heba mı etmelidir? Bu belki size uç bir örnek olarak gelecektir ancak tabiatın doğasını anlamamış, hayatın manasını kavrayamamış zihniyet, elindeki bir çok nimeti teperek böylesine ulaşılmaz şeylerin ardına düşebilmektedirler. Materyalist öte dünyaya inanmadığından dünyayı cennet haline getirmek sevdasındadır. Onun anlamak istemediği, dünyanın dünya olduğudur. Dünya ve cennet farklı mekanlardır. Materyalist dünyayı sevmemektedir. Müminler ise zorluklarına rağmen dünyayı severler. Onu benimser ve onun cennet olmadığının bilincindedirler. Dünyayı cennetleştirme ütopyasına hiç kapılmazlar. Asil ruhlarıyla kendilerine verilenlere rıza gösterirler. Verilmiş ve verilen her şeye şükreder, verilmeyenden dolayı içlerinde kin beslemezler. Materyalist insan kendini her şeye hak sahibi olarak görür. O her şeye sahip olmalıdır. Verilmediğinde ise engel olanı; Tanrı bile olsa suçlamaya hazırdır. Bu haleti ruhiyeyle başkalarına verilmiş olanı da sanki kendinikinden verilmiş gibi algılayıp onlara saldırmaktan, onlarla çatışmaktan geri kalmaz.

 Çalışmak elde etmek için temel bir şart olmasına rağmen tek yeter şart değildir. Her çalışan aynı sonucu elde etmez. Bu materyaliste anlaşılmaz gelir. Onun zihni sadece matemetiksel denklemlere şartlıdır. Bu denklemde yer bulmayan kazanımlara kin besler.

  İnsanlar arasındaki yaşam standardı farklılaşması bir çok kişinin zihnini karıştırmaya devam ediyor. Yazının başında bahsettiğim militandan tutun da bir çok ünlü sosyal kuramcıya kadar çok kişi insanlığı tek bir kategoriye indirecek yol arıyor. Hayatın o zaman ne kadar çekilmez olacağını fark etmek istemiyorlar. Kendi yaptıkları filmlerde, kendi yazdıkları romanlarda bile kahramanlarına farklı sosyal statüler verdiklerini görmüyorlar. Halbuki bu romanlarda bile kahramanlarını bir çok kez zorlu badireden atlatarak mutlu sona ulaştırmaktalar. Kendilerinin yarattıkları sanal dünyada bile gerçek dünyayı talkit ettiklerini, ancak o zaman okuyucunun bundan mutlu olduğunu anlamış görünmüyorlar. Hayatın bu  şekliyle; şimdiki haliyle daha renkli ve yaşanabilir olduğunu kabul etmiş olduklarının bile farkında değiller. Böyleyken eşitlik konusuna takılmak, her insanın eşit olmasını ve aynı şatlarda yaşamasını istemek fikri bir sapkınlık, bir aymazlıktır.

  Eşitlik Fransız ihtilinin dünyanın başına bela ettiği bir kavramdır. Ondan sonradır ki benimsenmiş, dillendirilmeye başlanmıştır. Tabiata baktığınızda eşitlik değil, adalet görürsünüz. Çoğu insan ve yarı aydınlarımız ikisinin farklı şeyler olduğunu görmemektedirler. Eşitlik diye bağırdıklarında sanki adalet istediklerini sanıyorlar. Eşitlik fikri adalete engel olur. Çünkü tabiatta birbirinin tamamen aynı olan bırakın canlı, cansız varlık bile yoktur. Birbirinin aynı olmayan şeylere eşit davranmak adalet değildir.  

  Tabiattaki denge eşitlikle değil adaletle sağlanmıştır. Birbirinin düşmanı olan hayvanlar birbirine eşit değil fakat muadil ve adil silahlarla donanmışlardır. Aslan güçlüdür ancak bizonun da boynuzları vardır. Fare küçük ve kediden zayıftır ancak bu onun kolay saklanmasına yarar. Yine yeryüzü birbirinden farklı fakat adil bir zenginlikle donatılmıştır. Bir bölgede petrol varsa, başka bir yerde ağaç ve su vardır. Bir bölgenin insanı kalabalıksa onlar sosyal şartlardan dolayı savaşçılıklarını yititir, saldırganlıktan uzaklaşırlar (Çin, Hindistan). Bir bölge halkı az nüfusludur ancak savşçı özellikleri nedeniyle diğer kalabalık toplumlara kafa tutmaya cesaret edip onları yenebilirler.

  Gençler belki, ancak belli bir yaşa gelmiş olan insanların eşitlik saçmalığının çözüm olmadığını, tabiatın ruhuna aykırı olduğunu çoktan kavramış olması gerekirdi.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 07-03-2015 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66500996 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net