14-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Muhtemel Kriz Önlenebilir mi?
Muhtemel Kriz Önlenebilir mi? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar Fahri YURTSEVER   
03-05-2008
MUHTEMEL KRİZ ÖNLENEBİLİR Mİ?  

                                           Fahri YURTSEVER

1-Kriz Nedir? Önlenemez mi?

Cari açığın finansmanı denilen işlem, her sabah kalktığımızda işe gidecek paranın cebimizde olmaması dolayısıyla; bakkaldan, büfeden, eş dost komşudan aybaşında ödenmek üzere aldığımız borç paradır. Bir gün dolmuş parasını kimseden bulamazsanız, sizin için kriz başlamış demektir. 

Dünyada kriz algılaması, borsaların çöküşüyle; bizde ise, doların bir günde birkaç misline fırlaması ile başlar. Borsada ne olursa olsun, gözler dolardadır bizde. Son zamanlarda, iç siyasetten ve dünya borsalarından neredeyse hiç etkilenmeyen, hatta ters tepki veren bir dolar kurumuz oldu. Bu sebeplerle, ortalarda dolaşan kriz laflarına itibar kalmadı.
İktisatçılarımızda şaşkın.! Ne borsayı ne dolar kurunu tutturabiliyorlar. Düşmesi gerekirken yükseliyor.! Kriz geliyor mu sorusuna ise, ne olabileceğini tam kestiremediklerinden mi, yoksa psikolojik tetikleyici suçlamasından korktuklarından mıdır bilinmez, 'cari açık büyük tehlike yaratıyor ama şimdilik endişeye mahal yok' nutkuyla cevap veriyorlar.

Daha ileri giderek, büyüyen bir ekonomide cari açık vermeyi doğal karşılamak gerektiğini söyleyenler de var. Ki, yanlış sayılmaz. Kuramsal olarak, GSMH nın yüzde 3 üne değin bir cari işlemler açığı sürdürülebilir kabul edilir. Buna karşın, büyümenin cari açık doğurması, paralel gitmesi gibi zorunluluk yoktur. Örneğin, Çin-Brezilya ve başka ülkeler ciddi fazla vererek yüksek büyüme oranları yakalamaktadırlar.

Dünyanın endişesi, ABD başta batıdaki mali sektörün problemlerinin, piyasaları çökerterek reel sektöre -sanayi ve tarımda üretici- aksetmesi veya birleşerek bir genel ekonomik krize dönüşmesidir. Üretim cephesinden, gelecek verilere herkes pür dikkat kesilmiştir. Durgunluk -resesyon- diye ifade olunan, 2007 son ve bu yılın ilk çeyreğinin verileri, büyüme rakamları umutsuz bir tabloya işaret etmektedir. Yükselme eğilimine girmiş enflasyonun, negatif büyüme ile birleşmesi -stagflasyon- felaketin ayak sesleri olarak duyulacaktır.

Negatif büyüme, kapasite kullanımında düşüş, üretimden satışlarda azalma belirtilerini müteakip, üretim miktarının düşmesinin veya üretimin durmasının göstergesidir. Ticari hayatta -toptan ve perakende satışlarda- durgunlukla paralel yer alır. Üretimde ve satışlarda durgunluk ve hatta gerileme varsa, normal olarak fiyatların aşağı çekilmesi beklenir. Varsayılır ki, fiyatların düşmesi ile talep artacak, satışlarda canlılığın getireceği üretim artışı, yeniden ekonomiyi büyütecektir.

Varsayılanın olmama ihtimali vardır, felakette böyle başlar. Durgunlukla beraber fiyatlar düşmüyor, bilakis hala yükseliyorsa; talep iyice düşecek, satışlar ve üretim daha azalacak, fabrikalar işyerleri üretime ara verecek veya kapanacak, işsizlik patlayacak, borçlar ödenemeyecek, alacaklar tahsil edilemeyecek, bankalar batacak, hayat duracak, her alanda kaosa-altüste sebep olacaktır.. Bu ortam, stokçuluğa-spekülasyonlara fırsat vereceğinden, yokluk ve anormal fiyat artışlarıyla, sosyal kargaşaya götürecektir.. Ekonomik kriz böyle bir şeydir. 

Hayat ve ekonomi, uyumlu, kararlı, dengeli bir döngüdür. Bu döngüde aksamaya yol açacak her gelişme, krizin habercisi olarak bilinir.  

Amerika ve Avrupa merkez bankaları, mali sektörü kurtarmak gayesiyle, bankalara muslukları açtılar. İngiltere bir bankayı devletleştirdi. Çünkü, bu ekonomik sistemin kalbi bankalardır. Ekonomiye can veren kan olarak para, bankalar vasıtasıyla damarlara pompalanır ve geri toplanır, tekrar dağıtılır. Bankacılık sisteminin çökmesi veya piyasada para dolaşımının aksaması-durması, ağır kalp krizine eşdeğerdir.

Amerika'da Bush yönetimi, uç veren krizi önlemek için, bir yandan faizleri anormal aşağı çekerek bankaları rahatlatıyor; diğer yandan ekonomiye canlılık kazandırmak için doğrudan halkın cebine para koyacak, alışveriş etmelerine imkan sağlayacak paketler açıklıyor. ABD büyüme mi, enflasyon mu mecburi tercihinde, büyümeden yana tavır alıyor. Enflasyon kontrolünü gevşetiyor. Ki, bu tercih yeni değildir. Bugün mortgage krizi denilen olayın aslı, 2000 yılların başlarına dayanmaktadır. O zaman baş gösteren durgunluğu aşmak amacıyla, bol keseden 'eşik altı' tabir edilen riskli krediler dağıtılarak, emlak piyasası üzerinden ekonomiye gaz vermek amaçlanmış, usulsuz-yolsuz işlemlere göz yumulmuştu. Şimdiki durumu, başladığı yere daha ağır geri dönmektir. Bütün bu tedbirlere rağmen, ekonominin geleceğine güven azaldığından, halkın harcamadan kaçınıp tasarrufa yöneleceği ihtimali, karabasan görmelerine neden olmaktadır. Benzer durum, Japonya'da görülmüştür. Eğer, bu önlemler deva olursa, bu kezde enflasyon kıskacına düşecek, faizleri tekrar yükseltmek, talebi daraltmak yoluna başvurmak zorunda kalacaktır..

Bu 'kriz ortamına' sebep, ekonominin motoru olan sinai üretim gücünü, üretim üslerini Asya'ya kaydırmış olmasıdır. Devasa cari açıklar vermektedir. Dünya ekonomisinin yüzde 28 sini teşkil etmesine rağmen; ABD tüketim-hizmet-ithal ekonomisine dönüşmüş, ücretler düşmüş, işsizlik ve yoksulluk artmıştır. Küreselleşme ile birlikte, pek çok şirketin sadece merkez ofisi Amerika'da kalmıştır. Onların vergi kayıtları bile, 'Vergi Cenneti' adalardadır. Bu kriz, özel olarak ABD nin krizidir. 1929 bunalımından daha ağır, bir çöküntüye doğru ilerlediğine kuşku yoktur. Dünyayı, eskisine nazaran azalmış bulunan payı ve etki gücü kadar etkileyecektir. Beraberinde, sıkıntısı bir değil, ikidir. Bir yandan ekonomik kriz, diğer yandan geri ödeme zamanıdır. Artık dünyaya para ve enflasyon ihraç etme avantajı yoktur. Dolar diye dünyaya sattığı bonoların vadesi-miadı dolmuş ve alacaklılar kapıyı çalmıştır. Bu alacaklılar daha evvel devlet tahvillerine razı olurken, düşen kur ve faizler onları varlık alımlarına yöneltmektedir. İşi çok zordur ve bu zorluk onu psikolojik hırçınlığa, askeri saldırganlığa sevk etmektedir.

Amerika su almaya başlamış, ağır ağır batan bir transatlantiğe benzetilebilir. Sintine pompaları arızalanmış, emniyet kapıları patlamış, dünyanın dolar rezervleri fırtına olup üstüne boşalmıştır. Amerika'nın, hemde oldukça meşhur iktisatçılar arasında, IMF kontrolüne verilmesi gerektiği esprileri dolaşmaya başlamıştır.

A.B.nin nispeten üretim gücünü koruması ve yeni üyelerle beraber ekonomik genişlemesi, Akdeniz Birliği gibi genişleme açılımları, cari fazla veriyor oluşu ve Euro'nun itibarı, ciddi değil kısmi-cuzi etkilenme öngörüsüne dayanak teşkil eder. Nitekim bankalara müdahaleden ileri gitmemiş, bekle-gör pozisyonuna geçmiştir.  

Biz ise çok rahatız, ekonomi tıkırında frekansındayız. İnsanın neresi ağrırsa canı orada olurmuş misali, gelişmelere kayıtsız, cari işlem açığını nasıl sürdürürüz, küresel nakit fazlalılığı -likidite- daralırda sıkıntıya düşer miyiz derdindeyiz.! ABD ile ticari ilişkimizin kayda değer olmaması rahatlık verirken, para musluklarının daralması en büyük korkumuz olmayı sürdürmektedir. Ona çareyi de, Arap ülkelerinde aramaktayız. Bizim için kriz para bulamamak demek.!

Cari işlemler, günlük cebimize giren ve çıkan para miktarlarıdır. Kasanıza giren para, o günkü ödeme ve masrafları karşılamaya yetmemişse, komşudan borç alarak günü atlatmış iseniz, gün sonunda cari açık vermişsiniz demektir. Genel olarak, karlı işletmeler cari fazla verirler. Yani kasaları doludur. Öyle olmasına rağmen, bu karlı işletme dönemsel olarak nakit sıkıntısına düşebilir. Yani cari açık verebilir. Buna karşın, zararda olan bir işletmede, hareketli bir ticari ortamda, belli bir süre için cari fazla verebilir, sürdürebilir. Ters, garip gelse de böyle.

Sürekli zarar eden ama bir şekilde, sermayeden yiyerek, borç-harç-kredi-tefeci, alinin külahı veliye oyunları, vade farkları, köydeki tarlaları elden çıkarmakla ayakta kalmayı başaran yani cari işlemler dengesini tutturan bir tüccarın; bir gün tıkanacağını, borçları daha fazla çeviremeyeceğini, alacaklıların kapıya dayanacağını ve nihayet icra memurunun, avukatın eline düşeceğini herkes bilir. Eğer bu tüccar uyanık biri ise, işletme zararda etse, işler yolundayken milletten topladığı malın parasıyla, son model arabalara kurulup, har vurup harman savuracak fazla bile bulabilir. Böyle tiplerin haciz korkusu olmaz. Bir sabah duyarız ki, gece tüymüşler.!

Amerika'da ne olursa olsun, bizim ekonomide göstergeler ne gösterirse göstersin, bizim tek derdimiz carı açığın finansmanı. Cari açığı, bütçe açığı gibi para basarak kapatma şansıda yok. Çünkü bu açık, döviz-dolar cinsinden. İthalatı kısıverelim canım demekte çare değil, zira hergün-her hafta borç anapara ve faiz ödemelerine döviz bulmamız gerekiyor. Dövizde çok nazlı, ya ucuz-karlı işletmeleri satınalmaya, ya yüksek faizin cazibesiyle tahvile-bonoya, yada borsada vurgun tamahıyla geliyor. Açık o kadar büyüdü ki, teminat ve yüksek kazanç garantisi vermezseniz, riskli bulup gelemeyeceğinin işaretini çakıyor.

Doğrudan üretime yatırım yapacak döviz, bizi beğenmiyor. Aylık ücretlerin, 30-50 dolar civarında olduğu ülkeleri tercih ediyor.

Yüksek faiz vermeye ve borsada yüksek kazanç sağlatmaya adeta mahkum olmuşuz. Bunun yanında, toprak satışlarından, özelleştirmelerden, yabancı ortaklık ve devralmalardan, turizmden gelecek dövize gözümüzü karartmış durumdayız. 70 li yıllarda işçi dövizlerine hangi gözle bakıyorsak, aynen öyle.!

İşin kötüsü, bunca yüksek faiz, bugünün ödemesine para bulmayı sağlarken, önümüzdeki yılların borç ve ödeme miktarını acayip artırıyor. Faiz oranındaki, yukarı veya aşağı 1 puanlık fark bile, yıllık artı-eksi 2 ila 2,5 milyar dolara denk düşüyor. Dışsatımın, dışalımdan az olması da, ilave döviz ihtiyacı doğuruyor. Böyle gitmeyeceği aşikar. Muhtemel krizin önlenebilmesi için, faizlerin epey düşürülmesi ve dış ticarette iyi kötü denge kurulması öncelikli şart ama nasıl.? Mümkün mü.?  

İçinde bulunduğumuz 2008 yılı için, 45 milyar dolar cari açık öngörülürken faizleri düşürmek; temkinli-ürkek hale gelmiş 'uluslararası sermaye akımının' gelmemesine, gelmiş olanın belki ülkeyi terk etmesine davetiye çıkaracağı için olanaksız. Böylesi bir gelişme, cari açığın finanse edilememesi -mali kriz- demek. Yani, faizleri aşağı düşürme seçeneğinin uygulanması mümkün değil. Adını bile etmemekte büyük fayda var.

İhracat-İthalat dengesi kurmak için, dışsatımı artırarak dışalım seviyesine yükseltmek yada dışalımı kısarak dışsatım seviyesine indirmek gerek. Dışalımı kısmayı, kısabilmeyi hiç kimse mümkün görmüyor ve aklına getirmiyor. Bir sebebi, dışsatımımızın dışalımımıza bağımlı hale gelmiş olması. Hani, ithal mal tüketmeyelim desek bile, dışalım yapmaz isek, dışsatıma ciddi darbe vurmuş olacağız.

O halde, dışsatımı artırmak tek yol. Bu kezde, karşımıza dışsatımın dışalıma ciddi bağımlılığı dikiliyor. Daha çok dışsatım için, daha çok dışalım yapmak gerekiyor. Öte yandan, TL nin nispi değerli oluşu, ihracatın daha fazla artışına engel teşkil ettiği gibi; ithalatı ucuzlattığından teşvik ediyor, özellikle ara malı ithalatını artırıcı bir rol oynuyor.

TL nin değerini düşüremiyoruz. İki sebeple: 1-Yüksek faiz-kazanç dolayısıyla içeri giren döviz, bolluk yarattığından döviz kurunu aşağı baskı altına alıyor, bizimki nispeten yükselmiş oluyor. Paramız, serbest piyasada dalgalanıyor ya.! 2-Açık veya örtülü devalüasyon kararı alıp düşürelim desek, bu kezde döviz getirenler zarara uğruyor. Borsada, tahvilde, bonoda oynayanlar döviz cinsinden zarara uğrayacaklarını görürlerse gelmezler ve biz nalları dikeriz diye bu yola da başvuramıyoruz. Daha açığı şöyle: 1 milyon dolarla gelen, bozdurup faize-borsaya yatırıyor, devlete borç vermiş oluyor. Vade sonunda, TL sına 1.15 – 1.20 milyon dolar alırsa karlıdır. Halbuki, döviz yükselmiş olursa, belki 0.80-0.90 milyon dolara tekabül edecektir. Zarara uğramış olacaktır. Böyle bir zarar, hatta belirsizlik ortamında hiç kimse gelmez, döviz getirmez.

Özetlersek, mevcut sistem, 'kurulu oyun alanı' içinde her çözüm önerisi, iki ucu boklu değnekten, çaresizlikten başka bir sonuca ulaşamıyor. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık bir sarmal döngüye bağlanmışız. İpin kopacağı, çarkın duracağı günü elimiz kolumuz bağlı bekliyoruz.

Bu ahval ve şerait içinde, yapılabilecek hiç bir şey yok mu.? Hükümet, kötü gidişe dur diyemez, bir yol bulamaz mı.?

Hükümetimiz, iktidara IMF nu göndereceğiz vaatleriyle gelmiş ancak mevcut proğramı el sürmeden devam ettirmeyi -nedense- uygun görmüştür.  Mevcut proğram, hükümete bütçe disiplinini sağlama yani maliye haricinde insiyatif tanımamaktadır. Ekonomi, güya piyasa mekanizmasına, oysa kendi haline ve küresel güçlerin insafına terkedilmiştir. Yapılan mevzuat değişiklikleriyle, istese de ekonomiye müdahale edemez hale gelmiştir. Müdahale araçları, organları 'özerk-bağımsız sözde düzenleyici kurullara' dönüşmüş, özde ise IMF-DB ve 'uluslararası aktörlerin' etki alanına girmiştir.

Bu gün, tersine bir müdahalede bulunmaya niyetlense, tepesinde sallanan cari açık kılıcını göz ardı etmesi mümkün değildir. Ekonomik-siyasi-diplomatik-askeri-hukuki her alanda, dayatılanın tersine giderse, cari açığı finanse edemeyecek, kan nakli duracaktır. 70 cente muhtaç olacak, maaşlar-borçlar ödenemeyecek, ithalat yapılamayacak, kıtlık-kuyruklar baş gösterecek, sendikalar ayaklanacaktır.! Arada bir ayak sürüdüğünde veya başı diklik ettiğinde, derhal sinyal verilmektedir.

Bunu bildiğinden, bu tarafla hiç ilgilenmemekte ve hatta önemsememekte; ananı da al git, gözünüzü toprak doyursun, o senin sorunun kardeşim diyebilmekte, yargıdan dönen özelleştirme satışları, 2B ler ateş püskürmesine neden olmaktadır. Hazırlanıp önüne konan, 'yapısal reform paketlerini' gece gündüz demeden meclisten geçirmekle veya iç politikayla meşgul olmaktadır. Anlaşılan, hükümet kararını ta baştan vermiştir. Asılacaksan, İngiliz sicimiyle asılacaksın 'atalarının sözüne' uymuş ve 'deliğe süpürülmemek' için 'Küresel Efendilerle' tam işbirliğini menfaatine uygun bulmuştur.

Beliren sıkıntıya çözüm yine dışarıda bulunmuş, uluslararası yatırım bankası Merrill Lynch'te hazırlanmış bir 'uzman' gelmiş, ekonominin-hazinenin başına oturmuştur. Eşi Amerikan, kendisi İngiliz vatandaşı, hazineden sorumlu devlet bakanımız 22 Temmuz'da piyangodan çıkmış, milli iradeyi temsilen milletin temsilcisi! sıfatıyla kabinede yer bulmuştur. Hükümetin, görünürdeki kriz çözümü burada saklı olsa gerekir.

Bizimkiler dururken, bu piyango nereden çıktı sorusuna, ülkemizde 2001 krizine benzer, dövizde ani çıkış ve bu çıkışa binaen genel panik beklememek gerektiğini söyleyerek başlayalım. Bu iddiaya, 1-ABD ve ekonomilerden bağımsız, dünyada hareket eden bir finansal ve sinai sermayenin varlığı, 2-Ülkemiz ekonomisi ve mali piyasaların büyük oranda yabancılaşmış bulunması, 3-Hükümetin, dışarıdan olağanüstü destek görüyor oluşu dayanak oluşturmaktadır. Bu yabancılaşma, büyük çaplı ani bir döviz çıkışını çok zorlaştırmaktadır. Öte yandan, varlıkların bir bir el değiştirme -talan- süreciyle, döviz girişi devam etmektedir. Şirketler ve sektörler bazında, bir kesim halihazırda kriz içindeyken, diğer kesim ve yerleşik yabancı orta-büyük-dev şirketler karlılıkla boy göstermekte, yerlileri devralmakta ve gitgide sektörlere, ekonomiye hakim olmaktadırlar.

500 büyük sanayi şirketi sıralamasındaki yerleri ve milli gelire katkı oranları, dış ticaret hacmi içindeki yabancı ve yabancı ortaklı şirketler payı, bu durumu tespit etmektedir. Yine, borsa, finans-bankacılık ve sigortacılıktaki büyük payları, 'piyasa yapıcı bankalar' içindeki ağırlıkları, mali sektördeki yerleri ve hakimiyetlerinin göstergesi olarak kabul edilmelidir.

Ülkemizde, bir kesim sürekli baharı-lale devrini yaşarken; diğer bir kesimin ve büyük kitlelerin sürekli bunalımda olduğu; kırılganlık, belirsizlik denilen 'sürekli bir kriz ortamı' içerisinde bulunduğumuz da herkesin ortak kabulüdür. İkili bir ekonomik yapı oluşmuştur. Bu yapının bir tarafında, sanki ülkeden bağımsızcasına yabancılar ve ortakları, dolar milyarderleri yer almaktadır. Bu kesimde kriz sözkonusu olmadığı ve olmayacağı gibi, işler kestane kebaptır. Çakallar-akbabalar için kriz fırsat demektir. “Kural olarak, yatırımcılar için en iyi satınalma fırsatı kriz ortamlarında ortaya çıkar.” Diğer taraf ve genel ekonominin ise, süreç normal seyrinde böyle devam ederse; yavaş yavaş eriyip biteceği, tarumar olacağı malumdur. Vadeyi, ülkenin direnme kapasitesi ve siyasi gelişmeler belirlemektedir.


İşte, Sayın Şimşek'in, 'borçlar idaresi' için gönderilmiş olma ihtimali bu noktada kuvvet bulur. Cari açığı daha fazla çeviremeyeceğimiz öngörülmüş ve yönetimine doğrudan bir 'memur' atanmış izlenimi doğuruyor. Anlaşılan, derin bir alt-üst oluşa izin vermeden, kendi kontrollerinde bir 'mali operasyona' başvurulacak, borçlar yeniden yapılandırılacaktır. Dışarıyla mükemmel uyumlu mevcut hükümetin ayakta kalabilmesi de bu operasyonun başarısına bağlıdır. IMF görüşmelerinin neticesinden, bir 'ekonomik paket' çıkması şaşırtıcı olmamalıdır. Dünyadaki kriz havası, minarenin kılıfı için biçilmiş kaftandır.


Sözümona sosyal güvenlik reformu, çifte vergilendirilmeyi önleme bahanesiyle vergiden muafiyet, yabancı personel çalıştırma serbestliği, ihracatta rekabet adına ücretlerin dahada düşürülmesi, esnek işgücü-esnek ücret piyasası, sendikal hakların yok edilmesi, müktesep tüketici haklarının ilgası, muhalefetin zaptu rapt altına alınması, bürokrasi ve mahkemelerin by-pass edilmesi ve ilişkin bir dizi sözde kanuni düzenlemeler; keyfiyet ve kapitülasyonlar, 'reform-yeniden yapılandırma' adı altında bu sürecin kaçınılmaz parçalarıdır. Bu süreçte, milli menfaatlere ve güçlü devlete yer yoktur. Demokrasiye de.!

Dünyadaki kriz derken, düzeltelim. Dünya Amerika'dan ibarettir sandığımız için öyle söylüyoruz. Rusya başta olmak üzere, Çin, İran, Hindistan gibi ülkeler çokta endişeli değildir. Borsalardaki ve nispi etkiler dışında, bu süreçten güçlenerek çıkacakları varsayılmaktadır. Asıl güç olarak, üretim kapasitesi ve milli devletler kendini yeniden gösterecektir. Amerika hapşırsa, dünya zatürre olur dönemi kapanmıştır. Sürecin bir süre yüksek oynaklık -volatilite- şeklinde devam edeceğini, 2.5 buçuk trilyon doları bulan nakit devlet yatırım fonlarıyla bu ülkelerin, küresel finans-kapitali de sallayacağı ufukta belirmiştir. Nitekim, 300 milyar dolarlık bir fonla yola çıkan ÇİN, Türkiye'ye de gelmiştir.

Püf noktası, dünyada devletlerden ve ekonomilerinden bağımsız ama içinde; dolar eksenli bir ikinci küresel piyasanın, düzensiz bir piyasanın oluşmuş olması, varlığıdır. Bu piyasayı, oyun alanını, aktörlerini anlamadan gelişmeleri anlamak mümkün olmamaktadır. Bu, ikinci ekonomik-ticari-mali anarşik yapı, abd-avrupa dahil bütün devletler içinde tehdit unsurudur ve hem uyum hem çelişme halindedir. Adına 'Küreselleşme' denilen, gayri-milli karaktere bürünüp ilk önce kendisi küreselleşen, tüm dünyayı 'oyun alanına' çeviren bunlardır. Bunlar için, paranın milliyeti-rengi yoktur. Ulusüstü şirketler ve bankalar, yatırım fonları,  finans-kapital vb. olarak anılmakta ve Davos, Bildenberg toplantılarında yüzlerini göstermektedirler.

Yaşadığımız ve önümüzdeki dönemde devam edecek asıl çetin mücadele; dünyayı ikibin site devletine dönüştürerek, CEO ların idaresinde kolay yönetmek isteyen 'Küresel Efendilerle' ulus-devletler arasında, korumacılık, milliyetçilik ve bağımsızlık temelinde cereyan edecektir. Bu küresel güçler elan, ülkemizi teslim ve devir almaya çalışmaktadır.

Eğer, bir müdahalede bulunulacak ise, yukarıdaki sebeplerle çözüm tektir: O çözüm, cari açık sorununu ve dış ticaret dengesizliğini kökünden halledecek, kesin-radikal-yürekli kararlar alabilmektir. İlk ve yegane şart, burnumuza geçirilmiş halka misali, borçların çevrilebilirliği ve cari açığın sürdürülebilirliği üzerine kurgulanmış oyun alanının hızla dışına çıkmak ve kalkınmanın reçetesini para politikalarında, IMF-AB de değil; kendi özgücümüz ve dinamizmle tarımda-sanayide üretimin artırılması ve geliştirilmesinde bulmaktır. Çok zor ve sıkıntılı olacağı şüphesizdir. Açıkça söylemek gerekirse, manende yıkacak olan olası ekonomik krizden farkı, tekrar düze çıkma hususundaki kararlılığın vereceği motivasyondur. Ve bu hiç yabana atılmayacak bir unsurdur. Bu halk, samimiyete inanırsa, 5 yıl sıkıntı vaat edenlere açtığı krediyi yine açmaktan, istiklal savaşında gösterdiği fedakarlığı tekrar göstermekten çekinmeyecektir.

Fahri Yurtsever  -Ankara 16.Nisan.2008 (tarihli yazının genişletilmiş halidir. 06.05.2008)


Yorum
Yazar kubha açık 2008-05-04 01:54:47
'İlim bir nokta imiş, alim geçinenler onu umman yapmış' 
 
Ekonominin düzelmesi için öyle uzun boylu düşünmeye gerek yok kanısındayım. 
 
1. Üretim ve gelir yerine servetten vergi alınırsa, 
 
2. Dolaylı vergiler sadece yurtdışından ithal girdilere uygulanırsa, 
 
3. Borsa tamamen kapatılırsa, 
 
4. Faiz yasaklanırsa, 
 
5. Alkol gibi mali yolsuzlukları tetikleyici nesneler yasaklanırsa, 
 
6. bürokrasi minimuma indirilebilirse, 
 
7. en önemlisi tam bağımsız olunursa (örneğin diyet olsun diye, kullanılmasına asla müsaade etmeyecekleri silahlar için milyar dolarlar verilmek zorunda kalınmazsa)  
 
8. geçmiş kuşakların hataları 'reddi miras' yapılırsa  
 
9. Akılcı ve sonuca odaklı davranılırsa  
(Mesela Kuzey Irak sınırına teröristlerin bile geçemeyeceği zirveler dışında geçiş noktası olabilecek her bölüme kırma taştan kalın bir çin seddi veya berlin duvarı örülüp silah tüccarlarına rezervler akıtılmazsa ve işsizlere iş kapısı açılsa. Bu fikrimin uygulanabilirliğini Türkiye'nin en önde gelen ve bir sene vergi rekortmeni olan işadamı müteahhitine danıştım: "bu benimde düşüncem ama nedense yapmıyorlar" diyerek manidar bir tebessüm etti.) 
 
ekonomi kısa zamanda sihirli bir ele ihtiyaç olmadan kendiliğinden düzelir kanısındayım. Paylaşayım istedim. saygı ve sevgiler 
 
 
olmadı
Yazar selahaddin açık 2008-05-04 03:11:03
1. Bizim servet sorunumuz var. Zaten 3 beş zenginimiz var .Servetten vergi alınması ülkenin bütün yükünü servet sahiplerine yıkmak dolayısıyla büyük adaletsizlik olacakır.Hatta servetten hiç vergi almayıp küresel modaya uyup büyük likiti olan zenginlerin önünü açıp dünyaya salmalıyız.çağ finans geliri çağı. Emakle tek başına yol alınmıyor artık. 2.zaten uygulama bu şekilde ithal girdiler arasında en büyük kalem enerji ve en büyük vergi gelirleride buradan.ne üretiyoruzki ithalatı frenleyipde yerli malın yolunu açalım. yerli sandığımız ana kalem ürünlerin bir çoğuda yabancı şirketlerin. 3. Borsa zaten türkler açısından kapanmış demektir çünkü %71 i yabancıların elinde türklere devretme ihtimalide kalmamış gözüküyor bizim açımızdan borsa defteride kapanmış sayılır. 
4. FAİZ yasaklanamaz. çünkü faiz müslümanların yasağıdır cennet karşılığıdır.
fahri beye teşekkürler
Yazar selahaddin açık 2008-05-04 03:14:18
Gerçekten ekonomiye geniş bir perspektif den bakmamızı sağlıyorsunuz.
reddi miras
Yazar selahaddin açık 2008-05-04 03:17:38
Dedesi erik yer torunun dişi gıcışırmış
Bağımsızlık
Yazar selahaddin açık 2008-05-04 03:19:38
bahsi geçiyorsa bağımlıyız demektir. Bağımlı hale getirenler o halde tutmak isterler kurtulmak istiyorsak onların zayıf düşmesini beklemeliyiz yoksa bu haliyle zor 
Peyami abi
Yazar selahaddin açık 2008-05-04 03:21:20
Sende vakıanın ümitsizliğini görüp urfa türküsü söylemişsin galiba.''başka bahara''
Urfa Türküsü
Yazar Sanih açık 2008-05-04 05:56:03
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=129&Itemid=54
Servetten Vergi
Yazar girisim açık 2008-05-05 10:09:49
Selahattin Bey servetten vergi alınmasına karşı çıkıyor. Peki fakirden mi alacağız? Evet zenginden değil fakirden vergi alınıyor. Zengin daha fazla zengin olmak için yatırım yapacak diye onun önüne kazanla götürüken fakirin öündeki bir parça ekmeği de alıp ona vermek için planlar yapmanın adıdır ekonomi. Faiz-borsa, değerli madenlerdeki ani fiyat değişimleri bunun içindir. Buna rağmen selahattin bey zenginden alınan o sembolik vergiye de karşı çıkıyor. Bu Özal'ın en önemli ekonomik prensibiyidi. Yoksulu yokedip zenginin önünü açınca toplumun hepten zenginleşeceğini düşünürdü. 
Ortada bir devlet olacaksa vergi kavramı da olacaktır. Bu vergiyi gücü yerinde olan yerine fakirden almaya hangi mantık, ahlak ve vicdan hüküm verebilir?
Yazar Fahri açık 2008-05-05 17:45:06
Vergi gelirleri içinde, kişi ve kurumların yıllık doğrudan gelir vergisi payı, yüzde 1 in altında. Bu demek oluyor ki, zenginler zaten vergi vermiyor. 
Yetmiyor, toplam bütçe gelirlerinin 1/3 ü faizcilere transfer ediliyor. 2007- 48.7 milyar ytl faiz ödemesi. Faaliyet dışı karlar, çılgınca artıyor. Dolar milyarderlerimizin sayısı, Japonya'yı 5'e katlıyor. 
Peki vermesinler, yatırım yapıp ülkeye bir faydaları mı oluyor.? Yeni iş kapıları mı açılıyor.? 
Dolaylı vergilerle, millet ve "kafesteki kazlar" habire yolunuyor.  

Türkiye'nin dev holdingleri 2007'de.. Aktiflerin yüzde 12,3, toplam gelirin yüzde 5,1 arttığı holdinglerin net kârı geçen yıl yüzde 121,3 büyüdü. Haber.x-16.04.2008  

hem sosyal hayatın, hem ekonominin düzene sokulması, iki öncelikli müessesede yatıyor. 
-adil eşit hukuk düzeni ve adalet mekanizmasının işlerliği. 
-kayıt dışılığın ortadan kaldırılması, adil bir vergi düzeni. 
 
işçiden memurdan vergi diye kesilen (bu bir aldatmaca aslında) para kesilmese, onlarda yıl sonunda beyannameye tabi kılınsa, her türlü gideri yazabilse, kayıt dışılığın en az yarısının önleneceğine kimsenin şüphesi yok. bu kadar basit. Vergi-sigorta prim oranını tek basamakta, yüzde 10 a düşürseniz, bugünden daha fazlasının toplanacağını, her vergi uzmanı istisnasız söyler.  
 
ahlaksızlık, adaletsizlik, yoksulluk, yoldan çıkma buradan başlıyor. eşitlik, kimin çok çaldığında, yada götürdüğünde aranıyor. senin hırsızın kötü, benimki iyi oluyor.. 
velhasıl, üretimin, alınterinin makbul olmadığı, rantiyenin "kutsal" sayıldığı heryerde, her türlü kötülük yeşeriyor, boy atıyor. 

Değerli katkılarınıza, ilginize teşekkürlerimle.  
 
sayın yazar girişim
Yazar selahaddin açık 2008-05-05 23:22:45
Lütfen servet zengin demek değildir.Fakirinde serveti var.konu sanırım servet üzerinden vergi tahakkuk ettirmekti.Bu tek uygulama olursa servet sahibi olmayı teşvik etmez. Serveti olmayanların ülkeye hiç bir katma değeri olmaz. Servet sahiplerinin bu ülkede vergi vermediği yaklaşımı hesaba dayanmayan yanlış bir önsezidir. Zaten ülkemizde emlak vergisi stopaj adı altında servet vergisi zaten alınmakta ama ana kalem bu değildir. Yoğun olam kdv ki en uygun olanıda budur. Kazandığını tasarruf etmeyip harcayanın en çok vergi verdiği sistemdir. Enerjide % 300 lere Zengin otomobilinde % 200 lere Zengin konutlarında % 100 e varan oranları bulmaktadır.Özetle senede 10000 ytl harcayan 1800 ytl vergi 100000ytl harcayan 38000 ytl vergi 1000000ytl harcayan 400000ytl vergi veriyor. DAha ne istiyoz allahtan. Gerisini popülist edebiyat olarak adlandırabiliriz birazda sosyalist çeşnili.
fahri bey'e
Yazar selahaddin açık 2008-05-05 23:38:23
Bu kazlar habire yolunup duruyorlar. N ekazmış hiç mi tüyleri bitmiyor. Bu edebiyat iş değil. Bu ülkenin insanları şu yaşadığımız yıllarda hiç hakketmedikleri bir refahı yaşıyorlar. Emekleri 1 ken 3 harcıyorlar.Hak etmediğini yiyen insanların nesini savunuyorsunuz. Devlet gerçek manada net vergi toplayıcısı değil gelecek nesillerin geleceğini bu günkülere pazarlayan durumundadır.Şu ülkenin allah aşkına ürettiğini dünyayla bi kıyaslayın.
Yazar Fahri açık 2008-05-06 06:07:44
İster sosyalist olsun, ister kapitalist. Kimileri faşist bulsun, kimileri İslamik.. doğruyu-hakkı aramak, savunmak asıl olmalı. 

Zaten üç beş zenginimiz var mı? Buradaki cam fabrikasını söküp Romanya'ya kuran, buradakileri yabancılara satıp, yeni yatırımlarını Çin'e kaydıranlar, acaba artık bizim zenginimiz mi?  

Allah daha çok versin. Çok çalışan, hak eden daha çok kazansın. Daha rahat yaşasın. 
Eşitlik-adalet, hakkıyla çok kazanandan alıp, yan gelip yatana vermek olmasa gerek. 
Çalarak, çırparak, atadan servetiyle tefecilik yaparak, devleti soyarak servet sahibi olmakta, ticari kazanç olmasa gerek. 

"Devlet gerçek manada net vergi toplayıcısı değil gelecek nesillerin geleceğini bu günkülere pazarlayan durumundadır."  

Bana kalsa, servetleriyle sürekli üretime yatırım yapan, okul-üniversite bağışlayan.. işadamlarından hiç vergi almam. Sanırım anlama ihtiyacı duymadan, servet düşmanlığıyla yargılamışsınız bizi.  

Sn. girişim-ci yolunan kazlardan galiba. Canı epey yanmış olmalı. Sözü kendisine bırakıyorum. Selamla.  
 
Gücüm olsaydı!..
Yazar Sanih açık 2008-05-06 14:13:32
 
'Çalışmayı engelleyen tüm külfet ve formaliteleri asgariye indirir, yatırım yapmayan stokçuya, spekülatöre servet vergisi koyardım. 
 
Herkes her işi yapsın demez, herkesin yapabileceği işte ilerlemesi için mümbit (verimli) bir iklim oluştururdum;' 
 
Gelirler arasında aşırı farkları azaltacak ekonomik tedbirler alır. Devlet görevlileri arasındaki maaş farkını en çok 1’e 2 yapardım." 
Sanih 
 
 
 
Madem o kadar borcunuz var ve şikayetççi
Yazar Revahak açık 2008-05-06 23:57:43
Vergi borcu ödenir. Borçlarınızı bana bildiriniz ff:)
Fahri Bey!
Yazar kubha açık 2008-05-07 00:43:00
Bu harika yazınız birçok hakikatı ortaya koyuyor.  
 
Üzerinde yaşadığımız platformla ilgili bir kaç hususu belirtmeden geçemiyeceğim:  
 
1. Platformumuzda başarılı yöneticiler ödüllendirilmemekte, başarısızlar taltif edilmektedirler. 
 
2. Görünmez bir el platformumuzun hayrına olacak her şeyi engellemekle görevlidir. 
 
3. İdareciler tecrübe kazanıp platforma faydalı olmaya başlayacakları anda, "sütü biz sağarız" denilerek tecrübeyi henüz kazanmış kadrolar türlü yöntemlerle kenara alınmakta, tecrübesizler getirilmektedir.  
 
Libor + spread'in 2-3 katına faizle sözleşme maddelerini dahi okumadan borç alıp ülkeye dönüş uçağında şampanya patlatıp, o kredi tutarından mahsup edilmek suretiyle birbirlerine rolex saat hediye edenlerin ekonomi ve siyasette söz sahibi kılındığı bir platformdur bizimki... Farelerin bile gezmeye tenezzül etmediği bir hazineyi miras bırakanların "başarılı bir programı hayata geçirdi ve gitti" diye kahramanlaştırıldığı bir platformdur bizimki.  
 
Özetle şunu demek istiyorum: Ekonomiden önce mayamızı tartışmak gerekmez mi?
Selam
Yazar selahaddin açık 2008-05-07 02:15:30
Ben türkiyeden vazgeçtim artık dünyalıyım ABD ne kadar zulüm yapıyorsa burdakilerde geri kalmıyorlar. Her kes şikayetçi. Hiç bişiden olmaz sa vergiden. Küresel düşünmek insanı rahatlatıyor. Daha ideal burdaki sanayici batıyormuş yerel banane dışarıya sermayae gidiyomuş banane geliyomuş banane ben kendi küresel yatırımlarımı yapabilecem mi o önemli. Bu yerel mayasız topraklardan elindeki parayla çok ucuza daha güzel istikrarlı yerler bulabilirsin burada bir daire 55 bin usd dışarda 3 tane alırsın yakında küresel tapuda çıkar.Beyler türkiye cumhuriyeti bu gidişle vilayet olur başka bişi olmaz. Yargıtay bile küresel sermayenin direktifleriyle hareket ediyor.
bunca ilgiye teşekkür ederim
Yazar Fahri açık 2008-05-07 06:13:32
sn. kubha, çok haklısınız. maalesef öyle. 
ekonomiden önce demeyelim bence, ikisini birlikte tartışmak ve düzeltmek gerektiği görüşündeyim. bunlar, ekonomi ve maya, biri olmadan diğerini ayakta tutamayacağımız ikizler. birisi altyapı diğeri üstyapı olarak birbirini şiddetli etkileyecek vasatı oluşturuyorlar. 
afedersiniz, liyakatsiz veya namussuz idareciler ekonomiyi bozmuşsa, artık bozulmuş bir ekonomide namuslu insanlara yer olmuyor. sizin, süt sağıcılar misali. 

girişteki dolmuş parası özellikle seçilmişti. bir işyerinde 2 çalışan aynı maaşı alır. birisi daha haftasında, borç borç dolanmaya başlar. diğeri daha ağır şartlarda belki, kıt kanaat idare eder. 

sn. selahaddin, size kolaylıklar. tercih meselesi. ama şu "küresel tapu", valla neden olmasın, muhtemel.  
"gücüm olsaydı."
Yazar Fahri açık 2008-05-07 06:58:42
sn. sanih, çok güzel bir yol açmışsınız. – bir yerden hatırlıyorum sanki.-  
sn. kubha nın başladığı çözüm önerilerini, somutlaştırmışsınız. 
İmkan olsada, herkes bulunduğu ortam, işyeri, kurum, mahalle, köy, kahve, cami, yol, kaldırım, park için ve tecrübelerinden böylesine somut bir-iki öneri ortaya koyabilse. Bir liste ortaya çıksa. ve hatta tek tek olabilirliğini tartışabilsek. benimki gibi soyut değerlendirmelerden çok daha yararlı ve belki bir işe yarar çalışma ortaya çıkmış olurdu.  
ve ne güzel olurdu.!
teşekkür...
Yazar Sanih açık 2008-05-07 09:26:43
Soyutta estetik vardır, somuttta bazan kabalık.  
Ben şahsen sanatta soyut resim taraflısıyım. 
Soyutta insanı ötelere çeken bir estetik ufuk açıcılık ta var.  
Onun için becerebilseydim sizin gibi doyurucu yazmak isterdim.  
beğendiğiniz cümleleri konuyla dolaylı ilgisi sebebiyle başka bir yazıdan naklen aktardım.  
İlginize teşekkürler sayın yazarımız. 
Sanih
Selahattin Bey'e
Yazar girisim açık 2008-05-07 10:06:07
Selahattin Bey! 
 
Ülkedeki uygulamalara kızdığınız belli oluyor. Yanlışlıklara herkes kızıyor. Yeryüzünde yaşanan her an problemler olmuştur ve olmaya devam edecektir. Problemin olduğu yerde çözüm de vardır. Önemli olan çözümün bir parçası olmayı amaçlamaktır, problemin değil. Sizin şu küskün tavrınız sanki problemin bir parçası gibi duruyor. 
Küreselleşme dedikleri şey bir tuzaktan ibarettir. Onlar küreselleşme derken mal ve sermayenin küreselleşmesini kastediyorlar. Çünkü bunda kazanç vardır, sömürü vardır. Küreselleşmeyi okadar istiyorlarsa niçin insanlığa serbest dolaşım vereceklerine sınırlarını aşılmaz bir sur gibi çeviriyorlar? Koca okyanusu salla geçen zavallı Afrikalıları karada görür görmez tekrar okyanusa gönderen Avustralya ve onun gibi batı devletleri mi küreselleşmeci? Sizin gibi farklı düşünmeyi bilen birinin küreselleşme iddialarını ciddiye almasına şaşırmadım desem yalan olur. 
Irkçı bir zihniyete sahip Batının, dünyanın servetinden çalıp götürdüklerini bizim gibi insanlara yedireceğini sanmıyorum. Amerika, bugün dünyanın en büyük kölelik düzeninin işletmecisidir. Dünyanın en borçlu halkı orada yaşamaktadır. Oradaki kötü düzene öykünmenize ve küreselleşme safsatalarına inanmanızı yadırgıyorum. 
Dünyamızın sorunları büyümüştür. Batı bunun üstesinden gelemez. Kapitalist üretim tarzı ve kalkınma biçimi sona varmıştır. Bundan sonrasına çözüm bulacak olanlar oradan çıkmayacaktır. Belki Selahattin Bey gibi insanlardır bunu çözecek olanlar. Fakat ne yazık ki gözümüz o kadar kamaşmış ki batı medeniyetin parıltısından; gözümüzü alıp kendimize yöneltemiyoruz. Çözüm kendimizde, kendi içimizdedir 
Sayın girişim
Yazar selahaddin açık 2008-05-07 15:17:03
Özür dilerim ben küreselleşme tabirini kullanmadım. Haklısınız. Siyasi manada kullanılan Küreselleşme politikalarına ben de karşıyım. Çünkü emperyalist zihniyetin öncülüğünü ettiği siyasi bir politika. Ama güzelim dünyamıza hep birlikte sahip çıkmak onun geleceğini tesis etmek sorumluluk almak birey olarak hepimizin görevi ve inancının gereği olmak zorunda. Küresel düşünelim derken küresel tapu derken bunları ifade etmek istemiştim. Hatta kendi yerel can sıkıcılığımızı aşan rahatlatıcı bir bakış olabildiğini dillendirmiştim.Şunuda unutmamak lazımki dünyamızda çok hızlı değişimler farkına varmasakda başdöndürücü şekilde cereyan etmekte. Yerel para kavramı çok yakın gelecekte bitmek üzere dünya ''küresel para'' yerini almaya hazırlanıyor. Masal gelebilir ama gidişatı bir tefekkür edin. Visa Master ne oluyor. Yerel paranız sadece burda geçerliyken visa yada master inizle istediğiniz yerde alışveriş yapabiliyorsunuz. Ve bunlar patentli paralar ülkemizdeki hiç bir banka kendi başına böyle bir para tesis edemiyor. Mecburen size master visa yada amerikanexpres verebiliyorlar. Çok yakın tarihte TEDAŞ bile tarih olacakken ytl yi kim napsın.
Ben pek anlamıyorum ama..
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-05-07 21:15:40
Yaman bir tartışma yaman tahliller var burada. Kriter nihayet mecrasına giriyor gibi. katılımcılara ben de teşekkürler sunmak istiyorum.
Belliki mal-mülk yerinde...
Yazar semazen açık 2008-05-08 00:05:53
mal-servet-oara ganiki burada kriz gelecek diye hepinizi hafakanlar basıyor. parası olmayanlar zaten krizde ey kardeşler. 
 
ne diyelim  
 
ateş düştüğü yeri yakar 
tok açın halinden anlamaz 
aç ayı oynamaz 
 
selamlarımla
Yazar Fahri açık 2008-05-08 06:21:56
"ıslanmış adamın yağmurdan korkusu olmaz," diyorsunuz anlaşılan. 

beterin beteri varmış, sn. semazen kardeş. 

gani gani serveti olanlar, dolar ne olur, borsa ne olur, alalım mı-satalım mı, arsaya mı yatırım yapalımı tartışıyor. memleketin hali ne oluru değil.!
Kemal Derviş diyor ki:
Yazar Sanih açık 2008-05-08 09:15:16
Enflasyon tsunamisi yoksulları vuracak  
 
 
 
 
 
 
BM Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş, finans piyasalarında tıkanıklıkları engellemeye çalışan sanayileşmiş ülkelerin genişletici politikaları nedeniyle Türkiye gibi ülkelerin "gerçek bir enflasyonist tehlike ve tsunami" ile karşı karşıya olduğunu söyledi. 
 
BİRLEŞMİŞ Milletler (BM) Kalkınma Programı Başkanı Kemal Derviş, Türkiye gibi ülkelerin "gerçek bir enflasyonist tehlike" ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Kemal Derviş, Financial Times gazetesi ile yaptığı söyleşide kendi finans piyasalarında tıkanıklıkları engellemeye çalışan sanayileşmiş ülkelerin genişletici politikaları nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde enflasyon ve para arzı kontrolünde ciddi sorunların yaşanacağını kaydetti. 
 
Yüzde 25 daha yoksullaşma 
 
İnternet balonu patladığı dönemde olduğu gibi genişletici ekonomik politikalara tanık olunduğunu anlatan Derviş, bunun önümüzdeki iki üç yılda pek çok başağrısı yaratacağı uyarısını yaptı. 
 
Kemal Derviş, gelişmekte olan ülkelerde yükselen gıda ve enerji fiyatları nedeniyle kentlerdeki yoksul insanların "enflasyon tsunamisi" ile karşı karşıya bulunduğunu belirtirken, fiyat artışlarının, bu insanları, bir yıldan daha kısa bir süre içinde yüzde 25 kadar daha yoksul hale getirdiğini de kaydetti.  
 
Gerçek enflasyonist tehlike 
 
Derviş, şunları söyledi: "Ancak FED faiz oranlarını düşürürken siz yükselen bir ekonomide para politikanızı nasıl sıkılaştırabilirsiniz? Yıllarca enflasyon ile mücadele eden Türkiye ve Brezilya gibi ülkeler, makroekonomik bir döngüden değil, finansal sektörü kurtarma gereğinden kaynaklanan gerçek bir enflasyon tehlikesi ile karşı karşıya." 
 
Gıdadaki artış yardımı azalttı 
 
Derviş, gıda ve enerji fiyatlarına da değinerek, artışın geçen yıllardaki yardımlardaki artışı azalttığını da söyledi. Derviş, "Bunun geldiğini göremedik. Bu konuda hepimiz biraz suçluyuz. Bir yıl önce birka insan bu konuda uyarıda bulunuyordu, her ne kadar trendler belli olsa da" dedi.  
8 Mayıs 2008 tarihli Hürriyetten
Elinde olmasada farkında ol
Yazar selahaddin açık 2008-05-08 13:58:56
Neden elinde olmadığının farkında olmak mı? yoksa olmamak mı? iyidir. Pek tabiki olmak iyidir. Oltayı hazırlar suya atarsınız balık tutma şansınız olur.Her ne kadar balığınız olmasada. Etrafınızda cereyan eden olaylardan gözünüzü kapatarak etkilenmemek mi? Mümkün değil. Gözünüzü açarak etkilenmemek? Bi ihtimal baaşınızı eğersiniz. 2. ihtimal Allah size algılama anlama tefekkür gayretinizden dolayı kapılar açabilir.Yarın ne olacağı belli olmaz siz insani unsurlarınızı kullanmaya bakın Belki oltanıza bir balık takılır.
Kriz de yaşamak.
Yazar selahaddin açık 2008-05-08 14:02:36
Krizi önlemekten ümidimiz kalmadı diyelim onunla yaşayabilmeyi biliyoruzmu. Kriz yönetimine hazırmıyız. İşte size b planı.....
Yazar Fahri açık 2008-05-09 14:46:57
Yeni bir adet çıktı: 
Krizle yaşamayı öğrenmek! 
Terörle yaşamaya alışmak! 
.. 
E şıkkı yok mu hocam? E-Hiçbiri 
Yönetişimmiş, Kriz Yönetimiymiş, Risk Yönetimiymiş.. 
Yeni bir "kadercilik" anlayışı mı bu.? 
Eee. Küreşelleşme, dışa bağımlılık mutlak kader gibi algılanınca, varacağımız yer bu olur. 

Ulusal pazarların dünyaya sınırsız açılmasının getireceği 2 kesin sonuç vardır: 
1-Tarım, gıda, sanayi vb bütün mallarda dünyada tek fiyat. Bu fiyat, en yüksek fiyatla talepte bulunan ülkenin fiyatına eşlenir. Arz fazlasından, serbest rekabetten bahsedilemez. Tekellerin borusu öter. 
2-Ücretlerde tek düzey. Bu, en düşük ülkenin seviyesi anlamına gelir. 
Özetle, fiyatlar Avrupa, ücretler Çin seviyesine.. 
Daha bu alanda ne oturmuşluk var, nede bir sistem.. Olamazda. Dünya şuan bunun sancılarını çekiyor.  
Hocanın misali, ölmeseydi, tam açlığa alışmak üzereydi diyecekler.  
Yazar girisim açık 2008-05-10 10:17:55
Selahattin Bey formsuz galiba bugünlerde. Kapattığı köşeden topu almış. 
Modern ekonomide kriz, olmazsa olmazdır. Kriz halk için yoksulluk, sermaye sahipleri için kolay kazanç demektir. Ekonomik krizler ekonomik sadece kuralların ihlali nedeniyle çıkmaz ortaya. Herşey dört dörtlük olsa bile kriz çıkartılır ki, kolay kazanç elde edilebilsin.  
selamlar 
Yazar Fahri açık 2008-05-10 12:02:06
Psikologa giden adam,  
"Geceleri uyuyamıyorum efendim" demiş,"'sürekli yatağın altında biri var gibi geliyor.  
Yatağın altına girip orada uyumayı deniyorum. Bu defa da yatağın üstünde biri var gibi geliyor..."  
Adamı dikkatle dinleyen psikolog:  
"Hallederiz bu saplantıyı" demiş. "Bana haftada iki kere geleceksiniz. 6 aylık bir tedavi sonunda sizi iyileştireceğimi umuyorum."  
"Her viziteye ne kadar ödeyeceğim?"  
"Her vizite 100 YTL, buna göre 6 ayda 4 bin 800 YTL ödeyeceksiniz" 
Adam gitmiş, o gidiş...  
Psikolog, bir kaç ay sonra adama sokakta rastlamış:  
"Ne oldu, hastalığınız?"  
"2.5 YTL'ye hallettim..."  
"Nasıl oldu?" 
"Sizden gittikten sonra, ilerdeki bara uğradım. Biramı içerken barmene hastalığımı anlattım. "Karyolanın bacaklarını kes" dedi... Kestim; mesele halloldu..." 
kalp atışı
Yazar selahaddin açık 2008-05-16 01:38:43
Yeni gizli ekonomi doktrini 
 
tüm Dünya ya kalp atışları şeklinde dolar pompalamaya devam ve likidite artışı en son sınırlarına kadar . Doları arz tahrikiyle pulslar sayesinde tüm küreye nufuzunu artırmak ,değer riskine rağmen.Nereye varır değeri düşmüş ama çok daha fazla yayılmış bir dolar. Küresel enflasyon en çok dolar tedavülcülerine yarayacak. Yoksulların canı yanması pahasına.
Yazar Fahri açık 2008-06-06 03:25:39
Sn Selahaddin, ekonomiyi basite indirgeyebilir, sadeleştirebiliriz ama hafife alamayız. O devir kapandı, tabir doğru ise dünyada dolar enflasyonu var, artık dolara talep yok ki, arz olsun. Tersine, abd bastığı boyalı kağıtların, bono olarak kapısını çalmasından müzdarip.  
Önceden basabiliyordu, çünkü hem talep hemde arkasında Amerikan ekonomisi, zenginliği, varlık birikimi vardı.  
 
Karşılığı olsun yada olmasın PARA, hamiline yazılı bono demektir ve birgün mutlaka alacaklısı tahsile gelir. Para mevzuu, öylesine hafife alınmamalı..  
Koca Osmanlı, para basamıyor ve borçlanmak zorunda kalıyordu. Niçin.? Kağıt ve matbaası olmadığından mı? Elbette hayır.! Çünkü hazinesinde altın ve gümüş –stoku- yoktu. Kağıt -yada nominal- para biraz daha farklı olsada, neticede aynı zemine oturur, aynı işlevi azbiraz farkla görür.  
Kısaca, devlette olsanız, süper güçte olsanız, kazanmadığınız -toplamadığınız- parayı veya zenginliği diyelim harcayamazsınız. Harcar iseniz, borçlanmışsınız demektir. Enflasyon cabası.  
Sonsöz, abd borçlarını ödemeye yanaşmıyor, külhanbeylik taslıyor. Doların değerinin düşüşü, abd nin değer kaybetmesi demektir. Aynen, borsada şirketlerin değer yitirmesi gibi. Borcu göreli azalıyor ama varlık değeri daha fazla düşüyor, bu bir avantaj değil. 
Euro'nun geleceği henüz belirsiz, bence. Yeni bir dünya kuruluyor ve sıklet merkezi değişiyor. Euro, ortak bir mutabakatla "rezerv para" olarak benimsenecek mi, başka varyasyonlar mı çıkacak, ufukta bir işaret yok. Belli olan, süper güç amerikanın parası, askeri üstünlükle korunmaya çalışılan dolar itibar kaybederken, Avrupa parası itibar –değer- kazanıyor. 
Bu şartlarda, tahminde bulunmam atmasyondan ibaret olur. 
1varil petrol kaç cm2 nafion eder
Yazar selahaddin açık 2008-06-14 11:41:39
30cm*30cm nafion 300dolar edermi? 
Son dönemde yaşadığımız olayların kilit noktası bu soruda gizli. Bu güne kadar ortalama 15-20 dolar olan 1 varil petrol neden abd fonları eliyle 140 dolarlara kadar yükseldi? Bunca zamandır maliyet fiatlarına sömürdükleri petrolü neden kıymetli hale getirdiler.Çünkü petrolün tahtını yıkacak nafion u buldular.Tabi kendilerine ait bişi oluncada pahada yükseğe satabilmek için insanların pahalı petrolden vazgeçebilmesi için.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 07-05-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
115955874 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net