23-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow ALMANYA İNTİBAIM
ALMANYA İNTİBAIM PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar Erdem ŞENTÜRK   
21-04-2008
          ALMANYA                                                   

                                             Erdem ŞENTÜRK

Çan sesiyle çınlar yollar izbeler,
Kasvet verir bize siyah cübbeler,
Gözde tüter olmuş canım kubbeler,
Ezanla yükselen şana hasretim.
                   M. Said Çekmegil

       Adettendir, intiba yazmak. Mukim olduğunuz yerden ayrılıp, bir başka şehre veya ülkeye gidip biraz kaldıktan sonra geri dönüşünüzde intibalarınızın, gözlemlerinizi soranlar olur. Buda bir nevi bunları yazmanın tetikleyicisi olur.
       Eli kalem tutan da (benim elim, parmaklarım sağlam tutabiliyorum hamdolsun) hemen yazıverir bir şeyler. Bunda iki amaç vardır yanılmıyorsam.
        Biri, adam profesyoneldir, işi yazar’lıktır, bundan kazanç elde eder; iyide kazanırlar bir kısmı. Bu nedenle intibalarını  yazar. Biri de amatördür, (benim gibi) onun amacı insanlara bir şeyler söylemek, bir şeyleri paylaşmak, doğru veya yanlış bulduğu hususları birlerine aktarmak, ve bir mesaj vermektir. Zaten istese de kimse para vermez ona, benimki inşallah bu kabiledendir; en azından samimi niyetim budur, ve bundan eminim...
       Ocak 18 de Sabiha Gökçen Havalimanından, sabaha karşı başlayan uçuşumuz saat 8 de Hamburg havalimanına sağ salim inişimizle noktalandı. Ögertürk, uçuş firmasının tüm yolcuları Türk olmasına rağmen hostesler  hep Almandı ve tek kelime bile Türkçe tebligat yapılmadı. Uçuş emniyeti ile ilgili bilgiler,   Almanca idi; ve el hareketleri ile anlatılmaya çalışıldı. Ne hikmettir bilmiyoruz ve soramıyoruz da tabi.
       İnişten sonra bagajdaki valizimi taşımam için bir el arabası lazımdı. .Arabaların yanına vardığımda ilk terslikle karşılaştım. Gayri ihtiyari (pis almanlar) dedim. Bunu hemen demedim elbet; bir hayli koşturmadan sonra yük arabasını alabilmem için bir avro atmam gerekiyormuş kumbaraya. Jeton misali para oraya girince anahtar açılıyor ve arabayı alabiliyorsun.Cebimde bir AVRO olmayınca kağıt on AVRO‘yu bozdurmam gerekiyordu. Sağa sola bakınıyorum kimseden bir fayda yok, malum dil de bilmiyoruz para bozduracak bir gişe , kulübe v.s.var mı diye aranıyorum; o da yok. Salonda yolcular birer birer çekiliyor. Az ilerde kıyafetlerinden görevli oldukları belli olan iki kişi gözüme ilişiyor, hemen onlara yaklaşıyorum. Elimdeki parayı gösterip oradaki el arabasını da işaret ederek yardımcı olmasını anlatmaya çalışıyorum.
      Hayret adam  benimle hiç ama hiç ilgilenmiyor, yalnız bir şeyler söyleyip duruyor. Beni bir noktaya bir gişeye v.s.yönlendirmesini bekliyorum. Ama nafile, bir şey anlamadığım kelimeler ve davranışlarından sonra, ben de onun anlamadığı yukarıdaki o iki kelimeyi sarf ediyorum. Uzatmayayım.
         Tekrar arabaların bulunduğu yere yöneliyorum. Oraya vardığımda bir Türk yolcu iki-üç kelimeyle durumumu anlayıp1 AVRO’ yu helal ederek bana verdi ve arabayı alabildim. Öyle ya oraya her gün binlerce yolcu iniyor ve bunların hepsi de sık sık gelen insanlar değil elbet.
           Ayrıca Alman da değiller, bir çok ülkeden gelen  yabancı turistler lisan bilmedikleri gibi, arabayı alabilmek için 1 AVRO atmaları gerektiğini de bilip hazırlıklı olmaları mümkün değil. Hemen şunu arz edeyim ki, canım bu pek önemli bir şey değil denilebilir. Amenna ben de öyle kabul edeyim bir an.
               Lakin Almanya ki, çoklarının dilinde anlatıla anlatıla bitirilemeyen  medeni,  ileri, kalkınmış v.s.bir ülke olduğu için bu organize bozukluğu göze batıyor, ve insanı düşündürüyor.Zira onlar, madalyonun tek yönüne bakıp arkasını hesaba katmayan maddeci bir topluluktur.Yani hayat felsefelerinde (genel olarak)içinde yaşadığımız şu fani dünyayı hesap ederler. Buna pek çok önem verip tüm plan ve projelerini buraya göre ayarlar, düzenler ve öyle yaşamayı tercih ederler. Bu nedenle bu konuyu biraz eleştirmek istedim.
          Neyse beni karşılamaya gelenler sevgili torunlarımla buluşup evimize ulaştık. Rabbimize hamdolsun. İlk günümüzü yorgunluğumuzu gidermeye ayırmıştım.
           Daha sonra,  sevgili yavrularımız,Habil, Nail ve damadımız Aziz Öcal ve (ben üveyim diyerek beni üzen) Munise yavrumla birlikte hasret giderdik. İlk akşam dünürümüz Hakkı bey, damatlar ve daha başka misafirler, dolu dolu sohbet havasında geçti. Bir meselesi, gayesi olan müminlerin biraradalığı, maleyaniye düşmekten alıkoyar ki bu da çok güzel bir şey
            Ertesi gün diğer insanların arasına karıştık elbet. Dostlarımız bizi dostları ile tanıştırıyorlar. Burada ismini hemen zikretmem gereken Bekir Say beyi yad edeyim. İslami tetebbuatı hayli kapsamlı olan, yaşıyla ve centilmenliği ile hürmet duyduğum bir şahsiyet. Hayli görüşmelerimiz oldu, aynı dili konuşuyor, aynı şeyleri konuşuyorduk genellikle... Yıllardır Hamburg’da yaşamasına rağmen Türkiye’nin de fikir hareketlerini yakından takip edip  tanıyan ve değerlendiren ciddi bir duruş içerisinde. Hüsnü zan kapısını azami derecede açık tutarak, (ben o kadarını yapamıyorum) yanlış bulduğum görüş ve bazı fikirleri yorum ve tevili de bir başka güzel. Sadece bu konuda birleşemedik ama o nezaketiyle, kırıcı olmadan öylece kapattık. Hep hayırla zikredeceğim inşallah. Sevgili torunlarım için de ayrıca bir eğitim uğraşı veriyor ki tebrik ve taktire şayan.
                Beşir bey Mardin doğumlu olup, yanılmıyorsam İnşaat Mühendisliğini bitirmiş. Vakıflar Genel Müdürlüğünde ve daha birçok kurumda hizmet verdikten sonra emekli olup Hamburg’a yerleşmiş. Pek çok beraberliğimizin dışında birkaç günü de heba ederek bana ayırdı; şehri tanıttı. İran’lıların camisini de; ki muhteşem bir yapıt. Sergi olarak kullanılan bir halı var ki, tek parça 200 mt2  civarında dairemsi bir dokunuşu var. İlk girişte adeta bir kütüphaneye girdiğinizi sanırsınız. Pek çok dergi ve broşürlerle dolu bir mekan. Almanca olup İslami bilgiler içeriyormuş. Her ne kadar anlamasam da teberrüken Türkiye’ye götürmek için birkaç tane aldım. Sonra Almanların, en büyük değil ama çok önemli ve meşhur olan Michael kilisesi. Üç kademeli geçişten sonra kilisenin ana bölümüne girebiliyorsunuz. Bu son bölüme giriş için 2 AVRO diye bir tabela asmışlar. Bizim burada durup izlediğimizi gören bayan bir görevli ücret ödemeden girebileceğimizi söyledi ise de gerek görmedik ve ayrıldık. Kibar davranışları gözden kaçmıyordu doğrusu. Fıtratını kökten bozmamış veya bozulmamış tüm İnsanlarda olması tabii olan bu tür davranışlar, muhatabını etkileyip fikrini, görüşünü kabul ettirmekte etkin olabilir. Onlar da bunun farkında ve bilinçli olarak böyle davranıyorlar elbet...
       Daha sonra arabamızla seyir halinde iken geçtiğimiz bir caddenin de bütün şenaatlerin ve  denaetlerin toplandığı bir mekan olduğunu  öğrendik. Ayrıca metroyla dolaşıp bazı camilerimizi gezdik. Mükellef olduğumuz namazlarımızı eda ettik oralarda.
       Burada isimlerini zikretmem gereken yakınımız(dünürümüz) Hakkı bey, Abdullah, Mustafa ve kemal kardeşlerimiz de yakın ve sevgi taşan ilgileriyle bizleri sevindirdiler. Dua ediyor ve dualarını istiyorum. Namazlarında beni unutmazlar İnşallah.. Bir de Stefan var ki, onu sonra anlatmayı düşünüyorum.
       Malum, Almanya da çok sayıda Türk var,  3 milyon diyorlar. Hamburg şehrinde ise 100 bin civarındaymış galiba. Türk deyince İslam akla geliyor elbette.
       Ama ne kadar İslam,  ne kadar hurafe, ne kadar şucu veya bucu; bu tartışılır. Öz yurdumuzda olduğu gibi buralarda da öyle. Param-parça  olmuş bir müminler topluluğu. Minareleri dışarı taşamıyan camiler isimlerini Türkiye’mizden oralara götürdüğümüz, Sultan Ahmet, Selimiye, Fatih v.s. camilerimiz. Birine gidiyorsunuz Süleymancıların camisi, bir başkası nurcuların camisi. Diğerine gidiyorsunuz diyanetçilerin camisi diye konuşuluyor. Daha başka milli görüş v.s. camileri. Sanki bizleri bir araya   getirmesi gereken Kelime’i Tevhid değil Kelime’i şahadet değil? Peki ne öyleyse? Partilerimiz, guruplarımız .

         Bir, üstad diye gözü kapalı kayıtsız şartsız, bağlandıklarımız. noksan ve hatadan beri kabul ettiğimiz mürşitlerimiz. Ve bir de bu yüce dinin son peygamberi Resurullaha  (a.s.) bile -vahiy dışı konuşmalarında- kayıtsız şartsız bağlanmayan, ve gerektiğinde ona mukabil başka bir fikir, başka bir görüş ortaya atan, sahabe-i kiram imanı ve onların görüşünü dinleyen yüce peygamberin tevhid akidesi...  Yanılmazlığı kendine yakıştırmayan son elçi. Rabbim, bu ne acıklı ve üzücü bir durum? Aynı kıbleye dönüp, sonra birbirimizi küfre varan ithamlarla yargılamak. Bu nasıl bir anlayış ve izahı kabil olmayan ve tefekkürden uzak bir bağlanış. Kimler müminleri böyle düşüncesizliğe sevk ediyor. Şeytan  rolünde nasıl başarılı oluyor.
          Diğer yandan dinimizi öğretecek camilerimize bakıyoruz, nakıs ve yanlış anlayışlar orada da dolaşıyor. Bir levha asmışlar: (Aziz cemaat, hutbe okunurken sünnet namazları kılmayınız ) buraya kadar doğru ve güzel, buna itiraz edilir mi hiç. Sonra şöyle devam ediyor. (sünnetleri cumadan sonra kaza edersiniz.) Evet aynen böyle sünneti sonra kaza ediniz. Cami görevlisine hatırlattık ama maalesef yazı indirilip düzeltilmedi. O levhayı bir mümin olarak oradan çıkarmak yanlış olmazdı ama ben bunu yapamadım. Kınayıcıların kınamasından çekiniyoruz;  ne yazık? Sünnetin kazası hangi fıkıh kitabında yazıyor ben okuduklarım içerisinde görmedim...

        İntibalar diyoruz, şehrin tabii güzelliği mi, trafiği mi, insanların belirilenmiş kurallara bağlılıkları mı ? evet bunlar güzel olabilir; doğru belirlenmiş kurallara uymak elbette iyidir. Hayatın akışı bir ölçüde rahat ve huzurlu olur. Bisikletle gidene bir yol,  yayaya bir yol, yer altı trafiği büyük ölçüde metrolarla beslendiği için, asfalt yollarda trafik akıyor.
          Lambaların dışında arabaların durup beklemesi  yok denecek kadar az. Çok kısa bir zaman nadiren olan şeyler. Bütün bunlar ve daha fazlası biliniyor. 950‘li yıllardan beri Almanya ya gidip gelenler tarafından bu konular hep anlatılıyor. O tarihlerden bu yıllara gelinceye kadar daha çok daha fevkalade gelişen  Alman teknolojisi ve ileri tekniğini işitmeyen ülke kaldı mı?  Ülkeyi bırakalım bir şehir, bir kasaba kaldı mı? Bunlara köyleri de ilave edebilirsiniz. Hayır kalmadı, ayrıca ekranlar aracılıyla görmeyen de kalmadı dersek mübalağa olmaz sanırım. Görebildiğim kadarıyla, şehir düz ve geniş bir alana kurulmuş, bizim Konya ovamız gibi. Bisiklet kullananların çokluğu da  bunun bir işareti olsa gerek. Güneş yüzünü az gösterirken bol bol yağmur görüyorsunuz. Bu mevsimde  (şubatta) her taraf da  yeşillik görebiliyorsunuz, çiğnememişler korumuşlar.
         Allah azze ve celle’nin bütün bu nimetlerinin üzerinde güzel ameller sergilenmiyor maalesef. Pek çok kepazelik rahatlıkla ve sıkılmadan işlenebiliyor. Toplum içinde olmaları bir engelleme değeri de taşımıyor. Böylece Türkiye’mizin   henüz oralara ulaşamadığını görmüş oldum.
         Fakat bütün bunlar yeter mi, eşrefi mahluk denen insan için bunlar yeterli midir? Selim akıl sahibi için asla yetmez. Bakın kitabı kerimimiz yunus suresi 100. ayetinde ( ….) Allah C.C. aklını kullanmayanlara pislik ve azap verir rabbimizin açık ve net bir beyanıdır bu. Rahmetle andığımız şairimiz M. Sait Çekmegil, Almanya yı çok beğenip metheden biri için bakın ne diyor.
(Kardeşim
Sen günün maddesine özeniyorsun
Oysa büyük bir mananın, özlemini çekmeliydin
Almanya nın sokak temizliğini göreceğine
Beyinlerinin kirini görmeliydin
Avrupa’nın çarklarında çıkan gürültüye
Medeniyet diyeceğine
“tek dişi kalmış canavar”ının
Yüzüne tükürmeliydin
Pırıl pırıl bir yemek masası yerine
Pırıl pırıl bir kafayla dönmeliydin
Yazık
Dün böyle değildin.)
(Mana bozulmasın  diye şiirin tümünü almayı uygun gördüm.)

         Evet, maalesef bu bir gerçek bunu göz ardı etmemeliyiz. Geçici olmayan geleceğe yani ebedi aleme ait program ve projesi olmayan topluluklar tek dişi kalmış canavardır. Akıbetleri mutlaka hüsran ve ziyandır. Bütün konforları heba olup kendilerine hiçbir şey kazandırmayacaktır.
         Diğer taraftan, yabancılara bakışları da hoş değil. Tavırları çirkin  ve kabaca. İşte yaşadığımız bir olay. Bu medeni ülke insanından işittiğimiz söz. “pis Türkler“ hatırlayalım ben uçaktan indiğimde bu kelimeyi onlar için kullanmıştım, bir nevi kısas yaptılar sanki. Ama ben gerekçemi de arz etmiştim bunların gerekçesi nedir bilmiyorum. Pazar günüydü torunlarla birlikte yer altı metrosuyla dolaşalım dedik limana gittik, malum denizde gemiler vapurlar olur, seyrettik gezdik, dönüş için yine metrodayız. Aynı vagonda bir türk hanım efendi daha var, elbet daha çok almanlar. Bir istasyonda bir alman kadın kapılar açılıp tam dışarıya atlarken “pis Türkler“ diyerek gitti. Doğrusu bu iki kelimeyi bir yere koymak gerekirse çok öncelikle Almanlara yakışır bu. Zira çok yakından gördüğüm bazı Almanlar gerçekten pis kokuyorlardı bunu sevgilim kızım munise “efendi baba sanki küfrün kokusu“ diye niteledi ve benim de hoşuma gitti bu yakıştırma. Geçelim; oraya kadar gitmişken, Fransa'da  bir torunumuz var onları da görmek istedim; uçaktan beni alan sevgili Umut damadımız ve sevgili mümine Berra yavrumuza çok teşekkür ediyorum buradan. Doğru babasına gittik umudumuzun; onların da ilgi ve alakası, güzel sofraları teşekkür ve dualarımızın içerisinde. Öyle namazını eda için camiye gittik. Namaz bitiminde görevli hoca cemaate döndü ve konuşmaya başladı. Konusu, cemaatle namaz kılmanın daha efdaliyeti.  Aynı zamanda sünneti müekket namazların hiç terk etilmemesi. Altını çize çize sünnet-i müekketler terk edilmez diyerek konuşmasını sürdürüyor. Sözlerini bitirinceye kadar hep düşündüm. Yanlış ifadeyi düzeltmek istesem mi,  yoksa hiç duymamaış gibi camiden çıkıp gitsem mi? Neticede usulünce müdahalenin doğru olacağına karar verdim ve sözlerinin bitiminde “lillahil fatiha” demeden “ hocam müsaade ederseniz bir noktanın fuzuha kavuşması için birkaç söz edeceğim” dedim. Sağ olsun hoca efendi de buyurun dedi. Ben de suiistimal etmeden   Uzatmadan çok özetle “ sünnetti müekket, çok yapılan tekrarlanan tekit edilen, gayri müekket ise az yapılandır;  hiç terk edilmez sözü genelde sünnetler için doğru olmaz, azda olsa örneğimiz, önderimiz tarafından terk edilmiştir. Hiç terk edilemez olan  farzlardır.” Diyerek noktaladım. Hoca efendi izahımı kayat makul ve yerinde bulup beni doğruladı ve kendini de tashih ederek orada bulunan cemaate de duyurmuş oldu. Sağ olsun hatayı düzeltmek ondan rücu etmek mümine yakışan bir meziyettir. Sünnet diyince neden hep farz namazların öncesi ve sonrası olan nafileler aklımıza gelir? Bu biz müminlerin bir yanlışı olsa gerek.
          Resullah a.s. çok daha önemli sohbetleri yok mu, onları niçin unutuyoruz? Öncelikle şunun altını çizeyim: sünneti seniye üzerinde bir sayfalık yerde ders vermek mi? Asla, haddimi biliyorum ve böyle bir şeye kalkmıyorum.
       Yalnız şu gerçeği de göz ardı etmemek gerek. Büyük bir çoğunluğumuz hep kulaktan dolma sözlerle dinimizi yaşıyoruz malsef. Bu yanlışımızı beyan saadetinde çok ama çok kısaca bu konuya değinmek istedim. Girişte zikretmiştim samimiyetle bir mesaj verebilir miyim acaba.
            Şimdi, birkaç sünnet örneği verebiliriz: 1- vahiy gelmediği zamanlarda cemiyetin işlerini müşavere ile idare etmesi 2- bir işin problemin çözümünde kolay şıkkı seçmesi. 3- bilmediği bir şey sorulduğunda bende sizin gibi bir beşerim buyurması. 4- rasurullah şahsi haklarını kolayca bağışlar iken, hakka bağlı hukuk s,stemini korumıukta, adaleti yerine getirmekte çok titiz ve azimli davranması. Nafile dediğimiz namazların ( bir adıda sünnettir) efdal olanı evde kılınmasıdır, resurullah a.s. böyle yapardı. Bunlar daha pek çok kaydedilip belirlenmiş kitaplarda kaynak olarak m. Said. Çekmegil in sünneti seniye eseri . (1) konumuzu  devam edersek;
          Camiden çıktıktan sonra çay ocağında sohbetlerimiz oldu orada yaşayan Müslüman Türklerle görüşüp dertleştik. Ömer ‘ül Faruk ( babamın torunu) bir zamanlar bel ford ta kalmıştı. Onun babası olduğumu öğrenince oturduğumuz masanın kuşatıldığını gördüm. Uzanan eller sevgi ve hürmetle hoş geldiniz diyorlar da. Oğlunuz burada bizlere çok faydalı oldu, pek çok gençlerimize doğru yolu bulmalarına ve islamı anlamalarına vesile oldu diye, dua ediyorlardı.
            Benim de iftihar etmeme ve şükür etmeme vesile oldu, bu güzel duyguları işitmek. Dua ettim ve sevgili oğluma.
Yukarıda arz etmiştim şehrin güzelliği,  yolları v.s. beni pek enteres etmiyor, hatta teknolojik ilermesi de. Bendeki intiba bende kalan iz insanların özellikle müminlerin hali pürmelali.
Belford da başka cami de hocayla tanıştım. İsmini unuttuğum bu kardeşimizle bir gece uzun oturup sohbetimiz oldu. Türkiye’mizde münteşir NİDA DERGİMİZİ tanıttım.  Dergiden namazları birleştirmekle ilgili bir makaleyi okudum, hocanın çok hoşuna gitti, duygulandı ve orada çalışan işçilerin sıkıntılarına bir merhem olacağı sevincini açıkladı. Onlara bir müjde olarak bu konuyu ele alıp işleyeceğini söyledi. İş saatlerinde namaz kılamayan müminler için bu kolaylık kapısının yerinde ve zamanın da kullanılmasını anlatmaya karar verdi. ( kolaylaştırın zorlaştırmayın ) peygamber müjdesine dayanarak bunları gündeme aldı ki tebrike şayan bir davranış.
          Ayrıca camide güzel bir pano gördüm, buna bir duvar gazetesi de diyebiliriz. Sevgili torunumuz Berra’nın cami deki öğrencileri tarafından hazırlanmış bu duvar gazetesi. 15 günde olmak üzere sahabeyi kiramdan birinin Hayatını işliyorlarmış. Benim gördüğüm hz. Ebubekir r.a. hayatını işleyen tabloydu. Rabbim ecirlerini kat kat veriri inşallah. Berra yavrumuzun bu gayreti küçümsenemez. Zira gördüğüm kadarıyla pek çok türk ailesi sevgili çocuklarına veremiyor tamamen boşlukta kalıp kaybolanları üzüntüyle gördüm. Yukarıda arz etmiştim., Hamburg da olsun Fransa’nın Belford ve komlar şehrin de olsun camilerin verdiği üzülerek belirteyim ki asla yeterli değil, Türkiye’mizde de olduğu gibi bu işler sadece resmi görevli memurların işi değil. Fisebilillah, fahri olarak gayreti diniyyesi olan ve İslam’ın temel esprisine ulaşmış mümin ve müminelerin gayretleriyle öğrenilebilir ancak.
       Bir şairimizin dediği gibi “ nemelazımcıların değil, bana lazımcıların koşturmasıyla olur ancak”
       Giriş bölümünde Hamburg da tanıştığım Stefan’dan sonra bahsedeceğim demiştim. Stefan bir alman genci. Zaman zaman kısa beraberliğimiz oldu. Fakat bir keresinde uzunca b ir süre birlikte bir cafeye oturup çay içtik ve sohbet ettik. Sohbet ettik dedimse bir tercüman aracılıyla oldu elbet. Mücahit isminde bir delikanlı çok sevdim onu. Buradan ona da selam. Mücahit’e sor bakalım dedim ( Türkiye’de birkaç kişi bir lokantaya gitse veya bir arabaya binse “ arkadaş alman usulü olsun “ derler bazen yani herkez kendi hesabını ödeyecek diğer bir deyişle hediyeleşme ikram etme yok) bu anlamda kullanılıyor  bu böylemidir her zaman veya arada bir böylemi olur? Mütercim mücahidin aldığı cevap: evet herkez kendini işini yapar bu doğru, fakat ikram konusuna gelince bizde ikram ederiz yerine ve zamanına göre olur, her zaman değil elbet.
       Bundan sonra oturduğumuzu mekanda içtiğimiz kahvelerin ücretini ben ödemek istedim yine mütercim aracılığıyla  “ asla olmaz siz benim misafirimsiniz diye mukabelede bulundu. Bir başka konuda Stefan’ın yaşantısının bir bölümünü doğru bulmadığımı anlattım tercüman ile,  bunu gülümseyerek beni doğruladığını ima ile sükut etti veya ben öyle algıladım . daha pek çok şeyleri görüştük ve genelde anlaştık. Umuyor ve bekliyorum orada tanıdığı ve görüştüğü müminlerin güzel davranış veya yaşantıları Sitefan’ın hidayetine vesile olur. Zira onu tanıyanların kanaati de bu doğrultuda
       Evet, intiba izlenim gözlem v.s. derken buralara kadar geldik
       Bu yazı daha çok uzun olacaktı fakat sıkıcı olmasın dedim. İçine girip irdelediğim bazı konuları çıkardım hem tarih yazmıyordum, bir gözlemdi nihayeti, bir amatör gözlemdi. Almanların savaş sonrası ihtiyaçları olan bedeni gücü, vasıflı veya vasıfsız insanları arayıp nasıl kabul ettiklerini, onların nasıl kucak açtıklarını v.s. fala görüp buraya almadım.
       Son sözlerim şu olsun. Bu teknoloji bu medeniyet bu madde toplumları kurtarmaz. Ta ki bütün bunlar  Allah c.c. emri ilahinse teslim edilinceye kadar.
          Ancak o zaman insanlık huzur bulur be mutlu olabilir. Aksi halde rabbimizin nice topululukları her şeye rağmen yer ile yeksan ettiği görebilen duyabilenler için açık ve yeterlidir. Vesselam.
Konumuza beşeri bir dörtlükle giriş yapmıştım.
Sonunu ise ilahi bir kelamla bağlayalım  inşallah. ( bu dünya hayatı, sadece bir eğlenceden bir oyundan ibarettir. Ahiret yoluna, oradaki hayat gelince işte asıl hayat odur.kjeşke bilmiş olsalardı. Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler, sefa sürsünler bakalım. Ama onlar yaptıklarının akibetini yakında bilecekler) 29 ankebut / 64
        Yer yüzünde yanlışsız , noksansız tek ve yegane olan kitabi kerimde Allah azze ve celle böyle buyuruyor. Gayrisi yalan

                                               30 / 03 / 2008
                                               ERDEM ŞENTÜRK

1 sünneti seniye m.S.ÇEkmegil bu eserde İslam aleminin sahih kaynakları olan s. Buhari, s. Müslim, züptedül buhari, kuran-ı kerim ve diğer pek çok eser mehaz olarak gösterilmiş.

Yorum
teşekkürler
Yazar burhan açık 2008-04-27 12:37:19
bulundugu her yerde faydalı olan ve her hareketini ibadet şuuruyla yapan kıymetli abime sevgiler,saygılar.
İşte bu!..
Yazar Sanih açık 2008-04-27 14:20:40
17 sene Almanyada kalıp onyedi satır yazamayanlar yanında 17 gün gezindiği Almanya'dan böyle tespit, tahlil ve kritiklerle dönen yazarı gel de taktir etme.  
Almanya ve Almanca uzmanı "dedemin mesleği" ne güne duruyor; iflas mı etti.
Ah Burhan Ah!...
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-04-27 14:48:59
Burhan, yıllardır yazı yazıyorum bana bir yorum yazmadın, Erdem bir yazı yazınca hemen sahaya indin. Buna da şükür...
Tebrik
Yazar girisim açık 2008-04-28 10:46:44
Yazara teşekkür ediyorum çünkü geziden elde ettiği kazancı okurla paylaşarak alicenaplığını göstermiş. Gezi yazıları önemlidir. Yabancı gözüyle bir beldenin anlatımı bize önemli ipuçları verir. Yazar, bulunduğu beldeyi derin hayranlık duygularıyla değil; neleri yanlış yapıyorlar diye izlediği için bizlere anlatacak çok şey bulmuş. Doğru olan budur, hayran ve öğücü sıkıntısı çekmeyen bir ülekeyi aynı perspektiften ve yeniden izlemek zorunda kalmamış okur. 
Benim eleştirim; cümlelerdeki, imla ve anlama hatalarıdır. Yazı sanki hiç gözden geçirilmeden yayınlanmış. Bir de gezi yazısında olmaması gereken kadar fikri konulara girilmiş. 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 23-04-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116435920 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net