15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İSLAM VE ÜTOPYA
İSLAM VE ÜTOPYA PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 13
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
16-09-2005
Image

Nasıl olupta doğuşunda büyük mukavametlerle karşılaşan fikirlerin sonradan bu direnişle kıyaslanmayacak şekilde büyüyebildiklerini kendi kendime hep sormuşumdur.

 Son Peygamber gelmeden önceki Arap yarımadası tam bir siyasi ve kültürel yozluk içerisinde debelenmekteydi. Arap toplumu kabilelere bölünmüş ve aralarında yıllardır devam eden kan davalarından dolayı husumet vardı. Yanlarındaki Pers ve biraz daha uzaktaki Roma imparatorluğu dönemin iki büyük süper gücüydüler. Kabileler ise bunlarla kurdukları şahsi ilişkilerle hayattta kalabiliyor, ticaret kervanlarını onların hakim oldukları bölgelerden geçirebiliyorlardı. Koca bir Arap yarıması halkının siyasal güvencesi yoktu. Böyle bir ortamada son Peygamber tebliğe başladı. İçinden çıktığı topluluk tarafından büyük bir dirençle karşılaştı. Baskıdan dolayı Habeş’e ve Medine’ye göç ettiler. Peygamber ve arkadaşları sayısız ölüm ve yok olma tehlikesiyle burun buruna geldiler. Bütün bunlardan 20 yıl sonra İslam’ın en çok tehdit edildiği merkez; Mekke fethedilmişti. Ardından daha Peygamber hayatta iken tüm Arap yarımadası Müslüman olmuş, siyasal birliğini sağlamıştı. Bunlar için geçen süre sadece 23 yıldır.

Vefatından sonraki 25 yıl içinde ise komşu devlet ve süper güç Pers imparatorluğu yutulmuş, diğer gücün (Roma İmp.) başkenti muhasara altına alınmıştı. Dikkalice bakıldığında müthiş bir sosyal değişme ve gelişmedir bu. Düşünün; bir tek insan geliyor ve yüzlerce yılın birikimi olan toplumsal yapıyı değiştirmek üzere yola koyuluyor. Üstelik hiç bir güvencesi yoktur. Yani toplumun yönetiminde söz sahibi olarak, güç sahibi değildir Ne kendisini ne de bağlılarını koruma imkanı yoktur. Sadece içinde bulunduğu toplumun insafı ve örfüdür onun sığındığı şemsiye... Aradan geçen bir insan ömrü için bile kısa sayılacak sürede ise koca yarımadayı tesiri altına almış, onun siyasi hakimi olmuştur.

 Tarafgir davranmazsak bunun tek örnek olmadığını söylemek durumundayız. Mesela tarihin en büyük kara imparatorluğunu kurmuş olan Moğol başbuğu Cengiz Han’ı da aynı kategoriye koyabiliriz. Kabiler halindeki göçebe topluluğunu bir birlik haline getirerek yanındaki Çin’i ve uzaktaki güçlü devletleri tehdit etmiş, neredeyse bütün Avrupayı yutacak konuma gelmiştir. Halbuki başlangıçta Camoka adında ve şimdi kimsenin hatırlamadığı bir kabile şefinin koruması altındaydı. Yine yakın tarihteki Rus ihtilalini aynı örnekleme içinde kullanmak mümkündür. Sürgünde yaşayan Lenin, Troçki gibi entelektüeller, Rusya’ya geri dönerek, önce orada hakim oldular ve kısa zamanda dünyanın yarısına sözlerini geçirttiler...

 Bu madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzünde ise kaybedebler vardır. Mesela Hz. İsa son peygamberin yaptığını başaramamış, tebliğ sırasında yakalanarak katledilmiştir. Kendisinden ancak yüzyıllar sonra gelen bağlıları dünyaya hükümran olmuşlardır. Aradaki fark nereden kaynaklanmaktadır? Hz. İsa’nın getirdiği ile Son Peygamberin getirdiği arasında esasta bir ayrım yoktur. Niçin bir tanesi daha ömrünü bile tamamlamadan; kısa sürede büyük bir güç haline gelirken diğeri Yahudilerin kışkırtması yüzünden katliamla yüz yüze gelebiliyordu?

  Bu soru aslında Tarih felsefecilerinin ve Tarih sosyolojiyle uğaraşanların ardında oldukları bir sorudur. Bazıları bunu tesadüf olarak izah etmişler, diğerleri ise tüm tabiata hükmeden ilahi gücün seçimine yormuşlardır.

  İnsanlar her ne kadar tabiatı inceleyerek onun sırlarını öğrenmeye ve böylece elde ettikleri genel- geçer kuralları uygulayarak hayatlarını geliştirmeye yön tutmuş olsalar da bazı şeyleri bu yöntemi izlemeden de başarabilmektedirler. Bilim insanlığın hayatında büyük bir inkişafa sebep olurken, bilimin şimdiki konumundan çok uzakta olunan dönemdeki insan nesli büsbütün çaresiz değildir. Doğumdan ölüme kadar elde ettiğimiz her bilginin temellerini, doğru olup olmadığını araştırmak zorunda kalsaydık; ömrümüz yetmez, bunun için ikinci bir hayat gerekirdi. Ancak yüce Allah, insanlığı çaresiz bırakmamıştır. Bilimsel inceleme için yeterli zamanın olmadığı durumlarda çözüm için içimize bir sezgi ve içgüdüsel davranış yeteneği aşılamıştır. Halk kitlelerini bilgisizlikle aşağılayan Batı ve onun uzantısı yarı aydınımız bunun farkında değildir ve olmaya da hiç niyeti yoktur. İşte bu sezgidir ki inasanları araştırmaktan aciz oldukları durumlarda bile doğruya iletebilmektedir. Her seçim döneminde Halk, kendisine yönelik bunca aldatma çabalarına rağmen doğruya en yakın olanı görüp yönelirken, bilimsel bilgi dışında bir şeye itibar etmediğini söyleyen Batı tedrisatlı aydın ise sürekli yanılmaktadır. Sağduyu tabir edilen şey bu olsa gerektir.

  Genlerimize yerleştirilen diğer önemli şey ise bir güç etrafında toplanabilme yeteneğidir. Her ne kadar batılı bir filozof bunu halkın güçlü olanı bir fahişe gibi üstüne alması olarak tarif ederek aşağılamak istese de insanoğlu bir otorite ile muhatap olduğunda sebebini bilmeden onun etrafında kümelenme, ona bağlanma eğilimine girmektedir. Bu insanın sosyalleşmesi için gerekli bir kuraldır. Düşünülerek yapılmaz. Ancak düşünüldüğünde de davranışın tersinin doğru olduğuna dair bir sonuca ulaşmazsınız. Modern, devlet karşıtı anarşist felsefecilerinin iddiaları aksine topluluk halinde yaşamanın, bir otorite altında birlikte hareket etmenin sayısız yararı vardır. Burada Devlet fikrinin doğuşunu ve gerekliliğini inceleyecek değiliz. Fakat insanoğlu, tıpkı diğer canlılardaki gibi gibi bir arada olma ve bir otorite altında ve grup olarak bulunma eğilimi göstermektedir. Bunu güçlü olana yakınlaşarak yapar.

 Güç ve iktidar sahiplerinin çevresinin her zaman dolu olması basitçe bir menfaat beklentisine bağlamak yanlıştır. Yani bunun altında bilinçle, düşünülmüş bir beklenti olmayabilir. Ancak insanoğlu hiç düşünmeden, bir sevki tabiiyle de güç ve iktidar sahiplerine yakın olma eğilimi duyar. Bunun bir tek istisnası, o güç ve iktidar mevkiinde kendisinin bulunması gerektiğini düşünenler yani alternatif kişi veya gruplardır.

  Çevremizdeki zengin, güçlü ve iktidar sahibi olan insanların sevilip sayılması; herkesin onlara yakın durmaya çalışması işte bu igüdünün eseridir. Bu prensip bazan zengin ve güçlüye entellektüel konumuyla ters bir kazanç sağlayabilir. Fakat insanlığın büyük topluluklar haline gelerek  gelişmesine ve ilerlemesine de yol açar. Tıpkı Peygamberin kurmuş olduğu Devletin kısa zamanda büyük bir güce dönüşmesi ve dünyayı sarması gibi. İlk şiddetli tepkileri atlatıp, hayatta kalmayı başaran fikirler sonradan büyük bir otorite merkezi haline gelebilirler. Büyük bir ağaç, henüz hayatının ilk evresinde küçük ve zayıf bir fidandır. Onca tehlikeyi salimen atlattıktan sonra büyük ve yıkılmaz bir ağaç olabilir.

 Bu sosyal olayı doğru tanımlayamazsak ütopik düşlerin ardına koyuluruz. Fikirlerinizi muhalefetten merkeze; merkezdeki otoriteye yerleştiremezseniz dağılıp gidersiniz. Bir kere buraya gelmeyi başardınız mı ancak çok farklı bir sosyal doku uzaklaştırabilir sizi oradan. İnsanlar ayrılmak, dağılmak ve otoriteye başkaldırmak eğiliminde değil, güçlü ve adil çatılar altında birleşme, genişleme eğilimi taşımaktadırlar. Tüm canlılar gibi kendini rahatsız etmeyen, zalim adaletsiz ve hayatını tehdit etmeyen şemsiyeler altında birikirler. Onları başka bir arayış içerine sokan şey: tehdit hissetmeleri ya da daha iyi şartlara erişme istemidir. Peygamberden sonra çok uzun bir dönem boyunca İslam’ın dünyaya hakim olması bundandır. İslam fikri merkeze yerleşmiş:  bir siyasi otorite olarak halka karşı bir tehdit unsuru olmadığı gibi tehditleri ortadan kaldırarak onları hürleştirmiştir de. Böylece aynı sosyal çatı altındaki başka fikir, din ve inanç sahipleri bile o yüce fikrin yayılıp genişlemesine ve güçlenmesine katkıda bulunurlar. Aslen hiç bir fikir, düşünce iktidara geldiğinde başka yerden insan ithal etmez. Eski bozuk sistemin yerine yeni ve parlak medeniyeti kuranlar eski sistemdeki insanlardır. Yeni sistem, yeni bir nesil getirmez. Hatta bazı inanç sahiplerinin tersine; eğer yeni bir nesil mümkün olsaydı bahse konu başarıyı gösteremezdi. Cehaletin kötülüğünü, kız çocukları öldürmenin vicdan azabını görmeyen bir nesil, İslam’ın o parlak dönemini de yaratamazdı. Çarlık Rusyanın egemen, baskıcı ve sömürücü yönetiminden köylüler bu kadar bunalmasa, Komünizme yeni bir fikir olarak bu kadar bağlanamazlardı. Gerçek şu ki, bir medeniyetin tam tersini bu medeniyetin kötülüğünü görmüş insanlar meydana çıkarabilirler. Yeni bir nesil oluşturarak yeni bir düzen kurma iddiaları sosyal gerçekleri görmemek, anlamamaktır. Bunu anlayamayanlar, uğradıkları her yenilgide inananların inaçlarını sorgulayıp onları daha softa tavır içine itmeye devam edeceklerdir.

 İslam’ı ve insanı tanımayanlar kendi hayal dünyalarının çağrışımlarına verirler bu isimleri. İslam ve İnsan hayatın en katı gerçeğidir. İnsan denilince melek; İslam denilince de dünyevi cenneti anlayan düşünce sistemleri her zaman sukutu hayale uğramaya mahkumdurlar. Allah insanın insan, Dünyan’ın da Dünya kalmasını istemiştir. İslam Komünizm ve Kapitalizmin yaptığı gibi bir dünya cenneti vaad etmez. Böyle emeller ardında koşanlar hangi ütopya peşinde olduklarını her duvara tosladıklarında göreceklerdir.

İslam düşüncesinin zaafa uğraması, Dünya sisteminde hakettiği konumda bulunamamasının nedeni, müminlerin siyaseti bırakıp hastalıkları başka alanlarda aramalarından kaynaklanmaktadır. Siyasette -yani toplum yönetiminde- çağdaş rakiplerimizden geride olduğumuz sürece yarışta da geriye düşeceğimizi bilmemiz gerekir.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-08-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66503754 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net