24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
KORKU "OTORİTENİN KAYBI MI..?" PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 20
KötüÇok iyi 
Yazar Necati Çavdar   
05-09-2005
Hukukçu  ve yazar Selami Çekmegil’in “Kendimizi Tartışmak”(*) isimli katabında “Farklılaşmak Donuklaşmak”, Malatyalı ünlü terzi  ve fikir adamı   Said Çekmegil’in de  daha sonra çıkan  “İman”(**) adını verdiği  kitabındaki  ”Farklılaşmak Şaşkınlığı”nda adlı makaleleri dikkatimi çekti.
Elbette baba ile oğul arasına girmek pek doğru olmasa gerek. Mesele barışa varmaksa mümkün. Ancak bu da bizim haddimiz değil.

Bir çok  nesil çatışması görmüşüzdür. Bu “genelde beşeri münasebetlerin  farklı yorumu” ve “gizli  hakimiyet isteğinin açığa çıkması” şeklinde görülüyor. Ancak fikri çatışma çok nadir görülen şeydir.

Fikri çatışma hele de aynı kulvarda koşarken  nefes açacak bir nüans farkı; elbette bir “bilgi”ve “fikri çilenin” ürünü olursa enfes oluyor.

Makalelerin yazarları; sosyal meselelerimize “adam sendee” ve “nasıl gelmişse öyle gitsin,   “dememiş, yaşarken onu deşmenin ve değiştirmenin de  mücadelesine girmiş iki insan. Sezdiğimiz kadarı ile “büyüklere has” bir özellikle,“kendi emeği” ile rızkını kazanırken öbür yanda fikri çileye adanmış ömür. Dünyalığını başkalarının  sırtına yükleyerek çırçır böceği gibi kendi müziğini çalan ama kimseyi bir gram etkileme gücünden  uzak olanlardan azade bilge kişiler...

Babası daha keskince  ve sınırları daha belirgin  bir ekol... Oğul, “Bende varım” deme cehdi içinde, ama babası ile anılan  yakın  çevrede “tıpkısı”olmadığı gözlenen, kendine has bir şahsiyet. İki nev-i şahsına münhasır insanın,  aynı konuya farklı yaklaşımı. Biri hep “bizim” olmuş, bizde kalmış, bizden gideni bize iade etmenin çilesini yüklenmiş. Diğeri “bizim”le olmanın yanında Batı’nın  “bizim “ olanını dermiş. Batının “bizimi”ni bize verme gayretini iş edinmiş.

Birincisi gelişmeyi, bilmeyi “Bir”de bilmiş. Onun sıkı savunucusu. Enkazı darbelerle sarsarak  “özü”  gözler önüne seren kişi.  Diğeri gelişmeyi ”Bir” de birleşmek mihveri içinde,  “farklı tonların” sergilenmesinde  bularak güzellikleri ” farkta “ gören bir tecessüs sahibi. Gözlemlerini  Kur’an ve mantık süzgecinden geçiren analizci.

Önce oğul yazıya geçiriyor. Diyor ki; “Hayat, değişmez bir mihver etrafında namütenahi değişkenlerin dönüşümünü yansıtıyor. ”Bu değişimi, “değişmez mihverin” özünden kopmadan “biçimsel bir değişim” olarak değerlendiriyor.

Kendi mihverinde dönen çekirdek etrafına sıralanmış elektron hareketi misali. Ona bağlı ama kendince bir dönüş.

Hemen dikkat çekiyor. Kendi etrafında dönen atom çekirdeğinin oluşturduğu çekim alanı içinde belli bir yörüngede  dönen elektronların suni zorlamalarla yörüngeden sapması ve kendi başına kontrolsüz hareketi ile  komple atomu mahvetmesi neticesinde ortaya çıkardığı  muazzam  enerji örneğinde olduğu gibi .”Bu biçimsel değişkenlerin, değişmez mihver olan öz’ün yerini alması halinde hayat hikmetli ve tutarlı anlamını kaybederek,çelişkili bir anlamsızlık yığınına dönüşmektedir. Biçimsel değişkenlerin değişmez mihverin birleştirici cazibesini kaybedip de kopuklaşması halinde ise sonsuzluğa dek dağılmalar ve ufalanmalar tabii bir sonuç olur.”

Bu konudaki fikrini  daha da açarak ”Farklılaşmanın olmadığı, gerçekleşmediği  ortamlarda hayat durur; zevk, renk ve espiri kaybolur” diyerek tek renkli bir hayatın çekilmezliğini ortaya koyuyor.

Fikir ve hayat  çilelerini doksanına merdiven dayamış ömrünün imbiklerinden geçirmiş, tabii olarak kendini “hesaba “daha yakın görme ihtimali olan baba; oğullara ”Mahvınızı görüyorum. Hizaya gel“ derecesine, koruma hissi ile hitap ediyor. “Dildekini  hal  ile de yaşamak gerekir. Yoksa ne manası olabilir ki, aksi halde özden  kendinizi uzaklaştıracak kapılar ararsınız”  olarak anladığım “Gayrı İslami  dünyacılığın göz kamaştıran yaşantısı ile, iyi bilmediği İslami müeyyideleri telif  etmeye çalışan şaşkın  kafaların düşündürücü çıkışlarına  dikkat çekmek gerekiyor.” diyerek  daha ilk cümlesi ile  kendi uzmanlık alanına çekiyor

Oğul, gelenekçiliği ”illet” olarak değerlendirip, ”hayat düzeni ritimleşmiş” orta yaşlılarla,  yine hayat “düzeni  kaymış” yaşlıların üzerine en çok titredikleri şeyin “statükonun korunması” olduğunu belirtiyor. Bu tesbiti bir çok ”önder”de ortaya koyarak kurdukları müesses nizamları gençliğe emanet etme ”akıllılığını ..!” göstermişlerdir. Çünkü düzeni değiştirme cehdinin  orta yaşlılarla  ve yaşlılarda görülemeyeceği fiziken normal.  Bir daha mevcut konumlarına sahip olamamak endişesi ile “bir ömrü riske etmeleri “ konusunda teenni ile hareketleri her zaman görmek mümkün.  Onun için gençlik kesiminin  kontrolü üzerinde kafa yorulması,  hele hele ” koruma ve kollama “işini de o kesime  yıktınız mı işi garantiye aldınız demektir.

Baba  toplumu birlikte tutan geleneklere dikkat çekerek, geleneklerin ”toptan reddine“ karşı çıkıyor ve tevhidin sürekliliğini sağlayan Sünnetullah ile   izah ediyor. Her gelen  peygamberin  “ tevhit çerçevesi” içinde kalmak şartı ile  öncekini yenileyen farklı mesajları getirdiğini ihmal ederek. Resullerin  vazifelerini bize taşıyan “gelenekleri “daha çok orta yaş ve yaşlıların koruması olmasaydı, ”henüz sağlam beyinlerde  izzetle yaşayan İslam hukuku; kerim  ahlaki hayalar silinme  tehlikesi ile karşı karşıya kalırdı” kesin hükmü Resullerin getirdiklerine daha çok bu yaş guruplarının karşı çıkarak  “siz doğru söylüyorsunuz ama.. atalarımızın hukukunu ne yaparız?”endişesini elbette çürütmez. İslam  için kesin olan “ilahi koruma”  esas olmak üzere, bu uğurda feda edilen gençlerin kanları  ve canlarını göz ardı etmemek gerekmez mi? Üstelik Kur’ an  gibi  yaşlı, genç  ayrımına bakmadan her kesime hitap eden bir uyarıcının elde mevcudiyeti biline biline.

İleri yaştaki kesimin farklılaşmayı adeta  isyan gibi algılayarak onu boğmak için metodlar icat etmesi her dönemde görülmüştür.

Komünist partisinin polit bürosundan tutun da  oligarşik demokrasilerin ”yıllanmış” idarecilerinin ülkede “her zamankinden daha fazla  birlik ve beraberlik” adına  “tedbir” çabaları boşuna değildir. Oğulun dediği gibi bu “tedbircilerin”, “sürekli yasa çıkartarak” ön açması, sorun çözmesi  icap eden “yasamayı “ yalama yapmaları beyhude gayretler  olarak  ortaya çıkmaktadır. Eğer ülkemizden bakacak olursak  çürümeyi dinamizme çevirecek yeni düşünceleri; halkın önüne lütuf gibi koydukları “sandıkta“ hep kendisini oylatan değişmezlerle  “ayrıcalıklı yaşlılar bürokrasisi” tarafından“tehdit ve tehlike” sayarak ona karşı bin bir engel çıkarılması bir yana, sabahlara kadar çalıştırılan Meclis’ten  çıkardıkları kanunların neye yaradığını kendilerinin de farkına varmaması bunun bir güzel örneği olsa gerekir. Statükonun devamı  için ayak direme ve halkı canından bezdirerek  yöneltme eylemi bu yaşlılar sınıfının korku sendromlarından başka ne ola ki? Bunu oğul, her yasanın  hürriyetlerden bir şeyler eksilttiğinin şuurunda olarak. ”Bu rejimlerde değişmez biçimde yasa enflasyonu görülmesi bundandır“ diye özetliyor. Statükocular aman efendim, sepet efendimci  anlayışla gençleri kişiliksiz ve kimliksiz hale getirirken varlık  unsuru gördüklerini boğma telaşları boşa değildir. Genelde de hakimiyet alanlarını kaybetme duygusunu ”vatanın selameti “ vs  gibi ne kadar mevcut kutsal varsa onunla  eş anlamlı olarak yutturmaya çalışırlar. Yoksa yeni kutsallar  ve korkular icat ederler.

Her ne kadar oğulun verdiği “putçu  baba Azer” ile oğul Hz. İbrahim, babanın da “Hz Adem’in Ka’bil’i ile Hz.Nuh’un nankör oğlu” örnekleri  ilahi  değişime yakışan bir örnek ve normal insan için ekstrem ise de  Resullerin sünnetleri ve o yolun yolcuları yaş olayına fazla takmamışlardır. Yaş yerine  bilgi, cesaret, dirayet, sadakat gibi başka değerleri ön palana aldıkları da bir gerçek. Aksi halde 90 ‘lık sahabeler varken 20’lik  delikanlılar ne ordu kumandanı nede vali tayin edilebilirdi. Ne oğulun verdiği “Azer-Hz. İbrahim”  nede  babanın üstüne basarak verdiği “Hz.Nuh'un nankör oğlu” örneği yukarıdaki gerçeği değiştirmiyor. Kur’an kaynaklı bu örneklerin  ifadesi; ilahi emre “ muhataplığının”  baba-oğul veya nesep  ilişkisinde değil tek tek  bireylerin nefsine ait olduğunun göstergesi için olsa gerektir. Yaratanın da toplumun huzur ve sürekliliğinin ataerkil bir devamda değil, tek tek “bilerek, isteyerek ve yerine getirerek” bir kabullenişten geçmesi gerektiğini işaret ettiği düşüncesindeyim. Bu düşünce iledir ki  oğul ve babanın örnekleri yakın nesebe rağmen ferdi ayrılığın fıtrattan mümkün, ancak nesebe dayanmaksızın tevhid mihverinde birleşmenin de yine mümkün olduğunun ap açık bir delili olsa gerekir.

İslam milletinin ilerlemesinde her ne kadar ihtiyarların müşavirliği muteber ise de gençlerin enerjisi, karar verme ve yerine getirme iradesi büyük merhaleler kad etmiştir.

Son ölüm kalım savaşında merkezi idaredeki ihtiyar yetkililerin yerlerini muhafaza etme lüksü yanında, gençlerin  bir hedef  için  bilinmeze  koşmaları talihin seyrini değiştirmekte az mı pay sahibidir?

Büyük davaların şekillenmesinde ihtiyarların geliştirdikleri fikirlerden ziyade, genç denecek yaştakilerin farklı  uygulamalarının paylarının yüksekliği tesadüf olmamalı.

Babanın verdiği Bizans’la şekillenen ”hayasızlık” örneğinden  yola çıkarsak  Hz.Fatihe nasip olan ”Çağ açma misyonu“ aynı müşavirler kurulunun yön verdiği babaya nasip olmaması rastlantı mıdır acaba? Biri hayatı kendisinin yaşayacağı ümidi ile değiştirme azminde, diğeri sağlam teslim etmenin gayretinde. Biri  kaybetme riskine rağmen iyi hazırlanmış fikir jimnastiği içinde ilerlemek için değişim, diğeri bilmişlik edasında  sağlam durmak adına  fikren ve fiziken stotükoyu korumaya meyilli.

Her ne kadar”Batıl yaşantılara özenirken Müslüman görünmeyi de başarmak isteyen şaşkınlar, yaşlılardan daha çok muvazenesiz gençler arasından çıkar ”fikri ne kadar yalın gerçeği yansıtmıyorsa da ” Davasının  doğruluğundan emin müminler,üstünlüğün ancak muttakilerde olduğunu bilirler, yaşlı olsun, genç olsun fark etmez....” hükmünü selamlayarak ortak noktanın bu  ölçü içinde bulunacağını iki tarafında kabulü olduğunu söylemek mümkün.

Oğulun verecekleri  hala var, baba verebildiğini   dolu dolu  verdi ve işin son rütüşlarında .

“Farklılaşmak Donuklaşmak” ve ”Farklılaşmak Şaşkınlığı”nda; (kendilerine has sertliğinin ötesinde” baba haklı”, “oğul” biraz daha “haklı.”

.........

(*)Selami Çekmegil – Kendimizi Tartışmak-Timaş Yayınları

(**)Said Çekmegil – İman, Nabi –Nida Yayınları

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60221027 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net