25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
YUMOŞ KEDİNİN GÖÇÜ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 11
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
05-09-2005
Image

Sıcak, boğucu ve insanı uyutmayan yaz havasından kurtulmak için kendimi balkona attığım ve uyumaya çalıştığım bir geceydi. Henüz dalmışken uzaktan ve derinden bir ses duydum. Uyku ile uyanıklık arası ses yakınlaştı. Bir kadın sesiydi ve şimdi iyice yakına geldiği için ne dediği net olarak anlaşılabiliyordu. ‘Yumoş’ diye avazı çıktığı kadar ve ağlamaklı bir ses tonuyla bağırıyordu. Uykum tamamen kaçmıştı. Kadınsa tam apartman hizasında bağırıyordu. Kedi mi köpek mi anlayamadığım bir hayvanı çağırıyordu. O bağırdıkça uyumanın imkansızlığından pencereden sarktım. Böylece ne kadar rahatsız olduğumu göstermeyi umuyordum. Nihayet anlayıp uzaklaştı. Bu arada kara bir kedi şımarık bir eda ile kadının yanına ulaşmıştı zaten. Karanlıkta göremedim ancak sanırım büyük bir ihtimamla kucağına alıp, bir annenin çocuğuna sarıldığı gibi kucaklamıştır onu. Çünkü ses tonunda onu hemen bulamazsa oturup ağlayacakmış edası vardı. Bu bağırtıyı balkonda yatmayı denediğim çoğu gece duydum. Belki sırf bu yüzden bundan vaz geçip yatağıma döndüm. Sonra eşimden kadının Amerikaya göç ettiğini öğrendim. Sevgili Yumoş kedisini, hayattaki tek varlığını da yanında götürmüştü.

Böylesi insanlar gün geçtikçe çoğalıyor mahallemizde. Mütevazi sayılacak bir semtte oturduğumu söylersem konu daha iyi anlaşılacaktır. Sabahları köpeklerini gezdiren insanların sayısı hızla artıyor. Hatta bir seferinde Baş örtülü bir bayanın böyle bir şeyi yaparken gördüğümde tanıyanlara evin hizmetçisi olup olmadığını sormuştum. Değilmiş, kendi köpeğini gezdiriyormuş. Baş örtülü kadınlar henüz çocuk bakmayı, evin annesi olmayı red etmediklerinden bu durum daha tuhaf göründü bana. İnsan niçin bir hayvanla bu kadar yakınlık kurar? Niçin bir hayvanı evine alıp bir insana göstermediği ihtimamı ona sunar? Bu bir özenti midir?
  Kırsal alanların boşalıp insanların şehirlere akın etmesi henüz Türkiyede son elli yılın işidir. Elli yıldır insanların yaşam şekli değişti, değişiyor. Köylerde bir birine her bakımdan ihtiyaç duyan ve bu yüzden birarada yaşama becerisi kazanan insanlar şehire geldiklerinde böyle bir şey hissetmiyorlar. ‘Komşu komşunun külüne muhtaç’ ata sözü artık tarih olmuştur. Köyde bırakın bir insanın doğumunu, bir ineğin bile yavrulmasının şenlikle karşılandığı, hane halkının sevinçle bu olayı diğerlerine ilettiğine şahitlik edersiniz. Çünkü bu olay onların güçlerine güç katacak bir şeydir. Çocukların çokluğu, tabiatla daha kolay başa çıkmada, onu ekip biçmede köylüye yardımcı bir unsurdur. Kümesteki tavukların bile kuluçkadan yavrularının çıkmasının heyacanla beklendiğini gayet iyi hatırlıyorum Köpeğimize araba çarpıp öldüğünde günlerce üzüntüye boğulduğumuzu, babamın bu iyi köpeğin yerine nereden yine böyle iyi özellikli bir köpek bulabileceğini kara kara düşündüğünü de. Evdeki kedimiz çok değerliydi. Çocukların açlığı düşünülürken onların yemek saatinin gelip gelmediği de hesaplanırdı. Şimdi şehirlileri de hayvan merakı sardı, fakat sebebi farklı.
Şehirlerde insanların bir birine bir ihtiyaçları yoktur. Onlar sabah kalkıp işlerine giderken tarlasına giden bir köylü gibi başkalarının arazisinden geçmek ve bunun için de onunla iyi ilişkiler kurmak zorunda değiller. Kimseye selam bile vermeden umumi ulaşım vasıtalarıyla fabrikalarına varıp, yine kimseyle iyi geçinme zorunda olmadan verilen görevi yerine getirebilirler. Bir tornanın başında, teknik resimle izah edilmiş bir parçayı hiç kimseyle konuşmadan makina başında yapabiliğr ve sonra evlerine dönebilirler. Ev yapmak için bir arazi almaya ihtiyaçları yoktur. Hazır üretilmiş apartman katları bu ihtiyaçlarını karşılar. Doymak için ne tabiata, ne başka birine müracaat etmek zorunda değilllerdir. Yakınlarında ve hiç tanımadıkları, tanımak zorunda olmadıkları fırıncıdan ekmeklerini alabilir, yine hiç tanımadıkları manavdan aldıkları sebzeleri evlerinde pek az tanıdıkları eş ve çocuklarıyla yiyebilirler. Sınırlı akşam saatlerini kimsenin yakınlığına ve dostluğuna ihtiyaç duymadan T.V karşısında geçirebilirler. Hastalandıklarında hiç tanımadıkları doktorlardan aldıkları reçetelerle iyileşebilirler. Tabii ki bazan paraya, borç almaya ihtiyaçları olur. Ancak o zaman da yanlarında bankalar vardır. Yaşlandıklarında bile kimseye ihtiyaçları yoktur. O zaman da paralarıyla huzur evlerinde, bakım evlerinde kimseye ihtiyaç duymadan geçirebilirler günlerini. Yaşlandıklarında ise yatacak yer yiyecek aş temin eden huzurevleri onları beklemektedir. Eğer ölmeyecek olsalardı Tanrı’ya bile ihtiyaç duymazlar.
  Bu şehir değil metropol hayatıdır. Çünkü şehirler binlerce yıldır var ve hiç böylesine bir yaşam olmadı oralarda. İnsan ilişkilerinin bu kadar koptuğu, özgürlşeme adına kişinin bu kadar kendi içine kapatıldığı dönem olmadı. Makinalaşma sonucu canlı tabiattan ve kişilerden bu kadar uzaklaşıldığı bir dönem olmadı. Her şeyi makinaların ya da makinalaşmış bir sistemin yapması insanın bir biriyle iyi geçinme ve iletişim kurma gereksinimini ortadan kaldırdı. Buna bir de hayatın anlamının insanın az çalışması olduğu düşüncesi eklendi. Mutlu insan az çalışan insadı. Özgürlük anlayışı kişinin alabildiğince bencilleşmesini destekledi. Bir başkasına selam vermek bir külfettir şehirde.  Çünkü bu kişi yarın sizden bir şey isteyebilir. Hatta iş biraz ilerlediğinde misafirliğe gitmek ve onu da çağırmak zorunda kalabilirdiniz. Bu ise fazladan bir zorluğun üzerinize yüklenmesi anlamı taşır. İnsanlar bu külfetlerden kaçmaya başlamışlardır. Hatta çocuk bile annenin ayağını bağlayan, onun özgürlüğünü sınırlayan bir varlık olmaktan öte anlam taşımaz. Bütün bunları insanlar bilinçle düşünmüş olmasalar bile olaylar onları buna doğru yönlendirmektedir. Şehirde çocuk masraf demeketir. Ve kendisine hiç faydası olmayacağını bildiği bir masraf. Çünkü şehirli, çocuğu bir köylü gibi kendi geleceğinin garantisi olarak görmez. Köyde çocuğu olmayan insanlar neredeyse açlığa ve ölüme mahkumdurlar. Çocuğunuz yoksa ve aileniz kalbalık değilse araziyle başa çıkıp onu ekemezsiniz. Hayvanlarınızı doyurup böylece geçiminiz temin edemezsiniz. Bu içgüdülerle şehre yerleşen insanlar kısa zamanda genlerinden gelen çocuk sahibi olma dürtüsünü yenme ihtityacı hissettiler. Batının nüfus artışı alaeyhine propagandası olmadan dahi çocuk sayısı muhafakar ailelerde bile hızla düşmektedir.
  İnsan ilişkileri yeniden biçimleniyor şimdi. Binlerce yıldır büyük aileler içinde bir birine her düştüklerinde yardımcı olmaya çalışan kuşaklar şehrin yeni havasını solumayı öğreniyorlar. Bütün ilişkilerin mekanikleştiği yerlerde bir canlı sıcaklığına ihtiyaç duyuyorlar. Özgürlük adına bekar gezmeyi, çocuk sahibi olmayı redettiklerinde bunu bir hayvan nefesinde bulmayı umuyorlar. İşin tuhafı bu duruma toplumun muhafazakar kesimleri de yuvarlanıyor. Batılı bir hayat tarzı dayatıp; kapıda bizi bekliyor. Kimileri dirense bile sonunda içinden çıkılmaz durum sanki herkesi o bildik noktaya sürüklüyor.
  Bunu yenmemiz gerekiyor. İnsanı yalnızlaştyırıcı öğelerden kurtulmamız gerekiyor. Kendimizi hayvan değil insan nefesinin sıcaklığına açmamız, bu yönde çaba sarf etmemiz gerekiyor. Başka insanlara yakınlaşarak, onlara bir şey vererek, onları mutlu ederek mutlu olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Yoksa Batının o müstağni, bencil, kimseye ihtiyaç duymaz, ihtiyaç duymayı zayıflık addeden yaşam tarzı bizi de çekecek içine.
 Öncelikle çalışmanın, emek sarf etmenin insan için bir zul olmadığını kavramalıyız. İnsan çalışmaktan değil fakat çalışmamaktan yorulur, sıkılır ve bezginlik hisseder. Nitekim Hz. Adem’in cennet yerine yer yüzünde yaşamayı tercih etmesi sanki insanın bu özelliğine işaret etmektedir. Kapitalist yaşam telkininde kalan insanlık, çalışmadan yaşamayı ilke edinip böylece sanki dünyayı cennetleştirmek istedikçe yalnızlaşarak cezalanadırılmaktadır. Kuran’da bu kadar sık akrabayla temas tavsiyeyi sanki bu günlere bir işarettir. Akrabayla temasın kesilmesinin büyük günah sayılmasının nedeni acaba  kişinin bir tür intiharı olarak mı değerlendirilmektedir? Akrabayla bile teması sürdüremeyen insanın topluma karışamayacağı, böylece yalnızlaşıp ruhunun öleceğinin bilinmesinden midir?
  Hayvanların bile aile ferdi gibi fonksiyon icra ettiği için değer verildiği bir toplumsal düzen, feodal ve geri kabul edildiği için yıkıldı, yıkılmaya çalışılıyor. Şimdi çekirdek, hatta ergenlik yaşını aşanların uzaklaştırıldığından dolayı atomik küçüklüğe ulaştığı aile modeli modern insanın ihtiyaçlarını karşılayabilecek mi? Çocuk, koca veya kadın derdi çekmekten kaçıp Yumoş besleyerek bu badireyi atlatabilecek miyiz?
  Bir şeyler yapmalı, zihniyetimizi değiştirmeliyiz yoksa Batıyı tüketen yaşam tarzı bizi de girdabına alıp bitirecek.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60266981 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net