09-03-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
HELSİNKİ KRİTERİ!.. AMA BİZE UYMAZ Kİ... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami Çekmegil   
05-09-2005
Image
Bu yazıda size -on yılı aşkın bir süre önceye ait- bir anımı aktaracağım. Bu anı o zaman çok ilgi toplamıştı. 33 yıllık düşünür arkadaşım İbrahim Özok, bu hatıraya adeta bir klasik hüvviyeti vermişti. O günden bu güne ülkemiz  -müspet ve menfi - çok mesafe katetti. Acaba bu izlenimler, içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle, o zaman uyandırdığı ilgi ve etkiyi şimdi de uyandıracak mı diye merak da ediyorum aslında? Esasen  bu anlatımla -bizzat kaynağındaki izlenimlerimi öne getirerek- Batı hayranı aydınlarımızı(!) kendi değer yargılarıyla yüzleştirmek isteyeceğim...

Anım Helsinki’ye ilişkindir... Helsinki bir kongre şehridir; “Beyaz Zambaklar Ülkesi” Finlandiya’dadır. Finlandiya bölgemizdeki zenginlikleri sömürmeyi hedeflemiş ülkelerden değildir. Bu sebepten “halkına moral vermek için işine metro ile gidip gelen” ve terör karşısında panikleyen sömürücü ülkeleri eleştirerek, “Batı’nın petrol ihtiyacı için 80 yıl Arap topraklarına müdahele edip uyumlu
hükumetleri destekledik; sevmediklerimizi devirdik…” diyen; adeta terörün sorumlusu biziz dercesine Batı’daki çifte standarda karşı çıkan Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone gibi soylu reaksiyonlara muhatap olmayan huzurlu bir ülkedir Finlandiya (bkz. 22 Temmuz2005 tarihli Radikal;; 23 Temmuz 2005 tarihli Vakit Arşiv)…

Bayanları, düşük kemerle kasıklarına kadar açıp erkeklerin bakışlarından güya rahatsızlık duyan bir sahtelik içinde değildir. Yaşlıları başka şekilde cazibe merkezi olamayacaklarının bilinci ile cazgır ve cadaloz bir görüntüden uzak, kibar bir tavır içindedirler… Yasa ile müstehcenliği yasaklayıp, idari uygulamalarında başörtüsü ile üniversite eğitimini engellediğine ya da yasalarında Batılılık simgesi olarak şapka giyme zorunluluğu getirildiği halde memurların şapkasız gezdiklerine dair bir bilgi sahibi de olmadım. Anayasasını 1980’li yıllarda -yanlış hatırlamıyorsam Sayın Dr. Sadettin Bilgiç’in ricası üzerine-  Kurucu Meclis çalışmalarında referans alınır ümidi ile ilgililer için tercüme de etmiştim. Kırmızı Çizgiye konu  olursa,  aktarabilirim de…

 Elhasıl tutarlı gördüğüm bir Batı ülkesidir, Finlandiya.  1993 yılında gittiğimde uçak Fin Havayollarına aitti. Daha dün gibi canlı duruyor zihnimde anlatacaklarım. Getirilen kumanyada domuz eti bulunup bulunmadığını Fin özellikli güzel hostese sordum: ’Yoktur’, dedi; ”Türkiye’den ve Türkiye’ye seferlerimizde domuz endişesini dikkate alırız...”.  Sebebini sormadım; teşekkür ettim.

Pazar günü idi. Helsinki’ye indik. Caddeler bomboştu. Merakımı gideren cevap şu oldu: ”Halk Cumartesi gece çok geç vakitlere kadar sokaklarda eğlendiği için Pazarları pek dışarı çıkmaz” dediler.

Herkes gibi sokakların temizliği benim de dikkatimi çekti. On gün süreyle ayakkabım fazla toz, çamur görmedi.Yollar, tabii taş parkedendi. Sokaklarda alt yapı çalışmaları gerektirdiğinde, gerektiği kadar taşlar sökülüp iş bitince aynı şekilde kapatılır cinstendi. İyi döşenmişti; basınca zifos sıçratmıyordu. Bunun ne önemi var demeyiniz. Basit bir operasyon için bile tüm asfalt caddeyi bozup yeniden inşa zorunda bırakmıyor ilgilileri. Kamunun parasını defalarca asfalta, müteahhite, rüşvete harcatmıyor. Sokakların delik deşik günlerce beklemesine sebep olmuyor. Bedava, sağlam taş yerine milletin parasının sık sık yabancı petrole, iş makinalarına, çimentoya akmasına neden olmuyor.

Gittiğim tarihte gece 23.30’da yatsı vaktine erip, sabah 2.30-3.00 sularında aydınlık beliriyordu. Mümkün mü değil mi; şartları var mı yok mu genele açıklama benim konum değil ama akşam namazı ile yatsının birlikte edasına ruhsat, pratik bir anlam kazanıyor Finlandiya’da...

Şehir içi tramvayla şehri gezmek istedim. Dışarıda bilet satılmıyormuş. Sordum, “içeride alırsın” dediler; bindim. Öyle “ön kapıdan bin arka kapıdan in” diye komut vermediler. Girdim oturdum, uzun süre gittim. Bekledim biletçi gelsin diye; kimse gelmedi.Baktım herkes duraklarda iniyor, biniyor, oturuyorlar; kimse bilet almıyor.Yanımda birine sordum.”ücretsiz mi bu vasıta?”diye.Ücretli dediler. Nereye ödeyeceğim dedim, şoförü gösterdiler. Şoföre gittim; ücretini alıp küçücük bir kart verdi. Diğer yolcuların göstermesi ile bir makinaya bastım. Biniş saati karta yazıldı. Meğer bu biletler saatlik, günlük, haftalıkmış.O zaman dilimi içinde, tramvaydan inip otobüse; bir vasıtadan inip diğerine, o kart üzerinizdeyken,yeni bir ücret ödemeden binilebilirmiş. On gün böyle gezdim. Hiçbir kontrol bana denk gelmedi; denetim nasıl sağlanıyor teşhis edemedim. (Şükür o zamandan bu zamana  bu konudaki eski asap bozucu tarz  ülkemizde de çoklukla düzeldi ve normalleşti.)

Her Taraf İnsan Dolu

Gezdiğim süre içinde yolda askere, jandarmaya, çok sayıda polise ve simitçi kovalayan zabıtaya rastlamadım.Yalnız Cuma günü akşama doğru sokaklar çok kalabalıklaşmaya başladı. Akşam her taraf: parklar, diskolar, cafeler,lokantalar, vıcık vıcık insanla doldu. Sokaklarda ambulans ve polis arabalarını, hizmet için gezinir o zaman buldum. On gün süre ile bana kimsin, nesin, diyen; hüviyetimi ibraz etmemi isteyen olmadı.

Tren istasyonunun altında geniş süpermarketler, küçük esnaf  satıcılar, geniş holler, yürüyen merdivenler vardı. Gezinirken bir bay ve bir bayan (sanırım hanımıydı) önüme çıktı. Müsaade isteyerek ellerini omuzuma ve başıma koyarak bana dua okudular, beni günahtan arındırdılar(!), telkinde bulundular. Hiç kimse; resmi, sivil, “din propagandası yapamazsın” diye engellemeye yeltenmediler; yan gözle bakıp istihfaf etmediler (hor görmediler). Duaları bitince teşekkür ettim.Bana İsa(a.s.)’dan iyilik istemelerine, yolumu aydınlatması, uğrumu açması dileklerine, iyilik telkinlerine teşekkür ettim. Büyük bir kalabalık birikti. Hiçbir ateist bu manzara karşısında davranış terbiyesini bozmadı; kötü söz söylemedi. Onlara, benim de kendileri için aynı dileklerde bulunduğumu, ancak bu dileğimi Hz.İsa’ya veya Hz.Muhammed (s.a.v.)’e değil de Allah (c.c.)’a yönelttiğimi, merhamet edebilecek güç sahibinin yalnız ve yalnız Allah olduğunu ifade ettim. Hz.İsa’nın bizim peygamberimiz olduğunu, Onu Allah’a ortak koşmalarının kendilerini yanılgıya, bizi ise o büyük peygamberin misyonuna saygısızlık olması sebebiyle üzüntüye sokacağını anlatmaya çalıştım. Fikir adına en büyük yanılgının, bir yaratığı yaratıcıya benzetmek olacağını mantıkla vurguladım. İki papaz buna karşı çıktı, rahatlıkla cevapladım.Topluluk benim düşünüş tarzımı daha rasyonel (ölçülü, akla uygun) buldu. Kızan papazlar sahneyi terkettiler.

Bitirirken şöyle söyledim. Topluluk, İngilizce bilen, tahsilli ve çoğunlukla genç jenerasyondu; ‘bakınız’ dedim: ”Aranızda benim gibi müslüman ismi taşıyan var mı bilmiyorum. Varsa bile ancak ya birdir ya iki, eminim. Ama bizim bir tespitimiz ve kabulümüz var: Her insan Müslüman nitelikte doğar. Eğer bir insan Hz.Muhammed’i tanımamışsa Kur’an’dan da haberi yoksa ve eğer o insan ‘ne iyi ne kötü, ne doğru-ne yanlış; hayatın anlamı ne’ düşüncesiyle yaşar, yaratıcı fikrine ulaşarak iyi eylem içinde gerçeğe yönelirse, o insan Müslüman addedilir. Bu anlamda aranızda pek çok kardeşim olduğunu hissediyorum; nasiyenizden  böyle hissediyorum. Hepinizi yürekten kucaklarım...”

Bir baktım, büyük bir sempati halesi yayıldı, temiz yüzlere. İyilikle kalın dedim ve yürüdüm. Büyük bir kalabalık benimle yürüdüler. Bazıları beni pastaneye davet edip sohbeti uzatmak istedi; bana kahve ikram ettiler. Mutlu oldum. Finlandiya kahvesi de –özen gösterdiklerindendir sanırım- meşhurmuş hani. Yakınım Nuri bey öyle söylemişti gitmeden önce. Bana İslam hakkında eser ismi sordular. Muhammed Hamidullah’ın “İslama Giriş” kitabıyla “İslam Peygamberi‘nden, Yusuf Ali’nin “Holy Quran’ tercümesiyle, Marmaduke Pichtall’ün ‘Glorious Quran’ından başka eser ismi veremedim. Garaudy’nin ismini zikretmeyi de son anda düşünüverdim. Kendi zaafıma daha da esef ettim.

Sokakta Ücretsiz Kahve

Bir gün sokakta yürüyordum.Gencecik bir bayan önümü kesti. Bana kahve vermek istedi. Satıyor sandım, reddettim; isteğim yoktu. Sevgiyle rica etti, kıramadım aldım. Kaç para olduğunu sordum, ücretsiz dedi. Sebebini sordum: Rus işgalinde, işgalcilere karşı direnen, mücadele veren bayanların anısına dağıttıklarını söylediler. Kahveyi içtim; teşekkür ettiler, mutlu oldular. Anladım ki tek ve yegane dış tehdit olarak Ruslar’ı görüyorlar. Öyle bizim gibi Yunan, Bulgar, Ermeni, Rus, Şii, Nusayri ihtiraslarla çevrilmemişler. Tabii ve tarihi dostlarını da kendilerine zorla düşman edecek politikalara yönelmemişler… Bazı komplimanlar yaparak yola devam ettim. İçimden Nene Hatun’a, Nene Hatun gibi cennetlik analarımıza rahmetler okudum. Onları unutmuşluğumuzun utancı altında ezildim; ama belli etmedim.

Orada tanıdığım başka gerçekleri başka bir vesile ile anlatabilirim.Ancak bir hususa burada hemen değinmek istiyorum; geçemiyeceğim:

Helsinki’de yolsuzluk, yok denecek kadar azmış.  Finlandiya, dünyanın en az yolsuzluk olan üç ülkesinden biriymiş. Hele namuslu insanlar, yolsuzluk yapan yöneticiler karşısında bizdeki gibi eziklik hissetmezlermiş. Onlar, hala, dürüstlüğün onur verici bir nitelik olduğunu düşünürlermiş...
       
            Ama bize ne bütün bunlardan? Bizim hassas özel durumumuz, kendine özgü şartlarımız var. Helsinki Kriteri bize uymaz ki…

            Değil mi yani?…

Av. M. Selami Çekmegil   

          

(Kırmızı Çizgi Dergisinin 01 Eylül 2005 tarihinde yayınlanan 5. sayısından alıntıdır.)

Yorum
Bu inceliikli ve saygin davranisiniz ici
Yazar Misafir açık 2006-11-25 23:02:17
Sevgili Agabeyim 
Sanirim bir - iki yas agabeyimsiniz 
 
Sizin begeninizi kazanmak / hak etmek benim icin en buyuk mukafattir. 
 
Allah bu degerli calismalarinizin ve hizmetierinizin ecrinifazlasiyla / cennetiyle nasip etsin 
 
Bizi de duadan eksik etmeyiniz 
 
Saglik icinde tum mutluluklar ve bsarilar sizinle olsun 
 
SAYGILARIMLA ZEKI KENTEL
İncelik ve zarafet sizde...
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-09-30 09:24:15
değerli vaktinizi ayırıp yazımı okuduğunuz ve takdirleriniz için yürekten teşekkürler, Zeki bey kardeşim.  
Lütufkar ifadelerinizden asıl güzelliklerin sizde olduğunu hissediyorum.  
selam sevgi ve hürmetle aziz dost... 
Selami Çekmegil 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-06-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
65101052 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net