16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow OSTİM Model Olabilir mi?
OSTİM Model Olabilir mi? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
19-01-2008
OSTİM  Sanayileşme Modeli Olabilir mi?           

                                                           Raci DURCAN

      Yıllardır içinde veya yakınında bulunduğum bir sanayi bölgesinin, sanayileşme modeli olarak pazarlandığını duyduğumda şaşırdım. Hatta birkaç ülkeyle anlaşma imzalanarak ihracatının yapılmış olması bu konuda mesafe aldıklarını gösteriyor. Aynı tip sanayi çarşıları oralarda da kurulmak üzere ilk harçlar temellere konulmuş. İnsanın içinde bulunduğu durumu olağan sanıp, farklılığın farkına varmada zorluklar yaşadığını bilmiyor değilim. Bu nedenle hangi özelliklerinden dolayı bir model olarak pazarlandığını anlamaya çalıştım. Aldığım cevapta gözlemlerimin dışında, yeni bir şey bulamadım. Ostim benim gözümde, aynı türden iş yapan esnafın aynı sanayi çarşısında bulunmasından başka bir şey değildir. Yani Ahi Evran’ın fikir babalığı yaptığı;

Selçukluların özellikle Kayseri bölgesinde uygulamaya aldıkları eski bir yöntemdir. Zaten Ostim’de Ahi Evran isminin çok duyuluyor olmasının anlamı da budur. ‘Ostim Modeli’ olarak adlandırılan bu yöntemin yeni ve farklı bir şeymiş gibi pazarlanmasını tuhaf buldum.


       Bilmeyenler için söyleyeyim Ostim; Ortadoğu Sanayi Ticaret ve İş Merkezi sözlerinin kısaltılmasından oluşmuş bir bölge adı. Ankara’da kurulu olan bu bölgede küçük ve orta ölçekte binlerce iş yeri yer alıyor. İmalat ağırlıklı olması ve yeni ürünler geliştirebilmesiyle ilgi çekiyor. Onbinlerce çalışanıyla Ankara’nın ticaret hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

       Bölgede yer alan işyerlerinin büyük çoğunluğu imalat ağırlıklıdır. Her tipten imalat makinesinin aynı bölgeye toplanmış olması, bölgeyi büyük ve tek bir fabrika gibi kullanma imkânı sunuyor. Öyle ki eğer bir projeniz varsa bunu elinizdeki bir çizimle buradan, çalışan bir makine olarak çıkarmanız mümkündür. Yani üretimini planladığınız bir ürün için yeni baştan bir fabrika kurma ihtiyacı duymuyorsunuz. Makineyi ya da makine parçasını projelendirmeniz ve bölgeyi bir miktar tanımanız yeterlidir. Sonraki işlem basamaklarını sanki büyük bir fabrikanın içindeki departmanlarda geziyor gibi yürütebilir ve birbirinin bitişiği işyerlerinde tamamlayabilirsiniz. Sanayi Bölgesinde iç ve dış piyasadaki ihtiyaçlar göz önüne alınarak birçok ürün geliştirilmiş ve başarıyla ihracatı yapılmış bulunuyor.

       ‘Peki o zaman senin derdin ne?’ dediğinizi duyar gibiyim. Bunu izah edeyim: Ostim’de klasik ürün geliştirme yöntemleri uygulanmaktadır. Klasik yöntem’in iki özelliğinden birincisi deneme-yanılmadır. Talepler üreticilere düzenli ve yüksek miktarlı olarak gelmezler. Burada üretime yönelimin en belli başlı nedeni; yurtdışından orijinal malzeme tedarikinde karşılaşılan zorluk ve temin süresi uzunluğudur. Faal olan bir makinenin değişmesi gereken parçası iç piyasada hazır olarak bulunmadığından yerli imalat alternatif olarak akla gelir. Parça ilk defa üretileceğinden kullanımından doğan bütün riskleri makine sahibi üstlenmek zorunda kalır. Bazen bu tercih, fiyatlar arasındaki uçurumdan kaynaklanır. Malzemenin orijinal fiyatındaki aşırılık, makine sahibini daha ucuz çözüm yolları bulmaya zorlar. Bu şekilde başlayan üretim, imal edilmiş parçanın başarıyla çalıştığının görülmesiyle yeni ürünler için referanslar oluşturur. Daha zorlu ve başka parçaların da imalatı yönünde üretici cesaretlenir. Tüketici yerli ürünlerin çalıştığını gördükçe daha fazla talepkar olur. Bu şekilde başlayıp ihracatçı olan firmalara bölgede rastlanır.

       Klasik yöntemin diğer özelliği, planlanarak ve pazar araştırması yapılarak işe başlanmamsıdır. Üretim yukarıda anlattığım şekilde yönlendiğinden daha çok iç piyasaya yöneliktir. Maliyet hesapları sadece orijinal ürüne karşı tasarlanır. Bu nedenle aynı ürünü üreten başka bir yan sanayi mamul karşısında tutunamayabilir. Ya da iş karsız hale gelerek anlamını yitirir. Ulaşımın ve iletişimin sürat kazandığı günümüz koşullarında Ostim sürekli kan kaybetmektedir. Yakın gelecekte üretim kapasitesinin iyice düşeceği bellidir.. Bunu gören ilgililerin aklına gelen tek şey; yerli malı kullanmanın yararlarıyal ilgili kampanya yapmak yahut Çin mallarının ne kadar dayanıksız olduğunu ispatlamak oluyor. Bu konuyu bu şekilde hafife alarak çözüm getiremeyeceğimiz açıktır.

       Klasik üretim yönteminin vazgeçilmezi olan deneme-yanılma metodu, birçok ürün geliştirme başarısına imza atmış olmasına rağmen modern değildir. Bu yöntemin ucuz ve ön çalışma gerektirmemesi, ülke imajına verdiği zararın göz ardı edilmesine neden olmuştur. Bu yöntem şu şekilde işler: Orijinal malzeme incelenir, üretim metodu ve üretiminde kullanılan malzemeler tespit edilir. Bu malzemeler iç piyasada yoksa ithal edilir. Ürün, orijinal parçadan ölçüler alınarak üretilir. Orijinal parçanın yerine takılarak denemeye alınır. Deneme süresinde başarısız olduğunda başarısızlık nedenleri araştırılır, yapılan yorumlarla geliştirilir ve gerekirse yeniden üretilir. İşlem olumlu sonuç alınana kadar devam eder. Bütün bunlar genellikle müşterinin makinesinde tecrübe edilir. Yedek parça üreticisi bu nedenle üretim kayıplarının farkına varamaz. Bu yöntemin işlemsi için, yerli parçayı kendi makinesında kullanmaya isteklilerin bulunması şartı vardır. Yöntemin en önemli kusuru; genellikle ilk denemede doğru olanın bulunmamasıdır. İlk deneme başarısızlığı, yeterli araştırma yapılmadığından dolayı sık karşılaşılan bir durumdur. Bu; Türk malı denildiğinde üreticinin o maldan uzaklaşmasına, uzak durmasına neden olmaktadır. Bu olumsuz imaj, Türk malına karşı üreticiyi şartlandırmakta ve aslında başarılı birçok imalattan uzak durmasına neden olmaktadır. İç piyasada Türk Malı dendiğinde insanımızda oluşan kuşku bu yanlış imalat yönteminin zihinlerde bıraktığı olumsuz şartlandırmadan kaynaklanır. Bu yöntemde sonuç almak uzun zamana yayılmaktadır. Bir malın üretimi ve uygun koşullarda çalıştığını görmek yıllar almaktadır. Günümüzün hızla değişen teknolojisinde bu kadar zamanımız olmamaktadır.

       Uluslararası fuarlara katıldığımda bir ürünün bir yıl sonra hiç ilgisiz başka bir firma tarafından üretildiğini görünce şaşırıyorum. O alanda hiçbir deneyimi olmadığını bildiğim bir firma bunu nasıl başarmaktadır? Bu sorunun cevabı, modern üretim yönteminin de cevabıdır. Bizim de geri kalmış, zamanını çoktan doldurmuş bu metotlar yerine modern yöntemleri kullanmamız gerekmektedir. Bu yöntem, üretim bilgisini doğrudan satın almaktır. Üretimi planlayan firma, bu malın orijinalini üreten firmayla yan sanayi üretim yapmak üzere anlaşma yapmakta ve gerekli tüm bilgiyi satın almakta; transfer etmektedir. Böylece ürettiği malı, hiç kuşku duymadan piyasaya sürebilmektedir. Bu yaklaşım ülke imajı oluşturmakta birincil faktördür. Dünyada üretici firmaların olduğu kadar, ülkelerin de bir imajı vardır. Mesela bir malın üzerinde ‘Alman Malı’ yazıyorsa bu onu fazla düşünmeden satın alabileceğinizi bilinçaltında size hatırlatır. Bu malın çalışacağından, kullanımının problemlere yol açacağından kuşku duymazsınız. Çünkü toplam kalite yöntemiyle ambalajdan kullanma talimatına kadar her şey düşünülmüş, hesap edilmiştir. Rakipleriyle kıyaslarken çalışıp çalışmayacağı noktasından çok diğerlerinde üstünlüğünü araştırırsınız. Tüketicilerin bilinçaltında ülkeler ilgili bir imaj mutlaka vardır, oluşmuştur. Markanın iyi bilinmediği durumlarda, (genellikle iyi tanınan markalar çok pahalıdır çünkü) ülke imajı devreye girerek size seçiminizde yol gösterir.

       Günümüzde Çin dahi önündeki imaj sorunlarını aşarak büyük üretim başarılarına imza atmaktadır. Yakın zamanda önündeki direnci tamamen kırarak Dünya ticaretine daha çok oranda katıldığına şahit olacağız. Biz de halen yukarıda zararlarını izah etmeye çalıştığım yöntemleri baş tacı yaparak bir yere varmayı düşünüyoruz. Ülke imajını düzeltmeden marka oluşturmak oldukça zordur. Marka olmadan pazarlama dünyasında pay sahibi olmak çok daha zordur. Çünkü sıradan bir mal ile markalı mal arasında, maliyetler birbirine çok yakın olmasına rağmen karlılık açısından uçurum vardır. Yani markasız mal satmak bir nevi hamallıktır. O halde öncelikle marka yapmaya çalışmak gerekmektedir. Ülke imajını düzeltmeden bunu yapmanın zorluğunu anlayabiliyorsunuzdur. Bunun biricik yolu; artık ortaçağda kalmış klasik yöntemlerin üretim metotları içindeki payını azaltmaktan geçmektedir. Devlet sanayiciye destek olurken bunu bir politika olarak benimsemelidir. Teşviki; klasik metotları kullananlara değil, teknoloji satın alanlara vererek yapabilir bunu. Sanayicilerimizse, küçük hesapları bırakmalı, sanayinin sorunlarına vakıf olmaktan uzak politikacıların gözlerini boyamayı terk etmelidirler. Belki göz boyamayla bu modası geçmiş yöntem, daha iyisini görmekte zorluk çeken ülkemde bazı teşvikleri üzerine çekebilir. Fakat bu tür yanlışlar devam ettiği sürece ‘Türk Malı’ imajının zarar görmeye devam edeceğini bundan yoksulluk olarak herkesin payına düşeni aldığını unutmamalıyız.

Yorum
Yazar fahri açık 2008-01-20 12:20:39
Raci Bey, 
Ostimde hem Ahi Evran Caddesi, hemde Ahi Evran Çıraklık Eğitim Merkezi bulunmaktadır. 
 
Deneme-yanılma metodu yada ustalık vazgeçilecek bir yöntem değildir. Çok büyük, seri çalışan fabrikalarda bu metodu kullanırlar. Ürün geliştirme, prototip veya kalite kontrol aşamasındaki testlerdir bunlar ve neticede maliyete, dolayısıyla fiyata yansır. Marka ederi beraber satın alırız. 
 
Yine, deneme-yanılma usülu, bilgi birikimi oluşturur ve nesilden nesile aktarılarak yoğunlaşır. Batı, sanayide yüzyılların tecrübesine haiz olduğundan, daha tasarım aşamasında, deneme- yanılma gereğinin çoğunu elemiş olur.  
 
Yine bu usül, küçük işletmelerin, atölyelerin kaderidir. Mühendislikle, tasarım ve projeyle işe başlama şansları yoktur. Hele bizimki gibi, tamirata ve revizyona dönük yapılanan yada taklit etmeye dayanan küçük-orta boy işletmeler için, en rantbl yöntem, bahsettiğiniz gibi budur, terk etmek isteğe bağlanamaz. 
 
Eğer Milli Tank Projesi, Ostime verilse idi, MSB bu proje için Ostimde bir karma yapılanmayı tercih etse idi, bu girişim bir dönüm noktası olabilir, sadece Ostim değil Türkiye sanayisi için çığır açabilirdi. Ve inanınız bizde bu kapasite ve bu ruh, bu çoşku vardı-r. Teknolojiye çok açık ve yaratıcı bir millet olduğumuza da kuşku yoktur. Yeterki, büyük hayaller, projeler önümüze konsun..! 
 
 
bağışlayın
Yazar fahri açık 2008-01-20 12:34:20
 
Haklı olduğunuz noktayı unutmuşum: Ben bir yabancı olsam, daha Ankara yollarındaki üstgeçitleri gördüğümde, bir tek imalat işi vermem. Derme çatma, demirci atölyesinden bile çıkmayacak bu üstgeçitler, ülkemiz mühendisliğinin yüzkarası olarak sırıtmaktadır. Elin adamları, 8 km lik asma köprüleri yaparken, bir mühendislik dehası ve övünç vesilesi olarak dünyaya sunarken, bizim 8 metrelik üstgeçitlere bir bakınız lütfen. Hepsinin, en azından Altınpark'ın önündeki kadar olması mümkün değil midir?  
Teşekkür
Yazar girisim açık 2008-01-21 10:36:13
Fahri bey katkılarınız için teşekkürler. Bir noktayı iyi anlatamadığımı düşündüm, eleştiriniz üzerine. Bizde deneme-yanılma metodu tüm üretimlerin vazgeçilmezi. Yani batıda on yıllardır üretilmekte olan bir mamül dahi bu yöntemle reprodüksiyon yapılıyor. Yoksa yeni ve tamamen orjinal birşey üretecek yahut geliştircekseniz elbette bu yöntem kaçınılmazdır. 
saygılarımla 
Raci D

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85774919 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net