16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İstanbul, Türkiye ve Basiretli Tüccar.!
İstanbul, Türkiye ve Basiretli Tüccar.! PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 13
KötüÇok iyi 
Yazar Fahri Yurtsever   
19-01-2008
İSTANBUL, Türkiye ve Basiretli Tüccar.!
                                                                 Fahri Yurtsever
İstanbul'a tüp geçit yapılıyor. Şimdi birde, 3. köprü ve daha birincisi bitmeden, 2. karayolu tüp geçidi gündeme getirildi.
"Oh oh ne güzel, trafik çilesi bitecek, İstanbul dünyanın en büyük şehirleri arasına girecek."
"Yahu şu trafik çilesi bitsinde, boğazın üzerindeki köprü kirliliği falan çok önemli değil. Zaten, bunu ileri
sürenler, tuzu kurular, burjuvalar, rüküş çevreciler, her işe itiraz eden mimarlar..
Hangisi daha önemli, göz kirliliği mi, trafik çilesi mi? Onlar bizim otobüslerde neler çektiğimizi, kaç saatte işe gidip geldiğimizi bilemezler..
Ayrıca, bu trafik çilesinin ekonomiye yıllık artı yükü de çabası..
Hem doğum oranı, göçler vasıtasıyla artan nüfusu, geleceği de düşünmek gerek.."
Vatandaş olarak bu görüşlere bende katılıyorum. Benim acil sorunum trafik, ulaşım.
Sanıyorum, esnaflar, işadamları da böyle düşünüyordur. Onlarda, hem ulaşımda rahatlayacak ve tasarrufta bulunacaklar, hem de gelişen-büyüyen şehir, yeni iş sahaları açacak, pazarı genişletecektir.
Tabii ki, yeni yollar yeni arsa-inşaat rantları yaratacağı için, bu işle iştigal edenlerde çok istekli olmalılar.
Hatta, muhakkaktır, arsa ve inşaat işiyle iştigal edenlerin kodamanları ve partiye yakın olanları, çoktan pafta-haritaları sermiş, belediyelerin ilgili memurlarına 'yardım etmeye' başlamışlardır.!
Ama onlardan bana ne!
Onlar her devirde zaten vardı!
Şu trafik sorununu biran önce çözsünler, bizleri kurtarsınlar da, ne yaparlarsa yapsınlar!
Bu gündelik ve acil sorunumuzu halletsinler de, yerlerse yesinler.!
Ben halk olarak, birey olarak, böyle düşünmekte ve istemekte haklıyım.
Peki, bizi yönetenler, belediyeler ve hükümet de böyle mi düşünmeli?
Trafik sorunu var, o halde köprü yapalım, tüp geçit yapalım, yolu genişletelim perspektifi akılcı mıdır?
Değildir. Bu yaklaşım, gecekondu kondurma çözüm anlayışından farksızdır. İki göz eve, 'oğlanı evlendirdik, sığmıyoruz, hadi bir oda daha ilave edelim' demekle aynıdır. Gecekonducu mantıktır. Köyünden göçüp gelen insanın, zaruretle başını sokacak iki göz oda dikmesini anlamak mümkündür. Ama bir şehri dizayn etmekle mükellef olanları, mantıken anlamak pek mümkün değildir.!
Yönetimlere düşen görev, sorun çıkmasını önleyecek tedbirleri önceden almak olmalıdır. Önceden görmek, planlamak, programlamak, yön vermek marifeti ile sorun yaratmamak, arızi olarak meydana gelenleri çözmektir. Bu tabiî ki, bir gelecek vizyonunu, planlamada-işlerde devamlılığı, devamlılığı sağlayacak mekanizmaları gerektirir.
Bu durum, bu yönetimin suçu değil denebilir. Doğrudur, ancak hiç olmazsa bundan sonra yeni sorunlar çıkmasını veya mevcutların daha da büyümesini engellemek bu yönetimin görevidir.
Olayın, biri hükümetler düzeyinde genel, biri İstanbul özelinde iki boyutu vardır.
Genel boyut, İstanbul veya bir başka şehrin, ülkemizin -ve özellikle ekonominin- bir parçası olduğudur. İstanbul’un nüfusu, ülkemiz nüfusunun ortalama % 20 sidir. GSYH'ya katkısı 133 milyar dolardır. Toplam vergi gelirlerinin, % 42 si İstanbul'dan sağlanmaktadır.
1-Kendiliğine bırakılırsa, İstanbul nüfus olarak nereye, daha ne kadar gider?
2-Tek bir şehrin, ülkemiz ekonomisindeki hayati, canalıcı büyüklüğü ciddi risk oluşturmuyor mu?
Kendiliğine bırakmayalım da, vize mi koyalım? İstanbul’un gelişmesine engel mi olalım? Tabii hayır..!
Ancak, devleti "tüccar zihniyetiyle" bile yönetecekseniz, basiretli tüccar gibi davranın. Serbest piyasa, liberal ekonomi, piyasa kendi dengesini kurar mantığı, basiretli tüccara uymaz. Basiretli tüccar, akan suya bakıp, kendi halinde aksın yada sel olsun sağı solu götürsün demez. İslah eder, değirmen yapar, gölet yapar, baraj yapar, santral kurar. Yani hem kontrol altına alır, hemde fayda sağlar. 
Eğer güneyde, turistik şehirlerimizde gelişme olmasaydı, önemli miktarlarda daha göç, İstanbul’a gelmeyecek miydi? Demekki, İstanbul'u bir çekim merkezi olmaktan çıkarmak, başka çekim merkezleri oluşturmak; bundan öncede, mümkün olabilecek çok sayıda insana, doğdukları şehirlerde yaşayabilecek ortamı sağlamak gerekiyor. Elbette, özellikle İstanbul başta olmak üzere büyük şehirler yine göç alacaktır ama ciddi sorunlar ve maliyetler oluşturmayacaktır.
Göçler dolayısıyla, büyük şehirlere ayrılan bütçeler, göç olmadan önce kendi mahallinde kullanılabilir. Böylece, bir taşla çok kuş vurulur ve bölgesel eşitsizlikler de giderilmiş olur. Yada olurdu demek daha doğrudur. Baştan öyle yapılmalıydı. Bugün, hem büyük şehirlerin sorunlarına çözüm üretmek, hem de ileriyi düşünerek, diğer şehirlere yatırım yapmak gerekiyor.
Bu durum, çok daha fazla para-kaynak demektir. Ancak, bu parayı bugün bulup harcamaz iseniz, 5-10 yıl sonra, büyük şehirlerin yeni sorunları için, çok daha fazlasını harcamak durumunda kalacağınız kesindir.
Üstelik harcanan paraların çoğu boşa gidecektir. Bugünden geriye baktığımızda, son elli yıldır gecekondu bölgelerine yapılan bütün altyapı yatırımlarının, yeni imar planları sonucu boşa gittiğini gördüğümüz gibi.
Günlük, palyatif çözümlerle yapılan yatırımların, suya yazı yazmaktan farkı olmamıştır.
Eğer, o kadar parayı bulup harcayamaz iseniz, büyük şehirler hepten yaşanmaz hale gelecektir. Sosyal sorunlardan hiç bahsetmiyoruz bile!
Bu noktada, şu sorular sorulmalı ve yöneticiler-uzmanlarca cevaplanmalıdır:
İstanbul’a yapılacak yeni köprü, yollar ve geçitler çözüm getirecek mi yada ne kadar süre ile getirecektir?
Bir taraftan, bu şehrin sorunları çözmek için devlet bütçesini ciddi etkileyecek, borç yükünü ve dışa bağımlılığı daha da artıracak harcamalar yapılırken; diğer taraftan yeni sorunlar, yeni yükler getirecek gökdelenler, kuleler, portlar vb. projeleri nasıl bağdaştıracağız? Gelişecek, büyüyecek isek, buna katlanmalı mıyız?
Bu projeler bittiğinde, kent yeni göçler alır mı, nüfus ve trafik nerelerde yoğunlaşır? Bunun sonucunda, 4. köprü, 3. tüp geçit yapmak zarureti doğar mı? Bu tip projelerin ekonomik getirisi varsa ki, mutlak vardır, İstanbul dışında başka şehirlerde gerçekleştirilmesi söz konusu olamaz mı? Yönlendirilemez mi? İstanbul'da olması illaki isteniyorsa, daha rantbl-uygun yerler seçilemez mi?
Parantez içinde, ben vatandaş olarak bu soruları sormam. Ben isterim ki, kuleler-portlar hepsi yapılsın, böylece yeni iş alanları açılsın. Trafik daha büyük sorun olursa, yöneticiler düşünsün ve çözsün.
Diğer konu, ekonomide canalıcı büyüklük meselesidir. İstanbul'da yaşayanlar için avantaj gibi görünen bu olgu, esasen yöneticilerin önündeki en önemli sorun olmalı ve uykularını kaçırmalıdır. Bu duruma, askerde karşı çıkmalıdır. Başkaca nedenleri bir tarafa bıraksak bile, bir savaş durumunda İstanbul’un vurulması, genel ekonominin çökmesi anlamına gelmektedir. Bu nasıl dikkate alınmaz?
Büyük deprem de bekleyen İstanbul’un, ekonomik önemini artırmak bir yana, bilakis süratle azaltılmalıdır. İstanbul ve çevresindeki sanayi tesisleri, ülkemizin değişik bölgelerine ivedilikle taşınmalıdır. Bu işin maliyeti, savaş olasılığını gözardı etsek bile, olası depremin yol açacağı ve havaya uçacak maliyete sayılmalıdır.
           
Görüldüğü üzere, birinci ve ikinci sorunun cevapları birbiri ile örtüşmektedir. İster mutlak, yani taşınma yolu ile; ister nispi, yani diğer şehirlerin kalkındırılması yolu ile olsun, İstanbul’un nüfusu ve önemi azaltılmalıdır. İstanbul çekim merkezi olmaktan çıkarılmalı, paralar köprüye-geçide değil, hem ekonomiyi, hem binlerce insanımızın hayatını kurtarmak için harcanmalıdır.
*
İstanbul benzeri şehirler, kendi haline bırakılırsa, büyüdükçe büyüyor, bitmeyen sorunlarıyla, sonu gelmeyen yatırımlarıyla beraber büyüyor. ABD'de Manhattan, Hindistan'da Bombay gibi bariz örnekler var. Bu şehirlerde, sorunlar çözüldükçe, göçün arttığı da ayrı bir vaka. Göç aldıkça genişletilen yollar, yeni köprüler, yeni geçitler, metrolar, metroların daha altından geçen ikinci metrolar, köprü yolların üstünden geçen yeni köprü yollar, yeni havaalanları, büyütülen limanlar, bitmeyen sorunlar, bitmeyen altyapı yatırımları ve çilesi bir türlü çözülemeyen trafik.. Yani sonu yok.
Demek ki, kendi haline bırakmayacak, öncelikle insanlara doğdukları şehirde yaşama ortamı sağlayacaksınız. Bu hükümetlerin işi. Ama, cazibe merkezi olmaktan çıkarmak hususunda belediyelerinde yapabilecekleri var.
1- Şehrin toprağını bedava altın olmaktan çıkaracak, imarsız yapılaşmaya izin vermeyeceksiniz. Keyfi, kişisel, günü birlik, rantiye imar düzenlemeleri yapmayacaksınız. Bir imar planı, hiç olmazsa yirmi yıl değişmemelidir. Ana yolların açılması-genişletilmesi gibi kamu yararının mevzu bahis olduğu durumlarda, 'kimsenin gözünün yaşına bakmayan' kararlar alacaksınız.
2- Şehri dikine büyütmeyeceksiniz. Hem yüksek binalardan kaçacak, hem de ticaret merkezlerini şehrin merkezinden çevresine kaydıracaksınız. Sanayiyi, tümüyle şehrin oldukça dışına çıkaracaksınız. Şehrin merkezine bırakın kuleler, gökdelenler yapmayı, mevcuttan fazlasını aklınızdan bile geçirmeyeceksiniz. En işlek caddelerine, büyük alışveriş merkezleri, genel müdürlükler, oteller vb.leri yapılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. 
3- Toplu taşıma araçlarına yatırım yapacak, kullanımını teşvik edeceksiniz. Örneğin, raylı sistemlere ve denizyoluna yatırım yapacak, yoğun güzergahlara iş saatlerinde özel otoların girişini yasaklayacaksınız.
4-Şehrin iki yakası arasında trafiğe sebep olan, işe geliş-gidiş gibi hareketleri azaltmanın çarelerini arayacaksınız.
5-Uluslararası karayolu taşımacılığını, ya İstanbul’un en kuzeyinden yada İzmit-Silivri arası feribota kaydıracaksınız. Köprü geçişini, 22-06 saatleri ile sınırlayacaksınız.
6- Stadyumları ve yataklı hastahaneleri şehir dışına çıkaracak, semt polikliniklerini artıracaksınız. 
7- Şehir merkezinde, okul ve işyeri servis taşımacılığını kaldıracaksınız.
8- Yeni ve yeterli otopark inşa edecek, yol kenarlarına park etmeye izin vermeyecek, taksilere durak ve cepler düzenleyecek, minibüsleri peyderpey devre dışı bırakacaksınız.
Anlaşılacağı üzere, bu öneriler neredeyse hiç fazladan para gerektirmemektedir.
Esasen, bunların hepsine ve daha başka düzenlemelere, şehir planlamacıları, çevre mühendisleri, mimarlar, sosyologlar, tarihçiler, ilgili su-elektrik-kanalizasyon-telefon, polis, asker, üniversite vb kuruluşların ortaklaşa oluşturduğu bir şehir komisyonu, halkında katılımıyla-görüşü alınarak karar vermelidir. 
Aksi halde, yapılması gerekeni yerel yöneticilerde bilir. Bilirler ama işlerine gelmez yapmazlar. Dürüst olanları da yapamazlar, çevrelerini öyle alıcı kuşlar sarmıştır ki, yaptırmazlar.
Görünen ve bilinen odur ki, her imar affı, her imar tadilatı, her yol yapımı, her köprü-geçit, her port-kule vb proje, hatta her kaldırım düzenlemesi birilerine siyasi rant veya doğrudan maddi kazanç sağlamaktadır. Biz vatandaşlarda, 'yesinler ama bir şeylerde yapsınlar' kanıksamışlığıyla onlara çanak tutarken, birbirimize şikayet ederiz. Onlar bildiklerini okurken, bazılarımıza da bir kat müsaadesi daha verirler, tahsis belgesi verirler, kömür-yiyecek yardımı yaparlar, karşılıklı geçinir gideriz. Onlar kepçe, biz kaşık sallarız.!
Ancak birileri çıkar ve derse, bu köprü-tüp geçit işlerinin maliyeti çok yüksek, bu kulelerin, bu gökdelenlerin gerektireceği milyarca lira alt-yapı yatırımları sizlerin cebinden çıkacak, borç daha da katlanacak, 5-10 yıl sonra ülkeyi krize sürükleyebilir, işte orada biraz düşünmemiz icap eder. Sanırım pek çoğumuz, bir 2001 krizi daha yaşamak istemeyiz.  
Fahri Yurtsever
26.Ekim.2005
Not 1: Bu yazıyı hazırlarken Malatya Çocuk Yuvasında olanlar patlak verdi. Köprüler, gökdelenler bir ülkenin belki kalkınmışlık göstergesi olabilir ama kesinlikle gelişmişlik göstergesi olamaz. Gelişme, tümüyle insan ilişkilerinde saklı. Çocuklarına, yaşlılarına bunları layık gören bir ülke, nasıl gelişmiş olur? Köprülere, tüp geçitlere milyar dolarlar harcamayı göze alan bir ülke, nasıl olurda tasarruf tedbirleri dolayısıyla, kimsesiz çocuklarına "eğitimli bakıcı kadroları" açamaz, uzman eleman alamaz? Hangisi bizi gelişmiş yapar? Köprüler gökdelenler mi, yoksa mutlu çocuklar-yaşlılar, huzurlu-mutlu ve birbirine hoşgörülü-saygılı toplum mu? Varsın gökdelenlerimiz olmasın, ADAM OLALIM YETER.
Not 2: Basiretli Tüccar, hukuki bir kavramdır.
***
"KIYAMET SENARYOSU
Prof. A. Vefik Alp, yazısında olası bir depremde İstanbul da beklenen korkunç tabloya ilişkin de rakamlar verdi.
Söz konusu rakamlar şöyle:

-60 bin ağır hasarlı bina.
-115 bin orta hasarlı bina.
-250 bin hafif hasarlı bina.
-600 bin evsiz aile.
-100 bin ölü.
-450 bin hafif yaralı.
-135 bin ağır yaralı.
-2 bin noktada su kaçağı.
-30 bin kutudan doğalgaz sızıntısı.
-3 bin yangın.
-140 milyon ton enkaz.
-50 milyar dolar birincil maddi kayıp.
-100 milyar dolar toplam maddi kayıp." (Anka. 24 Ekim 2006)

Yorum
Hey Yüce Allahım!!! diyorum
Yazar kubha açık 2008-01-19 13:03:27
Koca Osmanlı, Topkapı Sarayı'ndan 3 kıta 7 denizi adaletle idare etmiş. Keçiören Belediyesi hizmet binasının önünden her geçişimde bunu hatırlar; o halde bu binadan tüm dünya idare edilir diyor, hayıflanıyorum.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-01-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85775010 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net