14-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow Genel arrow STALİN'İN MİRASI
STALİN'İN MİRASI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 14
KötüÇok iyi 
Yazar MİLOVAN DJILAS - Nuri BİRTEK   
13-01-2008

STALİN’İN MİRASI

                                                                                             MİLOVAN DJILAS 
                                                                                       Tercüme:Nuri BİRTEK
                                                                                             

     Eğer muvaffakiyeti politikanın tek kriteri olarak kabul edersek, STALİN muhtemelen zamanının en başarılı politikacısıdır. Stalin otuz yıl süre ile hüküm sürdü. Rejiminin ve ülkesinin sanayileşmesini emniyete aldı. Lenin’den miras aldığı sosyal yapıyı güçlendirdi, devraldığı Sovyet devletini milletlerarası politikaya soktu, sınırlarını önemli ölçüde genişletti.
Öte yandan, eğer beşer münasebetleri ve beşer hürriyetlerinin geliştirilmesi politika kriteri olarak alınacak olursa Stalin muhakkak gelmiş geçmiş en randımanlı zalim idi. İdeolojik saplantılar ve şahsi iktidar hırsı için milyonlarca insanı ortadan kaldırdı. Kurbanlarının sayısı hala tartışılmakla beraber 20-60 milyon Sovyet Vatandaşının öldüğü tahmin edilmektedir. Büyük kültürlerden birini (Rus Kültürü) apolojetikler ve puta tapıcılar seviyesine indirdi. Bütün insanlıkta bir korku ve nefret uyandırdı.
        Ve eğer bir devlet adamının ehemmiyetini eserlerinin kalınlığı ile ölçmeyi tasarlıyorsak, o zaman, haklı olarak bugün şöyle diyebiliriz: Stalin’in eserleri ve Stalin’in cinayetleri hala müessir olmaya devam etmektedir. Ve “bilimsel ideoloji” için çaba sarf etme fikri, yani “yeni bir cemiyet” ve “yeni bir insan” yaratmak için iktidarın ele geçirilmesi fikri geçerli olduğu sürece de müessir olmaya devam edecektir. Pek çok yönleriyle çağımız bir STALİN devri olmaya devam etmektedir. Stalin’in mirası el’an insanlık üzerindeki ağırlığını sürdürmektedir. Muhtelif ırklardan oluşan Rus devletinin ihtilal önde gelenlerinden hiçbiri Stalin gibi cemiyetin derinliklerinden gelmemişti. Gürcistan’ın küçük Gori kasabasının sefaleti ve yoksulluğu içinden gelmiş sarhoş iken dövülerek öldürülmüş bir işçi -ayakkabı tamircisi- nin oğludur. Stalin iktidar merdivenini tırmanmağa başladığında sadece sabır ve metanetiyle belirmeye başladı. Bolşevik riyasetinde kendinden daha şöhretli ve entelektüel açıdan daha yetenekli rakiplerini elimine etmek ve kendi şahsiyet çığırını açmak zorundaydı.
        Lenin, böyle bir şey yapmaya zorlanmamıştı. Zira o, iktidara gelinmeden önce itirazsız lider durumundaydı. Stalinde, Lenin dışında hiçbir Bolşevik liderinde rastlamadığımız bir devlet adamı irade ve anlayışı görüyoruz. Tabiatıyla bu ikisini aynı seviyede mütalaa edemeyiz. Lenin, her konuda daha zarif, daha idrakli daha derinlemesine düşünebilendir. Ancak Stalin’in iradesi daha realistliktir.  İnatçılık ve hainlikte ihtilalcilerden onun eline su dökecek bulunmazdı. İhtilalcilerde ya idealizme yada Makyavelizm’e rastlarsınız. Bazen de bu ikisi aynı şahısta birleşir – ki bunlar en muvaffak ihtilalcilerdir. Lenin ve Stalin her ikisini, ideoloji ve iktidarı bünyelerinde toplamışlardı. Lenin, hareketinin, iktidara yükselmesine ilham teşkil etmek üzere ideolojisini geliştirdi. Stalin ise taa başlangıçta ideolojiyi sistemleştirdi. Çok genç yaşlarda yazdığı ilk ideolojik makalelerinde Stalin, yeni Marksist ihtilalci partinin ön şartı olarak “ideolojik birlik” üzerinde ısrar ediyordu; Sonra Leninizm’i sistemleştiren ilk şahıs oldu. 1924’ de Lenin’in ölümünden iki ay sonra Stalin “Leninizm’in prensipleri üzerine” adlı eserini yayınlayarak kanaatimizce Leninizm’in pekiştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Stalin, herkes den daha önce ve açık bir biçim Komünist Partisi’nin zaptettiği her ülkede cemiyette imtiyazlı olma arzusunu tespit etti. Arkasından da kendisini bu “imtiyazların” başına getirdi. Diğer herkes ona tabî oldu yada uymak zorunda kaldı. Çünkü bütün yetkiler zaten emniyete alınmıştı. İşte en kanlı ve en müthiş hadise de buydu. Stalin eski sınıfları ve sosyal münasebetleri yıkarak kendini kabul ettirmek zorundaydı. Ve kendi pozisyonunu teyit etmek için de kendi saflarındaki bağlılarını ortadan kaldırıyordu. 
     Lenin ve Stalin’in yan yana koymak manasız ve aptalca bir hareket olur; Ama öte yandan da onları ayırmaya çalışmak gülünçtür ve sadece bir hayaldir. Lenin ve Stalin aynı değillerdir ama birbirlerinin zıddı olacak kadarda farklı değillerdir. Temerküz kamplarından “ideolojik birlik” e, sanatçılara baskıdan genişleme politikasına kadar Stalin’in geliştirdiği veya tahrip ettiği hiçbir şey yoktur ki Lenin daha önceden kurumlaştırmamış ve ikmal etmemiş olsun.
     Nasıl kendinden önce Lenin, Kautsky ve Marks birer  safha idiyse Stalin’ de Komünizm’in bir safhasıdır. Stalinist terörün cinnetiyle karşılaşan ve Sovyet Cemiyeti ile “bilimsel” teori arasındaki farkı gören Batılı Komünistler Lenin’i Stalin’den ayırırlar. Bu, ideoloji ile bütünleşmiş bilincin gerçekle karşılaştığı zaman ki paniğidir ve hiç de gerçekçi olmayan bir tutumla Stalin’i ve Stalinizm’in bilgi teorisi ve metodolojisini görmezlikten gelmektedir.
    Bugünkü Lenin çığırı, ilga olunmuş Stalin çığırının sadece biraz değiştirilmiş bir şeklidir. Sovyet teorisi Stalin’i Lenin’den ayırmamakta sadece onun “hataları” n dan ve “sapmaların” n dan dem vurmaktadır. Bunun bir sebebi vardır. (Her ne kadar pek çoğu saçma olsa da) Sovyetler Birliğinde Stalinizm’in top yekûn kanunsuzluğuna karşı mücadele edilmekte veya en azından, kontrol altına alınmasına çalışılmaktadır. Bunlardan başka parti bürokratik makamlarına karşı top yekûn bir terör sürdürülmektedir.
   Stalin çığırının sona ermesi yönetici zümre tarafından başlatıldı ve bu zümrenin keyfi güç kullanmasının önlenmesi ve parti içinde parti için ”Leninist Normlar” ın tesis edilmesinden öteye gitmedi. Önemsiz olmamakla beraber bu gelişme çok azdır. Eğer idareci zümre hukuk ve adaletin kendileri için de tecelli etmesine hazır değilse, hukuk ve adaletin kırıntılarının bile halka ulaşması mümkün değildir.
    Mutlak yetki ve onun gizli polis tarafından keyfi olarak kullanışı ortadan kalkmış değildir ama bunlar artık çılgın ve iktidar delisi bir şahsiyetin oyuncağı olmaktan çıkmıştır. Sovyet Birliği oligarşinin  “otoriter” kontrolüne dönüşmüş ve bunu yaparken de en önemli, en hayati sahalardaki totaliter yetkilerini korumuştur: Şuurun ve ekonominin tekeli. Ama bu sahalarda bile imajı donuklaşmıştır. 
     İdeoloji yine bir sindirme aracı ve bir akideler sistemi olmakla beraber itikad olarak ortadan kaldırılmıştır. Ancak karmaşık ihtiyaçlarla karşılaşıldığı zaman “Sosyalist” ekonomi o kadar düşük randımanlıdır ki onun aracılığı ile elde olunan siyasi iktidarın tekeli ferdin isyanı ve buna paralel ekonomik faaliyet ile tehdit olunur. Sovyetler Birliğinde her şeyden ziyade, bir aşırılık addedilerek parti üst kademelerinden tavrı icabı sindirilir. Yine de Bolşevik siyasi öz büyük ölçüde Stalinist ve Stalin de Lenin’in mirasçısı olduğuna göre Leninisttir.
   Stalinizm’in mirası ve külfeti bugün entelektüel adalet ve iktisadi başarısızlıkla birlikte saf fiziki askeri gücün birikmesinde kendini göstermektedir. Bunun böyle oluşunun en büyük sebebi şudur. İdareci zümre o kadar katılaşmış ve kendine güveni o derece yitirmiştir ki Stalinist Leninist realiteleri mantıki olarak ele almaya kapasitesi müsait değildir.
     Ancak Stalinist mirasın engelleyici biçimdeki etkisinin Sovyet Dış münasebetleri kadar faal ve müessir olduğu başka bir saha yoktur. Stalin, başlangıçtaki enternasyonalizmin Sovyet biçimini Sovyet devletinin top yekûn emperyalizmine dönüştürdü. Bunu yaparken de Rus Milliyetçiliğinin karanlık sömürücü yanını kullandı. Sovyet bürokrasisi Rus Şovenizmi ile birleşti kendine faal ve tükenmez bir dayanak noktası temin etti. İdeoloji, Doğu Avrupalı “komşular” ın tebaalaştırma şartının “devamlı” olmasına cevaz veriyordu. Şimdi ise yüksek Sovyet askeri gücün bütün yeryüzüne yayılmaya başlıyor.
    Bununla beraber Stalinizm İmparatorluğu kendi içinden parçalanmaya başlıyor. Doğu Avrupa ülkeleri bugün artık fikren bağımsızdır ve bu gerçeğin siyasi meyvelerini vermesi sadece milletlerarası güç dengesine bağlıdır. Sovyet yanlısı enternasyonalizm, Komünizm’in milliyetçi şekillerine dönüşmüştür; Sovyet Leninist ideoloji ise bugün askeri diktatörlerle sempati uyandırmaktadır. Dünya ise Sovyet emperyalizmin korku ve endişesi ile yaşamaktadır.
   Tenakuzlar ve mantıksızlar bünyede ve bünye dışında birikmektedir. Ama Sovyet içtimai yapısı bunların üstesinden gelmeye ve buna ilaveten bütün demokratik ve rasyonel alternatifleri sindirmeye müsaittir. Böylece kendi başına çağın hayati ihtiyacına uyum yapma kabiliyetine sahip değilse de en azından teoride kuvvetli bir “VOHZD” ya da ani bir kargaşa mümkün görülmektedir.
    Bugün, bilhassa Batı’da pragmatik –hatta ticari- sebeplerle Sovyetler Birliğinde ki şartları kaçınılmaz bir şey kabul etmek modaya uygun görülmektedir. Zira bu halde sözde Rus karakteri ve Rus tarihinin hususiyetleri söz konusudur. Bu tavır, Sovyet Emperyalizmine direniş imkanı arayan kuvvetlerin güvenlerini zayıflatarak pasifize olmalarına yol açtığı gibi Sovyet Liderliğini dahili tansiyonları harici politika manevralarıyla düşürmeye teşvik eder. Bu tavır aynı zamanda Rus halkına ve Rus demokrasisine ihanettir.
    SSCB deki cari düzen geleneksel Rus “Doğu Despostism” inin bürokratik ve emperyalist özelliklerine dayanmaktadır. Ancak Rusları ve Rus tarihinin sadece bu tek unsura irca etmek basit olduğu kadar adaletsizliktir. Rus insanı diğer bütün insanlar gibi hürriyet ve insan hakları mücadelesi vermektedir.

     Rusya’da, başka memleketlerde olduğu gibi, otoriter ve liberal temayüller devamlı olarak birbiriyle çatışma halinde olmuşlardır. Rusya’nın kötü talihi dün olduğu gibi bugün de, kaçınılmaz teknolojik gelişmelerin despot güçlerce getirilmiş olması ve bu teknoloji aracılığı ile despotizmin kök salıp gelişmesi olmuştur. Stalin dahi sosyalizm’in Avrupai şekillerini ve “Batılı” temayüllerini boğamamıştır; bugün bunlar yeniden hayat bulmaktadırlar. Ruslar, diğer insanlar gibi – sadece çektikleri ızdırap veya sahip oldukları bedii yeteneklerden değil hürriyet için bitmez tükenmez fedakarlıklarından dolayı da- şefkat ve saygıya layıktırlar. İşte bu yüzdendir ki Ruslara- fikir ve siyasi nüfus yönünden – hala kasavetli hayatlarına hükmeden mantıksız, zalim ve fetihle yanıp tutuşan kuvvetlere karşı yardım etmeliyiz.
   Bir başka haksızlık, Leninizm’i (yani Stalnizim’i) sosyalizm, hatta çoğulcu sosyal demokrasi ile bağlantılı gösteren aşırı uca mensup gericiler tarafından yapılmaktadır. Stalinist tedhişin böylesi miyopik istismarı Stalinizm’e karşı cephenin daralmasına ve zayıflamasına yol açmaktadır. Bir ideoloji olarak “Anti komünizm” veya tek kelime ile Weltanshaunng Stalinist madalyonun öte yüzünden başka bir şey değildir.
   Sovyetler Birliği’nde sosyalizm’in olup olmaması meselesi doktriner bir meseledir. Sovyet realitesi hiçbir şekilde herhangi bir sosyalist teorisine uymamaktadır. Buna ilaveten, sosyalizm veya sınıfsız toplumun bir ütopya mı yoksa gerçek bir ihtimal mi olduğunu sormanın da doktriner olduğunu hissediyorum. Şüphesiz insanda doğuştan eşitlik arzusu vardır ve cemiyetin eşitsizlikleri altında gizlenmiş olarak eşitlik idealinin özlemi çekilir.
   Kanaatimce muhtelif demokratik sosyalist unsurlar kendilerini Avrupa’nın doğu kısmının realitelerine sokmuş bulunmaktadır. – Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya ve diğer yerlerde olduğu gibi ve daha önemlisi ihtilal ve harplere pratik bir “Alternatif getirilmiştir. Stalnizm, tebdil edilmiş Leninist maske altında da olsa gölgesini düşürmektedir. Eğer insanoğlu körü körüne taklidin zorbalığından korunacak ise buna karşı gözünü kırpmadan mücadele kaçınılmazdır.

                                                                                               MİLOVAN DJILAS
                                                                                                Tercüme:Nuri BİRTEK
(kriter'den)


Yorum
Önemli katkı!...
Yazar Sanih açık 2008-01-13 12:12:33
İnternetin aktif uyarıcısı Malcolm X'den yazı konusuyla dolaylı ilgili bir mesaj aldım: aşağıda sunuyorum: 
Hayvan çiftliğinde bir devrim hikayesi anlatılıyor; bir çiftlikte insanların idaresi altında yaşayan hayvanların çiftliği ele geçirme mücadelesi, ölmek üzere olan bilge bir domuzun diğerlerine özgürlük arzusunu aşılamasıyla başlıyor. Bir halk devriminde olması gereken her şey bir bir sahne alıyor hikayede; domuzlar bu işin teorisyenliğine talip oluyorlar, sonra devrime giden yolda atlar, inekler, koyunlar, bilumum kümes hayvanları devrimin emekçileri olarak hizmet ediyorlar. Derken büyük gün geliyor, dişe diş bir savaştan sonra çiftliğin yeni sahipleri uzun zamandır özgürlük hülyaları kuran hayvanlar oluyor.. İlk iş olarak hayvanların dikkat etmeleri gereken hususları belirlemek için hazırlanan kanunnamede, insan kıyafetleri giymek, yatakta yatmak, içki içmek gibi insanı hatırlatacak şeyler yasaklanıyor. Asıl olaylar da bundan sonra başlıyor.  
Devrimin idamesi için görev dağılımı yapılınca ister istemez sınıflar da oluşuyor, beyin takımı domuzlar kendilerinin çok önemli işler yaptıkları gerekçesiyle, önceden koyulan yasaları çiğniyorlar, insanların kaçarken bıraktıkları kıyafetleri giymeye, içki içmeye, insanların yataklarında yatmaya başlıyorlar. Her devrimde olması gerektiği üzere, yönetici sınıfı aralarından birini mutlaklaştırıyor. Bir söze itiraz edilmemesi için onun liderin ağzından çıkmış olması yetiyor..  
Tebaya, lidere itaatin gereklilikleri üzerine uzun nutuklar çekiliyor, çalışmayı ve itaati öven şarkılar söyleniyor. Bu arada tabii ki düşmansız devrim olmayacağından, önceleri tek düşman olan insanla sonraları karşılıklı menfaat ilişkileri kurulunca, bir iç düşmana ihtiyaç duyuluyor. Bunun için daha önce birkaç defa herkesin önünde lidere sert çıkışlar yapan, devrime emeği geçmesine ve ikinci adam olmasına rağmen liderin pek hazzetmediği biri, düşman olarak seçilip çiftlikten kovuluyor. Ardından yaşanan her sıkıntı ona mâl ediliyor.  
Hasılı kelam, insanların patronluğundan şikayet eden hayvanları örgütleyip devrim yapan domuzlar, çiftliğin yeni patronları oluyor. Ancak hayvanları yönetebilmek için çiftliğin ele geçirilişinden beri devam eden devrim romantizmi asla sona ermiyor. Zafer kutlamaları, devrim yıldönümleri şaşaalı törenlere sahne oluyor. Orwell romanda kişilik tasvirleri de yapıyor, yaşanan her sıkıntıyı kendinden bilen ve daha çok çalışması gerektiğine inanan bir atı, sahibinin taktığı kurdelayı ve onun avucundan yediği şekerleri özleyip komşu çiftliğe kaçan başka bir atı, liderin söylediklerini çiftlik sakinlerine iletmekle görevli güvercinleri, lideri korumakla görevli dokuz adet köpeği, ve işi iyice yüzsüzlüğe vurup, yaptığı düzinelerce çocuğuyla çiftliği mülkü gibi kullanan, komşu çiftliklerin sahipleriyle kumar partileri düzenleyen lider domuz Napoleon'un şahsında baskıcı yöneticilerin gerçek yüzlerini okuyucunun zihnine kazıyor. 
 
George Orwell - Hayvan Çiftliği kitabının tanıtımı 
 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-07-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85711061 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net