16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İSTANBUL'DA YAŞAMANIN BEDELİ
İSTANBUL'DA YAŞAMANIN BEDELİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
11-01-2008
 İSTANBUL’DA YAŞAMANIN BEDELİ           
                                            Raci Durcan

    İstanbul’un gittikçe artan problemlerine ‘vize’ konularak çözüm bulma önerisi ilginizi çekti mi bilmiyorum. Öneri; daha önce bu şehirde belediye başkanlığı da yaparak sorunlara vakıf olan  Başbakanımızdan gelince daha da anlam kazanıyor. Kendisinden alışık olmadığımız tarzdaki çözüm önerisini duyduğumda zihnimin karıştığını söylemeliyim. Ülkemizde bir problemle karşılaşan bürokratın, olayın perde arkasını araştırma gereği duymadan halkı suçlamaya yönelmesi, 150 yıldır devam eden yaklaşım tarzıdır. Bunca zamandan sonra ilk defa Başbakan ve ekibini, uygulamalarıyla bu geleneği değiştirmeye yöneldiğini gözlemliyorduk. Daha önce bir kere daha beyan ettiği son çözüm önerisini çizgiden sapma olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyoruz. Çevredeki bürokratların kolaycı yaklaşımları buna neden olmuş olsa gerek.

Başbakanın mükerrer beyanları bu yönde bir çözüme eğilim doğduğunu gösteriyor. Kamuoyunda yeterince tartışılmadan alınacak böyle bir karar İstanbul için geri dönülmez yola sokabilir ülkemizi. Yoksa “uğrunda imparatorluk değen bir şehir”, böyle basit bir kararla mı elimizden kayıverecektir?

    İstanbul’da yaşayan bazılarının bu şehirde yaşamanın bedelini ödemekten kaçınmaları, Başbakan’ın ilgili tezine gerekçe teşkil ediyor. Bahse konu bedel; gecekondu yapmak yerine var olan evlerden birini satın almak oluyor. Kırsaldan gelip kenarda kalmış bir hazine arazisine gecekondu kondurarak barınma sorununu halledenler, şehrin gittikçe artan bakım maliyetlerine katılmamış sayılıyorlar. Gelir kaybeden fakat yatırım yapma zorunluluğu olan belediyeler böylece kan kaybetmiş oluyorlar. Şehre yerleşmenin izne tabii olmaması kırsaldaki nüfusu cesaretlendiriyor ve İstanbul’un nüfusu gittikçe artarak problemler yumağını büyütüyor.

    Hikâye doğru olmakla birlikte insanların kırsalda barınamadıklarından şehirlere göç ettikleri görmezden gelinmektedir. Bu ülkenin insanları hiçbir zaman bulunduğu rahat ortamı terk ederek bilinmez bir maceranın ortasına kendini atacak kadar gözü kara olmamıştır. Bir defa göç; eşit iki seçenekten birini tercih şeklinde cereyan etmez. Kırsal nüfusun bulunduğu ortamdaki yaşam şartlarının kaybolması, şehre göçü bir ölüm kalım meselesi haline getirmektedir. Köyde açlıktan ölmektense şehre gidip kendi geleceğini kurtarmak derdine düşer insan. Sanayi devrimin yol açtığı bu dramın çözümünü, imkânsızlıktan kıvranarak şehrin varoşlarına sığınmış bir köylüden beklemek doğru olmayacaktır. İstanbul’da bir ev satın alabilecek kadar parası olan birinin, bulunduğu yerde bunu elde edebilecek bir işi var demektir. Böyle biri zaten göçü düşünmez. İstanbul’a göçenler aç kalmamak için her işi yapmaya razı olanlardır genellikle. Bu kesim barınmak için bir servet değerinde parayı ödeyemez. Kiralar çok yüksek olduğundan bir maceranın kollarına atılmak için yeterince gerekçe sahibi olmuştur. Uygun bir yer bularak gecekondu yapar. Sokakta yaşayamayacağı için yapmak zorundadır bunu. Üstelik bu macera hiç de kalemle yazıldığı kadar kolay değildir. Hazine arazisi dediğimiz; devletin dediğimiz o toprakların bir sahibi vardır. Her ne kadar devlet yıllardır boş bırakmış olsa da. Sadece diğer arazilerden biraz daha ucuzdurlar. Tapusuz ve belediye hizmetleri eksikliğindendir bu ucuzluk. Arkasından devletin ilgili birimleriyle yıllar sürecek bir mücadele başlayacaktır. Çaresiz kalmayan hiç kimse böyle bir maceraya atılmaya cesaretli olmaz. Bu konu başlı başına incelenmesi gereken bir dramdır.

   Kırsal nüfusun şehirlere akması geçtiğimiz yüzyılda gerçekleşen sanayi devriminin insanlığa armağanı(!)dır. Benim babam henüz 16 yaşlarındayken köyünden zorla alınarak madenci yapılmıştır. Yerin yüzlerce metre altında ciğerlerini kömür tozuyla doldurarak çalıştı yıllarca. Çünkü kömür, o günün şartlarının vazgeçilmez bir enerji kaynağıydı. Ülke için hayati önem taşıyordu. Fransızlardan devralınan ocakların işletmesinde çalışacak yerli kol gücü gerekliydi. Yeterince makine yoktu. Bu arada kırsalda bıraktığı eşi ve çocuklarından ayrı, işçilerin üst üste istif edildiği barakalarda yaşadı. İzin zamanlarında evine dönmesi gerektiğinde, tren seferlerinin düzenli olmaması nedeniyle 30 km.lik yolu yürüyerek gidip geldiğini anlatırdı. Müstakil lojmanlara sahip olabilenler, belirli süreler çalışarak uzmanlaşmış madencilerdi. Bu lojmanlardan biri kendisine tahsis edildikten sonra ailesini yeniden bir araya getirebildi. Bu lojman da hazine arazisine ve işletme tarafından yapılmıştı. Yani gecekondu hükmünde sayılırdı. Devlet bu durumu şimdikinin tersine hiçbir zaman sorun etmedi. Çünkü şehirlerdeki fabrikaların işgücüne ihtiyacı vardı ve onları kırsaldan şehre çekmek gerekiyordu. Gecekondu denilen binalara uzun yıllardır göz yumulmasının ardında bu gerçek yatmaktadır. İlk nesil şehirliler böyle koparılarak getirildiler kırsaldan. Her giden bir şey kopardı toprağından, yaşadığı yerden. Her gidenin ardından daha da zayıfladı hayat oralarda. Çünkü bir yeri yaşanılabilir kılan, değerli kılan insandır, başka bir şey değil. Newyork, içinde yaşayan insanların çokluğundan dolayı güçlü bir ticaret şehridir. Sanayileşme politikaları, binlerce yıldır oluşmuş nüfus birikimlerinin dengesini bozmuş, kırsalda yaşamayı imkânsızlaştırmıştır. Bunda devletlerin izlemiş olduğu politikaların etkisi büyüktür. Şimdi bunlar hiç olmamış gibi davranıp, köylerini terk etmek zorunda kalanları suçlarsak haksızlık etmiş oluruz. Afrika nüfusunu köleleştirerek nüfus dengesini bozan Amerikan kapitalizminin benzeri etkisini, devletlerin sanayileşme politikaları yapmışlardır. Bunları suçlama amacıyla değil, durum tespiti açısından söylüyorum.

   Hızlı nüfus artışları şehirleri şehir olmaktan çıkarmıştır. Dünyanın neresine giderseniz gidin, büyük şehirler şehir değildir. Metropol adlandırması isabetlidir. Şehir medeniyettir. İnsanın yaşam bulduğu, kendini değerli hissettiği yerdir. Geçmiş medeniyetler, incelmiş zevklere sahip şehirli kültürünü ve onların yaşadıkları şehirleri inşa ettiler. Batı kapitalizminin şehir hayatı hiç olmadı. O her insana tüketici muamelesi yapmayı uygun buldu. Metropolleri dolduranların burada kazandıklarını geri almayı ilke edindi. Tüketicilerin tüketme eğiliminden biran vazgeçerek tasarrufa niyetlenmeleri bu sistemin çöküşü için yeterli bir gerekçedir. Bu arada para eden her şey paraya dönüştürüldü, kıymet biçildi. Şehrin arazilerini unutulamazdı tabiî ki. Dünyada en bol bulunan ve aslında pek değeri olamayan şeylerden biri olan toprak; metropollerde büyük karların aracı haline getirildi. Büyük şehirlerin etrafında onca geniş, ulaşılabilir ve ev yapmaya uygun araziler varken konut fiyatlarının bu kadar yüksek olması rasgele oluşmuş değildir. Aksine bilinçli bir politikayla araziler büyük karlar için değerli hale getirilmektedir. Ve bu değerler hayata tutunmak için şehre göçmekten başka çaresi kalmayan insanlardan; işçilerden memurlardan talep edilmektedir.

    Fatih’in topları kaleler içine sıkışmış bir hayatın önündeki surları yıkarak özgür bir çağı armağan etti insanlığa. Fetih yıldönümlerinde, aziz hatırası önünde saygıyla eğilmeyi bilenler, İstanbul’u sevgiyle bağrına basmış bu milletten onu koparmayı düşünemezler. Bu; hem milletimize hem de İstanbul’a kötülük olacaktır. Bugün tek başına ülkenin geri kalan kısmı kadar değer üreten İstanbul, halkından kopartıldığında belki trafik rahatlayacaktır ancak ticaret gün geçtikçe zayıflayacak, zenginliğinden eser kalmayacaktır.

   Fatih ve Fatih’ten sonraki İstanbul geleneği insanların önüne sur dikmek değil, bilakis onları yıkmaktır. Nitekim Bizans’ı elindeki İstanbul’a sadece elit bir kesim girebiliyordu. Müstahkem kale kapılarını kapatarak dünyadan kendilerini tecrit ediyorlardı. İstanbul Bizans elinde böyle çürüdü. Fetihten sonra surlar tahkim edilmemiş, şehir surların dışına taşarak alabildiğine genişlemiştir. Başbakanımız İstanbul’u yeniden surlarla çevirerek, O’nu ve milletini çürümeye mahkûm etmemelidir. Bilakis geleneğini sürdürerek herkesin yakınına getirmelidir İstanbul’u. Ki bin yıldır güneşin doğduğu yerden battığı yere doğru süren yolcuğumuz kaldığı yerden devam edebilsin.

Yorum
Çok Haklısınız ama!
Yazar kubha açık 2008-01-12 00:23:04
İsrail oğullarına sarımsak ve bıldırcın eti ihsan edilmişti. Yetinmeyi bilmediler. Göç ettiler. 
 
Acaba Anadolu'dan İstanbul'a geçmişte göç edenlerin bir kısmı da İsrailoğullarının hatasının benzerini yapmış olamaz mı? 
 
Maalesef bu konuda toplumumuza olan güvenim pek güçlü değil...
Haklısınız
Yazar girisim açık 2008-01-14 10:08:20
Evet öyle bir kesim de var. Uyarınızdan sonra hafızamı yokladım, bazı isimler aklıma gelmedi değil. Fakat Başbakan'ın eleştirisi onlara yönelik değil. Başbakanımız bıldırcın ve sarımsağı bulanları değil; gecekondu yapanları eleştiriyor. 
Raci D.
suya yazı yazmak
Yazar Fahri açık 2008-01-18 01:33:43
Büyük deprem de bekleyen İstanbul’un, ekonomik önemini artırmak bir yana, bilakis süratle azaltılmalıdır. İstanbul ve çevresindeki sanayi tesisleri, ülkemizin değişik bölgelerine ivedilikle taşınmalıdır. Bu işin maliyeti, savaş olasılığını gözardı etsek bile, olası depremin yol açacağı ve havaya uçacak maliyete sayılmalıdır.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 18-01-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85775613 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net