27-02-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow "HUKUK ANARŞİSİ ENGELLENMELİ"... "
"HUKUK ANARŞİSİ ENGELLENMELİ"... " PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 22
KötüÇok iyi 
Yazar İrfan Kılıç, Zaman  Ankara   
11-01-2008
(94'lerden SelamiÇekmegil'le...)

"HUKUK ANARŞİSİ ENGELLENMELİ... "

                                                         İrfan Kılıç,  Zaman – Ankara
      (Yayınlandığı zaman) Tilki Tuzağı isimli kitabı ile hukuk ve bürokrasi çevrelerinde tartışmalara sebep olan hukukçu yazar Selami Çekmegil’e göre sistem iflas etmiş durumda. Sistemin bu genel durumu hukuk sistemini de etkiliyor. Çekmegil konuyla ilgili sorularımızı şöyle cevaplandırdı: 

            -Sizce Adalet adil bir şekilde çalışıyor mu?
            - Cevabımı genel tahliller halinde vereceğim. Adaletten beklenen normal olarak adil bir şekilde çalışmasıdır. Ama ilmi temelden yoksun ve cihanşümul (evrensel) mantığa hitap etmeyen yasal çerçevede çalışan yargı -her yerde- adil bir biçimde hak tevzi etme (dağıtma) imkanından yoksundur.

          Dosyalara boğulmuş halde sun’i ve güncel siyasi mülahazalarla çıkarılan kanunları tabii ve içtimai olaylara uygulama mecburiyetinde olan bir mekanizmanın ideal adalet hedefine varması her yerde zordur, imkansızdır. Açlıktan bitap düşmüş bir insanın ekmek çalmasına, kanunun hırsızlığa ilişkin kaidesini uygulamak zorunluluğu duyan bir hakimin hükmüne muhalefet edecek başka bir hukukçuya her zaman rastlanılacaktır. Ya da toplumun maruz bulunduğu yüksek enflasyonist ortamda iş yapmak için yüksek faizle borç alabilen bir yatırımcının bütün gayretine rağmen borcunu ya da vergisini ödeyemez duruma düşmesi halinde yargı mekanizmasının, çoluk çocuğunu soğuk kış aylarında beton üzerinde gezmeye mahkum ederek evinde halısı üzerine haciz koymasını ahlak ve vicdan nokta-i nazarından adil tanımlamak herhalde mümkün olmasa gerek.
            … Hakimde bulunması zaruri, fazilet duygularının kararlara yansıtmasına kanuni imkan tanımayan sistemlerde veya afaki gerekçelerle karar yazma alışkanlığı kazanmış uygulamaların geçerli olduğu ülkelerde, mahkeme kararlarına, kurullar halinde çalışan üst derecede yargı organlarında, çokça eleştirili ve her yönden bozma kararları verilmesi  tabii bir eğilim olacak ve böylesi kararlar toplumda tatmin uyandırmayacaktır.
            Mesela, 15 kişilik bir Anayasa Mahkemesi’nin (Yüce Divan) kararında verilmiş, suçun her fert için hangi eylemle teşekkül ettiği gerekçede hukuk mantığı ile gösterilmeyen bir ceza hükmüne, yedi vicdanlı hakimin muhalefet şerhi yazması, o yedi vicdanlı hakimin sekiz oyluk kararı adil bulmadıklarının ifadesi değil midir?
            Ceza yargılamasına ön intiba ile başlayan yargıcın yürüttüğü usul muamelelerinde tarafların (savcı – müşteki – avukat – sanık) direktiflere uyma alışkanlığı içinde davayı sürdürdüğü yargılama usullerinin karar yetkisini de sırf o yargıca bırakmasının adalete yatkın bir ceza muhakeme usulü olacağı kanaatinde değilim. Çapraz sorgulama imkanı tanıyan “Anglo- Sakson” ceza yargılama tarzının bu yönteme nazaran adalete daha müsait olduğunu düşünüyorum.
            Bir kararında, suç mahkeme kararıyla sabit olmadan herhangi bir KİT yönetim kurulu üyesinin, kanun ile belirli bir süre dolmadan görevinden alınamayacağını belirten Yüksek İdare Mahkemesi (Danıştay), bir başka kararında tertipli bir müfettiş raporuna istinaden mahkemeye sevkedilen başka bir KİT yönetim kurulu üyesinin görevinden alınmasını onaylıyorsa, kararlarından birini  kendisinin de adaletsiz saydığı apaçık hale gelir.
            Kanuna göre, memur davalarını görmekle görevli Danıştay Dava Daireleri Kurulu varken, memur davasına ait bir istemi  “Vergi Dava Daireleri Kurulu’nda” çözümleyen karara muhalefet şerhi yazan beş onurlu Danıştay üyesi -asil bir şekilde- çözümün haklı (adil) olmadığını açıkça belirtiyor demektir.
            Yine mesela bir ithal eşyasına yüzde 1 gümrük vergisi nispeti uygulaması gerektiğini belirleyen bir yargı organı, bu eşya için yapılan ek tahakkukta yüzde 14 fazla nispet uygulamasını şu veya bu sebepten bozmuyorsa bu, o yargı organının kendi kararlarında bile tam adaletli bir sonuca varmasının zorluğunu pek güzel sergiler.
            Yukarıda saydığım bütün bu örnek ve kararlar vatandaş ve avukat olarak bizzat şahit olduğum, tarih ve sayılarıyla örnekleri uhdemdeki yargı kararlarıdır.”Tilki Tuzağı” adlı son kitabımda bazıları görülebilir de..
            Tabii bu izahlarım sadece yargıyı eleştirmek için değildir. Ne var ki, soyut olarak  masa başında, salt, günübirlik siyasi ve ideolojik sebeplere dayalı olarak hazırlanmış ilmi temelden yoksun, hak mefhumuna önem verdiği anlaşılmayan ve cihanşümul (evrensel) mantığa hitap etmeyen yasalarla kuşatılmış yargının, adil kararlar üretmesindeki imkansızlığa işaret etmek istiyorum. Bu kabil kanunların çok sık tadillerle ‘hukuk anarşisine’ yol açma konumunda olduğunu unutmamak gerekir. Kanunlar çıkarılırken insan tabiatı, içtimai gerçekler, ilmi, sosyal araştırmalar, rehberlik etmelidir. (Eski bir politikacı, hukukçu  Talat Asal’ın deyimiyle Bizde mülga kanunlar bir kütüphane dolduracak çokluktadır.) 

            -Davalar neden gecikiyor?
            -Davaların gecikmesinin ilk sebebi kanaatimce mahkemelerinin yükünün aşırı derecede fazla olmasıdır. Bir diğer sebebi de mesleki yönden yetişmiş, hukuk fakültelerinde hukuk nosyonu kazandırılmadığından göreve zayıf başlayan savcı, avukat ve hakimlerin,  tadil (değiştirme), ilga (yürürlükten kaldırma) ve istisna (ayrıcalık) hükümleriyle muğlak hale gelmiş kanunlar zemininde süratli yol almalarının zorlaşmış olmasıdır.
            Genel tahliller halinde meseleyi irdelersek, Cihanşümul kabullere dayalı adalet ilkelerine göre değil de, siyasi ve ideolojik tercihlere göre yasa üreten ülkelerde davaların sayısının artması tabiidir. Cihanşümul mantığa , insan aklına ve içtimai gerçeklere zıt siyasi tercihlerin ürünü olan hukuk sistemlerinde, toplumun gerek otoriteye karşı, gerekse kendi gibi fertlere karşı kanuna aykırı eylem ve işlemleri tabii olarak çoğalacağı gibi otoritenin de yurttaşların hukukunu kanuni gözüken yetkileriyle ihlal etmesi normal ve çok sayıda olacaktır.
            Bu ihlallerin davaya dönüşmesini önlemek ancak … dava açmayı ekonomik yönden fevkalade güçleştiren haksız önlemlerle olur. Böylesi ideolojik devletlerde her güçsüz hukuk sujesi sonunda hüsrana uğrayacağını büyük bir ihtimalle göze alarak zayıf veya kuvvetli bir ümit içinde yargıya başvurur. Bu durumda yükün ağırlığı, kanuni çerçevenin muğlaklığı altında ezilen yargının tek çıkış yolu davaları uzatmak veya hatalı kararlarla savuşturmak olur.
            Böylesi ülkelerde bir de yargı kararlarından sorumlu tutulmayan, materyalist veya şartlanmış zihniyetli kişilere tevdi edilmişse  vay geldi o toplumun başına.
            Kararların gecikmesinin diğer sebepleri  talidir. Üzerinde çok önemle durmak aldatıcı olur. Böylesi yapılarda, kararları hızlandıracağım demek çok kere haksızlığa hukuk giysisi giydirmek, sonucuna razı olacağım demek olur.
            Bizde, mevcut kanunlardaki bazı tedbirleri uygulamaya geçirmek, örneğin delillerin dava ile birlikte mahkemeye sunulmasını ve delil toplama işlemlerinin, dava dilekçesini ve delilleri başlangıçta inceleyerek mahkemece tarafların ayrıca başvurusunu beklemeden, yapılmasını sağlamak; ceza yargılamasında da kanunda gösterilen tevkif sebeplerini titizlikle gözeterek zaruri olmayan tevkiflerden kaçınmak, resmi mercilerden kayıt ve belge istemek, işlemlerde çabukluğu müeyyide bağlayarak, fax v.s.gibi modern haberleşme teknolojilerinden yararlanmak. Davalarda usul ekonomisi sağlayabilir.
            Elimde gümrük vergisi ihtilafına ilişkin bir dava 12 yılı aşkın sürmüştü. Kısımları ve esasları daha önce sonuçlanmışsa da bütünü ve uzantıları hala sonuçlanmamıştır. İhtilaf 1980-1981‘de başladı. Dava 1982’de açıldı. 1983’te reddedildi. 1984‘te Danıştay hatalı kararı bozdu. 1985’te yenilendi. 1987 başında sonuçlandı. İdarece temyiz edildi. 1989’da tashihi karardan da geçerek 1990’da onandı. İdare Mahkeme kararını uygulamadı. 1991’de bu sebeple açılan dava kısmi kabulle sonuçlandı, temyiz edildi ve 1993‘te hala devam ediyor (1994 sonlarına doğru bitti). Görüleceği üzere burada davanın uzaması yargı merciinin işlevsel kusurundan çok sistemden kaynaklanmaktadır.
            Bunun gibi 1981’de açılan ve hukuk kısmını 1985’ten beri avukat sıfatıyla takip ettiğim , SSK ilaç fabrikası davası da hala sürmektedir. Davalılardan benim müvekkilim hakkında sonuçlanan dava, diğer bir davalı için sürerken, bu davalı sonucu görmeden geçenlerde öldü. Davanın bu derece uzun sürmesinde: ceza davasında, Yargıtay’ın ceza mahkemesine yaptırılan bilirkişi incelemesini dikkate almaksızın idari müfettiş raporunu esas alarak bozma kararı vermiş olmasının önemli bir rolü olmuş olabilir.           

            -Hakim ve mahkeme sayısı yeterli mi?
            -Yukarıda yaptığım izahlar ışığında değerlendirme yaparsak mevcut sistemi işletmek için bugünkü hakim ve mahkeme sayısının yetersiz olduğu kanaatine varıyoruz. Günde 40-50 dosyaya kadar bakmak zorunda kalan hakim sayısıyla ülkenin adalet işinin sağlıklı yürüyebileceğine inanmıyorum.
            Ama bu hakim ve mahkeme adedi, kurulabilecek mantıklı, suçu ve hukuka aykırı eylemleri istisnai düzeyde,  gerçek suçlar ve haksızlıklar düzeyinde tutabilecek, kanunları ilmi ve içtimai gereklere dayalı olarak çıkarılan bir hukuk düzeninin gerektirdiği hakim ve mahkeme sayısından da çok fazla sayıdadır.
            Bu hakim ve mahkeme sayısını artıracağım demek toplumun namuslu kesiminin zaten kaldıramadığı kamuya ait mali yükünü artıracağım demektir. Bu millet daha ne kadar yüksek giderli bürokrat ve kamu görevlisi besleyebilir? Bence sistem düzeltilmeli...

            -Dosyaların yığılması nasıl önlenebilir, yargıyı hızlandırmak için neler yapılabilir?
            -Bu sorunun cevabını esas olarak yukarıda vermiş olduğumu zannediyorum.

            -İhtiyari tahkim yaygınlaştırılmalı mı?
           - Ben ideolojik saplantılardan kurtularak, pratik mülahazalarla hukukun güncelleşmesi ve ilmileşmesi ile ülkenin adalet çarkının da normal rayına oturabileceği kanaatindeyim. Devletin hukuka uymakta zorluk çektiği bir ülkede vatandaşın kanunu ihlal etmekten kaçınarak davalara yol açmamasını muhal (imkansız)  görüyorum. Bu sebeple yukarıda anlattığımın dışındaki palyatif (geçici) tedbirler her dönemde gündemden düşmeyen ve bu zihniyetle sonuç vermediği de açıklık kazanmış olan sadece işbaşındaki politikacının kendini ve halkı yanıltmasına  yarar görüşündeyim. Tabiata ve topluma aykırı ve masa başı, doktriner kanunlar  halkın tabii ahlakını da tedricen bozucu niteliktedir.
            Bu nokta teşhis edilmeden dosyaların mahkemelerde yığılması önlenemez. Dava
sayısının nisbi çokluğu biraz da yasaların suniliklerinin ve  hukuka aykırılığının açık işaretidir.

            Ancak ihtiyari tahkim müessesini yaygınlaştırmak, tarafların hakime gitmelerini kolaylaştıracak ve ihtilafların tarafların hakemi yoluyla çözülmesini prensip kabul edecek hukuki düzenlemelerin de bu konuda faydalı sonuçlar hasıl edeceğine kuvvetle inanıyorum.

            -Türkiye’de yargı sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
            -Ben ülkedeki yargı sistemini ilme, çağa ve her şeyden önce adalet ilkelerine uygun bulmuyorum. Adalet bölünme kabul etmez bir kavramdır. Buna göre adaleti adli yargı, idari yargı, hesabi yargı, askeri yargılar arasında bölen farklı tanımlara ulaşırsanız ve farklı usullere devrederseniz onu, parçalamış tanımsız hale sokmuş olursunuz.

            Bu konu, yönetenlerin, menfaat gruplarının farklı farklı tercihlerinin etkisinden
sıyrılarak asıl adaleti hedef edinecek bir siyasi tercihle çözümlenebilecek bir keyfiyettir. Hukuk devrimi yapanlar adaleti değil de başka bir hedefi ele geçirmeyi, örneğin çağdaşlaşmayı hedef alıyorsa, “Anglo- Sakson” sistemini mi, kıta Avrupası sistemini mi  esas alalım diye müzakere ederken, doğru olanı değil de başka bir siyasi ulaşım noktasını Avrupalılaşmayı … hedef alarak tercih yapmışsa bu tercihle elde edilecek sonuç elbette ki adaletten çok Avrupalılaşmak olacaktır. Bu bir tercih meselesidir ve tercih edenlerin gücüne göre şekillenir. Güçlüler başka hedeflere yönelince güçsüzlerin adalet özlemi adeta sonuçsuz bir yakınmaya dönüşür.
            Devletin eyleminde adaletin ölçüsü başka, ferdin eyleminde başka olduğu sürece,adaleti şüphesiz kabul etmek olanaksız olur. Padişahın, devlet yetkisi kullananların cinayeti ile, kapıcının cinayeti niye ayrı kefeye konacakmış ki? Bu tip düzenlemeler toplumu bozan emrivakilerdir. Grup-sınıf çıkarlarının gerekleridir. Yargıdan hoşnutsuzluğun temelinde bence biraz da bu vardır.
            Devlet borcunu ödemediği zaman yüzde 30 faizi bile ancak mahkeme zoruyla öderken alacağını vatandaşından mahkemeye bile gitmeden yüzde 144 faizle alabiliyorsa, devlet faiz borcunu ödemezken, fertten her yıl katlayarak faize faiz tahsil ediyorsa bunu uygulamak için parçalara bölünen yargı sistemi ile adalete varmak, bana zor gözüküyor. Bence bu sistem  adalet nokta-i nazarından “Anglo-sakson” sisteminin çok, hem de çok gerilerindedir.
            Bence tek yargı sistemine gidilmeli, devlet için farklı, bürokratlar için farklı, vatandaş için farklı adalet tanımlamasından öncelikle vazgeçilmelidir.

Yorum
Yazar fahri açık 2008-01-14 14:29:44
hukuktan anlamam ama hak-adalet-ahlak-maneviyatın bozulduğu, paranın-tüketimin-gösterişin kutsallaştırdığı bir ortamda hiç bir kukukun, yargısal düzenlemenin faydalı olmayacağını, adaletin tecelli edemeyeceğini söylemek için alim olmaya gerek yok sanırım. 
 
bütçedeki payı binde 4 lere kadar düşürülen yargıya, önem verilmediği de apaçıktır. yönetenler, kendilerine dokunacak yargı istemezler. haliyle bunlarda istemez. 
 
Anlamadığınız buysa?..
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-01-16 00:24:53
anlamıyorum demişiniz ama koca roportajı ilk paragrafınızda tek cümleyle özetlemiş ve işin özünü sergilemişiniz Fahri bey. Katkınıza yürekten teşekkürler...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-08-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
64865308 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net