09-12-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow AB SÜRECİNDE TARIM ve KIRSAL NÜFUS :
AB SÜRECİNDE TARIM ve KIRSAL NÜFUS : PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 
Yazar Fahri Yurtsever   
04-01-2008
AB SÜRECİNDE TARIM ve KIRSAL NÜFUS :             
                                                            
 Fahri Yurtsever

AB sürecinde kırsal nüfusumuzu % 7 lere indirmemiz gerekiyormuş… 
    En sıkıntılı konu tarım olacakmış…
    Kırsal nüfusumuz % 35 e düşmüş, sevindirici imiş! Batı ülkelerinde oran % 5 miş. Bizde rakama yaklaşıyormuşuz. Zaten AB de öyle olmasını istiyormuş.!  
    Söz konusu edilen, kırsal kesimde yaşayan ortalama 25 milyon insanın, kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, köylü-kasabalısı 20 milyonu. 20 milyon insanın yer değiştirmesinden, topraklarını terk etmesinden bahsediyorlar.
    Aynı zamanda koca bir memleketin doyurulması meselesi. Yakın ya da uzak gelecekte, tarım ürünleri ithal edemez duruma düşersek veya dünyada bir buhran çıkarsa açlık tehdidiyle yüz yüze kalır mıyız meselesi.
    Esasen en stratejik mesele. En önemli sektör.
    AB sürecinde kırsal nüfusumuzu % 7 lere indirmemiz gerekiyormuş… En sıkıntılı konu tarım olacakmış…Kırsal nüfusumuz % 35 e düşmüş, sevindirici imiş! Batı ülkelerinde oran % 5 miş. Bizde rakama yaklaşıyormuşuz. Zaten AB de öyle olmasını istiyormuş.!   Söz konusu edilen, kırsal kesimde yaşayan ortalama 25 milyon insanın, kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, köylü-kasabalısı 20 milyonu. 20 milyon insanın yer değiştirmesinden, topraklarını terk etmesinden bahsediyorlar. Aynı zamanda koca bir memleketin doyurulması meselesi. Yakın ya da uzak gelecekte, tarım ürünleri ithal edemez duruma düşersek veya dünyada bir buhran çıkarsa açlık tehdidiyle yüz yüze kalır mıyız meselesi. Esasen en stratejik mesele. En önemli sektör.

    Bu beyler bunu unutuyorlar, unutmuş gibi yapıyorlar.
    Beyefendiler, bu meseleyi istatistiki-rakamsal bir olay gibi görüyor, anlatıyorlar. Sürelim kentlere olsun bitsin, diyecekler neredeyse!
    Yıllarca, kalkınmak için sanayi ülkesi olmamız gerektiğini tartıştık. Hatta çoğu hocalarımız-politikacılarımız, şöyle bir ikilem öne sürdüler: Karar verelim, sanayi toplumumu olacağız, tarım toplumu mu?
    En gelişmiş sanayi ülkelerinin, aynı zamanda en büyük tarım ürünleri üreticisi, tarımsal ürünler ihracatçısı ülkeler olduğunu göz ardı ederek veya saklayarak, elbette sanayi toplumu, şeklinde cevapladılar kendi sordukları soruyu.
 
    Onca yıllar geçti, doğru düzgün ne sanayi, ne tarım toplumu olamadık. Sanayide epey ilerlemeler kaydettik, tarımda en azından kendi kendine yeten yedi ülkeden biri idik. Ama özellikle 1990 dan sonra tarımı da, sanayiyi de tümüyle ihmal ettik, başıboş bıraktık. Sonuçta, sanayi ürünleri yanında, tarım ürünleri de ithal eder hale geldik.
    Benzer bir tartışma yine açılıyor. Sanki artık tarım önemseniyormuş gibi. Sanki tarımla sanayi birbirine zıtmış gibi. Sanki tarımı-köylüyü tümden yok sayarsak, sanayi-teknoloji kendiliğinden gelişecekmiş, çağ atlayacakmışız gibi.! İthal olduğuna bakılmaksızın, son model teknolojik aletler-cihazlar kullanıyor olmamız, kalkınmanın göstergesi imiş gibi.
Kırsal nüfus niçin azalır? Batıda süreç nasıl gelişmiştir, bizde nasıl gelişiyor?
    Batıda sanayileşme, toprağın ve tarım ürünlerinin işlenmesinin tarihsel bir aşamasında doğar, gelişir. Sanayileşme ile şehirler kurulur, büyür. Buralarda işgücüne ve işgücü fazlasına ihtiyaç oluşur. Buna mukabil, tarımda makineleşmenin getirdiği verimlilik artışı ve toprağın belli ellerde toplanmasında ivme görülür. İnsanın yerini makineler almaya başlar, bu verimlilik artışıyla rekabet edemeyen bağımsız köylüler topraklarını kaybederken, bir kısım köylü tarım işçisine dönüşür, pek çok köylü, serf açığa çıkar, ticari-sinai liman şehirlerine yol alır. Kırsal nüfus azalır. Şehirlere akın eden bu köylüler, işgüçlerini sanayinin hizmetine sunarak, işçiye dönüşürler. Yani artık şehirli-ücretli ve kapitalist ekonominin tüketicileri olmuşlardır. Makine sanayi ile beraber, tarım gelişmiş, tarımsal ürün üretiminde ve tarıma dayalı sanayilerde çok büyük artışlar yaşanmıştır. Feodal sınırların yerini ulusal sınırların alması pazarı büyütürken, zamanla ulusal sınırlarda aşılmıştır.
    Ancak, bugün gelişmiş dediğimiz ülkelerde, o günlerde zorunlu mesai, günde 16-18 hatta 20 saattir. Kadın ve çocuk emeği sömürüsü vicdanlara sığmaz. "Varoşlarda" işsizlik, açlık, sefalet, hastalıklar, ölümler diz boyudur. İş bulup ücretli çalışanlar bile, yarı açtır. Bugünün Türkiye’sinde, gecekonduların durumu, onların yanında lüks sayılır.
    Şimdi bir düşünelim, bizdeki durum yukarıdakine ne kadar benziyor, benzemesi gerekiyor mu? Sanayileşmek için köylüyü toprağından koparmak, işsizliğe açlığa mahkum etmek gerekir mi? Kırsal nüfusun 60 lardan 35 lere düşmesi iyi bir şey midir? Böyle bir gelişim tarihsel zorunluluk mudur? Yani, tabiatı gereği midir?
   
    1950 lerden sonraki köyden kente göç hareketi nispeten benzer. Özel sektörün önünün açılması, ithalat ve hafif-montaj sanayinin desteklenmesiyle gelişen ticaret hayatı, İstanbul ve İzmir gibi liman şehirlerini çekici kılar. Birkaç büyük şehrin çevresinde yığılmaya izin verilerek, potansiyel işgücü ve işgücü fazlası yaratılır.
    Büyük kamu yatırımlarının bu büyük şehirlerin dışında kurulması, bölgelere dağıtılması olumlu olmakla beraber, bu yatırımlara, tarıma dayalı sanayileri geliştirecek proğramlar eklenmez, var olanları geliştirilip, daha da yaygınlaştırılmaz. Üretici birlikleri ve kooperatifleri kösteklenir.
    İktidarı paylaşan toprak ağaları gibi feodal unsurlar aşılıp, verimliliğe de artıracak toprak ve tarım reformu yapılamaz. Miras yoluyla toprağın parçalanmasının önü alınmaz. Kadastro çalışmaları yılan hikayesine döner. Daha ziyade, üretmek yerine, dışardan hazır almak tercih edilir. Tarım ürünleri de, hammadde olarak ihraç edilir, işlenmiş-mamul madde olarak ithal edilir.
    Köylüyü bilinçlendirecek, Köy Enstitüleri gibi kurumlar tasfiye edilir. Kısaca, büyük ölçekli, modern-makineli tarıma, tarım sanayine geçilemez. Geçilmemesi, tarımın yerinde sayması için her şey yapılır. Elbette bütün bunlarda, ekonominin Marshall Planı kapsamında, Amerikan Yardım Kuruluna teslim edilmesinin çok büyük payı vardır.  
    Hele, son yıllarda uygulanan politikalarla, eken zarar ediyor. Ekene teşvik, sübvansiyon verileceğine, toprağını ekmeyene Dünya Bankası kredilerinden, Doğrudan Gelir Desteği adı altında bir miktar para veriliyor? Kamunun tarımsal ilaç ve gübre fabrikaları, tohum ıslah ve geliştirme istasyonları, hayvancılık ve tavukçuluk geliştirme enstitüleri kapatılıyor.. Çiftçiye örnek gösterecek Devlet Üretme Çiftlikleri satılıyor.. Sulama projeleri durduruluyor. Ziraat ve Veteriner Fakültesi mezunları boş geziyor..
    Hiç olmazsa aç karnını bir nebze doyuran, memlekete yük olmayan köylü ve tarım tümüyle yok ediliyor. Nüfus bundan göç ediyor ve bu göç iki türlü yük, pek çok ilave sorun doğuruyor. Bir taraftan bu insanlara aş-iş-konut bulacaksın, diğer taraftan ithalata para.
İşte benzemeyen ve doğal gelişmeyen budur. 1945 lerden sonra terk edilen, kırda ve kentte üretim-sanayi araçlı bir gelişimin yerini, ithalat ve tüketim ekonomisinin almasıdır.
  
    Bu şartlarda, kırdan kente her göç, işsiz sayının-sorunların daha da artmasından başka bir sonuç getirmeyecektir. Köyden göçenler, geride daha üretken bir yer bırakmıyorlar, boş-çorak toprakları terk ediyorlar. Şehirlere geldiklerinde de, üretime katılamıyorlar yani milli gelire bir katkıları olmuyor.
    Bu durumda yapılacak en iyi şey, hiç olmazsa köylüyü yerinde tutmaktır. Onların yığınlar halinde büyük şehirlere akmasının yaratacağı ekonomik, sosyal, asayiş ve insani sorunların maliyetinden kurtulmaktır.
    Büyük şehirlerde, eğitimli insanların bile yarısı iş beklerken, işgücüne katılma yaşındaki 21 milyon insanın, yarısının kayıt dışı çalıştığını varsaysak bile, 10 milyonu iş beklerken, kırsal nüfusu yerinde tutacak, üretime katacak düzenlemeler tercih edilmelidir. Göç ettirmenin değil, yerinde tutmanın yolu aranmalıdır. Bu yolda yapılacak masrafların, bu 20 milyon köylünün büyük şehirlerin kenarlarına göçü ile oluşacak maliyetten çok daha az olacağını en cahil insan bile hesap edebilir. Diğer yandan, istenirse, hem toprak mülkiyetinde, hem üretimin, depolamanın ve satışın örgütlenmesinde üretici köylü ve tüketici lehine yapılacak düzenlemelerle, planlamalarla artıya geçmek mümkündür.
  
    Sanayide onca gelişmiş batı ülkeleri, tarım sektörlerini % 60 lara varan oranlarda sübvanse ederken, ülkemizin tarımdan tümüyle vazgeçmesi, köylüyü liberal kapitalizme yem etmesi düşünülmemelidir, bile.  
  
    Yapılmak istenen, toprağın az sayıda yerli-yabancı ellerde toplanmasını sağlamaksa veya tarım-gıda ürünlerini tümüyle ithalat yoluyla sağlamaksa veya tarım-gıda üretimini yabancı menşeli-ortaklı şirketlere terk etmekse, gerisi önemli değilse, vahşi bir kar ve menfaat hırsı her şeyin üzerindeyse, köylü toprağından bir şekilde çıkarılmalı, kırsal nüfus azaltılmalıdır. Bunun başka türlü izahı yoktur.  
*
    Tarım politikasında temel soru şudur:
    Tarıma -öncelikle- ülkenin doyurulması gereğiyle mi bakacağız, ticari sektör (emtia+kar) gözüyle mi?
    Devletin en temel ve birinci görevi, başlıca insan hakkı nedir? 
Fahri Yurtsever

Yorum
bu AB'de sıktı ARTIK
Yazar semazen açık 2008-01-05 00:09:40
ey AB! düş artık yakamızdan
Yazar semazen açık 2008-01-05 00:10:18
Yurtseverlik, Yurttaş Severlik te demek
Yazar Melitenli açık 2008-01-16 05:20:51
Tarıma elbette ki ülkenin doyurulması gereğiyle yaklaşacağız. Kanaatimce bu yazı Raci Durcan'ın "İstanbulda yaşamanın Bedeli" başlıklı yazısıyla biri birini tamamlayan bir bütün olarak önemli bir konuyu düşüncemize taşımış bulunuyor. Kriter önemli hususları tartışma gündemimize getiren önemli bir aydınlanma misyonunu üstlenmiş gibi. Semazen gibi söylersek Ey Sömürücü Batı Düş artık yakamızdan yağımızı tüketme ki biz kendi yağımızla kavrulalım!..
Yazar Fahri açık 2008-01-18 01:25:56
Çiftçi Kayıt Sistemi de her yıl yapılan düzenlemeler ile devamlı bir gelişme göstermektedir. Bu gelişme ülkemizi çeşitli sebeplerle ziyaret eden AB ve Dünya Bankası uzmanları tarafından ifade edilmektedir.  
2006-2010 yılları arasında uygulanması planlanan Tarım Stratejisi Belgesi 30 Kasım 2004 tarih ve 2004/92 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile kabul edilmiştir. Söz konusu strateji belgesinin desteklemelerle ilgili olarak dikkate aldığı temel ilkeler;  
a) AB Ortak Tarım ve Balıkçılık Politikalarına uyum sağlanması ve DTÖ'nün Tarım Anlaşması hükümlerine uygun politikalar yürütülmesi.  
b) Piyasa koşullarında tarımsal üretime yönelik olarak piyasa mekanizmalarını bozmayacak destekleme araçlarının kullanılması.” 08 Şubat 2007 http://www.tugem.gov.tr/tugemweb/dgdvecks.html 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 14-01-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
106104035 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net