31-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
'İSLAM ÜMMETİ' DE NE? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 36
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
01-01-2008
            “İSLAM ÜMMETİ” DE NE? 
                                                       M. Selami ÇEKMEGİL
            Yenilerde, değer verdiğim ve gerçekten dostça iltifatlarına da mazhar olduğum bir gençlik dergisi arka kapağında “İslam Ümmeti”nin bayramını kutlayınca akademik doğruluk ve yanılıp yanılmadığımı kontrol açısından bu konuyu öne getirme lüzumunu hissettim.      

              Konuya girmeden önce bir intibaımı öncelikle belirtmek istiyorum: Kur’an‘ın dile getirdiği hayat gerçeklerini,  ne yazık ki, İslam’a gönül verdiğini ve İslam’ı savunduğunu iddia eden, bir kısım  strateji yoksunu yarı aydın, ağzı kalabalık çevreler tahrif ve tahrip etmektedirler çok kez.

             Kur’an’ın ifadelendirdiği sosyolojik kurum ve kavramları ona en aykırı biçimde kullananlar ne yazık ki bu bilim dışı teolog çevreler ve bunların hayat verdiği din dışı felsefi çevrelerdir. Din dışı yönetimi Osmanlı’ya yakıştırmaya yeltenen, katolisizmin zirveye çıkardığı teokratik yönetimi İslam’a yamamaya kalkışan, sanki hatasızlık mümkünmüş gibi dünyaya altın bir medeniyet sunan orta çağdaki bize ait  yönetimleri de -uygulamadaki bazı zaafları sebebiyle- İslam dışı göstermeye özenenler daha çok bunlar arasından çıktığı gibi İslamın öne getirdiği toplumsal kurumlara ilişkin önemli tanım ve kavramlar da bu çevrelerin kalem ve dillerinde hüviyet değiştirmekte, bunların entel özentili çalışmalarıyla bilim dışı ve keyfi anlamlara bürünmektedirler. Hatta bunlar çok kolaycı bir eda ile İslam’ın yıkılışından söz edebilmekte ve bundan da peygamberi yöntemi esas alan camiayı sorumlu tutabilmekte,, kanaatlerinin kanıtı olarak da “sünnet” dışı sapkınlıkların etkisi altındaki cahil şeyh ve taklitçi, tefekkürsüz hoca ve mollaları Sünni gibi gösterme tuhaflığı içinde olmaktan bilim adına mahcubiyet duymaktadırlar.

            Nitekim bunların bir kesiminin Kur’an’ın ifadelendirdiği “millet” kavramını “din”; kavim vakıasını da millet şeklinde tercüme ederek Kur’an meallerinde bile İslami anlamları nasıl ters yüz edip tabii olguları dejenere ettiklerini, hatta Kur’an’da mevcut olmayan “recm”, taşla öldürme cezasını Kur’an’a yamamaya kalkıştıklarını çok daha önceleri yayınladığım üç makalemde incelemiştim.(*)

            Bir millet mensubu olmayı sanki kaçınılması gereken bir hata imiş gibi algılamaya temayül eden ve İslam’ın bu alandaki bilimsel öğretisini doğru algılamayan böylesi yarı aydın çevrelerin içine düştükleri kavram yanlışlıklarından biri de “İslam Ümmeti” gibi uyduruk bir kavramı literatüre ithal etmeleri olmuştur. Bunlar din dışı çevrelerin milletimizi İslam’dan farklı biçimde oluşturma arzuları yolunda uydurdukları böylesi bir kavramı esas alarak, yine dindışı çevrelerin malı haline getirdikleri Kur’ani millet kavramını unutturmak için Batıcı felsefeciler gibi tanımladıkları “milliyetçilik” akımlarını esas alan bir strateji izlemekte ve farkında olmadan onların, ırkçı misyonuna hizmet etmektedirler. Ancak ne var ki bu tutumla Müslüman kitlelerin millet oluşturma imkanlarını yok ederek Müslümanları “İslam ümmeti” gibi, tanımı muğlak bir camiaya indirgeyen dar kapsamlı ve siyasi imajı anlaşılmayan bir “ümmetçilik” cereyanına itmektedirler. Bu yanlıştır.

            Kur’an “İslam Ümmeti” şeklinde bir kavram kullanmamıştır. İlim dilinde ve orijinal islam literatüründe  de böyle bir kavrama pek fazla rastlayacağımızı sanmıyorum. Kur’an, 7. surenin 34.ayetinde “her ümmetin bir eceli olduğundan ve ecelleri gelince onların ne bir an geri kalabileceklerinden, ne de öne geçebileceklerinden” söz ediyor. Oysa ki İslam ezelden ebede akan bir gerçekliktir. Nasıl ecelsiz bir kavramla eceli olan bir varlık tanımlanabilir? Kur’an 10.surenin 47.ayetinde “her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri gelip de bunlar onu yalanlayınca...” diyor. Oysa ki bütün elçiler Kur’an’a göre İslam için gönderilmiştir. Nasıl olur da bütün elçilerin ihyaya memur olarak gönderildikleri din-i İslam tek bir elçinin ümmetine indirgenebilir? Düşününüz ki Kur’an 2.surenin 134.ayetnde “ işte bunlar bir ümmetti, gelip geçtiler, kazandıkları kendilerinindi. Sizin kazandıklarınız sizin olacak...” diye anlatmaktadır.

            Belli ki “İslamÜmmeti” tabiri bu çevrelerde din gayretiyle, bilim dışı kullanılan, Kur’an’a aykırı bir kavram; galat (yanlış) bir kullanımdır. Oysa ki aydınlara duşen “galat-ı meşhur(yaygın yanlış) lugat-ı fasihten(açık ve düzgün) yeğdir” diyerek halkın dedikleri yanlışlara inmek yerine, halkı Kur’an’ın aydınlık kavram ve tanımları ile aşina kılmak ve onları Kur’ani ilkelere yükseltmek olmalıdır. Halkın aydınlanması ne kadar güzelse, aydınların avamileşmesi de o kadar çirkin ve kötü görülmelidir. Ne var ki bizim halkımız, Müslümanlarımız bu konularda da (diğer konularda olduğu gibi bazan)  çok daha doğru bir anlayış içinde ve aydın özentilerine nazaran çok daha Kur’an’a uygun konuşmaktadır. Halkımız fevkalade yüce bir idrak ve   sezgi ile tabii ve sosyolojik yasalara uygun eğilimler içinde milletini, kavmini, dinini ve ümmetini birbirinden tefrik(ayırt) edebilen bir telaffuz ve yaklaşım içindedir. Mesela ona “kimin ümmetisin” diye sorulsa cevabı gayet net ‘Muhammed Ümmeti” olur; yoksa “İslam Ümmeti” değil. Çünkü o ilmihalinden ahirette “Hangi millettensin?” sorusu sorulduktan sonra kendisine “Kimin Ümmetisin?” sorusunun sorulacağını öğrenmiş ve ona göre “ Muhammet Ümmetindenim” deme inceliğini taşıması gerektiğini öğrenmiştir. Nitekim biliyoruz ki:”Ümmet bir peygambere inanan, onun getirdiği, şeriata inanan insanların topunu ifade eder.”(*)

            O halde bizim dinci aydınımız neden Muhammed Ümmetinden olmuyor da kendini İslam Ümmetinden olarak tanımlıyor? Hangi bilimsel eser böyle bir ümmetin sosyolojik tanımını sunuyor? Sunsa dahi Müslüman’ın konumu, lafzını ve manasını Allah’ın kıyamete kadar mahfuz tutacağı Kur’an’a uygun konuşmak değil midir?

            Dikkat edilirse Bakara Suresi’nin 135 nci ayetinde, mü’minlere, “doğru yolda (hanif) olan, şirkten arınmış millete” mensubiyeti emreden Kur’an, Hz.Adem’den Hz.Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin duyurusunu yaptığı dinin adını İslam koyarken literatürümüzde  Hz.İsa’nın ümmetinden, Hz.Musa ‘nın şeriatından sözedilmiş, o şeriatların ve ümmetlerin çapı ve çevresi isimlendirildikleri peygamberler ile sınırlandırılmıştır. Mesela, Kur’an 22.Surenin 67.ayetinde “Her ümmet için biz bir ibadet tarzı belirledik; onlar onu izlerler” derken, 16.surenin 93 ayetinde:” Allah dileseydi, elbette ki sizi bir tek ümmet yapardı..” diye beyan buyuruyor. Şu halde ümmet belli bir peygamberin getirdiği şeriata tabi kimseleri ifade ederken, İslam bunların tümünü kapsayan dinin adı oluyor.Bu tanıma göre “Muhammed Ümmeti” de Hz.İsa gibi Müslümandır ama onun getirdiği şeriatle sorumlu tutulmamışlardır. Doğruya yönelme her devirde insana Müslüman olması için Allah’ın doğuştan yüklediği (fıtri) bir mükellefiyetten, 20.asırda Türkiye’de veya Amerika’da yaşayan bir Müslüman’ın Hz.Musa’nın ve Hz.İsa ‘nın şeriatına tabi bir ümmet olması anlamsızlık ifade edebilecektir. Ya da Hz.İsa’nın ümmetinden bir fert pekala benim milletime mensup bir müslüman olarak doğru yolda bulunmuş olduğu halde, Muhammed ümmetinden bir kişinin Hz.İsa ‘nın ümmeti olması düşünülemez bile.

            O halde niçin teolog yarı aydınlarımız da dindışı felsefecilerin etkileri altında “İslam Ümmeti” diye uyduruk bir kavramla konuşma ihtiyacı hissediyorlar? Henüz kendilerine empoze edilen modası çoktan geçmiş keyfi tanım ve tariflerin aldatıcı etkisinden kurtulamadıklarından; mensup olduklarını bilinçli şekilde anlatamadıkları “millet”in şerefli ülküsünü ihata (anlayış) ve idrak edemediklerinden ve o onuru hak ederek taşıyamadıklarından. Henüz ümmet bilincinden millet şuuruna geçebilecek bir siyasi fikir düzeyine erişemediklerinden...

            Hala kendilerini, hergün dinlerine söven ve şerefli ülkülerini aşağılayan küfürcü hilkat (yaradılış) garibeleriyle (ki, şaşılacak şey) aynı milletten sanarken Muhammed Ali Clay gibi Müslümanlarla ayrı milletten sayıyorlar da ondan...

            Bu dağınıklıktan kurtulmamızın yolu merhum Mehmet Akif Ersoy gibi doğru ve düzgün konuşmamızı da gerektiriyor, sanıyorum.


 (*) Ragıp İsfehani’nin Müfredatı’ndaki tanıma göre bir zamanın, bir mekanın ihtiyari veya ihtiyarsız bir araya getirdiği topluluğa da ümmet denirmiş.

Yorum
millet mi? ümmet mi?
Yazar Fahri açık 2008-01-14 13:57:50
Öncelikle, elinize sağlık demek isterim, kanımca çok önemli konuya ve isabetle girmişsiniz. Ümmet kavramını sorgulayan yazınız, peygamberlerin ümmeti olur, İslam ümmeti olmaz saptamanız, 'din-ler arası diyolog süreci' vb denen 'projelere' aykırı düşmüyor mu? Hz. Muhammedin dininden, İbrahimi dinlere 'terfi' edenlere bir cevap mahiyetinde mi? İslam alemi, İslam ümmeti mi olmuş? Cahillikten mi kaynaklanıyor? 
Siz, millet ve kavim kavramına da vurgu yapıyor ve biz Hz.Muhammed'in ümmetiyiz, Hz.İsa' nın değil diyorsunuz, doğru mu.?  
"Din destek mi, köstek mi" yazınıza ilişkin de birkaç söz etmek istiyorum: 
Dini konularda, ne gerektiği kadar bilgi birikimine nede sonuç fikirlere haizim. 
Ama ulaştığım bir temel var ki, yazınızın içinde alelade bir satır gibi yer alıyor. Yanlış anlamayın lütfen, her bir cümleyi, sözcüğü özenle seçtiğinizin kurduğunuzun farkındayım. Esaslı bir farkı, cesaretle ortaya koymuşsunuz: bilerek inanmak, bilmeden iman etmek.. 
 
"İnsanın doğasını (fıtratını) yansıtması." Ne güzel tarif.! Yani, yaradılışı anlayabilmek, sırrına varabilmek. Peki, nasıl olacak.? Allah'ın hikmeti deyip geçilmemiş, yolu gösterilmiş.. 
Teşekkürler...
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-01-14 23:51:01
Emek mahsulü değerlendirmeniz, zarif iltifatınız, derine nüfuz eden bakış tarzınız için yürekten teşekkürler Fahri bey. ana fikirde iştirakimiz doğruda olduğum konusunda bana bir ışık oldu.  
Saygıyla.. 
Selami Çekmegil

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 13-11-2016 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60541173 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net